İlahi kitapların sonuncusu Kur’ân-ı Kerîm

 

İlâhî kitaplar:

Kur’ân-ı Kerîm’in İndiriliş Süreci

Mekkî ayetlerin özellikleri:

Medeni ayetlerin genel özellikleri:

Kur’ân-ı Kerîm ayetlerinin küçük bölümler halinde inmesi:

Kur’ân-ı Kerîm ayetlerinin iniş sürecinde toplumu eğitmesi:

Kur’ân-ı Kerîm’in İç Düzeni

Kur’ân-ı Kerîm’de neler bulabiliriz

Kur’ân-ı Kerîm, insan-Allah ilişkisi konusunda yol gösterir

Kur’ân-ı Kerîm, insanın insanla ilişkisi konusunda yol gösterir

Kur’ân-ı Kerîm, insanın evrenle ilişkisi konusunda yol gösterir

Kur’ân-ı Kerîm, Allah-evren konusunda yol gösterir

Kur’ân-ı Kerîm’in temel eğitici nitelikleri

Kur’ân-ı Kerîm, iyiye ve güzele yönlendirir

Kur’ân-ı Kerîm, açıklar ve aydınlatır

Kur’ân-ı Kerîm, öğüt verir ve hatırlatır

Kur’ân-ı Kerîm, hayatı anlamlandırmamıza yardım eder.

İlâhî kitaplar:

1- Tevrat: Musa as’a, Yüce Rabb'imiz Tevrat'ı indirmiştir. Musa, İsrailoğullarına gönderilmiş bir Resûl'dür. Musa'dan sonra İsrailoğulları Tevrat'ın aslını koruyamadı. Hakiki Tevrat, zamanımıza gelinceye kadar bazı değişikliğe uğ­ramıştır.

2- Zebur: Davud as’a, Yüce Rabb'imiz Zebur'u indirmiştir. Bu ilâhi Kitâb'ın da aslı bozulmuştur. Şimdiki şekli, ilâhi ve dua ki­tabı durumundadır.

3- İncil: Yüce Rabb'imiz, İsa as.'a İncil'i indirmiştir. Bu ilâhi kitabın da aslı korunamamıştır. Zamanımızda birbirine benzer Matta, Luka, Yuhanna ve Markos isimli dört çeşit İncil mevcuttur.

4- Kuran: Muhammed as'a Yüce Rabb'imiz Kur’ânKerîmi indirdi. Bu ilâhi Kitâb'ın aslı değişme­den zamanımıza kadar gel­miş­tir. Kuran, ilk indirildiği gibi dünyanın her tarafında aynıdır ve aynı özellikleri taşımaktadır.

Kur’ân-ı Kerîm; Allah`ın son resulü Muhammed as.'a indirilen vahiy­leri bir arada toplayan ki­tabın ismidir. Kuran’a bu ismi Yüce Rabb'imiz kendisi ver­miştir.[1] Kuranın; Kitâb, Furkân, Hakk, Kelâm, Nûr, Beşîr, Zikr, Hablullâh, Beyân... gibi isimleri de vardır. Yüce Allah tarafından in­dirilen en son ilâhi Kitâb'dır.

• Muhammed... Allah`ın Resul`ü ve nebilerin de sonuncusudur...[2]

Kuran, in­sanlar arasında meydana gelecek ihti­lafları çözmekte[3] ve kendisinden önceki kitaplardaki inanç tah­ribatlarını düzeltmektedir.[4] Kur’ân-ı Kerîm’le gön­derilen bü­tün hükümler, emirler, yasaklar... her zaman ve her yerde ge­çerlidir.

Muhammed as. diğer Resul ve Nebi'ler gibi;  sınırlı bir zamanda, belli bir top­luma veya böl­geye gönderilmemiştir. Kıyamete kadar ge­le­cek bütün insanlığa gönderilmiştir. Artık ondan sonra peygamber gelmeyecektir.

Kur’ân-ı Kerîm’in İndiriliş Süreci

Kur’ân-ı Kerîm; M. 610 tarihinden itibaren Allah`ın son resulü Muhammed as.'a indirilmeye başladı ve vefatı olan 632 yı­lına kadar devam etti. Bu duruma göre, Kur’ân-ı Kerîm’in indiriliş (nüzul) süresi; 13 yıl Mekke'de, 10 yıl da Medine'de olmak üzere yaklaşık 23 yıldır.

Kur’ân-ı Kerîm, birdenbire tümüyle inmedi. Azar azar, ihti­yaç duyuldukça indirildi. Bir ayet, birkaç ayet bazen de müstakil küçük sureler olarak inmiştir. Kur’ân-ı Kerîm ayetlerinin iniş seyrini bilirsek, Allah`ın dini konusunda nelerin öncelikli veya daha önemli olduğunu iyi anlarız.

Kur’ân-ı Kerîm ayetlerinin iniş seyrini birkaç yönden inceleyeceğiz:

1.    Kur’ân-ı Kerîm ayetlerinin Mekkî ve Medenî olması.

2.    Kur’ân-ı Kerîm ayetlerinin küçük bölümler halinde inmesi.

3.    Kur’ân-ı Kerîm ayetlerinin iniş sürecinde toplumu eğitmesi.

 

 

1- Kur’ân-ı Kerîm ayetlerinin Mekkî ve Medenî olması yönü:

Allah`ın resulü Muhammed as.'ın risaletinin Mekke döneminde inen ayetlere Mekkî, Medine döneminde inen ayetlere de Medenî ismi verilmektedir.

Mekkî ayetlerin özel­likleri:

a.    Allah`ın birliği, gücü, kuvveti, kudreti, ilmi, gazabı... aza­meti, hâkimiyeti, kahrı, mer­hameti...  ko­nularını dile getirir. Özellikle "Tevhit İnancı" konusu yani; yüce Allah`ın birliği, ilahlık ve rablik sıfatının sadece O'na mahsus olduğu vurgulanmaktadır. İlahî dinlerin temelini tevhit inancı oluşturmaktadır.

b.    Adem as. ve şeytân arasında meydana gelen olaylardan bah­seder. Ademoğullarının Allah`ın yoluna uymalarını ister. Şeytân'ın adımlarına uyulduğu takdirde Allah`tan uzaklaşılacağı vurgulanır.

c.    İslâm bütün insanlara gönderilmiştir. Allah`ın gönderdiği bu ha­yat sisteminden bütün insanlığın fay­dalanması istenmektedir. Onun için Kur’ân-ı Kerîm’de bir­çok ayet "Ey insanlar!.." veya “Ey Ademoğulları!..” diye başlar.

d.    Misal olarak veya ibret olsun diye, geçmiş milletlerden bah­se­der. Onların mutlulu­ğunu haber verir. Yerine göre; geçmiş toplum­ların aksak, sapık, yanlış yönlerini belirtir. Gönderilen Resul ve Nebi'lere yan çizdiklerinden dolayı başlarına gelen musibetler üzerinde durur.

e.    Küfrün kötülüğü, inkârın anlamsızlığını açıklar. Saldırgan inkârcıların özelliklerini be­lirtir. Bunların yalancı, kalitesiz, taşkın, ar­sız... olduklarını ifade eder.

f.      Kıyametin dehşetini, âhiretteki sorgulanmanın çok çetin olduğunu haber verir.

g.    Nerede ve ne zaman olursa olsun, insanların hayatla­rının bir imtihan oldu­ğunu bildirir. Kazananların Cennet'e, kaybeden­lerin de Cehennem'e gideceği vurgulanır. Cennet nimetlerinin güzel­liği, Cehennem ateşinin dehşeti çokça hatırlatılır.

h.    İnanç sınırları belirlenirken, bazı kavramlar sık sık kullanılır.  Hak, hidayet, nur, ilah, iman, ibadet, merhamet, ameli salih... gibi kavramlar olumlu durumları ifade ederler.  Zülüm, dalâlet, karanlık, şirk, küfür, inkâr, nifak, fısk, tuğyan... gibi kavramlar olumsuzlukları ifade ederler.  Ölüm, âhiret, kıyamet, tekrar diriliş, hesap mizan... gibi kavramlar da âhireti anlatan ifadelerdir.

