Kur’ân’da bazı terimler

 

afv_affetme

akl_akıl

avn_yardım

ayet

azab_azap

ba’s _tekrar diriliş

beğiyy

beyan_beyân

cahiliye_cahiliyye

cehennem

cilbab_celabib

cennet

cihat_cihad

cin_cinn

dalalet

din

dua

Ebsar_basiret

fahşa

fesat_fesad

fisk_fısk_fasık

fıtrat

fitne

fucur_fücur

furkan_furgan

gayb_ğayb

gurur_ğurur

hac_hacc

hamr_hamir

haşr

haşyet

havf

hayatuddunya

heva

hikmet

hisab_hesab_hesap

hizb_hizib_hizip

hub_hubb

humur

abd_ibadet

ibaen_iba_kaçınma

ibret

ibtila_imtihan

ifk_iftira

İftihar_fahr

iftira

ihtilaf

ilah

ilm_ilim

iman

infak

inkar

islam

İsm_günah

İsraf_savurganlık

istihza_alay

isyan

itaat

İttiba_uyma

İzzet_şeref

kader

kalb_kalp

kısas

Kıtal_savaş

kizb_ kizip_yalan

kur'ân_kuran

küfr_küfür_kafir

lanet

lub_lubb

mağfiret

mekr_mekir_hile

mele_meleun_eşraf

millet

mizan_terazi

Musafaha_hoşgörü

Mustadaf_ezilen

mücrim_hünahkar

hatem_mühür

münafık

müstekbir

nebi_nebe_peygamber

Neşr_tekrar diriliş

nur

urf_orf_örf

put

rabb_rab

Rehbe_korku

resul_resûl_peygamber

rics_ricis_pislik

ruh

sabr_sabır

sadaka

Sadd_engelleme

Salât_namaz

savm_oruç

Sefih_beyinsiz

selâm

Sirâtulmustakim

Şakiyy_eşkıya

şefaat

şeriat

şer_şerr

şeytan_iblis

şirk

Tağut_azgın

takva_ittika

tebliğ

tefrika

Telbis_giydirme

tevbe_tövbe

tevekkül

tevhit_tevhid

Tuğyan_taşkınlık

ümmet

vahy_vahiy

Veli_dost

vizr_vizir_günah_vebal

yevmul kıyame

zekat

zenb_suç_günah

zikir_zikr

zina

zulüm

 

afv_affetme

Afv: Affetmek anlamına gelmek­te­dir. Çeşitli kullanılış şekille­riyle Kur’ân-ı Kerîm’de 35 yerde zik­redilmek­te­dir.

Genel anlamda:

1- Allâh kişiye ancak gücünün yete­ceği ka­dar yükler; kazandığı (iyi­lik) le­hine, ettiği (kötülük) de aleyhi­nedir. Rabb’imiz! Eğer unu­tacak veya yanılacak olursak bizi so­rumlu tutma. Rabb’imiz Bizden ön­cekilere yükledi­ğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabb’imiz! Bize gücümü­zün yetmeyeceği şeyi taşıtma, bizi afvet, bizi mağfiret et (bağışla), mer­hamet et (bize acı). Sen Mevlamızsın, kâ­firlere karşı bize yardım et. 2/Bakara: 286

2- ...Derken sizi mübtela kılmak için (denemek için) Allâh sizi geri çe­vi­rip bozguna uğ­rattı. And ol­sun ki O, sizi afvetti. Allâh’ın inananlara nimeti bol­dur. 3/Aliimrân: 152

3- Onlar bollukta ve darlıkta infâk ederler, öfkelerini yenerler, in­san­ları afvederler. Allâh muhsinleri (iyilik yapanları) sever. 3/Aliimrân: 134

4- ...Beyyineler (belgeler) kendi­le­rine gel­dik­ten sonra da, buzağıyı ilâh edindiler, fakat (vazgeçince) bun­dan dolayı onları afvettik... 4/Nisâ: 153

5- Allâh seni afvetsin. Doğrular sana belli olup, yalancıları bil­meden önce, niçin onlara izin verdin? 9/Tevbe: 43

Kimler afvedilir:

1- Bir iyiliği açığa vurur veya giz­ler yahut bir kötülüğü afve­derse­niz, şüphesiz ki Allâh Afuvv'dur Kadîr'dir. 4/ Nisâ: 149

2- Yahut yaptıklarına karşılık on­ları ortadan kaldırır birçoğu­nu da af­ve­der. 42/Şûrâ: 34

3- Allâh’ın rahmetinden dolayı, sen onlara karşı yumuşak dav­randın. Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından dağı­lır gi­der­lerdi. Onları afvet, onlar için istiğ­far et. İş hak­kında onlarla müşa­vere et (danış), fa­kat azmetttin mi (karar verdin mi) Allâh’a tevek­kül et (güven), doğ­rusu Allâh tevekkül eden­leri (güvenen­leri) sever. 3/Aliimrân: 159

4- O, kullarını tevbesini kabul eden, kötü­lükleri afveden, yap­tık­la­rınızı bi­lendir. 42/Şûrâ: 25

5- Ey mü'minler! Eşleriniz ve ço­cuk­larınız­dan size düşmanlık edenler olur. Onlardan sa­kının; ama siz af­veder, kusurlarını örter­seniz (görmezlikten gelirseniz, bilin ki) Allâh Ğafûr Rahîm'dir. 64/Teğabun: 14

6- Ey îmân edenler! Katletme (öldürme hu­susun)’de size kısâs farz kılındı: Hüre hür in­san, köleye köle ve kadına ka­dın. Öldüren, ölenin kardeşi ta­rafından afvedi­lirse, kendi­sine örfe ittiba (uymak) ve (bağışlayana) ihsan ile (gü­zel­likle di­yeti) edâ (ödemek) gere­kir. Bu, Rabb’inizden bir hafif­letme ve rah­mettir. Bundan sonra teca­vüzde bu­lunana elîm bir azâb vardır. 2/Bakara: 178

7- Ey îmân edenler! Size açıkla­nınca hoşu­nuza gitmeyecek şeyleri sor­mayın. Kur'ân in­dirilirken onları sorarsanız size açıklanır, (ama üzü­lürsünüz). Allâh sor­duğunuz şey­leri af­vetmiştir. Allâh Ğafûr 'dur Halîm'dir. 5/ Mâide: 101

8- Bir seyyienin (kötülüğün) ce­zası, ona denk bir seyyiedir (kötülüktür). Ama kim af­ve­der ve barışı sağlarsa, onun ecri Allâh’a ait­tir. Doğrusu O, za­lim­leri sev­mez. 42/Şûrâ: 40

9- Sen afv yolunu tut, marufu em­ret, cahil­lerden yüz çevir. 7/A'râf: 199

Kimler afvedilmez:

1- Özür beyân etmeyin, îmândan sonra kâ­fir oldunuz. İçinizden bir top­luluğu afvetsek bile, suçların­dan ötürü bir topluluğa da azâb ederiz. 9/Tevbe: 66

2- Başınıza gelen herhangi bir musi­bet elle­rinizle işledikleriniz­den ötü­rü­dür. O, yine de ço­ğunu afve­der. 42/Şûrâ: 30

3- Böyledir. Kim kendisine veri­len kadar ceza verirse ve ken­di­sine yine de saldırılırsa, Allâh ona, mut­laka yardım edecektir. Allâh hiç şüphe­siz, Afuvv'dur Ğafûr 'dur. 22/Hacc: 60

 

akl_akıl

Akletmek: Aklı çalıştırarak bir işin gere­ğini anlamak, asıl ve esas ko­nuyu kavramak­tır. Kur'ân-ı Kerim'de akıl kelime­siyle alakalı ifa­deler 49 ci­va­rında zikredilmek­tedir.

Akledilecek konular:

1- Biz onu, akledesiniz diye, arabça bir Kur'ân olarak indir­dik. 12/Yûsuf: 2

2- Allâh âyetlerini akledesiniz diye böylece beyân ediyor. 2/Bakara: 242

3- Göklerin ve yerin yaratılma­sında, gece ile gündüzün muhtelif şekilde (birbiri ar­dınca gel­mesinde), insan­lara yararlı şeylerle denizde sü­zü­len gemi­lerde, Allâh’ın gökten in­dirip yeri ölümünden sonra hayat verdiği suda, her türlü canlını orada yay­masında, rüzgarları ve yerle gök ara­sında musahhar (emir bekleyen) bulut­ları döndürme­sinde, akleden kavim için âyetler (deliller) vardır. 2/Bakara: 164

4- Ey îmân edenler! Sizden olma­yanı sırdaş edinmeyin, onlar sizi şaşırt­maktan geri dur­mazlar. Sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların öf­kesi ağızlarından taşmak­tadır, kalbleri­nin gizlediği ise daha bü­yük­tür. Eğer akledi­yor­sanız, şüphesiz size âyetleri beyân ettik (açıkladık). 3/Aliimrân: 118

5- Geceyi-gündüzü, güneşi-ayı mu­sahhar (sizin istifadenize vermiş­tir) kılmıştır. Yıldızlar da O'nun em­rine (buyruğuna) mu­sahhar (boyun eğmiş)’dır. Bunlarda, ak­leden kim­se­ler için âyetler (dersler) var­dır. 16/Nahl: 12

6- Sizi turab (toprak)tan, sonra nut­fe­den, sonra alakadan (kan pıhtı­sın­dan) yara­tan; sonra erginlik ça­ğına ulaşmanız, sonra da yaşlan­manız için sizi be­bek ola­rak dün­yaya çı­ka­ran O'dur. Kiminiz daha önce öl­dü­rülür, kiminiz de, belir­tilmiş bir sü­reye ulaşırsınız. Belki artık akle­dersi­niz. 40/Mü'min//âfir: 67

7- Biz bu misalleri insanlara veri­yo­ruz, on­ları ancak akletsinler diye. 29/Ankebût: 43

8- De ki: Gelin size Rabb’inizin ha­ram kıl­dığı şeyleri söyleye­yim: O'na hiçbir şeyi şirk (ortak) koşma­yın. Ana-babaya iyilik yapın. Yoksulluk korku­suyla ço­cuklarınızı öldürme­yin sizin ve onların rızkını veren Biziz. Gizli ve açık fahişelere (kötülüklere) yak­laşma­yın. Allâh’ın haram kıldığı cana haksız yere kat­let­meyin. Allâh bunları size akle­desiniz diye bu­yurmaktadır. 6/En'âm: 151

9- Yeryüzünde, hepsi de aynı su ile sula­nan, birbirine komşu toprak par­çaları, tek ve çok köklü üzüm bağları, ekinler, hurma ağaç­ları var­dır. Fakat onları şekil ve lez­zetçe birbi­rin­den farklı kılmışızdır. Akleden kim­seler için bunda ibret­ler vardır. 13/Ra'd: 4

10- Hurma ağaçlarının meyvele­rin­den ve üzümlerden şerbet, şıra ve gü­zel rızık elde edersi­niz. Akleden millet için bunda ibret var­dır. 16/Nahl: 67

11- ...Evlere girdiğiniz zaman, ken­dinize ehlinize Allâh katın­dan mü­bâ­reket (bereket), tayyibe (esenlik ve güzellik) dileyerek selâm verin. Allâh size âyet­leri, akledesi­niz diye böylece açıklar. 24/Nûr: 61

12- Mubîn (apaçık) Kitâb’a and ol­sun ki, akledesiniz diye Kur'ân’ı arapça okunan bir kitâb kılmışız­dır. 43/Zuhruf: 2- 3

Anladıklarımız:

1- Allâh, Kur'ân-ı Kerim'i aklet­me­miz için indirmiştir.

2- Allâh, Ayetlerini akletmemiz için açıkla­mıştır.

3- Şu konularda akledenler için delil­ler var­dır: Yer-göğün ya­ra­tıl­ma­sında, gece-gündü­zün olu­şumunda, gemilerin yüzme­sinde, su­yun yer­yü­züne canlılık getirme­sinde, bulut­la­rın rüzgârla sağa sola dön­dürül­me­sinde...

4- Mü'minler, kâfirleri sırdaş edi­ne­mez. Onlar daima Müslüman­ları şaşırtmaya yelte­nir­ler. Müslümanlara karşı öfkelerini gizli tu­tar­lar. Akıllar çalıştırıl­malıdır.

5- Geceyle gündüz, ayla güneş in­san­lara sü­rekli olarak fayda sağ­la­mak­tadırlar. Yıldızlar da Allâh’ın em­rettiği şekilde varlı­ğını ve özel­likle­rini devam et­tirmektedirler. Akıllar çalıştırıl­malıdır.

6- İnsanın oluşum ve hayat devre­leri, ömür süreleri... üzerinde akıl çalış­tırılmalıdır.

7- İnsanlar akletsinler diye Allâh Kur’ân-ı Kerîm’de pek çok misaller ver­mek­tedir.

8- Akleden insanlar için Allâh bazı ha­ramlar koymuştur: Allâh’a ortak koşmayın. Ana-ba­baya iyilik edin. Çocuklarınızı öl­dürmeyin. Gizli ve açık günah­lara yaklaşmayın. Haksız yere cana kıymayın.

9- Hepsi de aynısu ile sulandığı halde, bü­tün meyva ve sebze­le­rin şekli, tadı, kokusu, besin değeri... ayrı ayrıdır. Akıllar çalıştırıl­malı­dır.

10- Hurma, üzüm... ağaçlarının mey­vele­rinde besleyici yiyecek ve içe­cek­ler elde edil­mektedir. Akıllar çalıştırılmalıdır.

11- Evlere girildiğinde Allâh’ın se­lâmı ev­dekilere verilmelidir. Akıllar ça­lıştırılmalıdır.

12- Allâh, Kur'ân’ı akledilsin diye arabça indirmiştir.

Akletmenin karşılığı:

1- ...Muttakiler için, dâru’l âhiret (âhiret yurdu) daha hayırlıdır. Akletmiyor mu­sunuz? 7/A'râf: 169

2- Size verilen herhangi bir şey, dünya ha­yatının bir metaı (geçimliği) ve zinetidir (süsüdür). Allâh katında olan daha hayırlı (iyi) ve ebkâ (daha bâki)’dir. Akletmez mi­si­niz? 28/Kasas: 60

Akletmeyenler:

1- Allâh katında, yeryüzündeki canlı­ların en şerlisi gerçeği ak­let­me­yen sağırlar ve dilsiz­lerdir. 8/Enfâl: 22

2- Aralarında sana kulak veren var­dır. Sen, sağırlara, üstelik akıl­ları da al­mazsa, işittirebi­lir misin? 10/Yûnus: 42

3- And olsun ki, o (Şeytân) sizden nice nesilleri dalâlete düşürmüştü (saptırmıştı), ak­letmez miydi­niz? 36/Yâsîn: 62

4- Onlar sizinle toplu olarak, an­cak surla çevrilmiş kasabalar içinde veya duvarlar arka­sından savaşı ka­bul edebilirler. Kendi arala­rın­daki çekişmeleri ise şiddetlidir; onları bir­lik sanırsın, oysa kalbleri bir­bi­rinden ayrı­dır. Bu, akletme­yen bir topluluk olmaların­dandır. 59/Haşr: 14

Anladıklarımız:

1- Allâh katında canlıların en şer­lisi aklet­meyenlerdir.

2- Allâh katında akletmeyenler sağır ve dil­sizdirler.

3- Bu sağır ve dilsizler Allâh’ın vah­yini işitmemezlikten gelir­ler.

4- Şeytân, nice nice kavimleri nesil­leri sa­pıttırmıştır. Bunu ak­let­me­miz ge­rekir.

5- Kâfirlerin arasındaki çekişme­ler çok sert­tir. Her ne kadar bir­lik ve be­ra­berlik içinde gö­rünse­ler de kalbleri birbirinden fark­lıdır. Bu onların ak­letmemele­rindendir.

Akletmeme nedenleri:

1- Yoksa onlar (putperestler) Allâh’tan başka şefaatçiler mi edindi­ler? De ki: Onlar bir şeye sa­hip ol­madıkları, akıl da ede­me­dik­leri halde mi şefaat ede­cekler? 39/Zümer: 43

2- And olsun ki, size içinde zikir (şeref)iniz içinde bulunan bir Kitâb indirdik. Akletmiyor mu­sunuz? 21/Enbiyâ: 10

3- Kitâb’ı okuyup durduğunuz halde ken­dinizi unutur da baş­ka­la­rına mı birr (iyilik)le emredersi­niz? Akletmez misiniz? 2/Bakara: 44

4- And olsun ki! Onlara: Gökten su indirip onunla, ölümünden sonra yere hayat veren kimdir? Diye sor­san; şüphesiz Allâh’tır, der­ler. De ki: Hamd Allâh’adır. Fakat ekseri­’si (çoğu) bunu akletmezler. 29/Ankebût: 63

5- Size inanacaklarını umuyor mu­su­nuz? Oysa onlardan bir ta­kımı Allâh’ın sözünü işiti­yor, ona akıl­ları yattıktan sonra, bile bile onu tahrif ediyor­lardı. 2/Bakara: 75

6- Onlara: Allâh’ın indirdiğine tabi olun (uyun), denilince, Hayır, ata­la­rımızı yapar bulduğumuz şeye it­tiba ederiz (uyarız), derler. Ya ata­ları bir şey akle­deme­yen ve hi­da­yette olma­yan kimseler idiyse­ler? 2/Bakara: 170

7- Küfredenlerin durumu, ça­ğırma ve ba­ğırmadan başkasını duy­maya­rak haykıran gi­bidir. Sağırdırlar, dil­sizdirler, kördür­ler, bu yüzden ak­lede­mezler. 2/Bakara: 171

8- (İbrâhîm dedi ki:) Size de, Allâh’ı bıra­kıp ibâdet (kulluk) ettik­lerinize de yuh olsun! Akletmiyor mu­su­nuz? 21/Enbiyâ: 66- 67

9- Yoksa çoklarının söz dinledik­le­rini veya aklettiklerini mi sa­nır­sın? Onlar şüphesiz enâm (davarlar) gi­bidir, belki yol (olarak) edall (daha da sapık)’dırlar. 25/Furkân: 44

Anladıklarımız:

1- Puta tapanlar; akletmeyen hey­kel­lerinin ve ilâhlarının Allâh yanında şefaatcı olacakla­rına inanırlar.

2- Puta tapanların heykelleri akle­de­mezler. Şefaatcı da olamaz­lar.

3- Allâh yeminle bildiriyor ki: Kur’ân-ı Kerîm’de sizin için öğüt var­dır. Yine Allâh so­ruyor: Akletmiyor mu­sunuz?

4- Allâh’ın kitabını okuyan, ken­dini ona göre ayarlar. Başkalarına iyi­lik­leri emrettiği halde kendisini unut­mak aklet­me­mektir.

5- İnsanları, heykelleri, fikirleri, sembol­leri... olduğundan fazla öv­mek yanlıştır. Övgü ancak Allâh’adır. İnsanların çoğu bunu pek bilmez.

6- Allâh’ın sözü kâfirlerin akılla­rına yattığı halde, yine kâfirlik­le­rine de­vam ederler.

7- Allâh’ın dînine uyun, denildi­ğinde: Hayır, biz atalarımızı böyle bulduk, derler. Ataları akletmeyen kimseler olmalarına rağ­men onlara uyup gi­derler.

8- Kâfirlerin durumu, kuru lafla­dan başka bir şey değildir. Hakkı duy­mayan sağır, dilsiz ve kördürler. Akletmezler.

9- İbrâhîm as. putcuları ve putla­rını yuhla­mış ve aklemiyor mu­su­nuz, diye sormuştur.

10- Gözükürde çok insanların Allâh’ın sö­zünü dinlediği sanı­lır. Hâlbuki onlar davar gibi hatta sap­kınlar.

Akletmemenin cezası:

1- Sabah-akşam, onlara (azaba uğ­ramış kâ­firlerin yerlerine) uğ­ru­yor­sunuz. Akletmez misiniz? 37/Sâffât: 137-138

2- Eğer kulak vermiş veya aklet­miş olsay­dık, çılgın alevli Cehennemlikler içinde ol­maz­dık, derler. 67/Mülk: 10

Anladıklarımız:

1- Dünya hayatı geçicidir. Nice kâfir­ler ve put heykelleri yok olmuş­tur. Hala insanlar, sabah-akşam on­ların yakınlarında geçmelerine rağ­men aklet­meye­cek mi?

2- Allâh’ın sözüne kulak verme­yen veya akletmeyenler Cehennem'in kudurgan alevleri içine girecektir.

 

Avn_yardım

Avn: Yardım etmek, yardımlaşmak, yardım istemek... gibi an­lam­ları ifade etmektedir. Kullanılış bi­çim­lerine göre farklı manalara ge­len bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de 10 civarında zik­re­dilmektedir.

Genel olarak:

1- Kâfir olanlar: Bu (Kur'ân) bir ifk­tir (uy­durmadır). Ona (Muhammed'e) başka bir topluluk iânede bulun­muştur (yardım et­miş­tir), dediler. Böylece, zulüm ve asıl­sız bir söze başvurdular. 25/Furkân: 4

2- (Zülkarneyn): Rabb’imin bana verdikleri sizinkinden daha hayır­lı­dır (iyi­dir). Bana kuv­vet(iniz)le iânede bulunun (yardım edin). Sizinle on­ların arasına sağ­lam bir sed ya­pa­yım, dedi. 18/Kehf: 95

Teâvun: Normal ölçüler dahi­linde yardım­laşma:

1- Ey îmân edenler! ...birr (iyilik)'de ve takvâda teâvun edin (yardımlaşın). Günah ve düşman­lık üzerine teâvun et­meyin (yardımlaşmayın). Allâh’tan ittikâ ediniz. Allâh’ın ikabı şiddetlidir. 5/Mâide: 2

İstian: Olağan ve olağanüstü du­rum­larda yar­dım dilemektir. İstiâne, genellikle olağa­nüstü du­rumlarda sözkonusudur.