Medine'de inen ayetlerin konusu ve üslubunun biraz farklı oluşu dikkatimizi çekmektedir. Çünkü her türlü sıkıntılara rağmen artık İslâm Toplumu oluşmuştu. Allah`a inananlar İslâm Dininin kurallarını yaşama özgürlüğüne ulaşmışlar­dı. Medine'de inen ayetler aynı zamanda Mekke'de inen ayetlerin ko­nularından da bahsetmektedir.

 Medeni ayetlerin genel özellikleri:

1.    Medine'de inen ayetlerin konularının bir kısmı, hukuk kaide­leri ile emir ve yasaklar ortaya koymaktadır. Ayrıca, nezaket kuralla­rını belirlemektedir.

2.    Saldırgan kâfirlere karşı cihada izin verir, hatta teşvik eder. Mazereti olmadan ci­hattan geri kalan Müslümanları ikaz eder. İştirak edenleri de, Cennet ile müjdeler. Düşmanların her türlü saldırı, baskı ve art ni­yetli hareketlerine karşı cevap vermeyi hatta karşı koymayı emre­der.

3.    İslâm Toplumu oluşunca, ahlâksızlıktan meydana gelen çirkinliklerin çoğu temizlendi. Ahlaksızlar geri planda kaldı. Ancak, siyasi çıkarcılar kara kara düşünmeye başladılar. Daha sonra ortama uyum sağlamak için Müslüman olmadık­ları halde, Müslüman oldukla­rını söyleyerek yıkıcı ve bölücü faaliyetlerine devam ettiler. Bu iki yüzlü insanlara Yüce Rabb'imiz, münâ­fık ismini verdi. Medine'de inen pek çok ayet bunlardan ve yıkıcı faaliyetle­rinden bahsetmek­tedir.

4.    Müslümanların Allah`tan korkmalarını, düşmanlık yapan kâfirlerden çekinme­mele­rini, onları ke­sinlikle dost edinmemelerini em­reder. Müslümanların birbirlerini sevmelerini, yardım etmelerini, kendi aralarında merha­metli, adaletli, hoş görülü, yardım sever... olmalarını öğütler

2- Kur’ân-ı Kerîm ayetlerinin küçük bölümler halinde inmesi:

İnsanlar; batıl ve yanlış kanaatlerin içine saplanmıştı. Bu se­vimsiz ha­yata alışmış­lardı. Bu ha­yat tarzının en doğru yol olduğunu zannediyorlardı. Zorbalığa, kuvvete ve zulme dayalı yaşayıştan kopma­ları ko­lay değildi.

a.    Kur’ânKerîmin inen ayetleri; in­san­ları yavaş yavaş düşündürüyor, yanlışları gösteriyordu. Azar azar inen ayetler, insanları yeni ha­yat tarzı olan İslâm'a alıştırıyordu. Kur’ânKerîmin ayetleri birdenbire inseydi, alışmak çok zor olacaktı. Gerçek şu ki; İslâm zorluğu değil, kolay­lığı öngörmek­tedir.

b.    Allah tarafından gönderilen bu hayat tarzı karşısında bazı in­sanlar te­laşlandı. Bilhassa zalim, hırsız, kibirli, ahlâksız ve emek çekmeden kazanç sağlayan kişiler İslâm’a ve Müslüman­lara karşı amansız bir mücadele başlattılar. Müslümanlığı durdurmak için Müslümanlara iftira, haka­ret, dayak, işkence sürgün gibi her türlü zulmü uyguladılar ve hatta işi öldür­meye ka­dar götürdüler. Bu zalimler topluluğuna karşı Müslümanlar ko­rumasızdı. İman edenlerin bir kısmı, maddi bakım­dan zayıf kimse­lerdi. Bu olumsuz şartlara rağmen mo­ralleri, mükem­meldi. Çünkü inen her yeni ayet onların imanla­rını daha da artırı­yordu[5]. Ayetlerin azar azar inmesi, mü­'minlerin mo­rallerini sürekli üst seviyede tutuyordu.

c.    İnsanların problemleri çeşitlidir. Özellikle kısa zamanda değişen bazı şartlar vardır. Bu şartlara uygun tedbir yahut yönlen­dirmeler gere­kiyordu. Çünkü küçük meselelere zamanında müdahale edilmezse; halle­dilmesi imkânsız neticelere sebep olabilirdi. Bununla beraber Müslümanlara karşı, yeni yeni düş­man guruplar oluşu­yordu. Savaşlar Müslüman­lara göz açtırmıyordu. Ancak, yeni inen ayetler Müslümanları bunlara karşı hem uyarıyor, hem de çıkardıkları problemlere çözüm getiriyordu.

d.    Azar azar inen bu ayetler, toplumun his ve heyecanını sürekli canlı tutuyordu. Fertleri taze heyecan ve mut­lu­luğun zirvesine çıkarıyordu. Hatta yeri gelince, Allah yolunda can­larını bile veriyorlardı. Böylece müminler, inen ayetlerle sürekli olarak Allah`ın takdirini alma mutluluğunu yaşıyorlardı.

3- Kur’ân-ı Kerîm ayetlerinin iniş sürecinde toplumu eğitmesi: 

1.    Vahyin temeli atılıyor: İnsanların; şirk karanlığından izzet nuruna, ancak okur-yazar du­ruma gelerek çıkacağı belirtiliyor. Rabbimiz, insan ve yaratılış gerçeğini şöyle hatırlatıyor:

“Yaratan Rabb'inin adıyla oku! O, insanı alakadan[6] yarattı. Oku! Rabb'in nihayet­siz ke­rem sahibidir. Kalemle yazmayı öğreten O'dur. O, insana bilmediğini öğretti.” [7]

2.    Resulullâh’a yön (istikamet) veriliyor: Yüce Allah, insanları doğru yola da­vet ediyordu. Bu konularda karşılaşacağı zorlukları aşabilmesi için elçisini yönlendiriyordu. Yüce Allah buyuruyor ki:

“Ey elbisesine bürünen!.. Kalk da uyar! Rabb'ini büyükle. Elbiseni temizle. Pislikten uzak dur. Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma. Rabb'in için sabret.”[8]

3.    Toplumun bozuk inancı düzeltiliyor:

Allah`tan başka varlıkları ilahlaştıran fert ve toplumların bozuk inançları düzeltilmekteydi. Örneğin:

“Allah`la beraber başka bir ilâha yalvarıp-çağırma. Yoksa azap­landırılanlardan olur­sun. Ve yakın akrabalarını uyar. Müminlerden sana uyanlara kanatlarını ger. Şayet sana is­yan ederlerse, de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım...” [9]

4.    İman esasları belirtiliyor:

Allah`ın elçilerine iman eden kişilerin, inanması gereken esaslar şöyle açıklanmaktadır:

“Kim Allah`ı, meleklerini, kitaplarını, resullerini ve âhiret gü­nünü inkâr ederse, Şüp­hesiz derin bir sapıklığa düşmüştür. “[10]

5.    Manevi destek: Allah`ın Resulü Muhammed as’a ve mümin­lere müşrik­lerin yürüt­tükleri zulüm kampanyasına karşı moral veriliyor:

“Kâfirlere ve münâfıklara itâat etme! Eziyetlerine de al­dırma...” [11]

“Sabret. Senin sabrın da ancak Allah`ın (yardımıyla)dır. Onlara üzülme. Kurmakta ol­dukları tu­zak­tan dolayı sıkıntıya düşme.” [12]

6.    Bazı sorulara cevap mahiyetinde ayetler iniyordu: Kâfir veya münafıklar Allah`ın elçisi Muhammed as’ı ve müminleri güç duruma düşür­mek için münakaşalı bazı konular hakkında soru soruyorlardı. Yüce Allah bu tür konulara şöyle cevap veriyordu:

“Sana, Rûh hakkın­da soru­yorlar. (Onlara) de ki: Rûh Rabb’imin işindendir. (Onunla il­gili) bilgiden size az ve­ril­­miştir.” [13]

7.    Bazen de Müslümanlar merak ettikleri konuları soruyorlardı. Onların sorularına da za­man zaman cevap veriliyordu:

“Sana infâk edecekleri şeyleri soruyor­lar. De ki: İhtiyaçtan arta ka­landır...” [14]

8.    Yıkıcı ve bölücü faaliyetler açıklanıyordu: İnen ayetlerden bazıları, kâfir ve münâfıkların bir takım ahlâksızlıklarını ortaya ko­yuyordu:

“Onlara (niçin alay ediyorsu­nuz, diye) soracak olursan: Yemin ol­sun ki, lafa dalmış ve (şakalaşıp) oynu­yorduk, diyecekler. De ki: Allah ile âyetleriyle, resulleriyle mi alay ediyordunuz?” [15]

“Münâfıklar sana gelince: Biz şa­ha­det ederiz ki, Sen Allah`ın Resul`üsün, derler. Allah, senin kendisinin Resulü oldu­ğunu za­ten bi­lir. Allah da şahittir ki münafıklar mut­lak surette ya­lan­cıdırlar.”[16]

9.    İnmekte olan bazı ayetler o zaman gündemde olan konuları veya meydana gelen olayları değer­lendiriyordu:

“Sen, öğüt ver!.. Rabbinin lütuf ve nimetiyle sen ne bir kâhin, ne de bir delisin."[17]

10.           İnen ayetlerden bazıları, o zamanki toplumu rahatsız eden bir takım yanlış davranışları düzelti­yordu. 

“Ey îmân edenler! Eğer fâsık size bir ha­ber getirirse, onu araştırın...” [18]

“Ey müminler! Bir topluluk bir di­ğerini alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidir­ler. Kadınlar da başka kadınları alaya al­masınlar, belki onlar kendilerin­den daha iyidir­ler. Kendi kendinizi ayıp­lamayın; birbirinizi (kötü) la­kaplarla ça­ğırmayın; inan­dıktan sonra fa­sıklık ne kötü bir isimdir. Tövbe et­meyen­ler, işte onlar zalimlerdir.” [19]

“Ey müminler! Zannın çoğun­dan sakının. Zira zannın bir kısmı gü­nah­tır...” [20]

11.           Âhiretteki bazı sahneleri anlatılıyordu. Yüce Allah`ın yoluna davet eden ayetlerden bazıları insanları iyiye yöneltmek için Cennet’ten bah­setmekte, bazıları da Cehennemliklerin ibretlik durumlarını gözler önüne sermektedir:

“...Bekçiler onlara (Cehennemliklere) dediler ki: İçinizden size Rabb`inizin âyet­le­rini oku­yan ve bu güne kavuşaca­ğınızı ihtar eden elçiler gel­medi mi? Onlar da: Evet geldi, dedi­ler...” [21]

Ayetlerin pek çok iniş sebepleri vardır. Yukarıda sıra­ladıklarımızla yetineceğiz.

Kur’ân-ı Kerîm’in İç Düzeni

Kur’ân-ı Kerîm, Muhammed as’a indirilen vahiy topluluğunun kitaplaştırılmış şeklidir. Sevgili peygamberimiz, yeni inen ayetlerin hangi surenin kaçıncı ayetleri olduğunu Cebrail'den öğreniyordu. Peygamberimizin arkadaşlarından biri şöyle diyor:

- Allah`ın Resulünün yanında oturuyordum. Bir tarafa dikkatli baktıktan sonra şöyle buyurdu:

- Bana Cebrail geldi. Bu (...) ayeti, şu (...) suredeki yerine yerleştirmemi emretti.[22]

Sevgili peygamberimiz her sene Ramazan ayında kendisine inen Kur’ân-ı Kerîm ayetlerini Cebrail meleğine karşılıklı olarak okuyordu. Bu karşılıklı okumaya mukabele ismi verilmektedir. Yine aynı şekilde camilerde bir kişinin Kur’ân-ı Kerîm okuması ve diğer kişilerin dinlemesi veya okunan Kur’ân-ı Kerîm’i takip etmesine da mukabele denilmektedir.

Kur’ânKerîmin iç düzenini oluşturan hu­suslar: Vahiy, ayet, sure, cüz... gibi konulardır. Şimdi bunları kısaca görmeye çalışalım:

Vahiy: Yüce Allah tarafın­dan inanılması, yaşanması, hayata uygulanması için dini kaidelerin Resul ve Nebi'ler aracılığıyla insan­lara bildirilmesine denir.

Vahyin çeşitli geliş şekilleri ve yolları vardır:

1- Allah`ın elçilerinin rüyalarının, uyandıktan sonra aynı şekilde çıkması,

2- Allah`ın, vahyi elçilerin kalbine doğrudan ilham etmesi,

3- Cebrail aracılığıyla vahyin gelmesi,

4- Hiçbir aracı olmaksızın bizzat perde arkasında Yüce Allah`ın vahyetmesidir.

Ayet: Kur’ân-ı Kerîm’deki en küçük vahiy bölümleridir. Bunlar, bir kelime olduğu gibi bir­çok cümleler topluluğu da olabilir. Birbirlerinden durak işaretleriyle ayrılırlar.