1- Ancak Sana ibâdet (kulluk) eder ve yal­nız Sen'den istiân ederiz (takadımız dâhilindeki ve üzerin­deki yardımı di­leriz). 1/Fatiha: 5

2- Mûsâ kavmine: Allâh’dan istiân edin (yardım isteyin) ve sabre­din. Yeryüzü şüphe­siz Allâh’ındır... dedi. 7/A'râf: 128

3- ... (Ya'kûb) dedi ki: Bilakis, nefis­leriniz size (kötü) bir işi güzel gös­terdi. (Bana dü­şen) artık güzel bir sabırdır. Anlattıklarınıza göre (bana) is­tiâne edilecek (yardım di­lenile­cek) ancak Allâh’dır. 12/Yûsuf: 18

4- (Muhammed): Rabb’im! (Müşrikler aleyhine) hakkıyla hük­münü ver. Anlattıklarınıza karşı an­cak istiâne (yardım di­lenilecek) ede­cek olan, bizim Rabb’imiz Rahmân'dır. 21/Enbiyâ: 112

Namaz ve sabırla olan is­tian:

1- Ey îmân edenler! Sabır ve sa­lâtla (na­mazla Allâh’dan) istiane’de bu­lunun (yardım dileyin). Allâh, mu­hakkak ki sabredenlerle be­ra­berdir. 2/Bakara: 153

2- Sabır ve salâtla (namazla) Allâh’dan isti­ane’de bulunun (yardım dileyin)... 2/Bakara: 45

 

ayet

Ayet: Ayet, açık alamet, yüksek bina, ib­ret, mucize... anlamla­rına gel­mektedir. Çeşitli şekillerde kul­lanılmıştır. Kur'ân-ı Kerîm’de 380 ci­va­rında zikredilmektedir. Fazla ay­rıntı­lara girmeden birkaç hu­susta mi­sal vereceğiz:

Genel anlam:

1- Göklerde ve yerde nice âyetler vardır. Orada geçip giderler de onda yüz çevirirler. 12/Yûsuf: 105

2- (Ey Firavn!..) bugün senin be­de­nini kurtaracağız. Senden sonraki­lere bir âyet ol­sun diye. İnsanların çoğu âyetlerimizden ga­fildir­ler. 10/Yûnus: 92

3- Ayetlerimizi, bile bile ancak zâ­lim­ler küfr (tanımamazlıktan) eder. 29/Ankebût: 49

4- Allâh’ın âyetlerinde kimse tar­tış­maz. Ancak kâfir olanlar müs­tesna. Onların beldede üs­tünmüş­ce­sine olmaları seni al­datma­sın. 40//âfir/Mü'min: 4

5- ...Onların durumu köpek mi­sali gibidir. Eğer üstüne varsan dilini çı­karıp solar. Bıraksan da dilini sarkı­tıp solar. İşte âyetle­ri­mizi ya­lanlayan kavmin du­rumu budur. Ne kötü! 7/A'râf: 176

6- ...Onlar âyetlerimizi yalanladı­lar. Allâh da onların zünûb (günahla­rın)’dan dolayı on­ları yakaladı... 3/Aliimrân: 11

7- Onlar âyetlerimizi yalanladılar. Onlar hu­susunda müstekbirlen (büyüklen)’di­ler. Onlar ateşin as­habı (dostları)’dır... 7/A'râf: 36

8- Onları âyetlerimizden uzaklaştıra­cağız. Onlar yer yüzünde haksız ola­rak müstekbirlen (büyüklen)’di­ler... 7/A'râf: 146

9- Onlar âyetlerimizi küfrettiler (tanımadılar). Onları yakında ateşe so­kaca­ğız... 4/Nisâ: 56

10- Onlar âyetlerimizi küfrettiler (tanımadılar). Yalanladılar da. İşte onlar ateşin dostlarıdır. Orada sü­rekli kalacaklar. Ne kötü bir gi­de­cek yer. 64/Teğâbûn: 10

11- Onlara âyetlerimiz beyyinât (apaçık) ola­rak okunduğu zaman, küfreden­lerin yüzle­rin­den münker­le­rini (inkârnarını) anlarsın. Nerdeyse, kendi­lerine âyetlerimizi okuyan­lara saldıracaklar. De ki: Size bundan daha şer­li­sini haber ve­reyim mi? Ateş'dir. Allâh küf­re­den­lere vadetti! Ne kötü bir dönüş­tür!.. 22/Hacc: 72

Allâh’ın âyetlerinden mi­sal:

1- O'nun âyetlerindendir. Sizi top­rak­tan ya­ratması... 30/Rûm: 21

2- O'nun âyetlerindendir. Sukünetiniz için size sizden eş­ler ya­rattı... 30/Rûm: 21

3- O'nun âyetlerindendir. Gece, gün­düz, güneş, ay... 41/Fussilet: 37

4- O'nun âyetlerindendir. Gökleri ve yeri yarattı. Bunlardaki canlı­ları ya­ratıp çoğalttı... 42/Şûrâ: 29

5- O'nun âyetlerindendir. Sen yeryü­zünü mahzun görürsün. Biz ona suyu indirdiğimiz za­man hare­kete geçer kabarır... 41/Fussilet: 39

6- O'nun âyetlerindendir. Denizde dağlar gibi gidenler (gemiler). 42/Şûrâ: 32 

7- O'nun âyetlerindendir. Gökleri ve yeri yarattı. Renklerinizi ve dille­ri­nizi değişik kıldı. Bunda âyetler vardır. Bilenler için... 30/Rûm: 22

8- O'nun âyetlerindendir. Geceleyin uyu­manız, gündüz de ara­manız O'nun lutfuyladır. Bunda âyetler vardır. Dinleyenler kavmi için. 30/Rûm: 23

9- O'nun âyetlerindendir. Size korku ve ümitle şimşek gösteri­yor. Gökten su indiri­yor. Ölü duru­mun­dan sonra yeryüzünü dirilti­yor. Bunda âyet­ler vardır. Akledenler kavmi için. 30/Rûm: 24

Felâket âyetleri:

1- Sonra ötekilerini de suda boğ­duk. Bunda bir âyet vardır. Onların çoğu mü'min değiller­dir. 26/Şuarâ: 8

2- Keşke (dünyaya) bir kere daha dö­nebil­sek ve mü'minlerden ol­sak. Bunda bir âyet vardır. Onların çoğu mü'min değillerdir. 26/Şuarâ: 102- 103

3- Sonra geri kalanları da boğduk (Nûh kavmini). Bunda bir âyet var­dır. Onların çoğu mü'min değil­ler­dir. 26/Şuarâ: 120- 121

4- Onu (Salih'i) yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Bunda bir âyet vardır. Onların çoğu mü­min değil­lerdir. 26/Şuarâ: 139 

5- Onlar deveyi kestiler. Pişman da oldular. Azab onları yaka­ladı. Bunda bir âyet var­dır. Onların çoğu mü'min değil­lerdir. 26/Şuarâ: 158

6- (Lut kavmi) üzerlerine bir yağ­mur yağ­dırdık. O uyarılan­ların yağ­muru ne kadar da kö­tüydü! Bunda bir âyet vardır. Onların çoğu mü­'min değillerdir. 26/Şuarâ: 173- 174 

7- Şehirde dokuz kişi vardı. Fesadlık yapı­yorlardı... Onları ve ka­vimle­rini toptan helak et­tik. İşte zu­lüm­lerinden dolayı çökmüş ev­leri. Bunda bir âyet vardır. Bilen bir ka­vim için. 27/Neml: 48- 52

Emir ve yasaklara misal:

1- ...Allâh âyetlerini böyle açıklı­yor. Allâh Alîm’dir Hakîm’dir. 24/Nûr: 59

2- ...Allâh âyetlerini böyle açıklı­yor. Umulur ki, ittikâ edersiniz. 2/Bakara: 187 

3- ...Allâh âyetlerini böyle açıklı­yor. Umulur ki, tezekkür eder­siniz. 2/Bakara: 221 

4- ...Allâh âyetlerini böyle açıklı­yor. Umulur ki, akledersiniz. 2/Bakara: 242

5- ...Allâh âyetlerini böyle açıklı­yor. Umulur ki, hidâyete erer­siniz. 3/Aliimrân: 103 

6- ...Allâh âyetlerini böyle açıklı­yor. Umulur ki, şükredersiniz. 5/Mâide: 89

Nimetlere mi­sal:

1- (Allâh) su sayesinde size ekin­ler, hurma­lar, üzümler ve diğer bü­tün meyveler bitirir. Bunda tefekkür eden bir kavim için bir âyet vardır. 16/Nahl: 11 

2- O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Diğer yıl­dızlar da O'nun emriyle hareket eder. Bunda akleden kavim için âyetler vardır. 16/Nahl: 12 

3- Yer yüzündeki şeyleri sizin için muhtelif renklerde yarattı. Bunda te­zek­kür eden kavim için bir âyet var­dır. 16/Nahl: 13 

4- ...Onların (arıların) karınla­rında muhtelif renklerde bir şa­rab (bal) çı­kar. Onda insanlar için şifa var­dır. Bunda tezekkür eden ka­vim için bir âyet vardır. 16/Nahl: 69

5- Yer yüzüne bir bakmadılar mı? Orada her güzel çiftten nice bitki­ler yetiştirmişiz. Bunda bir âyet var­dır. Onların çoğu mü­minler de­ğil­dir. 26/Şuarâ: 8

6- Görmedin mi? Allâh dilediğine rızkı ge­nişletiyor ve sınırlı da kı­lı­yor. Bunda âyetler vardır. İnananlar kavmi için. 20/Rûm: 37

 Allâh’ın ikazına iki misal:

1- Onlar gökten ve yerden önle­rinde ve ar­kalarında bulunan şeyleri gör­müyorlar mı? Dilesek onları yere batırırız. Yahut gökten üzerle­rine par­çalar düşü­rürüz. Bunda bir âyet vardır. Yönelen her kul için. 34/Sebe: 9

2- Bizi âyetler (mucize) gönder­mek­ten alı­koyan, ancak, ön­ceki­lerin onları yalanlamış olma­larıdır. Semûd milletine gözle görülebi­len (bir mu­cize), bir dişi deve vermiş­tik de ona zulmet­mişlerdi. Oysa Biz âyeti (mucizeyi) yalnız kor­kutmak için gönderi­riz. 17/İsrâ: 59

 

azab_azap

Azâb: Azap, işkence, bela, fela­ket, ceza­landırma... gibi yerine göre farklı anlamlara gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu kelime, bazı kullanılış şekilleriyle 370 civarında zik­re­dil­mek­tedir.

Genel anlam:

1- Benim azâbıma gelince; o elîm (acı, elem verici) bir azâbdır. 15/Hicr: 50

2- ...Hiçbir vâzira (günah yükü­nün sahibi), vizrâ uhra (başkasının gü­nah yükünü) vizr’­lenmez (çekmez). Biz resûl ba’s etmedikçe (gön­der­me­dikçe) kimseye azâbet­meyiz. 17/İsrâ: 15

3- Ve dediler ki: Biz mal ve evlâd ba­kımın­dan ekser (çok kalabalık olanlar)ız. Biz azâb­lanmayacağız da. 34/Sebe: 35

4- ... (Huneyn günü de) sizin gör­mediğiniz askerler indirdi. Kâfir olanları azâblandırdı. İşte bu kâfir­le­rin cezasıdır. 9/Tevbe: 26

5- (Allâh:) Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleri ile bera­ber ateşe gi­rin, der. Her üm­met girdikçe kendi bacısı (yoldaşı)’na la'net eder. Hepsi orada birbiri ardınca yaka­la­nınca; sonrakiler (aldatılanlar) ön­cekiler (aldatanlar) için: Ey Rabb’imiz! İşte bunlar bizi dalâlete (sapıklığa) düşürdüler. Onlara ateşten daha fazla bir azâb ver, di­yecekler. (Allâh) bu­yu­rur: (Aslında yeterince) herkese kat kat (azâb ve­rilmiştir). Lakin siz bilmezsiniz. 7/A'râf: 38

6- Nice Karye (kent) var ki, Rabb’lerinin ve resûllerinin emrine başkaldırdı. (Biz de) onları şiddetli bir hisâbla hisablandırdık. (Ayrıca) bi­linmedik bir azâbla azâblandırdık da. 65/Talâk: 8

7- Allâh buyurdu: Onu (sofrayı) size, ger­çekten de indirmiş olacağım. Ancak, daha sonra sizden onu küf­re­den olursa, gerçekten ben öyle bir azâbla azâblandıracağım ki; ben âlemlerden hiçbir kimseye azâb et­mediğimle. 5/Mâide: 115

8- Onlardan bir kısmı da: Ey Rabb’imiz! Bize dünyada bir ha­sene (iyilik), âhirette de bir hasene (iyilik) ver. Bizi azâbe’n nâr (ateş azâ­bın)’dan koru, derler. 2/Bakara: 201

9- Onlar dalâleti (sapık­lığı) hidâyet (doğruluk) karşılığında, azâbı da mağfiret karşılığında satın almışlar­dır. Onlar ateşe (karşı) ne kadar da sabırlıdırlar(!). 2/Bakara: 175

10- Yeryüzünde olan bütün şeyler ve onla­rın bir katı daha küf­re­den­lerin olsa da, Kıyâmet Günü'nün azâ­bın­dan kurtulmak için fidye verse­ler ka­bul edil­mez. Onlara elim bir azâb var­dır. 5/Mâide: 36

11- Fitneden it­tika edin. O sadece siz­den zulmederlere hususi olarak isa­bet etmez. Allâh’ın azâbının şid­detli olduğunu bilin. 8/Enfâl: 25

12- Allâh’ın, onların tevbelerini ka­bul veya onlara azâb etmesi işiyle senin bir ilişiğin yoktur. Çünkü onlar zâ­limlerdir. 3/Aliimrân: 128

13- Kıyâmet Günü'nden önce or­ta­dan he­lak etmeyeceğimiz veya şe­dîd (şiddetli) bir azâba uğratmaya­ca­ğımız bir şehir (memleket) yok­tur. Bu, Kitâb'da yazılıdır. 17/İsrâ: 58

14- Mücrimler Cehennem azâ­bında hâlidîn (ebedî kalıcılar)dır. 43/Zuhruf: 74

15- Mustadaf olanlar müstekbir olan­lara: (Hayır hayır sizin işiniz) gece-gündüz hilekar­lıktı. Çünkü siz bize Allâh’a küfretmemizi, O'na ben­zer (ortaklar) edinmemizi emrediyor­dunuz, derler. Azâbı gördükle­rinde, (ettiklerine karşılık) pişman­lıklarını gizlerler. Biz de o küfre­denlerin bo­yunlarına demir hal­kalar vururuz. Yaptıklarından başka bir şeyin mi ce­zasını çeker­ler? 34/Sebe: 33

16- İnsanların hepsi Allâh’ın hu­zu­runa çı­karlar. Mustadaflar müs­tek­birlere: Biz sizin te­banızdık (takibcilerinizdik). Allâh’ın azâbın­dan bir şeyi şimdi bizden uzaklaştırabilir mi­siniz? Derler. (Cevap ola­rak da müstekbirler): Allâh bize hi­dâyet etseydi; biz de size hidâyet eder­dik. Artık (bu azâb içinde) sız­lansak da sabret­sek de birdir (fark etmez). Çünkü sığınacak bir yeri­miz yoktur, derler. 14/İbrâhîm: 21

Bazı azâb sebebleri:

1- Allâh ile beraber başka bir ilâha (sıkıntılarından dolayı) duâ etme (yal­varma). Yoksa azâb edilecek­ler­den olursun. 26/Şuarâ: 213

2- ...İfsâd etmelerinden dolayı onlara azâb üzerine azãb artırdık. 16/Nahl: 88

3- Onların malları ve evlâdı da acâ­ibine (imrenmene) gitmesin, Allâh, dünya haya­tında onları onun (mal-evlâd)’la azâblandır­mak ister. (Yine onların), kâfirler olarak da (meşakkatle) canlarının çıkmasını da (ister). 9/Tevbe: 55, 85

4- Mü'minler arasında (o) malum fahşâ’nın (fuhşun) şu ­yuunu (yayılmasını) sevenler var­dır. İşte onlara, dünya ve âhirette elîm bir azâb vardır. Allâh bi­lir, siz ise bil­mezsiniz. 24/Nûr: 19

5- İnsanlardan öyleleri var ki, ilimsiz olarak Allâh yolundan dalâlete (sapıklığa) düşürmek için lehve’l hadis’i (boş lafı) satın alırlar. Onunla alay ederler. Onlara mühîn (rüs­vay edici) bir azâb vardır. 31/Lokmân: 6

6- Onlardan öncekiler mekr (tuzak) kur­muİlardı. Bunun üzerine Allâh, bi­nalarının teme­lini çökertti. Üstlerindeki tavan da başla­rına çöktü. Azâb, onlara farketme­dik­leri yer­den geldi. 16/Nahl: 26

7- And olsun ki: Nûh'u kavmine gönder­dik. Dedi ki: Ey kav­mim! Allâh’a ibâdet (kulluk) edin. Sizin için O'ndan başka İlâhınız yoktur. Sizin için bü­yük günün azâbından korkuyo­rum. 7/A'râf: 59

8- Onların kalblerinde marad (hastalık) var­dır. Allâh marad’ını (hastalıklarını) ziyadeleş­tirmiştir. Tekzîb etmelerine (yalanlamalarına) karşılık onlara elim bir azâb vardır. 2/Bakara: 10

9- ...Allâh’ın âyetlerini tekzîb eden (yalanla­yan)’dan ve onlardan yüz çevi­ren­den daha zâ­lim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevi­renleri, yüz çevir­mele­rinden ötürü, sûe’l azâb (kötü bir azâb)’la cezalandıra­cağız. 6/En'âm: 157

10- Seyyiât’ı (kötülükleri) işleyip du­rur­ken, ölüm kendisine geldiği za­man: şimdi tevbe et­tim, diyenler ile kâfir olarak ölenlerin tevbesi mak­bul değildir. İşte onlara elîm bir azâb ha­zırlamışızdır. 4/Nisâ: 18

11- (Firavn), adamlarını toplayıp seslendi: Sizin en yüce rabbiniz be­nim, dedi. Allâh bu­nun üze­rine onu dünya ve âhiret azâbına uğ­rattı. Doğrusu bunda Allâh’tan hu­şu ’ eden (korkan) kimseye ibret vardır. 79/Naziat: 23- 26

12- Şirk koşanlar: Allâh dileseydi ba­bala­rımız ve biz şirk koşmaz ve hiçbir şeyi haram kılmazdık, diye­cek­ler. Onlardan öncekiler de, Bizim şiddetli azâbımızı ta­dana ka­dar böyle demişlerdi. Onlara de ki: Bize karşı çıka­rabile­ceğiniz bir bil­giniz var mı? Siz ancak zanna tabi olu­yorsu­nuz ve sadece yalan söy­lüyorsu­nuz. 6/En'âm: 148

13- Allâh’ın âyetlerini küfreden­lere (tanımayanlara), haksız yere nebî­leri öl­düren­lere, insanlar­dan adaleti emredenleri öldüren­lere elîm bir azâbı tebıir et (müj­dele). 3/Aliimrân: 21

14- ...Kitâb'ın bir kısmına inanıp, bir kıs­mına küfür (görmemezlikten mi) mü edi­yor­su­nuz? Aranızda böyle ya­panın ce­zası ancak dünya haya­tında rezil olmaktır. Kıyâmet Günü'nde de azâbın eşedd (en şid­detli­si)’ne onlar itilirler. Allâh yap­tık­larınızdan gafil de­ğildir. 2/Bakara: 85

15- Gerçekten, Allâh’ın indirdiği Kitâb’dan bir şeyi gizleyip onu az bir değere satanlar var ya, onların karın­larına tıkındıkları ancak ateş­tir. Allâh Kıyâmet Günü onlarla ko­nuşmaz. Onları (günahlardan) da te­miz­leme­ye­cektir. Onlara elim bir azâb vardır. 2/Bakara: 174

16- Medyen'e de kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Şöyle dedi: Ey kav­mim! Allâh’a ibâdet (kul­luk) edin. O'ndan başka ilâhınız yoktur. Ölçüyü ve tartını nok­san yapma­yın. Doğrusu ben sizi hayır (bolluk) içinde görü­yo­rum. Sizi kuşatıcı bir günün azâbından kor­ku­yorum. 11/Hûd: 84

17- (Şeytân hakkında) şu gerçek ya­zılmış­tır: Kim onu velî edinirse (ona boyun eğerse); gerçekten o (Şeytân), o (kişiyi) seîr (alevli ateş) olan bir azâba hidâyetlendirir (yöneltir). 22/Hacc: 4

Azabın gelmediği bazı yer­ler:

1- Sen, o (kâfir)lerin içindeyken Allâh on­lara azâb etmez. Onların içinde istiğfar edenler oldukça, Allâh on­lara azâb edecek değildir. 8/Enfâl: 33

2- Küfredenler, kendilerine ver­miş olduğu­muz mühletin sakın kendi­leri için hayırlı oldu­ğunu sanmasın­lar. Biz onlara ancak, ism (gü­nah­lar)’ı ziyedelensin (çoğalsın) diye mühlet veriyoruz. Küçültücü azâb onla­ra­dır. 3/Aliimrân: 178