Kur’ânKerîmdeki ayetlerin sayısı:

Kur’ânKerîmdeki ayetlerin sayısını kesin olarak belirlemek mümkün değildir. Çünkü sevgili Peygamberimiz devrindeki Müslümanlar bu tür ayrıntılı konuları fazla merak etmemişler. Eğer Allah`ın elçisine sormuş olsaydılar, kesin ve sıhhatli cevap alırlardı. Ancak daha sonraları Müslümanlar arasında farklı gö­rüşler ortaya çıkmıştır. Bu farklı yorumlardan dolayı, Kur’ân-ı Kerîm ayetleri konusunda çeşitli rakamları ifade eden görüşler ileri sürülmüştür.

Farklı görüşlere neden olan bu konuyu şöyle özetleyebiliriz:

1- Kur’ân-ı Kerîm’deki surelerin başında “Besmele” cümleleri bulunmaktadır. Sevgili Peygamberimiz, acaba surelerin birbirine karışmaması için mi yazdırmış, yoksa besmele başlı başına bir ayet olduğu için mi surelerin başına yazılmıştır?

2- Bazı surelerin başında besmeleden sonra anlamları bilinmeyen “ sîn”, “nûn” , “ ”... gibi harfler bulunmaktadır. Bu harfler acaba başlı başına birer ayet mi, yoksa kendinden sonra gelen ayetin başlangıcı mı?

3- Kısa ayetlerin bazıları birbirinin devamı mı, yoksa başlı başına her biri birer ayet mi?

4- Alimler, bazı uzun ayet­lerin cümle yapısını göz önüne getirerek, başlı başına bir ayet mi, yoksa ayrı ayrı iki ayet mi? Olduğu konusunda yorumlar yapmışlardır.

İşte bu ve benzeri konularda sevgili Peygamberimiz devrinden sonra tereddüt edildiğinden, farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bu görüşlerin olması Kur’ân-ı Kerîme gölge düşürmez. Çünkü elimizdeki Kur’ânKerîmin metni aynıdır. Sadece; Kur’ân-ı Kerîm’i okurken durak yerleri bir miktar azalır veya çoğalır. Ana metinde azalma veya çoğalma söz konusu değildir. Elimizdeki Kuran`ın ayet sayısı 6236’dır. Ancak, bazı tefsir alimleri 6666 civa­rındadır[23], derler. Memleketimizde yaygın olan görüş de budur.

Sure: Kur’ân-ı Kerîm’in birkaç veya pek çok ayet topluluklarından meydana gelen bölümlerdir. Surelerin sayısı 114 'dür. Her surenin ayet sayısı değişiktir. Mesela; Kevser suresi 3 ayet, Bakara suresi 286 ayet­ten oluşur. Kur’ânKerîmin ilk suresi Fatiha’dır. Son kısmındaki sureler ise; Fil, Kureyş, Mâûn, Kevser, Kâfirun, Nasr, Tebbet, İhlâs, Felâk, Nâs'dır. Sureler, başlarına yazılan Besmelelerle birbirle­rinden ayrı­lır­lar. Ancak, Tövbe suresinin başında besmele yoktur.

Her surenin kendisine has bir veya birkaç ismi var­dır. Mekke'de nazil olan sure­lere Mekkî, Medine'de nazil olanlara da Medenî ismi verilir.

Cüz: Ramazan ayında veya diğer günlerde baştanbaşa okunurken kolaylık olsun diye 600 sahife civarında olan Kur’ân-ı Kerîm, 30 bö­lüme ayrılmıştır ki, her biri 20 sahifeden oluşur. Bu her bölüme cüz ismi verilmektedir.

 

Kur’ân-ı Kerîm’de neler bulabiliriz

Kur’ân-ı Kerîm, insan-Allah ilişkisi konusunda yol gösterir

Allah, bütün varlık âlemini yoktan var edendir. Yaratılanlara belli bir şekil verendir. O’dan başka ilâh yoktur. Hamd edilmeye (övülmeye) sadece O layıktır.

İnsan, yüce Allah`ın yarattığı varlık âleminin bir parçasıdır. Ancak insanın, diğer ya­ratılmışlar­dan farklı bir konumu vardır. Akıllıdır. Yaptıklarından sorumludur. Allah`ın istediği güzellikler doğ­rultu­sunda yaşadığında kendisini “en güzel”[24], Allah`ın istemediği kötü­lükler doğrultusuna yaşantısını yöneltirse kendisini “en aşağı”[25] şekle getir­mektedir. Yüce Allah; insanı isyana dalsın, zulmetsin, fesat çıkarsın, haksız yere kan akıtsın, başkalarını hor görsün, edepsizlik yapsın... diye yaratmamıştır. Bütün olumsuzluklardan kaçınsın ve Yüce Allah`ın beğenisini kazanacak işleri yapsın diye yaratmıştır. Onun için; Kur’ân-ı Kerîm’de, insanların “biz de iman ediyoruz”[26] demesinin yeterli olmadığı vurgulanmaktadır. Daha önce yaşamış insan ve toplumların imtihan edildiği gibi kıyamete kadar gelecek insanların da aynı şekilde sınava tabi tutulacağı bildirilmektedir.

Öz olarak şunu ifade edebiliriz: İnsan, ya hür düşüncesi ve güzel duygularıyla îmân eder, Allah`ın rızasını kazanır. Ya da saptırıl­mış düşüncesi ve çirkin duygularının tesiri al­tında kalarak Allah`ı tanımaz hale gelir, Allah`ın gazabını hak eder. Kuranı kerîm, insanı Allah`ın sevgili kulu olması için yönlendirir ve gerekli yolu gösterir. Tercih insanın kendisine kalmıştır.

Konuyla ilgili ayet mealleri:

•     O, kendisinden başka ilâh olmayan Allah`dır. Hamd, dünyada da âhirette de O'nun içindir. Hüküm de O'nundur. Yalnız O'na dön­dürü­le­ceksiniz.[27]

•     İnsanlardan bazısı Allah`dan baş­kasını denk (ilâh­lar) edinir de onları, Allah`ı se­ver gibi se­ver­ler. Müminler ise, en çok Allah`ı se­ver­ler...[28]

•     Allah, kendisine şirk koşulma­sını ba­ğışlamaz. Bundan baş­kasını di­lediği kim-se için mağ­firet eder. Allah`a şirk koşan kimse büyük bir gü­nahla if­tira etmiş­tir.[29]

•     Ey insanlar! Rabbinizden sakının. Ne ba­banın ev­ladı, ne ev­ladın babası için bir şey öde­yeme­ye­ceği gün­den korkun. Bilin ki: Allah`ın verdiği söz gerçektir...[30]

 

Kur’ân-ı Kerîm, insanın insanla ilişkisi konusunda yol gösterir

İnsanlar, hayatını toplum içinde sürdürmektedir. Aile, akraba, komşu, hemşeri, meslek, ticaret, eğitim... gibi hayatın bütün alanlarında insanlar birbirleriyle ilişki içindedirler. İnsanlar arasındaki ilişkilerin hak, hukuk ve nezaket kurallarına uygun olması toplumdaki fertleri mutluluğa sevk eder. Ancak, insanlar arasındaki ilişkilerin sevgi ve saygı sınırları dışında meydana gelmesi çeşitli yanlışlıkların oluşmasına se­bep olmaktadır. Toplumda, güzelliklerin çoğalması, yanlışlıkların ol­maması ve ilişkilerin düzenli olması için yasalar ortaya konmuştur.

Yüce Allah, insanların her iki dünyada mutluluğa ulaşması için peygamber­ler aracılığıyla ilâhî din­leri göndermiştir. Dinlerin insanlar arasındaki ilişkileri düzen­leyen ve onlara yol gösteren bölümünde tavsiyeler, emirler, yasaklar... bulunmak­tadır. Kuran`da, insana bir takım emir ve yasaklar ortaya koymuştur. Bunlardan:

Bazı emirler:

1- İnsanlara iyilikte bulunmayı,

2- Adaletin yerine getirilmesini,

3- İnsanların akrabalarını gözetmelerini,

4- İnsanın kendisini ve ailesini ateşten korumasını... Allah ister.

Bazı yasaklar:

1- Allah`a şirk koşmayı,

2- İnsanları Allah`ın seviyesine çıkarmayı,

3- Allah`tan başkasına dua edip bir şeyler istemeyi,

4- Başkalarının sapık düşüncelerine uymayı,

5- Fuhuş yapmayı veya insanlar arasında yayılmasını is­temeyi,

6- Kötülük yapmayı,

7- Taşkınlık yapmayı... Allah yasaklar.

Konuyla ilgili bazı ayet mealleri:

•     Allah`a ibâdet (kulluk) edin, O'na bir şeyi ortak koşmayın. Ana-ba­baya, ya­kınlara, ye­tim­lere, düş­kün­lere, yakın komşuya, uzak komşuya, ya­kın ar­kadaşa, yolcuya ve elinizin al­tında bulunan kimse­lere iyilik edin. Allah, bü­tün sahte­kârları ve sü­rekli öğünen­leri sevmez.[31]

•     Hiç şüphesiz; Allah adâleti, iyiliği ve yakınlara vermeyi emre­der. Edepsizliği, kötü­lüğü ve az­gınlığı yasaklar. Size düşünesiniz diye öğüt veri­yor.[32]

•     Orada (Cehennem'de) birbirleriyle çekişerek şöyle der­ler: Tallâhi biz, ger­çek­ten apaçık sapıklık için­dey­mişiz. Çünkü biz, sizi âlemlerin Rabb`i ile bir seviyede tutuyor­duk. Bizi o günahkarlardan başkası sapıklığa düşürmedi.[33]

Kur’ân-ı Kerîm insanın evrenle ilişkisi konusunda yol gösterir

İnsan, yüce Allah`ın özel olarak yarattığı Adem as’ın soyun­dan gelir. Ademoğulları; nor­mal olarak akıllı, zeki, kâ­rını ve zararını bilen, geçmişini ve geleceğini düşünen, Yaratıcı tarafın­dan yaptık­larından sorumlu tutulan bir yapıya sahiptir.

Evren (kâinât): Yeryüzü, gökler, galaksiler ve ikisi arasında bili­nen ve bilinmeyen varlıklar topluluğudur.

Göklerin ve yerin mülkü Allah`ındır. O, her şeye kadirdir.[34];

•     Göklerde ve yerde nice âyetler vardır. Oradan geçip giderler de ondan yüz çevirir­ler.[35]

Yüce Allah, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de insanın dikkatini kâinatın harika özel­liklerine çe­vir­mektedir. Dünya, ay, güneş, yıldızlar, galasiler, yörüngeler... gibi ko­nulara dikkatlerimizi yönlendirmek­tedir.

Su, bitki, rüzgâr, dağ, taş, deniz, gece, gündüzün... durumları ve oluşma­ları ibret alınması için hatırlatılmak­tadır. Aynı zamanda insanların, hayvanların, bitkile­rin yaratılışı konusunda aklımızı çalıştırarak araştırmalar yapmamız için uyarılar ya­pılmaktadır.

Kâinâtın harika yaratılışı ve muazzam dengeler üzerine kuruluşunu kavra­yan bir müminin imanı iyice artar. Yaratıcı ile arasındaki bağ daha da kuvvetlenir.

Konuyla ilgili iki ayet meali:

•     Onlar gökten ve yerden önle­rinde ve ar­kalarında bulunan şeyleri gör­müyorlar mı? Dilesek onları yere batırırız. Yahut gökten üzerle­rine par­çalar düşü­rürüz. (Allah`a) yönelen her kul için bunda bir ibret vardır.[36]

•     Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin bucaklarını aşıp geç­meye gücünüz ye­ti­yorsa geçin! Ancak sultan (bir kudret, tam do­nanımlı bir araç) ile ge­çebi­lirsiniz![37]

Kur’ân-ı Kerîm, Allah-evren konusunda yol gösterir

Evrenin yaratılması ve oluşumu, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’in pek çok yerinde zikredilmektedir. Bu ko­nuyu, daha sağlıklı anlayabilmek için ayetler ışığında kısaca anlatmaya çalışalım:

Yüce Allah kimin daha güzel iş işleyeceğini ortaya koyması için[38], evreni yarattı[39]. Gökler, yer kü­resi ve her şey toplu bir haldeydi. Daha sonra birbirlerinden ayrıl­dı­lar.[40]

Gaz veya duman halindeki[41] gökler, yer ve ikisi arasındaki varlıklar altı günde (devrede) yara­tıldı[42]. Bunlar belirli bir süreye kadar devam edecektir.[43] Ayetlerden anladı­ğımız kadarıyla bu altı dev­rede şekillenme olayı şöy­ledir:

1- Altı devrenin herhangi iki devresinde, yer küresi şekillendi.[44] Daha sonra, yaşanır hale gelmesi için de kendisine has dört merhale geçir­di.[45] Dışarıdan yere inen, yerden de dışarıya yük­selenler vardır.[46]

2- Altı devrenin herhangi iki devresinde, gökler oluştu. Yakın gök ışıklarla donatıldı ve dengesinin bozulmaması için de muhafaza al­tına alındı.[47] Göklerin sayısı yedidir veya daha çok­tur. (Çünkü, yedi sayısı; "pek çok" anlamına da gelmektedir).[48] şekli ise; tabaka tabakadır.[49] Sağlamlığı ise; çok kuvvetli bina edilmiştir.[50]

3- Altı devrenin tümünü kapsadığı zaman içinde de, yer ile gök­ler arasındaki varlıkların oluşumu tamamlandı.[51]

Güneş ve ay farklı farklı yerlerdedir. Herbiri ayrı ayrı dairesel yörüngelerde hareket ederler. Birbirlerine ulaşmaları mümkün de­ğil­dir.[52] 

Yaratan'ın emri gereği, gündüz sürekli geceyi ko­valar şekil­dedir. Güneş, ay ve yıldızlar kendilerine verilen emre bo­yun eğe­rek hal ve hareketlerini devam ettirmek­tedirler.[53]

Konuyla ilgili birkaç ayet meali:

•     Göklerin ve yerin mülkü ken­disi­nin olan (Allah), çocuk edin­me­yen, mülkünde ortağı olmayan­dır. O, herşeyi yarattı. Onu (varlıkları) belli ölçüye göre takdir etti (düzenledi).[54]