3- ...(Hûdeybiye anlaşması günü kâ­firlerle mü'minler Mekke’de iç-içeydiler.) Eğer bir­bir­lerinden ay­rıl­mış olsalardı; onlardan kâfir olan­ları mutlaka elîm bir azâbla ce­za­landıra­caktık. 48/Fetih: 25

4- İnsanlara hidâyet gelmişken, on­ları inanmaktan, Rabb’lerinden mağfi­ret dilmek­ten alıkoyan şey, an­cak daha önceki­lere uygu­lana­nın kendi­le­rine de uygulanmasını veya göz­leri göre göre azâba uğ­ra­manıbek­le­mele­ridir. 18/Kehf: 55

 Azâbın bazı özellikleri:

1- Allâh ona Azâbe’l Ekber (en bü­yük azâb)’le azâbeder. 88//aşiye: 24

2- (Münâfıkları) iki defa azâblan­dıra­cağız. Daha sonra da azîm bir azâba itileceklerdir. 9/Tevbe: 101

3- O (kâfir)ler içindir, mühîn (alçaltıcı) bir azâb. 3/Aliimrân: 178

4- ...(O kâfirlere) harîk (yangın) azâ­bını ta­dın, deriz. 3/Aliimrân: 181

5- O (kâfir)lere mukîm (devamlı muntazam) bir azâb vardır. 5/Mâide: 37

6- ...Bugün hûn (alçaklık) azâ­bıyla cezala­nacaksınız. Allâh’a hakk ğayrısında (sözler) konuşmanız­dan, ayrıca onun âyetlerine karşı müs­tek­birlenmenizden dolayı. 6/En'âm: 93

7- ...O zulmedenleri beîs (çetin-sı­kıntılı) bir azâbla yakaladık, fâsık­lık yapmalarına karşılık. 7/A'râf: 165

8- ...Şedîd (şiddetli) azâbdan dolayı kâfir­lere veyl (yazıklar) olsun. 14/İbrâhîm: 2

9- ...Onun (As b. Vâil) için azâbı uzattıkça uzatacağız. 19/Kehf: 79

10- ...Ahiretin azâbı eşedd (daha şid­detli) ve ebkâ (daha baki)’dir. 20/Tâhâ: 127

11- Onlar derler ki: Ey Rabb’imiz! Bizden Cehennem azâbını çevir. Muhakkak ki, o (Cehennem)’in azâbı ğarâm (sürekli-dâ­imi)’dir. 25/Furkân: 65

12- ...Yine de hizr’nızı (sakınılması gere­ken tedbirinizi) alın. Şübhesiz Allâh kâfirler için mühîn (alçaltıcı) bir azâbı hazırlamıştır. 4/Nisâ: 102

13- Doğrusu ben, size Azîm Gün’ün azâbının çarpmasından kor­kuyo­rum. 26/Şuarâ: 135

14- ...Sonra zulmedenlere denilir ki: Huld (ebedî) azâbı tadınız. 10/Yûnus: 52

15- ...Onları (Hûd ve ona îmân edenleri) ğalîz (şiddetli-katı) olan bir azâbdan kurtardık. 11/Hûd: 58

16- ...Onlar îmân edince, dünya ha­yatın­daki hızy (alçaltıcı, rezil rüs­vay eden) olan azâbı onlardan (Yûnus’un kavminden) kal­dırdık. 10/Yûnus: 98

17- Ona (deveye) sû’ (kötülük)le do­kun­mayın. Karîb (yakın) olan bir azâb sizi hemen yakalar. 11/Hûd: 64

18- (Melekler:) Ey İbrâhîm! Bundan vaz­geç. Artık Rabb’inin (helak) emri gelmiştir. Şûrâsı mu­hakkak ki, ğayre merdûd (geri dö­nüşü ol­mayan) bir azâb onlara gele­cektir. 11/Hûd: 76

19- O (Eyke kavmi Şuayb)’ı tek­zîb ettiler de; O Yevm’z Zulle (Gölge Günü)’nin azâbı onları yakaladı. Gerçekten o, Azîm Gün’ün azâ­bıydı. 26/Şuarâ: 189

20- O gün azâb, onları üzerlerin­den ve ayaklarının dibinden örter. (Allâh da) buyu­rur: Artık yaptıkla­rınızı tadın. 29/Ankebût: 55

21- Onlara, Azâbu’l Ekber öte­sinde mut­laka Azâbu’l Ednâ (dünyayken öldürülme korkusu ve açlık azâbı)’nıtaddıracağız... 32/Secde: 21

22- Ayetlerimiz hususunda (bizi) âcizler du­rumuna düşürmeye çalışır­lar. Onlar, kendi­leri için rics (pislik)’ten elîm bir azâb vadır. 34/Sebe: 5

23- (Onlar) kovulurlar. Vâsıb (ard-arda ge­len) bir azâb onlar için­dir. 37/Saffât: 9

24- Gerçekten de, işte o gün, on­lar azâb (çekmekten) müşterek (ortak)’tırlar. 37/Saffât: 33

25- Rabb’inizden size indirilen ah­sen (en güzel)’e ittiba edin. Size azâbın bağte (ansızın) gelmesinden önce. Şu uruna (farkına da) vara­mazsınız. 39/Zümer: 55

26- ...Onları (mü'minleri), Cehîm azâbın­dan koru. 40/Zümer: 7

27- O uğursuz günlerde, biz de on­lara sar­sar (yakıcı, soğuk ve güm­bür­tülü) rüzgârını gönderdik. Dünya hayatında hızy (alçaltıcı, rezil ve rüs­vay edici) olan bir azâbı taddır­mak içindir. Ahiret azâbına gelince ehzâ (daha al­çaltıcı, rezil ve rüsvay edici)’dir. (Orada) on­lara hiç yar­dım da edilmez. 41/Fussilet: 16

28- Sabah erkenleyin onları müs­te­karr (kararlaştırılmış) olan bir azâb (yakaladı). Azâbımı ve nüzur (uyarıları)’mı tadın. 54/Kamer: 38-39

29- ...Kim Rabb’inin zikr (vahy)’inden yüz çevirirse, onu sa­ada (git-gide artan çetin) bir azâba sokar. 72/Cin: 17

30- Biz, sizi karîb (yakın) olan bir azâb ile uyardık. 78/Nebe: 40

31- Allâh bize lutfetti ve semûm (vücudun ter gözeneklerine işleyen sıcak) azâbdan bizi korudu. 52/Tûr: 27

32- Kötü mekr (kendisine ters dü­şen­leri ya­kalama hesabı) düzenleyen­ler, Allâh’ın kendi­lerini yere batır­ma­sından yahut farketmedik­leri bir yer­den onlara azâbın gelme­sinden gü­vende midir­ler? 16/Nahl: 45

33- ...Derileri piştikçe, azâbı iyice tatsınlar diye, derilerini de­ğişti­rip yenile­yeceğiz... 4/Nisâ: 56

 

ba’s _tekrar diriliş

Ba's: Tekrar diriliş, göndermek, uyandır­mak... gibi anlamlara gel­mekte­dir. Kullanılış biçimle­rine göre farklı manalara gelen bu ke­lime Kur’ân-ı Kerîm’de 65 civa­rında zik­redilmek­tedir.

Genel anlam:

1- (Yıldırım çarpmasından) Ölümünüzden sonra, şükrede­siniz diye sizi tek­rar dirilttik. 2/Bakara: 56

2- Ancak (çağrıyı) işitenler (daveti) kabul ederler. Ölülere (gelince): Allâh ba’s edecektir (tekrar dirilte­cektir). Sonra O'na dönerler. 6/En'âm: 36

3- Geceleyin sizi öldüren O'dur. Gündüzün yaptıklarınızı bilir. Belirlenerek takdir edilen ecel içinde sizi ba’s edecektir (tekrar dirilte­cek­tir).. Sonra dönüşünüz O'nadır. İşlediklerinizi size haber vere­cektir. 6/En'âm: 60

4- De ki O (Allâh): Üstünüzden ve ayakla­rınızın altında size azâb ba’s etmeğe (gön­der­meğe) ...Kadîr'dir... 6/En'âm: 65

5- Sonra onları (ashabu'l kehf'i) ba’s ettik (tekrar dirilttik). (uyandırdık)... 18/Kehf: 12

6- De ki: Göklerde ve yerde gaybı Allâh’tan başka kimse bil­mez. Ne za­man ba’s olunacak­larının (tekrar di­riltileceklerinin) şu ­urunda da değil­ler. 27/Neml: 65

7- (İblis dedi ki:) Rabb’im! Ba’s olu­nacak­ları (dirilecekleri) güne ka­dar beni(m ecelimi) ertele. 38/Sâd: 79

8- (İblis Allâh’a) dedi ki: insanların ba’s olunacakları (tekrar diriltile­cek­leri) güne kadar bana süre ver. 7/A'râf: 14

9- Sonra siz şüphesiz Kıyâmet Günü ba’s olacaksınız (tekrar dirilti­lirsi­niz). 23/Mü'minûn: 16

10- (O ilâhlaştırılanlar) ölüdür, haya­tın dışındadırlar. Ne zaman ba’s olunacaklarının (tekrar diriltilecek­le­rinin) şu urunda da değil­ler. 16/Nahl: 21

Resûllerin gönderilmesi:

1- And olsun ki! Allâh, mü'min­lere, âyetle­rini okuyan, onları arıtan, onlara Kitâb ve hikmeti öğreten, kendilerinden bir resûl ba’s et­mekle (gönder­mekle) lutufda bu­lunmuş­tur. Hâlbuki onlar, daha önce­leri açık dalâlette (sa­pıklıkta) idiler. 3/Aliimrân: 164

2- And olsun ki: Her ümmete; Allâh’a ibâ­det (kulluk) edin, Tâğût'tan ka­çının, diye bir resûl ba’s ettik (gönder­dik)... 16/Nahl: 36

3- ...Hiçbir vâzira (günahkâr), vizrâ uhra (başkasının günah yü­künü) vizr’lenmez çek­mez. Biz resûl ba’s etmedikçe (gön­derme­dikçe) kim­seye aza­betmeyiz. 17/İsrâ: 15

4- Dileseydik, tüm kasaba(lara) bir nezîr (uyarıcı) ba’s ederdik (gönderirdik). 25/Furkân: 51

5- İnsanlar bir tek ümmetti. Allâh nebîleri beşîr (müjdeci) ve nezîr (uyarıcı) ola­rak ba’­setti (gön­derdi)... 2/Bakara: 213

Kâfirlerin dirilişi:

1- Biz kemik ve ufalanmış toprak ol­duğu­muz zaman, sahiden mut­laka yeni bir yaratı­lişla ba’s olunacağız mı (dirileceğiz)? derler. 17/İsrâ: 49

2- Dediler ki: Vah halimize! Yattığımız yer­den bizi kim ba’s etti (tekrar diriltti)? Onlara: İşte Rahmân'ın vadettiği budur. (Demek ki:) Resûller doğru söy­le­mişler. 36/Yâsîn: 52

Dirilişi kabul etmeyenler:

1- (Ey insanlar!) Sizin yaratılma­nız ve ba’s edilmeniz (tekrar diril­me­niz) tek bir nefsin (yaratılması ve tekrar diriltilmesi) gibidir. Şüphesiz Allâh Sem'dir Basîr'dir. 31/Lokmân: 28

2- Onlar yeminlerinin en şiddetli­siyle yemin ederek (derler ki:) Ölen kim­seyi Allâh, ba’s etmez (diriltmez). Hayır. Aleyhlerine olan hakk (yerini bulacaktır). Lakin insan­la­rın çoğu bilmezler. 16/Nahl: 38

3- (İşte) O dünya hayatımız: Ölürüz ve yaşarız. Biz ba’s olacak (tekrar dirilti­le­cek) de değiliz. 23/Mü'minûn: 37

4- Dediler ki: İşte o dünya haya­tın­dan başka (bir hayat) yoktur. Biz, ba’s olacak (tekrar dirilti­le­cek) de deği­liz. 6/En'âm: 29

 Dirilişde şüphe edenler:

1- Yahut duvarları çatıları yığılmış bir kasa­baya uğrayan kim­seyi (görmedin mi?): Allâh burayı ölü­münden sonra acaba nasıl ba’s ede­cek (dirilte­cek)? Dedi. Allâh onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra ba’s etti (diriltti). (Allâh:) Ne kadar kaldın? Dedi. (O da:) Bir gün veya bir gün­den az kaldım, dedi. (Allâh:) Hayır yüz yıl kaldın. Yiyeceğine içe­ce­ğine bak, bozul­ma­mış. Eşeğine bak ve hem seni insan­lar için bir ibret kıla­cağız kemik­le­rine bak, onları nasıl bir­leşti­rip, sonra onlara et giydiri­yo­ruz, dedi. Bu ona apaçık belli olunca şöyle dedi: Artık bili­yo­rum ki: Allâh her şeye Kadîr'dir. 2/Bakara: 259

2- Ey insanlar! Öldükten sonra ba’s edil­mekten (tekrar dirilmekten) şüphede ise­niz (bilin ki): Biz sizi top­raktan yarattık. Sonra nutfeden, sonra alaka­dan, sonra da yapısı belli belirsiz bir çiğnem etten yarat­mışız­dır. (Ne ol­duğunuzu) size açıklamak içindir. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tu­tarız. Sonra sizi çocuk olarak çı­kartırız. Böylece ye­tişip er­ginlik çağına va­rırsınız. Kiminiz öldürü­lür. Kiminiz de öm­rünün en fena za­manına ulaştırılır. Bilirken bir şey bil­mez olur (bunar)... 22/Hacc: 5

 

beğiyy

Beğiyy: Taşkınlık etmek, zul­met­mek, az­mak, hududu aşmak, kah­belik ve iffetsizlik yapmak... gibi anlamlara gelmektedir. Bu veya buna yakın anlamlara gelen kelime­ler Kur’ân-ı Kerîm’de 40’a yakındır. Ancak kullanılış bi­çimlerine göre anlamları istemek, aramak, arzu etmek... gibi değişik durumları da mev­cuttur.

1- Allâh’ın dîninden başkasını mı arı­yorlar? Oysa göklerde ve yerde olan­lar, tav’an (isteyerek) ve ker­hen (iste­meyerek) O (Allâh)’a tes­lim ol­muştur. O'na dönecekler­dir. 3/Aliimrân: 83

2- Onlar, lağiv (boş) söz işittikleri vakit on­dan yüz çevirirler: Bizim amellerimiz (iş­leri­miz) bize, sizin amelleriniz (işleriniz) si­zedir. Selâmun aleykum, cahil­leri de iste­meyiz, der (ve geçer)’ler. 28/Kasas: 55

3- Mü'minleri bırakıp da, kâfirleri ev­liyâ (dostlar) edinenler onların ya­nında izzet mi arıyorlar? Halbu ki: Bütün izzet (sadece) Allâh’ındır. 4/Nisâ: 139

4- De ki: Rabb’im; fevâhiş (fuhuİlardan)’dan zahir (açık) olanıve batın (gizli) olanı, ism (günah)’i, haksız yere olan bağıyy (saldırı), hakkında hiçbir sultan (delil) indir­mediği bir nesneyi Allâh’a şirk (ortak) koşmanıve Allâh hakkında bilmediğiniz şey­leri söylemenizi ha­ram kılmıştır. 7/A'râf: 33

5- Hiç şüphesiz; Allâh adaleti, ih­sanı, ya­kın­lara bakmanıemre­der. Fahşâyı, münkeri ve bağy’ı (az­gın­lığı) nehyeder. Tezekkür edersi­niz diye size öğüt veri­yor. 16/Nahl: 90

6- (Meryem): Benim nasıl bir oğ­lum olur? Bana bir beşer (insan) do­kunmamış da. Ayrıca, ben beğiyy (iffetsiz) de olmadım, dedi. 19/Meryem: 20

7- Ey Hârûn’un bacısı, senin ba­ban kötü işi olan biri değildi. Senin an­nen de beğiyy (iffetsiz) değildi. 19/Meryem: 28

 

beyan_ beyân

Beyan: Bu kelimenin çeşitli kullanılış şe­kil­leri 520'den fazladır. Ancak biz burada; bir şeyi açık­lığa kavuş­turmayla alakalı âyet­ler­den bazıla­rını alacağız.

1- ...Aklınız ersin diye, size âyet­leri beyân ettik (açıkladık). 57/Hadîd: 17

2- ...Biz Kitâb’da insanlara beyân et­tikten (açıkladıktan) sonra beyyi­nât açık delillleri in­dirdiğimiz şey­leri onlar ketmedi (gizli)’yorlardı. Onlara Allâh la'net ediyor, la­net ediciler de la'net ediyor... 2/Bakara: 159

3- İsa beyyine’lerle (açık delillerle) gelince, şöyle dedi: Ben size hik­met getir­dim. İhtilafa (ayrılığa) düştü­ğü­nüz şeylerden bir kısmını beyân et­mem (açıklamak) için gel­dim... 43/Zuhruf: 63

4- ...insanlara, kendilerine indiri­leni beyân etmen (açıklaman) için sana da bu Zikr’i inzal ettik (indir­dik)... 16/Nahl: 44

5- ...Böylece Allâh âyetlerini in­san­lara be­yan eder (açıklar)... 2/Bakara: 187

6- ...Bu Allâh’ın sınırlarıdır. Akleder bir kavim için onu beyân ediyor (açıklı­yor). 2/Bakara: 230  

7- Dinde ikrah (zorlama) yoktur. Artık rüşd (olgunluk) ğayy'dan (iğva edilmiş/ düzeni bo­zulmuş­dan) iyice tebeyyün (açıklanmıştır) edil­miştir. Kim Tâğût'a küfrederse (tanımazsa), Allâh’a da îmân ederse artık o kop­mak bilme­yen urvetü’l vüska’ya (sağlam bir kulpa) sa­rıl­mıştır. Allâh Semî'dir Alîm'dir. 2/Bakara: 256

8- ...İşte size de Rabb’inizden bey­yine (açıklayıcı) geldi. 6/En'âm: 157

9- Meryem oğlu İsa'ya beyyinât (mucizeler) verdik. Ve O'nu Ruhu'l Kuds ile desdekle­dik... 19/Meryem: 87

10- And olsun! Mûsâ size beyyi­nat (mucizeler) getirdi... 2/Bakara: 92

11- ...Resûl gönderdi. Allâh’ın mu­beyyinât (apaçık) âyetlerini oku­sun diye... 65/Talâk: 11

12- ...Çünkü o (Şeytân), sizin mu­bîn (apaçık) düşmanınızdır. 2/Bakara: 168

13- ... Bize düşen mubîn (apaçık) bir teb­liğdir. 36/Yâsîn: 17

14- Bu (Kur’ân), insanlar için bir be­yandır (açıklamadır), muttakiler için bir hidâyet ve mevi’ze (öğüttür)... 3/Aliimrân: 138

15- Ona (insana) Beyanıöğretti. 55/Rahmân: 4

16- Sonra şüphen olmasın! Onu (Kur'ân’ı) beyân (açıklamak) da bize düşer. 75/Kıyâmet: 19

 

cahiliye_cahiliyye

Cahiliyye: Bilmemek, kötüye mey­let­mek, yanlış yol, doğru ta­raf­tarı ol­mamak... gibi an­lam­larına gel­mektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu kelimi ve bu­nunla alkalı zik­redilen kelime­ler 24 civarın­da­dır.

Genel olarak:

1- ...Allâh dileseydi onları hidâyet üzere toplardı. Aman ha! Cahillerden olma. 6/En'âm: 35

2- Sen afv yolunu tut. Ma’rûf’u (herkesce bilinen iyilikleri) em­ret. Cahillerden yüz çevir. 7/A'râf: 199

3- Cahiliye devri hükmünü mü is­ti­yorlar? Yakinen bilen bir ka­vim için Allâh’tan daha iyi hü­küm ve­ren kimdir? 5/Mâide: 50

4- Allâh: Ey Nûh! O senin ailen­den olmadı. Çünkü salih olmayan bir iş (kötü bir iş) işle­miştir. Öyleyse sence bilgin olmayan bir şeyi Ben'den is­teme. Ben sana cahiller­den olma­manıtav­siye ederim, dedi. 11/Hûd: 46

5- Kâfir olanlar, kalblerindeki cahi­liyye ça­ğının asabiyet ateşini ateş­lendirdiklerinde, Allâh, Resûl’üne ve Mü'minlere huzur in­dirdi... 48/Fetih: 26

 Allâh’ın Resûllerinden:

1- Mûsâ milletine: ...Cahillerden ol­maktan Allâh’a sığınırım, dedi. 2/Bakara: 67

2- İsrâiloğullarının denizden geç­me­lerini sağladık. Esnâma (Puta) gö­nül­den tapan bir kavime rastladı­lar: Ey Mûsâ! Onların ilâhları gibi bize de bir ilâh yap, dediler. (Mûsâ): Doğrusu siz cahil bir kavimsiniz, dedi. 7/A'râf: 138

3- (Nûh): Ey milletim!... Fakat ben sizi cahil bir millet olarak gö­rü­yo­rum. 11/Hûd: 29

4- (Hûd): ...Fakat sizin cahil bir ka­vim ol­duğunuzu görüyorum, dedi. 46/Ahkâf: 23

5- (Lûd): ...Evet, siz cahil bir ka­vim­siniz. 27/Neml: 55

6- (Yûsuf): ...Eğer tuzaklarını ben­den uzaklaştırmazsan onlara mey­lede­rim ve cahil­lerden olu­rum, dedi. 12/Yûsuf: 33

 Mü'minlerin durumuna mi­sal:

1- Onlar, lağiv (boş) söz işittikleri vakit on­dan yüz çevirirler: Bizim amellerimiz (iş­leri­miz) bize, sizin amelleriniz (işleriniz) si­zedir. Selâmun aleykum, cahil­lerle işimiz yok, der (ve geçer)’ler. 28/Kasas: 55

2- Ayetlerimize inananlar sana ge­lince: Selâmun aleykum, de. Rabbiniz, ona rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır. Sizden kim ca­hil­likle kötü bir amel yapar ve sonra tevbe eder ve nefsini dü­zeltirse, (bilsin ki:) O, Ğafûr Rahîm'dir. 6/En'âm: 54

3- Evlerinizde oturun. Eski Cahiliyye'de ol­duğu gibi açılıp sa­çıl­ma­yın... 33/Ahzâb: 33

4- Rahmân'ın kulları yeryüzünde hevnen (mütevazi) yürürler. Cahiller kendi­lerine mu­hatab ol­duk­la­rında: Selâm, der ve geçerler. 25/Furkân: 63

 

cehennem

Cehennem: Ahirette ceza yeri­dir. Nar: Ateş, Cehennem yerine kul­la­nıldığı gibi azâb yeri ve şekli an­lam­larını da ifade etmek­tedir. Kur’ân-ı Kerîm’de Cehennem 77, Nar 145 civarında geçmektedir.