•     Ey insanlar! ...Yeryüzünü cansız sakin (durağan, kül yığını[55]) görürsün. Fakat Biz ona su indirdiğimiz zaman harekete ge­çer, kabarır, her güzel bitkiden çift çift yetiştirir.[56] 

•     Dikkat edin, göklerde ve yerde ne varsa Allah`ındır. Allah`dan başka (uydurdukları) or­taklara duâ edenler, neyin peşine düşüyorlar? Tabi ol­dukları, zan­dan başka bir şey değildir. Onlar sadece ya­lan söylü­yor­lar.[57]

 

Kur’ân-ı Kerîm’in temel eğitici nitelikleri

Kur’ân-ı Kerîm, insanlara hitap etmektedir. Onların inanç, iba­det, ahlâk, bilgi... gibi ko­nularda en mükemmele ulaşmasını hedef­ler. Bu temel nitelikleri görelim:

 

Kur’ân-ı Kerîm, iyiye ve güzele yönlendirir

İnsanı en iyi tanıyan, onu yoktan var eden Yüce Allah`tır. İnsanların ilim kapasitesi belli sınırlarda­dır. Nesnelere ait konuların bir kısmını çok iyi bilebilir. Bir kısmını da az bilebilir. Bazı konular da vardır ki; elinde pek bilgi yoktur. Ama, Yüce Allah`ın bilgisi her şeyi kuşat­mıştır.[58] Çünkü her şeyi yaratan kendisi­dir. İnsanın ihtiyaçlarını da en iyi bilen, yine insanı en güzele yönlendiren Yüce Allah`tır.

Allah tarafından gönderilen bütün dinlerin amacı, insanları her iki dünyada mutluluğa ulaştırmaktır.

Yaşadığımız bu dünya hayatındaki saadet ve âhiretteki mutlu hayat ortamına "büyük kurtuluş, mu­azzam kurtuluş, apaçık kurtuluş..."[59] denildiği gibi hidâyet, hak, dosdoğru yol, aydınlık, esenlik yolları, barış ortamı... isimleri de verilmektedir. Kutsal kitabımızdaki:

- Ey iman edenler! Barış ortamına topluca girin."[60] şeklindeki emirler toplumları yücelten iyiliklere ve huzur dolu güzelliklere yönlendirmektedir. Yine aynı şekilde bu kurtuluş ortamında yerini alan kişilerin farkını şöyle vurgulamaktadır: "...Allah katında derece bakımından en üstün olanlar­dır. Kurtulanlar da işte bunlardır."[61] Yine yüce Allah:

- Hayır işleyin ki kurtulasınız, [62] buyuruyor.

Kurtulanların genel özelliklerini de şöyle be­lirtmektedir: "...onlar (herkesçe güzel örf olarak) bilinenleri emrederler, kötülükleri de yasaklarlar. İşte on­lar kurtulanlardır."[63] Ayrıca: Zalimler[64], suç işleyenler[65], insanları çeşitli hilelerle yanlış yönlendiren sihir­bazlar[66], Allah ile beraber başka bir ilâha yalvaranlar[67], Allah`a yalanla iftira edenlerin[68]... kurtuluş or­tamı dışında olduklarını da açıklamaktadır.

Konuyla ilgili bazı ayet mealleri:

•     Bu benim dosdoğru yolumdur. O'na uyun. Başka yollara tabi ol­mayın. (Uyarsanız) o yol, sizi Allah`ın yolundan (ayırır) tef­rikaya dü­şersiniz. Sakınmanız için Allah size bun­ları tavsiye etti.[69]

•     Allah, rızasına tabi olanları onunla, se­lâmet (esenlik) yollarına hida­yet eder. Onları, izni ile, karanlıktan aydınlığa çıkarır. Onları dosdoğru yola iletir.[70]

•     İnanıp yararlı işler işleyen­leri karanlıklardan nûra çı­kar­mak üzere, size Allah`ın apa­çık âyetlerini oku­yan bir resul gön­dermiş­tir...[71]

•     Kim yararlı iş yaparsa faydası kendisine olur. Kim de kötü iş yaparsa kendi aleyhine olur...[72]

Kur’ân-ı Kerîm, açıklar ve aydınlatır

Kur’ân-ı Kerîm bize; doğruyu, güzeli ve en ileri hedefleri gereği kadar açıklar. Bundan dolayı, yüce Yaratıcı Kur’ân-ı Kerîm’e; açıklayıcı anlamında "Beyân"[73] ve açıklayıcı kitap anlamına gelen "Kitâbun Mubîn"[74] ismini vermektedir. Yine aynı şekilde, gerçekleri karanlıklardan alıp aydınlığa kavuşturmasından dolayı da "Kitabun Munîr"[75] diye ifade edilmektedir. 

Hak-batıl, hidayet-dalâlet, tevhid-şirk, iman-küfür, islâh-fesâd, adalet-zulüm, hayır-şer, aydınlık-ka­ranlık... gibi konuları ve yapılması gerekenleri de aynı şekilde sık sık dile getirmektedir. Çünkü önyargısı olmayan her akıllı insan için inanç konusunda iyice aydınlanmak çok önemlidir. Bazı dogma ve dayatma­lar kendisini için için rahatsız eder.

Yüce Allah, özellikle inanç konusunu en ince ayrıntılarına kadar belirtir. Ancak inanma konusunu, insanların akıllarını kullanarak tercih etmelerini ister. Baskı ve zorlamayı da doğru bulmaz.[76] 

Kur’ân-ı Kerîm’de açıklanan ve iyice aydınlatılan konuları genel olarak şöyle sıralamak mümkündür:

1- Fert ve toplumları mutlu kılacak konular: Hukuk, adalet, doğruluk... gibi,

2- Fert ve toplumları çökerten konular: Zulüm, edepsizlik, taşkınlık... gibi,

3- Geçmiş toplumların güzel yönleri: Hz. Yusuf as.'ın kıssası gibi,

4- Geçmiş toplumların kötü yönleri: Firavun yaptığı yanlış uygulamalar gibi,

5- Cennet nimetlerinin güzellikleri ve Cehennem azabının korkunçluğu,

6- Temiz bir imanın; insan ufkuna genişlik, bakışına aydınlık, kalbine huzur verdiği ve iki dünyada da mutluluğa ulaştırdığı,

7- Şirk ve küfrün, insanın âhiret hayatını mahvettiği gibi konuları açıklar.

Bu tür yanlışlıklara düşülmemesi için gerekli aydınlatmayı da yapar.

Konuyla ilgili bazı ayet mealleri:

•     Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki; Biz seni onlara bekçi olarak gön­der­me­dik. Sana düşen sa­dece tebliğdir...[77]

•     (Elçiler:) Bize düşen ancak apaçık bir tebliğdir, de­miş­lerdi.[78]

•     ...ınsanlara, kendilerine indiri­leni açıklaman için sana da bu Kur’ân-ı Kerîm’i ndir­dik...[79]

•     Bu (Kuran), insanlar için bir açıklama, muttaki­ler için bir hidâyet ve öğüttür...[80]

Kur’ân-ı Kerîm, öğüt verir ve hatırlatır

Kuran, insanları Allah`a ve Rusûlüne iman etmeyi öğütler. Müminleri de Allah`ın Muhammed as’a indirdiği İslâm Dini’ne uy­malarını belirtir. “Öğüt ve hatırlatma”, Kuran`da zikr, tezekkür... gibi kelimelerle ifade edilmektedir.

Öğüt müminlere fayda verdiği için; Yüce Allah resulü Muhammed as’a “müminlere öğüt ver”, diye emreder. Kur’ân-ı Kerîm insanlara sürekli öğüt vermektedir. Öğüt veya hatırlatma ko­nusuna o kadar önem verilmiştir ki; “Kur’ân-ı Kerîm zikir (öğüt)’ten başka bir şey değildir.”[81], hükmü karşımıza çıkmakta­dır. Yani Kuran`a Zikr (öğüt) ismi verilmiştir. Yine aynı şekilde, insanlara öğüt ver­mekle gö­revli olan Muhammed as’a da Müzekkir (öğüt veren) ismi veril­mek­tedir. Sevgili peygamberimiz bir hadislerinde buyuruyor ki:

- Din nasihattır.[82] 

Bu hadiste ifade edilen nasihat; dinin kurallarını sağlam bir imandan sonra samimiyetle yerine ge­tirmektir. Yine aynı şekilde Allah`ın dininden diğer insanların da haberdar olması için gerekli gayreti gös­termektir. Dinlerin tanıtım işlerini peygamberler ve onlara iman eden bilgili müminler yapmaktadır. Bu hu­susta peygamberlerin ve müminlerin işi sadece tebliğdir.[83] İnsanların iman edip etmemeleri kendilerine kalmıştır. İnsanlara inanç konusunda baskı yapmak yanlıştır. Aslında bu tür zorlamalar Kur’ânKerîmde yasaklanmıştır.

Kuran; önceki peygamberlerin birer nasihatçi olduğunu, biz Müslümanlara hatırlatmaktadır. Örneğin: Yanlışlıklar içinde yaşayan Ad kavmine Hud as. nebi olarak görevlendirildi. Yüce Allah`ın dinini onlara ulaştırmaya çalışınca, karşı çıktılar. Hayat tarzı olarak, alışagelmiş oldukları batıl ve hurafelerden kurtulamadılar. Hud as.'ı aşağılayıcı tutumlara girdiklerinde onlara şöyle dedi:

- Size Rabbimin gönderdiklerini ulaştırıyorum. Ayrıca ben, sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.[84]

Yine aynı şekilde Salih as.'ın kavmi de Allah`a isyan etti. Peygamberlerini dinlemediler. Onların zavallı halleri karşısında Salih as. şöyle dedi:

- Ey kavmim! Yemin olsun. Ben, Rabbimin size gönderdiklerini ulaştırdım. Size gerekli nasihati de yaptım. Fakat siz, öğüt verenleri sevmiyorsunuz.[85]

Peygamberlerin ayrıca bilgili, görgülü, tecrübeli ve akıllı insanların samimi öğütleri hayatın aynasıdır. Bu güzel birikimlerden fayda­lanmamız, kişiliğimizi olgunlaştırır. Bizi Allah`a yaklaştırır. Ayrıca, kötülerden uzak durmamızı sağlar.

Konuyla ilgili birkaç ayet meali:

•     Yine zikret (öğüt ver). Öğüt mümin­lere fayda verir.[86]

•     Sen öğüt ver. Çünkü sen ancak bir müzekkirsin (öğüt ve­ren­sin).[87]

•     Sen, onlar üzerine baskıcı olamazsın. Tehdidimden korkanlara Kuran`la öğüt ver.[88]

Kur’ân-ı Kerîm, hayatı anlamlandırmamıza yardım eder

Dünya Hayatı: Biz insanlar; diğer canlılar gibi doğar, büyür, gelişir, ihtiyarlar ve nihayetinde ölürüz. Yaşarken bir takım arzular bize ilginç gelir. Bu istekler olmasa, dünya hayatı insanlar için pek değersiz hale gelir. Ancak bu normal olan arzu ve istekler normaldir, aşırısı da zararlıdır.

Dünya hayatının geçiciliğiyle, normal hayatın devamı için elimizden geldiği kadar çalışmanın gerekliliği bir­birine karıştırılmamalıdır. Varlıklı ol­mak aynı zamanda ibadetle­rimizi de artırır. Hacca gitmek, kurban kesmek, zekât ve sadaka vermek... gibi görev­ler maddi imkânlarla yerine getirilmek­tedir. Tembellik, fakirlik ve yoksulluk tercih edilecek bir hayat tarzı değildir. Bu­rada şunu vurgu­lamak gerekir: İnsan, dünya hayatının içinde kendi­sini kay­betmemeli. Bu hayatı yaşar­ken, âhireti de unut­mamalıdır. Yüce Allah`ın be­ğenisini ön plana almalıdır.

•     Biliniz ki: Dünya hayatı; oyun, eğlence, ziynet süslenme, aranızda ­if­ti­har etme, mal biriktirme ve evlat edinmekten ibarettir. Sanki bir yağmur gi­bidir. (Meydana getir­diği) bitki çiftçinin ho­şuna gi­der... Dünya hayatı, al­datıcı geçimden başka bir şey de­ğil­dir.[89]

•     Allah`ın sana verdiğinden Âhiret Yurdunu iste. Ama dün­yadan da na­sibini unutma. Allah`ın sana ihsan ettiği gibi sen de ihsanda bulun. Yeryüzünde fe­sâdı isteme. Allah fe­satçıları sevmez.[90]

•     Her nefis ölümü tada­cak­tır. Bir imtihan olarak sizi hayır ve şerle deneriz. Bize dö­ne­ceksiniz.[91]

Sorumluluk: Yüce Allah`ın emirleri insanları güzelliklere götü­rür. İnsanlar ara­sında sevgi, saygı, merhamet, adâlet... duygula­rını oluşturur. Yasakları ise; insanları aralarındaki kin, düş­manlık, zulüm, iftira, kibir, hırsızlık, yalan... gibi kötülüklerden uzak­laştırır. Çocukluk çağını geçmiş ve akıllı olan bütün in­sanlar yaptıklarında so­rumlu­dur. Çünkü insanın yaptığı veya se­bep olduğu iyilik/kötülük, iman/küfür, adâlet/zulüm, hak/batıl... önemlidir. Her iyiliğin güzel bir mükâ­fatı olduğu gibi, yanlışlıkların da ce­zasının ol­ması doğaldır. İşte bu­nun içindir ki; Yüce Allah`ın insanlara vermiş olduğu akıl nimeti karşı­lı­ğında sorumluluk da yüklemiştir. Herkes yaptığın­dan so­rumludur.

3- Âhiret hayatı: İnsanın ölümü, yok oluşu değildir. Tam ak­sine; ilk hayattan (dünya hayatın­dan), diğer hayata (âhiret hayatına) geçiştir. Onun için ölüm yok olma anlamına gelmez. ;

•     Kim zerre kadar hayır yap­mışsa onu görür. Kim de zerre kadar şer yap­mışsa onu gö­rür.[92]

•     Kıyâmet Günü için adâlet terazi­leri koruz. Hiç bir kimseye zul­medilmez. Hardal ta­nesi kadar olsa bile yapı­lanı geti­ririz. Hesap gö­ren olarak Biz yete­riz.[93]

Kur’ân-ı Kerîm okuyan ve anlamaya çalışan bir mümin şu üç konuyu iyi bilir:

1- Dünya hayatını tanıması: Yaşadığımız bu dünya hayatı rastlantı olmadığı gibi basit bir yaşantı da değil­dir.