Cehennem'in bazı özellik­leri:

1- Ey îmân edenler! Kendinizi, aile­nizi, yakıtı insan ve taş olan ateş­ten ko­ruyun. O'nun başında, iri göv­deli, sert tabiatlı, Allâh’ın kendi­le­rine em­retiği şeye asi olma­yan em­redildiklerini yapan me­lek­ler var­dır. 66/Tahrîm: 6

2- Ateşte bulunanlar Cehennem bekçi­le­rine... 40/Mü'min/Ğâfir: 49

3- Üzerinde 19 (bekçi) vardır. 74/Müddesir: 30

4- Kapkara dumandan bir gölge için­dedir­ler. 56/Vâkıa: 43

5- Bu kendilerine uzak bir yerden gö­zü­künce kaynayışını ve uğul­da­yişını duyacak­lardır. 25/Furkân: 12

6- O halde, içinde ebedi kalacağınız Cehennem'in kapılarından girin. Mütekebbirlerin (kibirlenenlerin) yeri ne kö­tüdü. 16/Nahl: 29

7- Kızgın ateşe atılır, kaynar su akı­tan pınardan içirilir... 88/Ğaşiye: 4

8- Siz zekkum ağacından yiye­ceksi­niz. Karınlarınızı hep on­dan dol­du­ra­caksınız. Üstüne de o kaynar su­dan içeceksiniz. Susamış de­ve­lerin suya saldırışı gibi içeceksi­niz. 56/Vâkıa: 52-55 

9- O Cehennem'in dibinde yetişen bir ağaç­tır. Tomurcukları şey­tan­la­rın başları gibidir. 37/Sâffât: 64-65 

10- İşte kaynar su ve irin tatsınlar. 38/Sâd: 57

11- Onlar için Cehennem'de dö­şek. Üzerlerine de örtüler var­dır... 7/A'râf: 41

12- O gün Cehenneme, doldu mu? Deriz. O da: Daha var mı? Der. 50/Kâf: 30

Cehennemlikler:

1- ...Bekçiler onlara dediler ki: İçinizden size Rabb’inizin âyet­le­rini oku­yan ve bu güne kavu­şaça­ğınızı ihtar eden resûller (elçiler) gel­medi mi? Onlar da: Evet geldi, dediler... 39/Zümer: 71

2- Onlara âyetlerimiz beyyinât (apaçık) ola­rak okunduğu zaman, küfreden­lerin yüzlerin­den münker­le­rini anlarsın. Nerdeyse, kendi­le­rine âyetlerimizi okuyan­lara saldıra­caklar. De ki: Size bundan daha şer­lisini ha­ber ve­reyim mi? Ateş'dir. Allâh küf­redenlere va­detti! Ne kötü bir dönüş­tür!.. 22/Hacc: 72

3- ...Rabb’inin: And olsun. Cehennem'i in­sanlar ve cinlerle top­tan mut­laka dolduraca­ğım, sözü ta­mamlandı (yerini buldu). 11/Hûd: 119

4- Ateş ehliyle, Cennet ehli bir olur mu?... 59/Haşr: 20

5- And olsun! Sen ve sana tabi olan­ların hepsini Cehenneme dolu­ra­ca­ğım. 38/Sâd: 85

6- Hayır! Kim seyyie (kötülük) iş­lerse, yaptığı hatalar kendi­sini ku­şa­tırsa, o ateşin ar­kadaş­larıdır... 2/Bakara: 81

7- Zulmedenlere meyletmeyin. Aksi halde ataş dokunur...11/ Hûd: 113

8- Mütekebbirler için Cehennem'de bir yer mi yok? 39/Zümer: 60

9- Mücrimler Cehennem azâbında ebedi ka­lacaklardır.. 43/Zuhruf: 74

10- O'na: Allâh’dan ittikâ et (Allâh’ın belit­tiği helal-haram sınırla­rını koru), denildiğinde (işlediği) gü­nah sebebiyle izzet-şerefli­liği tu­tar. Ona Cehennem yeter... 2/Bakara: 2O6

11- Münâfıklar Ateş'in derki’l es­fel (en alt ta­bakası)’dandır... 4/Nisâ: 145

12- Ateş içinde birbirleri ile çekişir­lerken... 40/Mü'min//âfir: 47

13- Allâh’ın düşmanları Ateş'e sü­rülmek üzere toplandıkları gün, hepsi bir araya getiri­lirler... 41/Fussilet: 1

 Cehennem azâbı:

1- ...Onlar, deve iğne deliğinden ge­çinceye kadar Cennet’e gi­remez­ler... 7/A'râf: 40

2- Mücrim’ler (suçlular) simala­rın­dan tanınır­lar. Perçemlerinden ve ayak­la­rın­dan tutu­lur­lar. 55/Rahmân: 41

3- (Allâh:) Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriye bera­ber ateşe gi­rin, der. Her üm­met girdikçe kendi bacısı (yoldaşı)’na la'net eder. Hepsi orada birbiri ardınca yaka­la­nınca; sonrakiler (aldatılanlar) ön­cekiler (aldatanlar) için: Ey Rabb’imiz! İşte bunlar bizi dalâlete (sapıklığa) düşürdüler. Onlara ateşten daha fazla bir azâb ver, di­yecekler. (Allâh) bu­yu­rur: (Aslında yeterince) herkese kat kat (azab ve­rilmiştir). Lakin siz bilmezsiniz. 7/A'râf: 38

4- De ki Cehennem ateşi daha sı­cak­tır... 9/Tevbe: 81

5- Siz ve Allâh’dan başka ibâdet (kulluk) ettikleriniz Cehennem odu­nu­dur... 21/Enbiyâ: 98

6- Rabb’ine and olsun! Mutlaka on­ları da, Şeytânları da Mahşer'de top­la­yacağız. Sonra onları dizüstü çök­müş vaziyette Cehennem'in et­ra­fında hazır bulunduracağız. 19/Meryem: 68

7- Onun yedi kapısı vardır... 15/Hicr: 44

8- Elleri boyunlarına bağlı olarak dar bir yerden atıldıkları za­man... 25/Furkân: 13

9- Onlara sabah akşam ateş arzo­lu­nur... 40/Mü'min//âfir: 46

10- Onların gömlekleri katran­dandır. Yüzlerini de ateş bürü­müş­tür. 14/İbrâhîm: 50

11- ...Derileri piştikçe, azâbı iyice tatsınlar diye, derilerini de­ğişti­rip yenile­yeceğiz... 4/Nisâ: 56

12- Yüzükoyun Cehennem'de topla­nacaklar var ya... 25/Furkân: 34

13- Küfredenler, bölükler şek­linde Cehennem'e sürülür... 39/Zümer: 71

14- ...Mücrîm’leri (günahkârları) da susuz olarak Cehenneme sürdü­ğü­müz gün. 19/Meryem: 86

15- ...Küfredenler için ateşten bir el­bise biçilmiştir... 22/Hacc: 19

16- ...Bu ateşte ebedi kalan ve bar­saklarını parçaparça edecek kay­nar su içirilen kimsele­rin durumu gibi olur mu hiç? 47/Muhammed: 15

17- Onu yudumlayacak ama yu­ta­ma­yacak­tır. Her taraftan ona ölüm geldiği halde öleme­yecektir... 14/İbrâhîm: 17

18- Burada karınlarındaki ve deri­leri eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir. 22/Hacc: 20-21

19- Orada (kendileri) inim inim inle­yecekler ve onlar orada bir şey de işitmeyeceklerdir. 21/Enbiyâ: 100

 

cilbab_celabib

Cilbâb: Kadınların evden dışarı çık­tıkla­rında üzerlerine giydikleri örtü. Kur'ân-ı Kerîm'de 1 yerde cil­bâb­’ın çoğulu celâbîb ola­rak geçmek­tedir.

1- Ey Nebî! Eşlerine, benât (kızlar)’ına ve mü'minlerin kadın­la­rına, de ki: (Dışarı çıktık­larında) cil­bâb’larını (dışarda giyilen örtüle­rini) üzerlerine salsınlar. Onların tanın­ması ve eza edilmemesi için ednâ (uygun) olan budur. Allâh Ğafûr Rahîm’dir. 33/Ahzâb: 59

 

cennet

Cennet: Ahirette mü'minlerin mü­kâ­fatlan­dırılacağı yerdir. Bahçe an­lamına da gelmekte dir. Kur’ân-ı Kerîm’de Cennet'e çeşitli isimler veril­mekte­dir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu kelime 135 civa­rında zikredilmektedir.

Genel anlam:

1- Ey Adem, dedik. Bu (İblis) senin ve eşinin düşmandır. Sakın sizi Cennet'ten çı­karmasın... 20/Tâhâ: 117

2- Yoksa siz, sizden önce gelip geç­miş ka­vimlerin başlarına ge­len­ler size de gelmeden Cennet'e gire­ce­ği­nizi mi sandınız? 2/Bakara: 214

3- Rabb’inin mağfiretine ve muttakiler için hazırlanmış olan gökler ve yer ka­dar ge­nişliği olan Cennet'e koşun. 3/Aliimrân: 133

4- Gökten bereketli bir su indir­dik. Onunla Cennetler ve biçile­cek tane­ler bitirdik... 50/Kâf: 9

Cennet'e girecekler:

1- İmân edip salih işler yapanları, al­tında İrmaklar akan ve içinde ebedi kalacakları Cennet köşk­lerine yer­leş­tireceğiz.. 29/Ankebût: 58

2- Allâh, kullarını Selâm Yurdu'na (Cennet) çağırır... 10/Yûnus: 25

3- Cennet muttakilere yaklaştırılır. 26/Şuarâ: 90

4- Rabb’lerine karşı gelmekten it­tikâ eden­ler (sakınanlar), bölük bö­lük Cennet'e sevk edi­lir­ler. Oraya va­rır­lar. Kapıları açılır. Bekçileri on­lara selâm size ter­temiz geldiniz. Ebedi kal­mak üzere buraya girin, derler. 39/Zümer: 73

5- Adn Cennet'leri. Oraya baba­la­rın­dan, eşlerinden ve çocukla­rın­dan sa­lih olanlarla be­raber gi­recekler... 13/R'ad: 23

Cennet'in durumu:

1- Rabb’inizden olan mağfirete koşun! Gökle yerin genişliği gibi olan Cennet'e koşun... 51/Hadîd: 21

2- ...Adn Cennet'lerindeki güzel mesken­lere koyar... 61/Saff:12

3- Naim Cennet'lerindedirler. 56/Vâkıa: 12

4- ...Onlara Cennet'ül Me'vâ'da ik­ramlı konaklama var. 32/Secde: 19

5- ...Onlara Cennetü’l Firdevs’de ik­ramlı konaklama var. 18/Kehf: 104

Cennet'in nimetleri:

1- ...Selâm üzerinize olsun. Yaptıklarınıza karşılık olarak Cennet'e giriniz. 16/Nahl: 32

2- O gün Cennet'liklerin kalacak­ları yer çok iyi, dinlenecekleri yer çok gü­zeldir. 25/Furkân: 24

3- Muttakilere va'dolunan Cennet'in du­rumu içinde bo­zulma­yan sudan İrmaklar, tadı değişmeyen sütten İrmaklar, içenlere lez­zet ve­ren şa­raptan İrmaklar, süzme baldan İr­mak­lar vardır. Orada meyvaların her çeşidi onla­rın­dır... 47/Muhammed: 15

4- Orada bir pınar var, Selsebil deni­lir. 76/İnsân: 18

5- Orada bir kaseden içirilir. Karışımında zencebil vardır. 76/İnsân:17

6- Mühürlü halis bir içecekten içirilir. 83/Mudaffifin: 25

7- Onun sonu misktir...  83/Mudaffifin: 26

8- Karışımı tesnimdendir. 83/Mudaffifin: 27

9- Allâh’a yakın olanların içecek­leri bir kay­naktır o. 83/Mudaffifin: 28

10- Çağlayan sular. 56/Vâkıa: 31

11- Biz sana Kevseri verdik. 108/Kevser: 1

12- Etraflarında ölümsüz Vildanlar dolaşır. Main'den doldu­rulmuş testi­ler, ibrikler ve ka­dehlerle. 56/Vâkıa: 19- 20

13- Orada onlara meyvalar var. Onlar için­dir, ne isterlerse. 36/Yâsîn: 57

14- Dikensiz kirazlar. 56/Vâkıa: 28

15- Dizi dizi muzlar. 56/Vâkıa: 29

16- İştahlandıkları kuş etleri. 56/Vâkıa: 21

17- Böylece, biz onları iri gözlü Huri'lerle evlendiririz. 44/Duhân: 54

18- Kurtuluş muttakileredir. Bahçeler ve üzüm bağları. Tomurcuklu yaşıt kızlar. 78/Nebe: 31- 32- 33 

19- ...Onlar Adn Cennet'lerinde taht­lar üzerinde kurulur. Orada al­tın bile­ziklerle beze­necekler. Yeşil Sündüs ve İstebrak'tan elbise gi­yer­ler... 18/Kehf: 31

20- Biz onların kalblerindeki kini söktük. Onlar köİkler üze­rinde karşı karşıya olan kar­deşlerdir. 15/Hicr: 4   

 

cihat_cihad

Cihad: Gayret etmek, bütün gü­cünü kul­lanmak, Allâh yolunda ma­lını harcamak, biz­zat insanın kendisi tevhide inanıp yayılması ve müda­fası konusunda takadı miktarınca çalışması... anlam­larına ge­lir. Çeşitli kullanılış bi­çimleriyle bu ke­lime Kur’ân-ı Kerîm’de 40 civarında zik­re­dilmek­te­dir.

Genel durum:

1- Ey îmân edenler! Allâh’dan it­tika edin (verdiği emir-yasak­la­rın hu­dut­larını yaşayarak koru­yun). Ona yaklaşmaya vesile (yol) ara­yın. O'nun yolunda cihâd edin ki, iflah olasınız. 5/Mâide: 35

2- Ey Nebî! Kâfirlere ve münâfık­lara karşı cihâd et, onlara karşı sert dav­ran. 9/Tevbe: 73

3- Yoksa Allâh içinizden cihâd eden­leri belli etmeden, sabre­denleri be­lirlemeden (or­taya çı­karmadan) Cennet'e gireceğinizi mi sandınız? 3/Aliimrân: 142

4- Deki: Eğer babalarınız, oğulla­rınız, kar­deşleriniz, eşleriniz, hİsım-akra­banız, kazan­dığınız mallar, ke­sada uğramasından kork­tu­ğunuz tica­ret, hoşlandı­ğınız meskenler... Allâh’tan, Resûl’ünden ve Allâh yo­lundan ci­had etmekten daha sevgili ise; artık Allâh em­rini geti­rinceye ka­dar bekleyin. Allâh fa­sık­lar toplulu­ğunu hidâyete erdir­mez. 9/Tevbe: 24

5- Kim cihâd ederse şüphesiz kendi nefsi için cihâd etmiştir. 28/Kasas: 6

6- Allâh (yolun)’da hakiki cihad’la ci­hâd edin. O (Allâh) sizi seçti. Dîn (hususun)’da size bir harec (zorluk)’dan yüklemedi. Babanız İbrahîm’in milleti de (böyleydi). O (Allâh) size müslimîn ismini ver­miş­tir... 22/Hacc: 78

Anladıklarımız:

1- Cihâd Allâh’a yaklaşmak için bir vesile araçtır.

2- Cihâd kâfirlere ve munafıklara karşı ya­pılır.

3- Cennet'in yolu cihad'ta geçer.

4- Mü'mini Allâh’tan, Resûl’ünden ve ci­hâd etmekten alı­koyan sevdik­leri hususlar esasında onu fasıklığa götürebi­lir.

5- Cihâd eden kendi menfaatı nef­sini kur­tarmak içindir.

Cihâd edenler:

1- Mü'min olan kimseler; Allâh’a ve Resûl’üne îmân eden, on­dan asla şüpheye düşmeyen, Allâh yolunda mallarıyla ve canla­rıyla ci­had eden­lerdir. 49/Hucurât: 15

2- ...Allâh yolunda cihâd edenler, hiçbir lâim’in levm’inden (kınayıcının kınamasın­dan) kork­maz­lar. Bu (haslet) ise; Allâh’ın fadlı’dır, dilediğine verir... 5/Mâide: 54

3- Kâfirlere itâat etme! Bu Kur'ân’la onlara karşı büyük bir ci­hadla ci­hâd et! 25/Furkân: 52

4- And olsun. İçinizde mücahid­lerle sabre­denleri belirleyinceye ka­dar ve haberlerinizi açıklayın­caya ka­dar sizi imtihan edece­ğiz. 47/Muhammed: 31

5- (O) îmân edenler(den), hicret edip Allâh yolunda cihâd edenler(e ge­lince;) onlar Allâh’ın rahmetini umanlardır. Allâh, Ğafûr Rahîm’dir. 2/Bakara: 218

 

cin_cinn

Cinn: insanların gözleriyle görü­le­meyen, yaptıklarından so­rumlu ya­ratıklardır. Bu keli­meyle alakalı kullanılış şekilleri Kur'ân-ı Kerîm’de 30'dan fazla geçmekte­der.

Genel anlamda:

1- Orada, bakışlarını yalnız eşle­rine çevir­miş (dilberler) vardır. Daha önce insan ve cin­ler de dokunma­mıştır. 55/Rahmân: 56

2- Onlara daha önce insan da, cin de do­kunmamıştır. 55/Rahmân: 74

3- De ki: Cinlerden bir topluluğun (Kur'ân’ı) dinlediği bana vah­yo­lundu. Şöyle demişlerdi: Doğrusu biz, şahane güzel bir Kur'ân din­le­dik. 72/Cinn: 1

4- Süleymân'ın cinlerden, insan­lar­dan ve kuİlardan müteşekkil olan or­dusu toplandı... 27/Neml: 17

5- Kur'ân’ı dinleyecek cinlerden bir takımını sana yöneltmiştik. Onlar Kur'ân’ı dinle­meğe hazır olunca (birbirlerine): Susun, dedi­ler. Kur'ân’ın okunması bitince, her­biri birer nezîr (uyarıcı)’ler kavim­lerine döndüler. 46/Ahkâf: 29

Cinlerin yaratılişı:

1- Cinleri ve insanları ancak Bana ibâdet (kulluk) etsinler diye yarat­tım. 51/Zâriyât: 56

2- (O Allâh), cinleri de yalın ateş­ten yarattı. 55/Rahmân: 15

3- Meleklere: Adem'e secde edin, demiştik. İblis'ten başka hepsi secde etmişti. O, cinler­dendi... 18/Kehf: 50

 Cinlerin sorumluluğu:

1- Allâh hepsini bir araya topla­dığı gün: Yâ ma’şera’l cinni (Ey cin top­luluğu)! insanların (bazısıyla) çok uğraştınız (yoldan çı­kardınız), der... 6/En'âm: 128

2- Yâ ma’şera’l cinni ve’l ins (Ey cin ve in­san topluluğu)! Size âyetle­rimi anlatan, bu­günle karşılaşmanız­dan sizi inzar eden (uyaran) re­sûller gelmedi mi? (diye soru­lur)... 6/En'âm: 130

3- ...Rabbinin: And olsun ki, Cehennem'i hep insan ve cin ile mut­laka dolduracağım, sözü yerine gelmiştir. 11/Hûd: 119

4- O gün, insan ve cin zenb’i (günahı hak­kında) sorgulanmaya (gerek kalmaya)’cak. 55/Rahmân: 39

Cehennemlik cinler:

1- And olsun ki: Cehennem için bir­çok cin ve insan yarattık. Onların kalb­leri vardır ama fıkh etmezler (an­lamazlar). Gözleri vardır ama basiret göstermezler (görmez­ler). Kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha dalâlet (sapıklık)’tedirler. İşte bun­lar gafil­lerdir. 7/A'râf: 179

2- ...Ben'den şu söz gerçekleşe­cek­tir: Cehennem'i tamamen cin ve in­san­ların bir kısmıyla mut­laka dol­dura­cağım. 32/Secde: 13

3- (Allâh:) Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriye bera­ber ateşe gi­rin, der. Her üm­met girdikçe kendi bacısı (yoldaşı)’na la'net eder. Hepsi orada birbiri ardınca yaka­la­nınca; sonrakiler (aldatılanlar) ön­cekiler (aldatanlar) için: Ey Rabb’imiz! İşte bunlar bizi dalâlete (sapıklığa) düşürdüler. Onlara ateşten daha fazla bir azâb ver, di­yecekler. (Allâh) bu­yu­rur: (Aslında yeterince) herkese kat kat (azab ve­rilmiştir). Lakin siz bilmezsiniz. 7/A'râf: 38

Cinlerin bazı özellikleri:

1- De ki: And olsun ki; insan ve cin­ler, bir­birine yardımcı olarak bu Kur'ân’ın bir benze­rini or­taya koy­mak için bir araya gel­seler, yine de benzerini ortaya koyamazlar. 17/İsrâ: 88

2- Cinlerden bir ifrit: Sen yerin­den kalma­dan önce sana onu getiri­rim... dedi. 27/Neml: 39

3- (Süleymân'ın) ölümüne hük­met­ti­ğimiz zaman, ancak değne­ğini yi­yen kurt onun ölü­münü cinlere gösterdi. O, (ölü olarak yere) düşünce, (ölümü) ortaya çıktı. Şayet cinler gö­rülmeyeni bilmiş olsa­lardı; mühîn (alçak düşü­ren) bir azâb içinde kalmazlardı (çalışmazlardı). 34/Sebe: 14

4- Kâfir olanlar (Cehennem'de): Rabbimiz! Cinlerden ve insan­lar­dan, bizi dalâlete (sapıklığa) düşü­renleri göster. Onları ayakla­rımızın altına ala­lım da esfel’lerden (en altta kalan­lardan) ol­sunlar, derler. 41/Fussilet: 29

5- (Vesveseci) Cinlerden ve insan­lar­dan (...insanların Rabbi olan Allâh’a sığınırım de). 114/Nâs: 6

6- Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin bucaklarını aşıp geç­meye gücünüz yeti­yorsa geçin! Ancak sultan (bir kudret) ile ge­çebi­lirsiniz! 55/Rahmân: 33

7- Böylece Biz, her nebîye insan ve cin Şeytânlarını düşman yap­tık. Birbirlerini aldat­mak için yaldızlı sözler vahyederlerdi (fısıldarlardı). 6/En'âm: 112

Kâfirler cinleri nasıl düşü­nür:

1- Gerçekten, bir takım insanlar, cin­lerin bir takımına sığınır­lardı da onların azgınlıkla­rını artırır­lardı. 72/Cinn: 6

2- O (Allâh’la) cinler arasında da bir soy bağı icadettiler. And ol­sun ki, cinler de, kendi­lerinin (hesap ye­rinde) hazır bulundu­ru­la­cakla­rını bi­lir­ler. 37/Sâffât: 158

3- (Melekler): Sen yücesin. Bizim vel­îmiz onlar değil, Sensin. Hayır; onlar (bize değil) cinlere ibâdet edi­yorlardı. Çoğu onlara îmân edi­yor­lardı, derler. 34/Sebe: 41

4- (Müşrikler), cinleri Allâh’a şirk koştular. O (Allâh) onları ya­rat­mış­tır... 6/En'âm: 100

 

dalalet

Dalâlet: Sapmak, sapıtmak, kay­bolmak, uzaklaşmak, dalâ­lete düşmek, doğru yolu bu­la­mamak, boşa gitmek, gider­mek... anlamına gel­mek­tedir. Bu kelimeyle alakalı kul­lanılmış biçimleri, Kur’ân-ı Kerîm’de 185'den fazla zikredil­mektedir.

Genel anlam:

1- Allâh, îmân edenleri dünya ha­ya­tında da âhirette de sabit (değiş­me­yen) bir sözle (sağlam yolda) sabit kılar (yürütür). Allâh zâ­limleri de (zulümleri nedeniyle) dalâlete (sapıklığa) düşü­rür. Allâh dile­di­ğini yapar. 14/İbrâhîm 27

2- Ey imân edenler! Allâh’a, Resûl’üne, Resûl’üne indirdiği Kitâb’a ve daha önce in­dirdiği Kitâb'a îmân edin. Kim Allâh’ı, me­lek­lerini, kitâb­larını, resûllerini ve âhiret gü­nünü küfre­derse (umursamayıp görmemezlik­ten ge­lirse) uzak bir dalâlet(in) dalâletine (sapıklık çukuruna) düşmüştür. 4/Nisâ: 136

3- Kim ilimsizlikle insanları dalâ­lete düşür­mek (saptırmak) için Allâh’a karşı iftira eden­lerden daha zâlim­dir... 6/En'âm: 144

4- De ki: Eğer dalâlete düşersem (saparsam), kendi aleyhime da­lâ­lete (sapıklığa) düşmüş (olu­rum). 34/Sebe: 50

5- Doğrusu Rabb’in, kendi yo­lun­dan dalâ­lete düşeni (sapanı) en iyi bi­lendir. 68/Kalem: 7

6- Ey îmân edenler! Siz kendinize bakın. Siz hidâyette olunca dala­lete düşen (sapan) kimse size zarar ve­re­mez. 5/Mâide: 105

7- Denizde size bir zarar (sıkıntı) oduğunda O (Allâh)’dan başka duâ ettikleriniz (yalvardıklarınız) dalâ­lete düşer (Yok olur, kaybolur). 17/İsrâ: 67

8- Rabb’im dalâlete (yanılgıya) düşmez. Unutmaz da. 20/Tâhâ: 52

9- Dünya hayatında onların (bütün) çalışma­ları dalâlete (boşa) düşmüş­tür. Onlar kendi­le­rinin iyi iş yaptık­larını sanıyorlar. 18/Kehf: 104

10- ...Ama bugün (âhirette) zâlim­lere ge­lince mubîn (apaçık) bir dalâlet (sapıklık) için­dedirler. 19/Meryem: 38

 Dalâlet (sapıklık) nedir?

1- Kim îmânıküfür ile değişti­rirse, tesvi­yeli (dümdüz) yoldan da­la­lete (sapıklığa) düşmüş­tür. 2/Bakara: 108

2- Ey imân edenler! Allâh’a, Resûl’üne, Resûl’üne indirdiği Kitâb’a ve daha önce in­dirdiği Kitâb'a îmân edin. Kim Allâh’ı, me­lek­lerini, kitâb­larını, resûllerini ve âhiret gü­nünü küfre­derse (umursamayıp görmemezlik­ten ge­lirse) uzak bir dalâlet(in) dalâletine (sapıklık çukuruna) düşmüştür. 4/Nisâ: 136

3- Allâh, kendisine şirk (ortak) koşulmasını asla mağfiret etmez (bağışlamaz). Ondan baş­kalarını (günahları) dilediği kimse için mağfi­ret eder. Kim Allâh’a şirk (ortak) ko­şarsa, uzak bir dalâlete (sapıklığa) düşmüştür. 4/Nisâ: 116

4- Allâh ve Resûl’ü bir işe hüküm verdiği zaman, mü'min kadın ve er­keğe o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allâh ve Resûl’üne karşı asi olursa, mu­bîn (apaçık) bir dalâlete (sapıklığa) düşmüştür. 33/Ahzâb: 36

5- Bak hele. Sana nasıl benzetme­ler yaptı­lar. Dalâlete (sapıklığa) düş­tü­ler. Daha da başka bir yol bula­maz­lar. 25/Furkân: 9

6- Allâh’dan başka kendilerine kur­bi­yet (yakınlık) sağlamak için edin­dikleri ilâhlar kendile­rine yar­dım et­seydi ya? Ama (ilâhları) on­lardan dalâlete düştüler (kaybolup uzak­laştı­lar). Bu, on­ların ifk (uydurma) ve if­tira­ların­dan başka bir şey de­ğildir. 46/Ahkâf: 28

7- İnsanlardan öyleleri var ki, ilimsiz olarak Allâh yolundan dalâlete (sapıklığa) düşürmek için lehve’l hadis’i (boş lafı) satın alırlar. Onunla alay ederler. Onlara (rüs­vay edici) mühin bir azâb vardır. 31/Lokmân: 6

Allâh kimleri dalâlete düşü­rür:

1- Hevâsını kendisine ilâh edi­neni gördün mü? Allâh, onu bir bilgi üzere dalâlete düşür­müştür (şaşırtmıştır). Kulağını ve kalbini mü­hürlemiştir. Gözünü de perde­le­miştir. Onu Allâh’tan başka kim hi­dâyete eriştirebilir? Tezekkür et­mez misi­niz? 45/Câsiye: 23

2- ...Allâh verdiği misallerle fa­sık­ları dalâ­lete (sapıklığa) düşürür. 2/Bakara: 27

3- Allâh bir kavmi hidâyete erdir­dik­ten sonra, ittikâ (sakınacakları) ko­nularını kendi­le­rine açıklayıncaya kadar onları dalâlete (sapıklığa) düşürecek değildir. 9/Tevbe: 115

4- ...De ki: Allâh dilediğini dala­lete (sapıklığa) düşürür. Kendisine yö­neleni de hi­da­yete erdirir. 13/Ra'd: 27

5- Allâh kuluna kâfi değil mi? Seni O'ndan başkasıyla (putlarla) kor­ku­tu­yor­lar. Allâh kimi dalâlete (sapıklığa) düşürürse artık onu hi­dâ­yete erdirici biri yoktur. 39/Zümer: 36

6- Allâh kimi hidâyete (doğru yola) iletmek isterse onun göğ­sünü İslâm'a açar. Kimi de da­lâlete (sapıklığa) düşürmek isterse onun göğsünü daraltarak sıkar. Sanki göğe çıka­rı­yormuş gibi meşakkat­lendirir. Allâh böylesi inanmayan­ların üze­rine rics (murdarlık) geti­rir. 6/En'âm: 125

7- Sen, onların çoğunun söz din­leye­ceğini yahut akıllanacağını mı sa­nı­yorsun? Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha da dalâlettedirler (sapıklıktalard). 25/Furkân: 44

8- Onlar, hidâyete karşılık dalâleti (sapıklığı) satın aldılar. Onların bu ti­careti ka­zanmadı. Hidayette de değil­lerdir. 2/Bakara: 16

Anladıklarımız:

1- Hevâsına ilâh edineni, Allâh dalâ­lete düşürür (sap­tırır).

2- Kur’ân-ı Kerîm’deki misalleri okuyan mü­'minin îmânı, sapığın sapık­lığı ar­tar.

3- Allâh kendi dîninin ulaşmadığı in­sanları saptırmaz.

4- Allâh kendisine yöneleni hida­yete erdi­rir. Sapıklardan da dile­diğini saptırır.

5- Putlarla, insanları ve Resûlleri kor­kut­maya çalışan sapıktır.

6- Kendisine yönelen insanları, Allâh doğru yola iletmek isterse göğ­sünü İslâm'a ısındırır. Sapıkların ise göğsünü daraltır.

7- İnsanların çoğuna göre hareket edilmez.

8- İnsanların çoğu insanları sapıt­tırır.

9- Sapıttıran insanlar hayvan gi­bidir.

10- Hatta daha da sapıktırlar.

Dalâlet’ciler:

1- Ey Rabb’imiz! Biz reislerimize ve bü­yük­lerimize uyduk da on­lar bizi dalâlete (sapıklığa) düşürdüler, der­ler. 33/Ahzâb: 67

2- Bizi, ancak o mücrimler (günahkârlar) dalâlete (sapıklığa) düşürdüler. 26/Şuarâ: 99

3- Rabb’im! O esnam (put heykel­leri) in­san­lardan çoğunu dalâlete (sapıklığa) düşür­dü­ler... 14/İbrâhîm: 36

4- Kâfir olanların ve Allâh yolun­dan engel olanların amellerini Allâh da­lâlete (sapıklığa, bolluğa) düşür­müştür. 47/Muhammed: 1

5- Firavn; kavmini dalâlete (sapıklığa) düşürdü, hidâyete sev­ketmedi. 20/Tâhâ: 79

6- (Şeytân), onları mutlaka dala­lete (sapıklığa) düşüreceğim. Onları boş ku­runtu­lara boğacağım (âhireti önemsemeyip boş şeylerin arka­sına koşturarak hayatını mahve­de­ce­ğim). Mutlaka emredeceğim... 4/Nisâ: 119

7- ...Allâh’ın yolundan dalâlete (sapıklığa) düşürmek için O'na en­dâd (eşler) koşar... 39/Zümer: 8

8- Eğer yeryüzündekilerin ço­ğuna itâat ede­cek olursan, seni Allâh’ın yo­lundan dalâlete (sapıklığa) düşü­rürler... 6/En'âm: 116

9- And olsun ki: Cehennem için bir­çok cin ve insan yarattık. Onların kalb­leri vardır ama fıkh etmezler (an­lamazlar). Gözleri vardır ama basiret göstermezler (görmez­ler). Kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha dalâlet (sapıklık)’tedirler. İşte bun­lar gafil­lerdir. 7/A'râf: 179

1O- Allâh’ı bırakıp da Kıyâmet Günü’ne kadar kendisine cevap ve­reme­ye­cek şeylere duâ edenden (yalvarandan) daha dalâlete (sapıklığa) düşen kim olabilir? Onlarsa, bun­ların dualarından (yalvarmaların­dan) haber­sizdirler. 46/Ahkâf: 5

11- Allâh der ki: şu kullarımı siz mi dalâ­lete düşürdünüz (saptırdınız)? Yoksa kendi­leri mi yoldan dalâlete (sapıklığa) düştüler? 25/Furkân: 17

Anladıklarımız:

1- İdareci ve toplumun ileri gelen­leri sapık ve saptırıcı olabilir.

2- Günahkarlar, toplumu ve ferd­leri saptırır­lar.

3- Put ve putçuluk insanları saptırır.

4- Kâfir ve Allâh yoluna engel olan­ların amelini Allâh redet­miştir.

5- Kâfir yönetici toplumunu sap­tırır. Hidayete iletmezler.

6- Şeytân insanısaptırır. Sapıklar boş işlere koşar. Şeytâni kişi­le­rin em­rini yerine getirir­ler.

7- İlâhlaştırılmışlar insanları Allâh yolun­dan saptırırlar.

8- İnsanların çoğuna uyulacak olursa, sap­tırırlar.

9- Allâh’ın yolunda gitmeyenler hay­van gi­bidir. Daha da sapık­tırlar.

1O-Allâh’dan başkasına yalvarıp-ça­ğıran­lar, en sapıklardır.

11- İnsanları saptıranlar Kıyâmette hesaba çekilecektir.

Dalâletin (sapıklığın) sonu:

1- (Allâh:) Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriye bera­ber ateşe gi­rin, der. Her üm­met girdikçe kendi bacısı (yoldaşı)’na la'net eder. Hepsi orada birbiri ardınca yaka­la­nınca; sonrakiler (aldatılanlar) ön­cekiler (aldatanlar) için: Ey Rabb’imiz! İşte bunlar bizi dalâlete (sapıklığa) düşürdüler. Onlara ateşten daha fazla bir azâb ver, di­yecekler. (Allâh) bu­yu­rur: (Aslında yeterince) herkese kat kat (azab ve­rilmiştir). Lakin siz bilmezsiniz. 7/A'râf: 38

2- Hakk duâ ancak O (Allâh)’adır. O'nun dışında duâ ettikleri (yalvardık­ları) kendile­rine bir şeyle cevap veremezler. Onlar an­cak ağız­larına ulaşsın diye suya doğru iki avucunu açan gibidir. O (adamın), ona (suya) ulaşacağı da mümkün değildir. Kâfirlerin du­asına (yalvarmasına) gelince, dalâ­letten (sapıklıktan) başka bir şey değildir (Kâfirlerin duası, mak­sat­larına ulaşmamıştır). 13/Ra'd: 14

 

din

Din: ınanç yolu, tutulan yol, hayat ni­zamı, ilâhi kanunlar bütünü, he­sab günü... an­lamla­rına gelmekte­dir. Bu kelimeyle alakalı kullanılış şe­kil­leri Kur'ân-ı Kerim'de 90'dan fazla geç­mek­teder.

Genel anlamda:

1- Dîn Günü'nün Mâlik'idir. 1/Fatiha: 4

2- (Allâ Şeytân’a buyurdu:) Tâ, Dîn Günü'ne kadar la'net sanadır. 15/Hicr: 35

3- (Allâh, Şeytân'a:) Dîn Günü'ne kadar la­netim senin üzerine­dir, dedi. 38/Sâd: 78

4- Dîn Günü oraya (Cehennem'e) gi­rerler. 82/ınfitar: 15

5- Allâh ve Resûl’ünün haram kıldı­ğını ha­ram saymayan ve Hakk Dîni dîn edinmeyen­lerle savaşın... 9/Tevbe: 29

6- De ki: Dini Allâh’a halis kılarak O'na ibâdet (kulluk) yapmakla em­ro­lun­dum. 39/Zümer: 11

7- Dini yalnız Allâh’a halis kılarak O'na ça­ğır. Kâfirler istemese de. 40/Mü'min//âfir: 14

8- Biz sana Kitâb’ı hakk ile in­dirdik. Öyle ise dîni Allâh için ha­lis kıla­rak O'na ibâdet et (kul ol). 39/Zümer: 2

9- O, Hayy'dır. O'ndan başka ilâh yoktur. Dîni yalnız O'na halis kıla­rak çağırın. Hamd, âlemlerin Rabb’i Allâh’adır. 40/Mü'min//âfir: 65

Allâh katındaki dîn:

1- Din, Allâh indindeki (huzurundaki) İslâm'dır. Ancak, Kitâb verilen­ler, kendi­le­rine ilim geldikten, araların­daki bağilik (taşkınlık, ihtiras) yü­zünden ihti­lâfa (ayrılığa) düştüler. Allâh’ın âyetlerini kim küfrederse (tanımaz, görmemezlikte ge­lirse, bil­sin ki;) Allâh, hesabı çok seri’ olan­dır. 3/Aliimrân: 19

2- Göklerde ve yerde olan O'nundur. Dîn de daima O'nadır. Allâh’tan baş­kasından mı ittikâ ediyorsunuz? 16/Nahl: 52

3- O (Allâh), Resûl’ünü hüdâ (hidâyet) ve hakk dînle tüm dînle­rin üze­rine çıkarmak için gönderdi. Müşrikler ikrâh etseler (hoşlanmasalar) bile. 9/Tevbe: 33

4- Allâh’ın dîninden başkasını mı arı­yorlar? Oysa göklerde ve yerde olan­lar, tav’an (isteyerek) ve ker­hen (iste­meyerek) O (Allâh)’a tes­lim olmuş­tur. O'na dönecekler­dir. 3/Aliimrân: 83

5- Onlarla savaşın ki, fitne kal­masın. Dîn yalnız Allâh’ın ol­sun. Eğer vaz­geçerlerse zâ­lim­lerden başka­sına düşmanlık yoktur. 2/Bakara: 193

6- Hanîf (tertemiz-berrak) şekilde vech’ini (yüzünü) dîne (hilkat usû­lüne) ikâme et (çevir)! Zira Allâh’ın fıtratı (yaratış özü bu­dur), insanları o (yaratıliş özüne)’na göre fıt­rat­landır­mıştır (yaratmışdır). Allâh’ın yarattığı (bu tabii hal) değiştirile­mez. İşte Kayyim (dosdoğru) olan dîn (hilkat usûlü) budur. Fakat in­san­la­rın çoğu bilmezler. 30/Rûm: 30

İnsanların dîni:

1- Kim (Allâh huzurundaki) İslâm'dan başka bir dîn ararsa, on­dan kabul edilmeye­cektir. O ahi­rette de kaybeden­lerdendir. 3/Aliimrân: 85

2- Gemiye bindikleri zaman, dîni yalnız Allâh’a has kılarak O'na duâ edeler (yal­varır­lar)... 29/Ankebût: 65

3- De ki: Allâh’a dîninizi mi öğre­ti­yorsu­nuz? Oysa Allâh gök­lerde ve yerde olanları da bilir. Allâh her şeyi bilendir. 49/Hucurât: 16

4- Allâh, dîn uğrunda sizinle mukâ­tele et­meyen (sa­vaşmayan), sizi yurt­la­rınızdan çı­karmayan kimse­lere birr (gerçek iyilik) yap­manızı ve onlara karşı adil davaran­manızı ya­sakla­maz. Doğrusu Allâh adil olanları sever. 60/Mümtehine: 8

5- Dinde ikrah (zorlama) yoktur. Artık rüşd (olgunluk) ğayy'dan (‘iğva edilmiş’ düzeni bozulmuş­dan) iyice tebeyyün (açıklanmıştır) edil­miştir. Kim Tâğût'a küfrederse (tanımazsa), Allâh’a da îmân ederse artık o kop­mak bilme­yen urvetü’l vüska’ya (sağlam bir kulpa) sa­rıl­mıştır. Allâh Semî'dir Alîm'dir. 2/Bakara: 256

Mü'minlerin dîni:

1- Meyte (leş), dem (kan), lahme’l hınzîr (domuz eti), Allâh’tan baş­ka­sına boğazlanan, boğul­muş, vu­ru­lup öldürülmüş, yu­karıdan yu­var­lanıp ölmüş, boy­nuzla­nıp öl­müş, ca­na­var­ların yediği hayvan­lar, -ölmeden ye­tişip kestìk­leriniz müs­tesna- nusub (dikili taşlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ve ezlâm (fal okla­rıy)la kıs­met ara­manız size haram kı­lındı. Bunlar fısk'tır. Bugün, küfredenler sizi di­ni­nizden (mahrum etmekten) umut­larını kesmiş­lerdir. Onlardan hu­şu ’ et­meyin (korkmayın). Benden huşu ’ edin. Bugün, size di­ninizi ik­mal et­tim. Size olan ni­metimi tamam­la­dım. Dîn olarak sizin için İslâm’ı razı oldum (beğendim)... 5/Mâide: 3