2- Kişinin kendi öz benliğini sorgulaması: Ben kimim? Nereden geldim? Dünyaya bebek olarak geldim, ihtiyarlayarak nereye gidiyorum?

3- Hayatı anlamlandırması: Beni yaratan Allah`tır. Ben de diğer müminler gibi Yüce Allah`ın teslim olmuş bir kuluyum. Âhirette de yine O'na döneceğim.[94]

Dünya hayatı bir imtihandır. İmtihanların neticesinde kazanmak veya kaybetmek vardır. Kazanmanın sonunda sevinç, kaybetmenin sonunda faydası olmayan pişmanlık vardır. Dönüşüm pişmanlık içinde olmamalıdır. Aksine mutluluk içinde olmalıyım. Öyleyse dünyadaki yaşantım; iman, ibadet, sevgi, saygı, adalet, iyilik... içinde olmalıdır.

Konuyla ilgili birkaç ayet meali:

•     (Ey insanlar!) Sizin yaratılma­nız ve tekrar diril­me­niz tek bir kişinin (yaratıl­ması ve tekrar diriltilmesi) gibidir. Şüphesiz Allah (her şeyi) işitendir bilendir.[95]

•     Göklerin ve yerin yaratılma­sında, gece ile gündüzün muhtelif şekilde (birbiri ar­dınca gel­mesinde), insan­lara fayda veren şeylerle denizde sü­zü­len gemi­lerde, Allah`ın gökten in­dirip yeri ölümünden sonra hayat verdiği suda, her türlü canlıyı orada yay­masında, rüzgârları ve yerle gök ara­sında hizmet yapan bulut­ları döndürme­sinde, akleden kavim için âyet­ler (deliller) vardır.[96]

•     Size verilen herhangi bir şey, dünya ha­yatının bir geçimliği ve süsüdür. Allah katında olan daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Akletmez mi­si­niz?[97]

 

 

Hazırlayan

Şadi KUL

Emekli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi

Öğretmeni

   

 



[1] 5/Maide: 5

[2] 33/Ahzâb: 40

[3] 16/Nahl: 64, 2/Bakara: 213

[4]  4/Nisa: 46, 6/Maide: 13, 4

[5] 9/Tövbe: 124

[6] Alaka: Empriyon

[7]  96/Alak: 1-5

[8] 74/Müddesir: 1-7

[9] 26/Şuara: 223-216

[10] 4/Nisa: 136

[11] 33/Ahzâb: 48

[12] 16/Nahl: 127

[13]  17/İsrâ: 85

[14] 2/Bakara: 219

[15]  9/Tövbe: 65

[16] 63/Munâfikûn: 1

[17]  52/Tûr: 29

[18] 49/Hucurât: 6

[19] 49/Hucurât: 11

[20] 49/Hucurât: 12

[21] 39/Zümer: 71

[22] Ahmed bin Hanbel-Müsned 17240

[23] Türk asıllı Carullah Zemahşeri (ölümü 1144) adındaki tefsir aliminin görüşüdür.

[24]  95/Tin: 4

[25] 95/Tin: 5

[26]  29/Ankebut: 2

[27] 28/Kasas: 70

[28] 2/Bakara: 165

[29] 4/Nisâ: 48

[30] 31/Lokmân: 33

[31] 4/Nisâ: 36

[32] 16/Nahl: 90

[33] 26/Şuarâ: 96, 97, 98, 99

[34] 3/Aliimran: 189

[35] 12/Yûsuf: 105

[36]  34/Sebe: 9

[37] 55/Rahmân: 33

[38]  11/Hud: 7

[39] 32/Secde: 4

[40] 21/Enbiya: 30

[41] 41/Fussilet: 11

[42] 25/Furkan: 59

[43] 46/Ahkaf: 3

[44] 41/Fussilet: 9

[45] 41/Fussilet: 10

[46]  57/Hadid: 4

[47] 41/Fussilet: 12

[48]  17/İsra: 44, 23/Muminun: 86, 41/Fussilet: 12, 65/Talak: 12, 67/Mülk: 3, 71/Nuh: 15, 78/Nebe:12

[49]  67/Mülk: 3, 71/Nuh: 15

[50] 78/Nebe:12

[51] 25/Farkân: 59, 32/Secde: 4, 50/Kaf: 38

[52] 36/Yasin: 40

[53] 7/Araf: 54

[54] 25/Furkân: 2

[55] Ayette geçen “hêmide” kelimesi; durağan, sessiz ve sakinliği ifade ettiği gibi kül yığını manasını da taşımaktadır. O zaman, dünyanın dış yüzeyinin soğumuş kül kütlesiyle ilgili olduğunu ima etmektedir.

[56] 22/Hacc: 5

[57]  10/Yûnus: 66

[58]  65/Talak: 12

[59] 5/Maide: 119, 9/Tövbe: 72, 89, 100, 111, 10/Yunus: 64, 37/Saffat: 60, 40/Mümin: 9, 44/Duhan: 57, 57/Hadid: 12, 61/Saff: 12, 64/Teğabun: 9, 45/Casiye: 30, 85/Buruc: 11

[60] 2/Bakara: 208

[61]  9/Tövbe: 20

[62]  22/Hacc: 77

[63]  3/Aliimran: 104

[64] 6/Enam: 135, 28/Kasas: 37

[65] 10/Yunus: 17

[66] 10/Yunus: 77, 20/Taha: 69

[67] 23/Müminun: 117

[68] 10/Yunus: 69, 16/Nahl: 116

[69]  6/En'am: 153

[70]  5/Maide: 16

[71]  65/Talâk: 11

[72] 45/Casiye: 15

[73] 3/Aliimran: 138

[74] 5/Maide: 15

[75] 31/Lokman: 20

[76] 2/Bakara: 256

[77] 42/Şûrâ: 48

[78] 36/Yâsîn: 17

[79] 16/Nahl: 44

[80] 3/Aliimrân: 138

[81] 38/Sâd: 87

[82] Ebu Davud 4293, Müslim 82, Tirmizi,1849, Darimi 2810, Ahmed bin Hanbel 3111, 7613, 16332, 16333, 16336,16337

[83] Tebliğ: Başka bir insana belli bir konunun ulaştırılmasıdır.

[84] 7/Araf: 68

[85] 7/Araf: 79

[86]51/Zariyat: 55

[87] 88/Caşiye:21

[88] 50/Kâf: 45

[89] 57/Hadîd: 20

[90] 28/Kasas: 77

[91]  21/Enbiyâ: 35

[92] 99/Zilzal: 7-8

[93]  21/Enbiyâ: 47

[94] 2/Bakara: 156

[95]  31/Lokmân: 28

[96] 2/Bakara: 164

[97] 28/Kasas: 60