2- Zâniye (zina eden kadın) ve zânî (zina eden erkek)’in her birine yüz­’er celde (değnek) vurun. Eğer, Allâh’a ve Ahiret Günü’ne îmân ediyorsanız; ikisine Allâh’ın dîni konusunda size re’fe (acıma) tut­masın. Mü'minlerden bir tâife de ikisinin azâbına (cezalandırılmasına) şahid olsun. 24/Nûr: 2

3- Yüzünü hanîf olan dîne ikâme et (çevir)! Sakın ha! Müşriklerden olma. 10/Yûnus: 105

Din kardeşi:

1- (Müşrikler) eğer tevbe eder, salâtı ikâme eder (namaz kılar) ve zekât ve­rirlerse, si­zin dîn kardeşiniz olurlar... 9/Tevbe: 11

2- Onları (evlatlıkları), babalarına nis­bet edin, bu Allâh katında daha ada­letlidir. Eğer babala­rını bilmi­yor­sanız, onlar dîn kardeşi ve mevla­nız­dır (dost­larınızdır)... 33/Ahzâb: 5

3- ...Fakat dîn uğrunda yardım ister­lerse, aranızda anlaşma ol­ma­yan ka­vimden başka­sına karşı onlara yardım etmeniz ge­rekir. Allâh iş­le­diklerinizi gö­rür. 8/Enfâl: 72

Kâfirlerin dîni:

1- ...Çünkü hükümdarın dînine (kanunlarına) göre, (Yûsuf) kar­deşini alıko­yamazdı, meğer ki Allâh di­leye... 12/Yûsuf: 76

2- Firavun: Beni bırakın da Mûsâ'nıöldü­reyim, o, Rabb’ine duâ etsin (yal­vara­dur­sun). Onun, sizin dî­ni­nizi değiştireceğinden veya yer­yü­zünde fe­sad çıkara­cağından kor­ku­yo­rum, dedi. 40/Mü'min//âfir: 26

3- Sizin dîniniz size, benim dînim ba­nadır. 109/Kâfirun: 6

4- Yoksa, onların kendilerine Allâh’ın izin vermediği dînden şe­riat olarak koyan ortakları mı var?... 42/Şûrâ: 21

 Kâfirlerin tavır­ları:

1- Ey îmân edenler! Sizden önce ki­tâb veri­lenlerden, dîninizi alaya ve eğ­len­ceye alanları ve kâfirleri ev­liyâ (dostlar) edinmeyin. İnanıyorsanız Allâh’tan ittikâ edin. 5/Mâide: 57

2- ...Fitne, katl’den (öldürmekten) ekber’dir... Güçleri yetse, dîniniz­den dön­dü­rün­ceye kadar sizinle sa­vaşa devam ederler. İçinizden kim dînin­den dö­nüp kâfir olarak ölürse, bunla­rın amelleri dünya ve ahi­rette boşa gitmiştir. İşte onlar ateş hal­kıdır. Onlar orada temelli kalacak­lardır. 2/Bakara: 217

3- Allâh, ancak sizinle dîn uğ­runda makâtele eden, sizi yurtlarınız­dan çı­ka­ranları ve çı­karıl­ma­nıza yardım eden­leri veli (dost) edin­menizi ya­sak­lar. Kim onları veli (dost) edi­nirse, işte onlar zâlim­dir. 60/Mümtehine: 9

4- Eğer andlaşmalarından sonra, ye­minle­rini bozarlar, dîninize dil uza­tır­larsa, küfrün önder­leriyle sa­vaşın. Çünkü onların ye­min­leri sa­yılmaz, belki vaz­geçerler. 9/Tevbe: 12

 

dua

Duâ: Yalvarmak, istemek, çağır­mak, bir şeyi arzetmek... anla­mına gel­mektedir. Kullanılış biçimlerine göre farklı manalara ge­len bu ke­lime Kur’ân-ı Kerîm’de 210 civarında zik­re­dil­mektedir.

Neye duâ ediyorlar:

1- Allâh ile beraber başka bir ilâha (sıkıntılarından dolayı) duâ etme (yal­varma). Yoksa azâb edilecek­ler­den olursun. 26/Şuarâ: 213

2- Allâh’tan başka duâ ettiğiniz (yalvar­dık­larınız da), sizin gibi ibâd (kullar­)dır. Eğer (yaptıklarınızda) sadık iseniz, on­ları çağırın da (gelip) size ce­vap versinler. 7/A'râf: 194

3- İlyas (as) kavmine: Allâh’dan it­tikâ et­mez misiniz (sakınmaz mısınız)? Ba'l (put)’e mi duâ ediyorsu­nuz?... 37/Sâffât: 124- 125

4- Onlar (müşrikler) O'nu (Allâh’ı) bırakıp inas’a (dişilere, tan­rıçalara) duâ ediyorlar (yal­varıyor­lar). (Aslında) inatçı şey­tandan baş­ka­sına duâ etmiyorlar (yal­varmıyor­lar). 4/Nisâ: 117

5- Allâh’tan başka duâ ettiğiniz (yalvar­dık­larınız da), sizin gibi ibâd (kullar­)dır. Eğer (yaptıklarınızda) sadık iseniz, on­ları çağırın da (gelip) size ce­vap versinler. 7/A'râf: 194

6- Deki : Eğer duanız olmasaydı Rabbim size değer verirmiydi? Durup dururken tekzîb ettiniz (yalanladınız). O halde size (bir azâb) lazım oluyor (gerekiyor). 25/Furkân: 77

7- De ki: Allâh’dan başkasına mı duâ ede­lim (yalvaralım)? Onlar, bize ne fayda ve ne de za­rar verirler. Allâh, bizi hidâyete eriştir­dikten sonra ge­risin geriye mi dönelim? Şeytânların yeryüzünde hevâla­ndırıp çöllere (düşürdükleri) kimseler gibi... De ki: Allâh’ın hidâyeti, (asıl) hidâyetin ta kendisidir. 6/En'âm: 71

8- De ki: İster Allâh (diye) duâ edin, ister Rahmân (diye) duâ edin. Hangisiyle duâ eder­seniz (edin), en güzel isimler O'nundur. Salât’ında (namazında) se­sini yük­seltme, gizli de okuma, ikisi orta­sında bir yol tut. 17/İsrâ: 110

9- Allâh’a davet edenden, sâlih amel işle­yen ve “Hiç şüphesiz ben müs­limîn’denim” diyen­den kimin sözü daha güzeldir? 41/Fussilet: 33

10- Resûl’ü, kendi aranızda birbi­ri­nizi ça­ğırdığınız gibi çağırmayın (davet etmeyin)... 24/Nûr: 63

Anlayabidiğimiz:

1- Allâh’tan başka bir ilâha yal­var­mak ha­ramdır, küfürdür.

2- Bunu yapanlar azâbı hak etmiş­ler­dir.

3- Allâh’dan başkasına insanlar yal­va­rıp-çağırmaktadır.

4- Çağırdıkları arasında Allâh’ın kul­lar da mevcuttur.

5- Yalvaran ve yalvarılan esasında hepsi Allâh’ın kuludur.

8- İnsanlar arasında Allâh’dan sa­kın­mayan­lar mevcuttur.

9- Bunlar Ba'l gibi heykellere yal­va­rıp ça­ğırırlar.

10- Allâh’tan sakınananlar Allâh’a yalvarır, sakınmayanlar edin­dik­leri put­lara yalvarır.

Niçin duâ ediyorlar?

1- De ki: Allâh’tan başka duâ etti­ği­niz şey­lere (yalvardıklarınıza) ibâ­det (kulluk) etmem bana ya­sak­landı. (Yine) de ki: Sizin hevâlarınıza tabi olmayacağım. Yoksa dalâ­lete düşe­rim (sapı­tırım) ve hidâ­yette olanlar­dan ola­mam. 6/En'âm: 56

2- Allâh’ı bırakıp da kendilerine duâ ettikle­riniz hiç bir şey yarat­amaz­lar, onların kendi­leri yaratılmıştır. 16/Nahl: 20

3- O (Allâh)’ı bırakıp da duâ ettik­leri şey­ler, şefaat et­meye malik değil­lerdir... 43/Zuhruf: 86

4- De ki: O (Allâh)’ı bırakıp da (ilah olarak) ileri sürdüklerinize duâ edin (yalvarın). Onlar sıkıntılarınızı ne uzaklaştırabilirler, ne de de­ğişti­re­bilir­ler. 17/İsrâ: 56

5- Onların duâ ettikleri (yalvardıkları heykel putlarını), kendilerini Rablerine daha fazla yak­laştırıcı vesîle (yakın olma) için ya­parlar... 17/İsrâ: 57

Anlayabidiğimiz:

1- İnsanlardan bazıları Allâh’dan baş­kala­rına kul oluyor.

2- Kul oldukları şeylere duâ eder­ler.

3- Bu kötü hareketleri yapanlar sapıt­mıştır.

4- İmân edenlere bu kötü işler ve ta­vİr­lar yasaktır.

5- Yalvarıp-çağırdıkları şeyler bir şey ya­ratmaya kadir değil­ler.

6- Onların kendileri yaratılmıştır.

7- Hiç bir şeye kadir değiller, şe­faat da edemezler

8- Yalvarıp-çağırıyorlar ki, ya sı­kınt­ları git­sin, ya da değiştiril­sin.

9- Onlar hiçbir sıkıntını kaldır­maya da de­ğiştirmeye de güçleri yetmez.

Yalvardıkları şeylerin du­rumu:

1- Hakk duâ ancak O (Allâh)’adır. O'nun dışında duâ ettikleri (yalvardık­ları) kendile­rine bir şeyle cevap veremezler. Onlar an­cak ağız­larına ulaşsın diye suya doğru iki avucunu açan gibidir. O (adamın), ona (suya) ulaşacağı da mümkün değildir. Kâfirlerin du­asına (yalvarmasına) gelince, dalâ­letten (sapıklıktan) başka bir şey değildir (Kâfirlerin duası, mak­sat­larına ulaşmamıştır). 13/Ra'd: 14

2- Allâh’ı bırakıp da sana fayda yada zarar vermeyecek şeylere duâ etme (yalvarma)!.. 10/Yûnus: 106

3- Ey insanlar! Size bir misâl ve­rildi. Onu dinleyin. Allâh’dan baş­kasına duâ ettikleriniz (yalvardıklarınız), bir araya gelseler bir sineği bile ya­ratamazlar. Sinek onlar­dan bir şey kapsa, onu da geri alamazlar. İsteyen de za­yıf, kendinden istenen de! 22/Hacc: 73

4- Allâh adaletle hükmeder. O'nu bı­rakıp, duâ ettikleriniz (yalvardıklarınız) ise; hiç bir şeye hükmedemez­ler... 40/Mü'min/Gâfir: 20

5- Duâ ettiğinizde sizi onlar işiti­yor­lar mı? 26/Şuarâ: 72

 Anladıklarımız:

1- Hak duâ Allâh’a aittir.

2- O'nun dışındakilere yalvarıp-ça­ğır­mak yasaktır. Çağıranlara ce­vap ver­mezler de.

3- Allâh’dan başkasına yalvarıp-çağrılmaz.

4- Allâh’dan başkasına yalvarp-ça­ğır­dık­ları, ne fayda, ne de za­rar verir.

5- Allâh tüm insanları uyarıyor.

6- Allâh’dan başkasına yalvarıp-çağrı­lanla­rın tümü bir araya gelse basit gözüken sineği dahi yarata­maz­lar.

7- Onlardan sinek bir şey alsa, onu bile si­nekten geri almaya gücü­leri yetmez.

8- Allâh her şeye hükmeder. Hükmettiği her şey adalet üzere­dir.

9- Allâh’ttan başka duâ edilenler hiç bir şeye hükme­de­mez. Onlar adına uydurulanlar adalet­ten yoksun­dur. Sapıklıktan başka bir şey de­ğil­dir.

Bazı âyetler:

1- ...İşte onlar ateşe davet ederler (çağırırlar), Allâh ise izniyle Cennet'e ve mağfi­rete çağırır ve in­sanlar te­zekkür etsinler diye âyetle­rini açık­lar. 2/Bakara: 221

2- Sizden, hayıra çağıran, marufu (iyiliği) emreden ve münkeri (kötülüğü) mene­den bir üm­met ol­sun. İşte onlar, iflah olanlar­dır. 3/Aliimrân: 104

3- Onların, Allâh’tan başka duâ ettik­leri (yal­vardıkları) şeylere söv­me­yin. Sonra onlar da bil­meyerek Allâh’a sö­verler... 6/En'âm: 108

4- Allâh’a karşı yalan yere iftira eden veya âyetlerini yalan sa­yan­dan daha zâlim kimdir? Kitâb'daki na­sib­leri kendilerine erişe­cek olan­lar on­lar­dır. Elçilerimiz canlarını al­mak üzere geldiklerinde on­lara şöyle der­ler: Allâh’tan başka duâ ettikle­riniz (yalvardıklarınız) ne­rede? (Cevap olarak) derler ki: (Hepsi de) biz­den dalâlete düştüler (bizi bıra­kıp kaçtı­lar). Böylece, kâfir olduk­larına dair kendi aleyh­le­rine şahid­lik ederler. 7/A'râf: 37

5- O'nu bırakıp da duâ ettiklere­niz, kendile­rine yardım edemezler ki, size de yardım et­sin­ler. 7/A'râf: 197

6- Dikkat edin! Göklerde ve yerde kim (ve ne) varsa hepsi Allâh’ındır. Allâh’ı bırakıp duâ et­tikleri ortaklar nedir? Onlar sadece zanna uyarlar. Onlar ancak yalan­cıdırlar. 10/Yûnus: 66

7- Biz, onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabb’inin buyruğu ge­lince, Allâh’ı bırakıp duâ ettikleri (yalvar­dık­ları) ilâhlar kendilerine bir fayda ver­mez. Kayıplarını ziyadeleştirmek­ten başka bir şeye ya­ra­madı. 11/Hûd: 101

8- Rabbinin yoluna, Hikmet'le, me­vi­zetü’l hasene’yle (güzel öğütle) ça­ğır. Onlarla en gü­zel şekilde mü­ca­dele et!.. 16/Nahl: 125

9- İnsan hayrı istediği gibi, şerri de ister. İnsan çok acelecidir. 17/İsrâ: 11

10- (Bu) böyledir. Hakk yalnız O, Allâh’tır. O'nu (Allâh’ı) bıra­kıp duâ ettikleri o şey, batı­lın kendisi­dir. Doğrusu Allâh yü­cedir büyük­tür. 22/Hacc: 62

11- Onları, ateşe çağıran önderler kıldık. Kıyâmet Günü de yar­dım edil­mez­ler. 28/Kasas: 41

12- De ki: Allâh’ı bırakıp da duâ et­ti­ğiniz ortaklarınıza (putlarınıza) hiç baktınız mı? Bana gösteriniz: Onlar yerde neyi ya­rattılar?.. 35/Fâtır: 40

13- Firavn dedi ki: Beni bırakın da Mûsâ'nıöldüreyim. O, Rabbine duâ etsin. Onun, sizin dîninizi de­ğiştire­ceğinden veya yer­yü­zünde fe­sad çı­karacağından korkuyo­rum. 40//âfir /Mü'min: 26

14- (Firavn devrinde mü'min olan bir şahıs): Ey kavmim! Bana (bu ha­limize) ne olu­yor? Ben sizi ne­cata (kurtuluşa) davet ediyo­rum (çağırıyo­rum). Siz beni ateşe çağı­rı­yorsu­nuz. 40//afir/Mü'min: 41

 

Ebsar_basiret

Ebsar: Görme, anlayiş, gözler an­la­mına ge­len bu kelimenin çeşitli kullanılış şekilleri ol­dukça fazladır. Ancak biz burada, sa­dece 36 ci­va­rında zikredilen eb­sarla ilgili olan mi­sal­lerle yeti­neceğiz.

1- Karşı karşıya gelen iki toplulu­ğun du­rumlarında sizin için ib­ret var­dır. Biri Allâh yolunda mukâtele (savaş) edenlerdir. Diğeri, kâfir­lerdir ki, bun­lar karşı tarafı gözle­riyle kendi­lerinin iki misli görürler. Allâh dile­diğini nasr (yardım)İyla te’yid eder (des­tekler). Bunda ba­si­ret sahib­leri için ibret var­dır. 3/Aliimrân: 13

2- Gözler O'nu görmez, O bütün gözleri gö­rür. O Latîf Habîr’dir. 6/En'âm: 103

3- Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı? Orada olanları akledecek kalb­leri, işitecek kulakları ol­sun. Ama yal­nız ebsar (gözler) kör ol­maz, fakat gö­ğüslerde olan kalbler de körleşir. 22/Hacc: 46

4- Allâh geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirir. Doğrusu, ulu’l eb­sar (gö­rebi­lenler) için bunda ibret­ler vardır. 24/Nûr: 44

5- Güçlü ve basiretli (anlayişlı) olan kulla­rımız İbrâhîm, İshâk ve Ya'kûb'u da an. 38/Sâd: 45

6- De ki: O sizi varetti, yine size sem’ (kulaklar), ebsar (gözler) ve efide (kalbler) verdi. Ne az şükre­di­yor­sunuz! 67/Mülk: 23

7- Allâh onların kalblerini ve ku­lak­la­rını mühürlemiştir, ebsar (göz­le­r)inde de perde vardır ve büyük azâb onlar içindir. 2/Bakara: 7

8- Onların efide’sini (kalblerini), eb­sarını (gözlerini), ona ilk defa inanmadıkları gibisine tekallub et­ti­ri­riz (çe­viririz); on­ları tuğyanları (taşkınlıkları) içinde bırakırız. (Başıboş serse­riyane) bocalayıp do­laşırlar. 6/En'âm: 110

9- Sonunda oraya varınca, kulak­ları, ebsar (gözleri) ve derileri, yap­tık­ları hakkında onla­rın aleyhinde şa­hidlik ederler. 41/Fussilet: 20

10- Mûsâ da: And olsun ki, bun­ları gökle­rin ve yerin Rabb’inin ba­si­ret bel­geleri olarak in­dirdi­ğini bili­yor­sun. Ey Firavn! Doğrusu se­nin mah­vo­lacağını sanıyorum, demişti. 17/İsrâ: 102

11- Muttakiler, Şeytânlar taifesin­den birine maruz kalınca, Allâh’ı te­zek­kür ederler (anarlar) ve hemen basi­retli olur­lar (gerçeği göürler). 7/A'râf: 201

 

fahşa

Fahşâ: Yüz kızartıcı günah olan fu­huş, edebsizlik, zina... gibi anlam­lara gelmektedir. Bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de 24 civarında zikre­dil­mek­tedir.

1- Hiç şüphesiz; Allâh adaleti, ih­sânıve itâi zi’l kurbâ (yakınlara bak­mayı) emre­der. Fahşâyı, münkeri ve bağy’ı (az­gınlığı) nehye­der. Tezekkür edersiniz diye size va’­zedi­yor (öğüt veri­yor). 16/Nahl: 90

2- Ey îmân edenler! Şeytânın hu­tuvât (adımlar)’ına tabi olmayın. Kim Şeytân’ın adımlarına tabi olursa; o, fahşânıve münkeri emreder. 24/Nûr: 21

3- Kitâb'tan sana vahyolunanıoku. Salâtı ikâme et (namaz kıl); mu­hak­kak ki salât (namaz) fahşâ (hayasızlık)’dan ve münker (fenalık)’tan alı­kor. Zikrullâh (Allâh’ı anma) en büyük şey­dir! Allâh yaptıklarınızı bilir. 29/Ankebût: 45

4- Şeytân fakirlikle tehdit eder. Size fahşâ (fuhuş)’nıemreder... 2/Bakara: 268

5- De ki: Rabb’im; fevâhiş (fuhuİlardan)’dan zahir (açık) olanıve batın (gizli) olanı, ism (günah)’i, haksız yere olan bağıyy (saldırı), hakkında hiçbir sultan (delil) indir­mediği bir nesneyi Allâh’a şirk (ortak) koşmanıve Allâh hakkında bilmediğiniz şey­leri söylemenizi ha­ram kılmıştır. 7/A'râf: 33

6- Kadınlarınızdan fâhişe (fuhûİ) ya­panlara dört şahid getirin... 4/Nisâ: 15

7- Zina’ya yaklaşmayın. Gerçekten o, fâ­hişe (hayasızlık)’tır. (Aynıza­manda da) kötü bir yoldur. 17/İsrâ: 32

8- De ki: Gelin size Rabb’inizin ha­ram kıl­dığı şeyleri söyleye­yim: O'na hiçbir şeyi şirk (ortak) koşma­yın. Ana-babaya iyilik yapın. Yoksulluk korku­suyla ço­cuklarınızı öldürme­yin sizin ve onların rızkını veren Biziz. Gizli ve açık fahişe’­lere (kötülüklere) yak­laşmayın. Allâh’ın haram kıldığı canıhaksız yere katlet­meyin. Allâh bunları size akle­desiniz diye bu­yurmaktadır. 6/En'âm: 151

9- Şûrâsı bir gerçektir ki: O (Şeytân), size sû’ (kötülük)’ü, fahşâ (fuhı)’u ve Allâh ka­tında bilmedi­ği­niz şey­leri emreder. 2/Bakara: 169

10- Onlar bir fâhişe(lik) yaptıkla­rında; ba­ba­larımızı da bunu (fâhişeliği) yaparken böyle bulduk. Aslında bize Allâh da bunu yapmanı emretmiştir, derler. (Onlara) deki: Allâh fahşâ­’yı emretmez... 7/A'râf: 28

11- Lûd’u da (hatırla). Kavmine de­mişti ki: Sizden önceki hiçbir âle­m’­lerin yapmadığını, (o) malum fâ­hişe(liği göz göre göre) siz yapı­yor­sunuz ha? Siz kadınların öte­sin­den erkek­lere şehvetle gidiyor­su­nuz. (Gerçeğe karşı) bilakis siz, müsrif­ler (haddi aşan cahiller) kavmisiniz 7/A'râf: 80-81

12- Onlar bir fâ­hişe(lik) yaptıklarında, ya da (dokunma veya bakmakla) nefisle­rine zulmet­tiklerinde Allâh’ı hatır­lar­lar. Zunûb (günahlar)’ı için is­tiğfar ederler. 3/Aliimrân: 135

13- Mü'minler arasında (o) malum fahşâ’­nın (fuhşun) şuyuunu (yayılmasını) sevenler var­dır. İşte onlara, dünya ve âhirette elîm bir azâb vardır. Allâh bi­lir, siz ise bil­mezsiniz. 24/Nûr: 19

14- Onlar kebâir (büyük) ism’den ic­tinâb ederler (çekinirler) fevâhiş (fâhişelikler)’den de, gazablandık­la­rında (öfkelendiklerinde) mağfi­ret ederler. 42/Şûrâ: 37

15- Onlar kebâir (büyük) ism’den ve fevâ­hiş (fâhişelikler)’den ictinâb ederler (çekinirler) ancak lememe (bazı kusurlar) ha­riç. Hiç şüphesiz senin Rabb’inin mağfiret (sınırı) ge­niştir... 53/Necm: 32

 

fesat_fesad

Fesad: Doğru işleyen bir işi boz­mak, batı­lın yayılmasına ça­lış­mak, den­geyi bozmak... an­lamlarına gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de 50 'den fazla çeşitli şekillerde kulllanılmak­tadır.

Genel olarak:

1- ...Yer yüzünde fesâdcılığı arzu­lama. Allâh fesâdcıları sevmez. 28/Kasas:77

2- O (münâfık)’lara yer yüzünde fe­sâd çı­karmayın denildiğinde, biz isla­hatcılarız, der­ler. 2/Bakara:11

3- ..Onlar yer yüzünde fesâda ko­şar­lar. Allâh fesâdcıları sevmez. 5/Mâide:44

4- Eğer hakk, onların hevâlarına uy­saydı; gökler ve yer ile bun­larda bulu­nanlar fesâda uğ­rardı... 23/Mü'minûn:71

5- Siz ha!.. İş başına geldiği­nizde, yer yü­zünde fesâd çıka­racak­sınız? Akrabalık bağla­rını da keseceksi­niz? 47/Muhammed: 22

6- Allâh’a ve Resûl’üne karşı sa­vaşanların ve yer yüzünde fe­sada ko­şanların cezası; an­cak ya acımadan öldürülmeleri ya asılmaları, ya da el ve ayaklarının çaprazlama esil­mesi yahut da bulundukları yerden sü­rül­mesidir... 5/Mâide: 33

7- Firavn'un kavminden koda­man­lar dedi ki: Mûsâ'nıve kav­mini kendi hallerine mi bı­rakı­yorsun? Onlar yer yüzünde fe­sat çı­karsın­lar diye. (Ayrıca) seni ve ilâhlarını bı­raksın­lar diye (Bunları böyle mi bı­raka­caksın). 7/A'râf: 127

8- ...Eğer Allâh, insanlardan ba­zısını diğer bazılarıyla defetme­seydi yer­yüzü fesâda uğ­rardı... 2/Bakara: 251

9- Eğer ikisinde (yerde ve gökte) Allâh’tan başka ilâhlar ol­saydı, ikisi de fesâda uğ­rardı... 21/Enbiyâ: 21

Anladıklarımız:

1- Fesadcılık arzulanamaz.

2- Allâh fesâdcıları sevmez.

3- Fesadcılar, kendilerini İslahatcı ola­rak kabul ederler.

4- Bazı insanlar, sürekli fesâda ko­şar­lar.

5- Fesad hakim olsaydı, gökler ve yeryüzü­nün düzeni bozu­lurdu.

6- Fesadcılar işbaşına gelmeye ça­lışır­lar.

7- Fesadcılar işbaşında insanların ak­rabalık bağlarını keserler.

8- Fesadcılar Allâh’a ve Resûlüne karşı sa­vaşırlar.

9- Firavn gibilerine göre, Resûller ve mü'­minler fesâdcıdırlar.

10- Firavn gibilerine göre, zâlim kı­ral­lar ve ilâhları terk edile­mez.

11- Allâh bazı fesâdcılarla diğer fe­sâdcıları defetmektedir.

12- Allâh’dan başka ilâhlar edi­nildi­ğinde fe­sad kendisini gös­terir.

 

fisk_fısk_fasık

Fısk: Meşru zeminlerin dışına çık­mak, is­tenilmeyen şeyin ya­pıl­ması, kötü huylu... gibi an­lamlara gel­mektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de 50'den fazla çeşitli an­lam ve şekillerde kullanı­lır.

Genel anlamda:

1- And olsun! Sana indirdiğimiz apa­çık âyetlerdir. O'nu fâsık­lar­dan başkası küfret­mez. 2/Bakara: 99

2- ...Allâh’ı unuttular. O da, on­ları unuttu. Münâfıklar fâsıkla­rın kendi­leri­dir. 9/Tevbe: 67

3- ...Onlar (hakktan) kayınca, Allâh da on­ların kalblerini kaydırdı. Allâh fâsık­lar kav­mini hidâyete erdir­mez. 61/Saff: 5

4- ...Allâh îmânısize sevdirdi. Onu da kalblerinize süsledi. Küfrü, fıskı ve isyânıda kerih (çirkin) gös­ter­miştir. Raşid (olgun) olanlar bun­lardır. 49/Hucurât: 7

Fasık ve özellikleri:

1- Meyte (leş), dem (kan), lahme’l hınzîr (domuz eti), Allâh’tan baş­ka­sına boğazlanan, boğul­muş, vu­ru­lup öldürülmüş, yu­karıdan yu­var­lanıp ölmüş, boy­nuzla­nıp öl­müş, ca­na­var­ların yediği hayvan­lar, -ölmeden ye­tişip kestìk­leriniz müs­tesna- nusub (dikili taşlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ve ezlâm (fal okla­rıy)la kıs­met ara­manız size haram kı­lındı. Bunlar fısk'tır. Bugün, küfredenler sizi di­ni­nizden (mahrum etme) umut­la­rını kesmiş­ler­dir. Onlardan kork­mayın. Benden ittikâ edin. Bugün, size di­ninizi ikmal ettim. Size olan ni­me­timi tamamladım. Dîn olarak si­zin için de İslâm’ı beğendim... 5/Mâide: 3

2- Üzerine Allâh’ın ismi zikredil­me­miş (anılma­mış) olanlardan ye­me­yin. O bir fısk'­tır... 6/En'âm: 121

3- Ey îmân edenler! Eğer fâsık size bir ha­ber getirirse, onu araştırın... 49/Hucurât: 6

4- ...Kim Allâh’ìn indirdiği ile hük­met­mezse, işte onlar fâsıkla­rın kendisidir. 5/Mâide: 47

5- Firavn, kendi kavmini istihfâf’a (hafife) aldı. Onlar da ona itâat etti­ler. Çünkü onlar fâ­sıklar kavim idi­ler. 43/Zuhruf: 54

6- ...Onu (Lut'u), habâis (pis iş­leri) ya­pan memleketten kurtardık. Gerçekten kö­tülüğe sahip fâsık bir kavimdiler. 21/Enbiyâ: 74

7- ...Yazana ve şahit olana zarar veri­lemez. Eğer bu yapılırsa, o sizin için bir fâsıklıktır... Bakara : 282

8- ...Kendi kendinizi lemzetmeyin (ayıplayarak çağırmayın). Birbirinizi (aşağılayan) kötü lakab­larla lemzet­meyin (ayıblayarak ça­ğır­mayın). İmândan sonra fâ­sıklık ne kötü bir isimdir!.. 49/Hucurât: 11

Fasıkların cezası :

1- ...Siz onlardan razı olsanız bile, Allâh fâsıklar kavminde razı ol­maz. 9/Tevbe: 96

2- Fasık olanların yeri ateştir... 32/Secde: 20

3- Ayetlerimizi tekzîb edenlere (yalanlayanlara) ge­lince, onlara azâb dokuna­cak­tır. Yaptıkları fâ­sıklık se­bebiyle. 6/En'âm: 49

 

1.   fıtrat

Fıtrat: Özde bulunan teferruat (ayrıntılar), kendinden önceki nes­li­nin özünü muhafaza edip ve aynızamanda kendinden sonra gelen yeni nesle aynıözellikleri aktarma vasıf­ları, yarılma, parçalanma... gibi an­lamlara gelen bu kelime farklı biçim­leriyle Kur’ân-ı Kerîm’de 20 civa­rında zikredil­mek­tedir.

İlgili misaller

1- Ben, vech’imi (yüzümü) hanîf (tertemiz-barrak) şekilde yeryü­zünü ve gökleri fıtratlan­diran (yaratan)’a tevcih ettim (yönelttim). 6/En'âm: 79

2- Hanîf (tertemiz-berrak) şekilde vech’in (yüzünü) dîne (hilkat usu­lüne) ikâme et (çevir)! Zira Allâh’ın fıtratı (yaratış özü bu­dur), insanları o (yaratıliş özüne)’na göre fıt­ratlan­dırmıştır (yaratmışdır). Allâh’ın ya­rattığı (bu tabii hal) değiştirilemez. İşte Kayyim olan (dosdoğru) dîn bu­dur. Fakat insanla­rın çoğu bil­mez­ler. 30/Rûm: 30

3- ...Deki: Sizi ilk defa fıtratlandıran (teferruatlı özellikleri verip yara­tan, yeni bir yaratılişla tekrar aynışe­kilde diriltecektir). 17/İsrâ: 51

4- (Hûd:) Ey kavmim! (Tebliğe karşılık ola­rak) sizden bir ücret is­temi­yorum. Benim üc­retim ancak beni fıtratlandırana aittir... 11/Hûd: 51

5- (İbrâhîm,) hayır sizin Rabb’iniz; gökle­rin ve yerin Rabb’idir. O, onları (gökleri ve yeri) fıtratlan­dırdı (yarattı)... 21/Enbiyâ: 56

6- Nerdeyse gökler o (iftira)’dan dolayı taft­îrlenecek (çatlayıp parça­la­nacak), yer inıi­kâk­lanacak (şakka şakka yarılacak), dağlar da çö­küp (yere, secdeye) kapanacak­tır. 19/Meryem: 90

7- Nerdeyse üzerlerinde bulunan gökler, taftîrlenecek (çatlayıp par­ça­lanacak)... 42/Şûrâ: 5

8- Gökler, infitârlanınca (çatlayıp par­çalan­dığı zaman). 82/ınfitâr: 1

9- De ki: Allâh’tan ğayrı bir velî mi edine­yim? (O Allâh,) göklerin ve yerin fâtır (fıtratlandıran)’ıdır... 14/İbrâhîm: 10

10- Hamd Allâh’adır. (O Allâh,) göklerin ve yerin fâtır (fıtratlandıran)’ıdır. Melekleri de re­sûller (elçiler) kılmıştır.35/Fâtır: 1

11- De ki: Ey Allâh’ım!.. Göklerin ve yerin fâtır (fıtratlandıran)’ı. /ayb’ı bilen, görüleni de (bilen Sensin)... 39/Zümer: 46

12- (O Allâh,) göklerin ve yerin fâtır (fıtratlandıran)’ıdır. Size kendi­nizde (hemcinsinizde) zevceler kıldı. Hayvanlardan da zevceler (kıldı). (Bununla) sizi üretip türe­tir. (İşin as­lına gelince:) onun ben­zer bir şey yoktur... 42/Şûrâ: 11

13- O gökleri tabaka (kat kat) ya­rattı. Rahmân’ın hİlkatında (yaratmasında) tefâvut (birbirine ay­kırı düzensizlik) göremezsin. Basar’ını (gözünü) geri çevir de bak hele, fu­tûr’dan (fıtratından bir aykı­rılık yani yarık-yır­tıktan bir eser) gö­recek misin? 66/Mülk: 3

14- (O gün,) gökler munfatır (asıl fıt­ratın­dan aykırı halde yarık-yır­tık)’lanır. (Allâh’ın) va’di mef’ûl olur (yerine gelir). 73/Müzemmil: 18

 

fitne

Fitne: Hayır-şer'le imti­han, yak­mak, ateşe atmak, eziyet etmek, dene­mek, hayrette bı­rakmak, fitne çı­karmak... an­lamlarına gel­mek­te­dir. Ku'an'da 60'dan fazla kulla­nılmış­tır.

Genel olarak:

1- Ey insanoğulları! Şeytân, ayıp yerlerini kendilerine göster­mek için elbi­selerini soyarak ebeveyninizi (ananızı-babanızı) Cennet’ten çı­kar­dığı gibi sizi de, sakın ha fit­neye düşürme­sin. Sizin onları görmedi­ğiniz yerlerden o ve ta­raf­tarları sizi görür­ler. Biz Şeytânları, inan­ma­yanlara evliyâ (dostlar) kı­larız. 7/A'râf: 27

2- Fitneden it­tika edin. O sadece siz­den zulmederlere hususi olarak isa­bet etmez. Allâh’ın azâbının şid­detli olduğunu bilin. 8/Enfâl: 25

3- Aralarında Allâh’ın indirdiği ile hükmet ve onların hevâlarına tabi olma. Allâh’ın sana indirdiği hü­küm­lerin bir kısmından seni fit­neye düşürmeleri konusunda dik­kat et. 5/Mâide: 49

4- Müşrikler, sana vahyettiğimiz­den başka bir şeyi yalan yere if­tira et­men için seni, ner­deyse, sana vah­yettiğimizden fitneye düşüre­cekler. Seni de velî (dost) edi­neceklerdi. 17/İsrâ: 73

5- Onları yakaladığınız yerde öl­dü­rün. Sizi sürdükleri yerden siz de onları sürün. Fitne çı­karmak katlet­mekten daha şid­detlidir... 2/Bakara: 191

6- İnsanlardan kimileri vardır ki; Allâh’a inandık, der. Fakat Allâh uğ­runda fitneye uğ­radık­larında Allâh’ın azâbı gibi tu­tar... 29/Ankebût: 10

7- ... Sizin bazınızı bazınıza fitne kıl­dık. Sabredebilecek misiniz?... 25/Furkân: 20

8- İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize duâ eder (yalvarır). Sonra kendi­sine ta­rafımız­dan bir ni­met verdiğimiz vakit: Bu bana ancak bil­gimden dolayı verilmiştir, der. Hayır, o bir fitnedir. Fakat çokları bilmezler. 39/Zümer: 49

9- Biliniz ki! Malınız ve çocukla­rınız birer fitnedir. 8/Enfâl: 28

Fitne konuları:

1- Şeytâna uymak,

2- Allâh’ın indirdiği hukukun dışında bir çözüm aramak,      

3- Allâh’ın indirdiği vahyin; in­di­ril­medi­ğini, yahut konuyla ala­kası olmayan bir husu­sun var olduğunu söylemekle Allâh’a iftira etmek,

4- Haksız yere insanları başka mem­leket­lere sürmek,        

5- Bazı nimetler,

6- Mal ve çocuklar,

7- Allâh yolunda devam edenlerin uğ­radığı sıkıntı ve eziyet fitne­dir.

8- Allâh’ın indirdiği hukukun tümü veya bir kısmına, gevşek dav­ran­mak fitne konula­rıdır.

 

fucur_fücur

Fucur: imân bakımından, kişiyi teh­likeli durume düşüren hal ve ha­re­ketlerde bulunma. Küfür ve mü­nâ­fıklık gereği mü'minlere zu­lümde bulunma... gibi anlamlara gelen bu ke­lime topluluğu Kur’ân-ı Kerîm’de 7 civa­rında zikre­dilmek­tedir.

1- Sen onları (öldürmez de) bıra­kır­sın, kul­larını dalâlete (sapıklığa) düşürürler. (Bir de onlar) fâcir ve keffâr (olacak kimseleri) doğ­rurlar. 71/Nûh: 27

2- O (âhirette bunala)’nlar kefere (kâfir) ve fecere (kötülük yapan­lar)’dır. 8/Abese: 42

3- Hayır, hayır, füccâr (kötülerin)’ın kitabı Siccîn’dedir. 83/Mutaffifîn: 7

4- ...Muttakileri, fuccâr (fucuratı ya­panlar) gibi mi kabul edeceğiz? (Asla). 38/Sâd: 28

5- Şüphesiz fuccâr da (kötülük ya­pan­lar) tabi ki, Cehîm’dedir. 82/ınfitar: 14

6- Ona (nefis’e) fucur (kötülük)’unu ve tak­vâsını ilham edene de. 91/Şems: 8

 

furkan_furgan

Furkân: İyi-kötü, hakk-bâtıl...’ı birbirin­den ayıran yetenek, Getirdiği hükümlerle hakla batılı birbirinden ayıran Kur’ân, hüccet, de­lil... anlam­larına gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de 7 yerde zikredilmekte­dir.

1- Ramazan ayı, ki onda Kur'ân, in­sanlara hidâyet edici olarak indi­rildi. Hidayet ve Furkân (bakımın)’dan beyyinât (açık delil­ler)’tır. Sizden bu anıidrak eden, onda savm (oruç) tutsun... 2/Bakara: 185

2- Şanıçok yüce olan (O Allâh), âlemlere nezîr (uyarıcı) olsun diye kendi kulu (Muhammed as)’a Furkân’ı (getirdiği hüküm­lerle hakla batılı birbirinden ayıran Kur'ân’ı) indirdi. 25/Furkân: 1

3- Mûsâ’ya Kitâb, Furkân verdik ki, siz hi­dâyetlenesiniz (hidâyete ere­siniz). 2/Bakara: 53

4- Eğer Allâh’a ve Furkân Günü’ne (hak-batılın ayrıldığı güne) ve iki toplumun birbi­riyle karşılaştığı güne îmân etmişseniz... 8/Enfâl: 41

5- Ey îmân edenler! Eğer siz Allâh’dan it­tikâ ederseniz; size fur­kân (iyi-kötü, hakk-bâtıl...’ı birbi­rinden ayıran yeteneği) kılar (verir). Sizde bulunan seyyiâtınızı(n bazı­sını ) tekfîr (örter) eder. Ve sizi mağfiret eder. Ve Allâh azîm (büyük) fadl(et) sahibidir. 8/Enfâl: 29

6- And olsun!.. Mûsâ ve Hârûn’a Furkân verdik. Muttakiler için zikrâ (öğüt) ve diyâ (ışık) olsun diye. 21/Enbiyâ: 48

 

2.   gayb_ğayb

Ğayb: Hazırda olmayan, gizli, bili­neme­yen hususlardır. Terimleştirilince; beş duyu organ­la­rıyla algılanamayan bazı husus­lar­dır: Allâh, melek, ahîret, hesâb, mîzân, Cennet, Cehennem... gibi. Resûl ve nebîlerin verdik­leri bu tür haberlere akıl sahibi kişiler düşü­ne­rek îmân ederler. Çeşitli kullanılış şekilleriyle bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de 60’a yakın zik­redil­mek­te­dir.

Bazı misal:

1- Onlar, gayb’e (beş duyu organ­la­rıyla algılanamayan bazı hususlar­dır: Allâh, melek, ahîret, hesâb, mî­zân, Cennet, Cehennem... gibi. Resûl ve nebîlerin verdikleri bu tür ha­ber­leri akıl sahibi kişiler düşüne­rek) îmân ederler. Salâtı (namazı) ikâme ederler. Kendilerini rızıklan­dırdığımız şeylerden de in­fâk eder­ler. 2/Bakara: 3

2- (Azaba müstehak olan kâfirlere) de ki: Size Allâh’ın hazineleri ya­nım­dadır (elimdedir), demiyorum. /aybı da bilmiyo­rum. Size, ben meleğim de demiyorum. Ben, an­cak bana vahyolunana ittiba ediyo­rum (uyuyorum). De ki: (Gerçeği) gö­renle a’mâ (kör) birbirine mü­savi (denk) mi? (Hiç) tefek­kür et­meye­cek misiniz? 6/En'âm: 50

3- Göklerin ve yerin gaybı Allâh’a aittir. Bütün işler O'na döndürülür. Öyleyse O'na ibâdet (kulluk) et, O'na tevekkül et (güven). Rabbin, yaptıklarınızdan ğâfil (habersiz) de­ğildir. 11/Hûd: 123

4- İşte bu; sana vahyettiğimiz (Yusûf’un kıssası), ğayb enbâİ (haberleri)ndan’dır. (O zaman) sen onların yanında da değildin... 12/Yûsuf: 102

5- (Allâh) buyurdu: Ey Adem! Onlara (meleklere), onların (nesnelerin) isimleri hak­kında bilgi ver. Adem onlara (meleklere), on­la­rın (nesnelerin) isimleri hakkında bilgi veri­rince; Allâh: Ben size de­medim mi ki; Ben gökler ve yerin ğaybını biliyorum. Sizin açık­ladı­ğınızı da gizlediklerinizi de bilirim. 2/Bakara: 33

6- (O) gün, Allâh resûlleri toplar şöyle bu­yurur: (insanlar tarafında ri­salet ve nübüvvet konusunda) size ne cevap verildi? Onlar (resûller): (şu anda sana verecek) bir bildiği­miz yoktur (her şey bit­miştir). Hiç şüphesiz Sen, ğaybleri (görülmeyenleri) en iyi bilensin, derler. 5/Mâide: 109

7- Ğaybın anahtarları O'nun (Allâh’ın) ya­nındadır (katındadır). O’ndan (Allâh’dan) baş­kası onu (ğaybı) bilemez. Karada ve de­nizde olanıbilir. (O Allâh’ın) bil­mesi dışında bir yaprak bile düşe­mez. Yerin karanlıklarında olan tane de, yaş-kuru da (her şey) Mubîn olan Kitâb'tadır. 6/En'âm: 59

8- O (Allâh), gökleri ve yeri hak­k’la yara­tandır. O gün (bir şeye): Ol, dediğinde; o (nesne) de hemen olu­ruverir. O’nun (Allâh’ın) sözü hakk­tır (gerçektir). Sûr’a üf­lene­ceği gün mülk (hükümranlık) O'nundur. (O Allâh,) ğaybı (görülmeyeni) ve şahid olu­nanı(görüleni) bilendir. O (Allâh, her şeye) Hakîm'dir (yine her şey­den) Habîr’dir (haberdârdır). 6/En'âm: 73

9- De ki: Ben kendime bir fayda ve zarar vermeğe malik değilim, Allâh’ın dilemesi müstesnadır. /ayb’ı (görülmeyeni) bilsey­dim, mutlaka hayır’dan (olan işlerimi) ço­ğal­tırdım. (O zaman da) bana sû’ (kötülük) do­kunmazdı. Ben sa­dece, inanan bir kavim için nezîr (uyarıcı) ve beşîr (müjdeleyen)im. 7/A'râf: 188

 

gurur_ğurur

Ğurûr: Övünerek aldatma, övün­mekle al­danma, kan­dırma, kuru vaad, yanılmak... an­lam­larına gel­mektedir. Çeşitli şekillerde kul­la­nıl­mıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de bu kelime 27 ci­va­rında zikredilmektedir.

Genel anlamda:

1- Ey insan! Kerîm olan Rabbine karşı seni ğururlandıran (aldatan) nedir? 82/ınfitar: 6

2- Böylece (Şeytân) onların (Adem'le Havva'nın) ğurûr ile (yanılması­yla) delâlet etti (yol gös­terdi, yanılttı)... 7/A'râf: 22

3- Münâfıklar ve kalblerinde ma­rad (has­ta­lık) bulunanlar bunları (Müslüman­ları) dînleri gururlan­dırdı (aldattı), diyorlardı. Oysa, kim Allâh’a tevekül eder (güvenirse) bil­meli­dir ki Allâh Aziz'dir Hakîm'dir. 8/Enfâl: 49

4- Ey insanlar! Rabb’inizden ittikâ edin (Rabb’inizin ortaya koy­duğu emir-yasakların hudutla­rını yaşaya­rak koruyun). Ne ba­banın ev­ladı, ne ev­ladın babası için bir şey ödü­yemi­yeceği gün­den korkun. Bilin ki: Allâh’ın va’di (verdiği söz) hak­k’tır (gerçektir). Sakın dünya hayatı sizi ğarurlandırmasın (al­datmasın). /arûr (olan Şeytân) Allâh’la (affına gü­vendi­re­rek) sizi ğarurlandırmasın (al­datmasın). 31/Lokmân: 33

5- ...Dünya hayatı, gururlanma (aldatma) meta­ından başka bir şey değildir. 3/Aliimrân: 185

6- Biliniz ki: Dünya hayatı; laib (oyun), lehv (eğlence), zînet (süslenme), aranızda te­fâhur (if­ti­har etme) ile mal ve evlâdı tekâsur (çoğaltmaktan) ibarettir. Sanki bir yağmur gi­bidir. (Meydana getir­diği) nebat küffâr’ın (çifçinin) hoşuna gi­der... Dünya hayatı, gu­rur­lanma (al­datma) metaın­dan başka bir şey de­ğildir. 57/Hadîd: 20

7- (Ey İblis:)Onlardan gücünün yet­tiği kim­seleri davetinle şaşırt. Suvarilerinle, ya­ya­la­rınla onları yay­garaya boğ. Mallarına, ço­cuk­la­rına ortak ol. Onlara vaad­lerde bu­lun. Şeytân onlara gururlanmak (al­dat­mak)’tan başka bir şey vaad­mez. 17/İsrâ: 64

Aldatıcılar:

1- Küfredenlerin diyar diyar do­laşması sa­kın seni gururlandırmasın (aldatmasın). 3/Aliimrân: 196

2- (Yahudileri) iftira ettikleri şey­ler, dînleri hakkında kendile­rini gu­rur­landırmış (yanıltmıştır). 3/Aliimrân: 24

3- Böylece biz, her nebîye insan ve cin Şeytânlarını düşman kıl­dık. Aldatmak için bir­birlerine cazip söz­ler fısıldarlar. 6/En'âm: 112

4- De ki: Allâh’ı bırakıp da çağır­dı­ğınız or­taklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana! Yoksa on­ların Allâh’la ortaklığı göklerde mi­dir? Yoksa Biz onlara kitâb verdik de on­daki beyyineye mi dayanırlar? Hayır. Zalimler, bir­bir­le­rine gurur­lanmaktan (aldatmaktan) başka bir şey vaad etmi­yorlar. 35/Fâtır: 40

5- Onlara vadeder, onları ümit­lendi­rir, an­cak Şeytânın söz ver­mesi gu­rur­landırmaktan (aldat­maktan) başka bir şey değildir. 4/Nisâ: 120

6- ...Dünya hayatı onları gurur­lan­dırdı (aldattı) da kâfir olduklarına, kendi aleyh­le­rinde şahidlik ettiler. 6/En'âm: 130

7- ...Kuruntular sizi gururlandırdı (aldattı). /arûr (olan Şeytân) Allâh('ın afvına gü­vendi­rmek­)le sizi gururlandırdı (kan­dırdı). Nihâyet Allâh’ın emri ge­lip çattı. 57/Hadîd: 14

8- Ey insanlar! Allâh’ın verdiği söz gerçek­tir. Sakın ha! Dünya ha­yatı sizi gururlanmasın (aldatmasın). /arûr (olan Şeytân) Allâh('ın af­fına güvendi­rmek)le sizi gururlan­dırma­sın (kandırmasın). 35/Fâtır: 5

Aldanmanın sonucu:

1- Dinlerini oyun ve eğlence edi­nen­leri bı­rak. Dünya hayatı on­ları gu­rurlandırmıştır (al­datmıştır)... 6/En'âm: 70

2- Münâfıklar ve kalblerinde ma­rad (has­ta­lık) olanlar: Allâh ve Resûl'ü bize gururdan (aldatmadan) başka bir vaadde bulunmadı, di­yor­lardı. 33/Ahzâb: 12

3- ...Kâfirler sadece gururlanma (aldanma) içindedirler. 67/Mülk: 20

4- Küfredenlerden başkası, Allâh’ın âyet­leri üzerinde tartişmaya giriş­mez. Küfredenlerin tekallübü (diyar diyar üstün­müşcesine dolaşması) sakın seni gururlandır­masın (yanılt­ma­sın). 40//âfir/Mü'min: 4

 

hac_hacc

Hacc: Bu kelimenin türetilmiş şekil­leri çeşitli anlamlara gel­mekte­dir. Biz burada hacc et­mek için Mescîdu'l Haram’a doğru yola ko­yulmakla ilgili âyetlere bakacağız. Bu kelime­nin haccla ilgili olanları Kur’ân-ı Kerîm’de 12 ci­va­rında zikre­dil­mek­tedir.

Genel olarak:

1- Şüphesiz Safa ile Merve şeâiril­lâh (Allâh’ın nişanelerindendir). Kim Beyti (Kâbe'yi) hac­ce­der veya umre yaparsa, bu ikisini de tavaf et­me­sinde bir beis yok­tur... 2/Bakara: 158

2- Sana hilal halindeki ayları so­rar­lar. De ki: Onlar, insanların ve hac va­kit­lerinin ölçü­sü­dür... 2/Bakara: 189

3- Başladığınız hac ve umreyi Allâh için ta­mamlayın. Alıkonursanız, ko­layınıza gelen bir kurban gön­de­rin. Kurban, yerine ulaşıncaya ka­dar, başla­rınızı tıraş et­meyin. İçinizde hasta olan veya başından rahat­sız bulunan varsa fidye olarak ya savm (oruç) tutması, ya sa­daka ver­mesi ya da kurban kesmesi ge­rekir. Güven içinde olur­sanız, hacca kadar umre­den faydala­nabi­len kimseye kolayına gelen bir kur­ban kesmek, bula­ma­yana, hac es­nasında üç gün ve döndüğü­nüzde yedi gün, ki o tam on gün­dür savm (oruç) tut­mak ge­rekir. Bu, ailesi Mescîdu'l Harâm'da oturma­yan kimse­ler için­dir. Allâh’tan ittikâ edin ve Allâh’ın ikâbının (cezasının) şedîd (şiddetli) ola­ca­ğını bilin. 2/Bakara: 196

4- Hac bilinen aylardadır. O ay­larda hacca girişen kimse bilme­lidir ki, hacda refs (mukarenet), sövüşmek, döğüşmek yoktur. Ne hayır ya­par­sanız Allâh onu bilir. Kendinize (âhiret için) azık edinin, şüphe yok ki azı­ğın en hayırlısı takvâ’dır. Ey ulu’l elbâb (akıl sa­hib­leri)! Benden ittikâ edin. 2/Bakara: 197

5- Hac manâsik’nizi (temel kaide­le­rini) bi­tirdiğinizde, babalarınızı zik­rettiğiniz (andığınız) gibi, hatta on­dan daha kuvvetli bir zikirle (anişla) Allâh’ı zikredin (anın). ‘Rabb’imiz! Bize dün­yada ver’, di­yen insan­lar vardır, öylesine, âhi­rette bir pay yok­tur. 2/Bakara: 200

6- Orada âyâtün beyyinâtun (apaçık deliller) vardır, İbrâhîm'in makamı vardır; kim oraya gi­rerse, güvenlik içinde olur; oraya yol bu­labi­len in­sana Allâh için Beyt’i (Kâbe'yi) hac­cet­mesi gereklidir... 3/Aliimran: 97

7- Haccu'l Ekber gününde Allâh ve Resûlünden insanlara bildi­ridir: Allâh ve Resûlü müşrik­lerden beri­dir... 9/Tevbe: 3

8- Hacca gelenlere su vermeyi, Mescîdu'l Haramı onarmayı; Allâh’a ve ahi­ret gününe ina­nıp Allâh yo­lunda cihâd eden (kişiy)le bir mi tut­tu­nuz? Allâh katında mü­sâvî (eşit olmaz­lar); Allâh zul­me­den kavmi hi­dâyete erdirmez. 9/Tevbe: 19

9- (İbrâhîm) insanları hacca çağır; yü­rüye­rek veya binekler üstünde her uzak bölgeden sana gelsinler. 22/Hacc: 27

 

hamr_hamir

Hamr: İçki, sarhoşluk veren içe­cek... gibi anlamlara gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu kelime 6 yerde zikre­dilmektedir.

şarâb: İçilen şey, içki... gibi an­lam­lara gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu ke­lime 11 yerde zikredilmektedir.

Sekr: Farklı kullanılış şekilleriyle; sarhoşluk, baygınlık veren madde anlamına gelen bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de 7 yerde zikredilmekte­dir.

İçkinin tedricen kaldırılması:

1- Hurma ve üzüm meyvelerinden se­ker (sarhoşluk veren içki) edinir­si­niz, hasen rızk (güzel rızıklar) da (edinirsiniz). Şübhesiz bunda akle­den bir kavim için âyet (ibret) var­dır. 16/Nahl: 67

2- Sana hamr (içki) ve meysir (kumar)’ı so­rarlar. De ki: İkisinde hem büyük ism (gü­nah) ve hem in­sanlara bazı fay­dalar vardır. İsm (günahları) fayda­sından daha bü­yük­tür... 2/Bakara: 219

3- Ey îmân edenler!.. Siz sükârâ (sarhoş) iken, Salât’a (namaza) yak­laşmayın. Tâ ki, ne dediğinizi bilin­ceye kadar... 4/Nisâ: 43

4- Ey imân edenler! Hamr (şarap), meysir (ku­mar), ensâb (dikili taş­lar), ezlâm (fal ve şans okları) Şeytân amelinden bir rics (pislik)‘tir... Şeytân hamr’da (içkide), meysi­r­’de (kumarda) ara­nıza düşmanlık ve bu­ğuz (kin) sokmak, sizi de zikrullâh (Allâh’ı an­mak)’tan ve salât’tan (namaz­dan) alıkoymak ister... 5/Mâide: 90-91

Farklı durumları:

1- ...Onların (arıların) karınla­rında muhtelif renklerde bir şa­rab (bal) çı­kar. Onda insanlar için şifa var­dır. Bunda tezekkür eden ka­vim için bir âyet vardır. 16/Nahl: 69

2- Muttakilere söz verilen Cennet şöyledir: Orada temiz su İr­mak­ları, tadı bozulmayan süt İrmak­ları, içen­lere zevk veren hamr İr­makları, süzme bal İrmakları vardır. Onlara orada her türlü ürün ve Rabb’lerinden mağfiret vardır. Bunların durumu, ateşte temelli ka­la­cak ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kim­se­le­rin du­rumu gibi olur mu? 47/Muhammed: 15

3- Muttakilere va'dolunan Cennet'in du­rumu içinde bo­zulma­yan sudan İrmaklar, tadı değişmeyen sütten İrmaklar, içenlere lez­zet ve­ren şa­râ­b’dan İrmaklar, süzme baldan İr­maklar vardır. Orada meyvaların her çeşidi onların­dır... 47/Muhammed: 15

4- (Zelzele Saat’i olan Kıyâmet Günü’nün dehşetinde)... İnsanları sükârâ (sarhoş) görür­sün. Ama as­lında onlar sükârâ (sarhoş) değil­ler­dir. Velâkin Allâh’ın azâbı şedîd (şiddetli)’dir. 22/Hacc: 2

 

haşr

Haşır: Toplanma, bir araya ge­ti­rilme... gibi anlamlara gelmek­te­dir. Kullanılış biçimle­rine göre farklı ma­nalara gelen bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de 35 civarında zikredil­mektedir.

Genel anlamda:

1- O gün, yer yarılır. Onlar (kabirlerinde) süratle (ayrılırlar). İşte bu, Haşır'dır. Bize göre (çok) ko­laydır. 50/Kâf: 44

2- Mesîh de, mukarreb melekler de Allâh’a ibâdet etmekten (kul ol­mak­tan) asla çe­kinmez­ler. Kim O'na kulluktan çekinir ve büyük­lük tas­larsa, (bilsin ki) O, hepsini huzu­runa ya­kında haşredecekdir (toplayacaktır). 4/Nisâ: 172

3- ...Huzuruna haşrolacağınız Allâh’dan it­tikâ edin. 5/Mâide: 96

4- Yerde yürüyen hayvanlar ve ka­nat­larıyla uçan kuİlar da an­cak si­zin gibi birer ümmet­lerdir (topluluklardır). Kitâb'da Biz hiç­bir şeyi eksik bırakmadık. Sonra onlar Rabb’lerine haşrolacaklardır (topla­nacaklar­dır). 6/En'âm: 38

5- Onları haşredeceği (toplayacağı Kıyâmet) Günü, sanki gündüz, bir­birle­riyle sadece tanişacakları bir saat kadar kalmış gi­bidirler... 10/Yûnus: 45

6- Vahşi hayvanlar haşrolunduğu (bir araya top­landığı) zaman... 81/Tekvir: 5

7- ...Biz onları Kıyâmet Günü yü­zü­koyun, körler, dilsizler ve sa­ğırlar olarak haşrederiz. Varacakları yer Cehennem'dir... 17/İsrâ: 97

İnsanların ve cinlerin haşrı:

1- O gün dağları yürütürüz. Yeri dümdüz görürsün. Hiç birini bı­rak­maksızın diriltip haş­rederiz (bir araya toplarız). 18/Kehf: 47

2- (Allâh, o) gün tümünü haşreder (toplar): Ey cin topluluğu! insanlarla çok uğraştınız... 6/En'âm: 128

3- And olsun ki: Ölseniz de, kat­ledil­seniz de Allâh (huzurunda) haş­ro­lunacaksınız. 3/Aliimrân: 158

Mü'minlerin haşrı:

1- O gün muttakileri Rahmân'ın (huzurunda) heyetler halinde haş­re­deriz. 19/Meryem: 85

2- Ey imân edenler! Aranızda gizli konuş­tu­ğunuz zaman ism’i (gü­nahı), udvân’ı (düşmanlığı) ve Resûl’e masiye’yi (isyanı) fısılda­mayın. Birr (iyilik) ve takvâ üzere ko­nu­şu n. Huzurunda haşroluna­ca­ğınız Allâh’dan ittikâ edi­niz. 58/Mücâdele: 9

3- Rabb’lerinin (huzurunda) haş­ro­lu­nacak­larından korkanları uyar. O (Allâh)'dan başka bir velî (dost) ve şefaatcı yoktur. Umulur ki it­tikâ (kendilerine belirtilen helal-ha­ram sınır­la­rını korurlar) ederler. 6/En'âm: 51

Kâfirlerin haşrı:

1- Rabb’ine and olsun ki Biz on­ları ve şey­tanları mutlaka haş­re­de­ce­ğiz. Sonra onları Cehennem’in etra­fında diz çöktürerek hazır bu­lun­du­ra­ca­ğız. 19/Meryem: 68

2- Allâh’ın düşmanları o gün Ateş'e (Cehennem'e) sürülmek üzere (hepsi) haşro­lunurlar. 41/Fussilet: 19

3- Küfredenlere de ki: Mağlûb ola­caksınız. Cehennem'e haşrolunup sü­rüle­ceksiniz. (Orası) ne kötü ya­taktır. 3/Aliimrân: 12

4- Bir gün hepsini haşrederiz. Sonra şirk koşanlara deriz ki: O id­dia et­tiğiniz ortaklarınız nerede? 6/En'âm: 22

5- O gün onların tümünü haşrede­riz. Sonra şirk koşanlara deriz: Siz ve şirk (ortak) koştu­ğunuz (nesneler) yerlerinize (bulunduğunuz mekanınızda durun.) Artık (ilahlarıyla) on­ların arala­rını açmış oluruz. Ortak koştukları nesne­ler: Siz sa­dece bize ibâdet etmiyordunuz, di­ye­cekler. 10/Yûnus: 28

6- O gün (Allâh) onları ve Allâh’ı bı­rakıp da ibâdet ettikleri (kul olduk­ları) şey­leri haş­reder de şöyle der: Bu kullarımı siz mi dalâlete düşür­dünüz (saptırdınız)? Yoksa kendi­leri mi yolu sapıttılar. 25/Furkân: 17

7- İnsanlar (Mahşerde) haşredi­lince, ibâdet ettikleri (kul oldukları ilâh­ları) on­lara düşman olurlar. Onların kendi­lerine ibâdet ettikle­rini (kul olduklarını) küfreder­ler (kabullenmezler). 46/Ahkâf: 6

8- O gün Sur’a üflenir. İşte o za­man, müc­rimleri (gözleri korkudan) gö­ğermiş olarak haş­re­de­riz (toplarız). 20/Tâhâ: 102

 

haşyet

Haşyet: Korkmak anlamına gelen bu ke­lime çeşitli kullanılış biçimleriyle Kur’ân-ı Kerîm’de 48 civarında zikredil­mek­tedir.

1- ...insanlardan korkmayın, Ben’den korkun... 5/Mâide: 44

2- ...insanlardan korkuyorsun. Allâh korkmağa ehakk (daha la­yık)’tır... 33/Ahzâb: 37

3- ...Onlardan korkmayın, Ben’den kor­kun... 2/Bakara:150, 5/Mâide: 3

4- ...Onlardan korkuyor musunuz? Allâh, kendisinden korkmanıza ehakk (daha la­yık)’tır. Eğer mü’­minlerseniz. 9/Tevbe: 13

5- ...Taşların bir kısmı da, Allâh kor­ku­sundan (yukardan) aşağı iner (düşer)... 2/Bakara: 74

6- Onlar (enbiyâ), Allâh’ın risâle­tini tebliğ ederler. Ondan da korkarlar ve Allâh’dan baş­kasından da kork­mazlar. Hisâb (görme) ba­kımından Allâh kâfidir. 33/Ahzâb: 39

7- Sen ancak, Zikr (Kur’ân)’e ittiba eden, ve ğıyeben (görmeden) Rahmân’dan korkan kimseyi inzâr edersin (uyarırsın)... 36/Yâsîn: 11

8- Allâh’ın mescîdlerini sadece, Allâh’a ve âhiret gününe ina­nan, salâ­t’ı ikâme eden (na­maz kılan), zekât veren ve ancak Allâh’tan kor­kan kim­seler imâr eder. İşte onlar muhtedîn (doğru yolda bulunanlar­dan) olabilir­ler. 9/Tevbe: 18

9- Kendilerine ellerinizi (savaştan) çekin salâtı ikâme edin (na­mazı kı­lın) ve zekâtı verin deni­len kimse­leri gör­medin mi? Üzerlerine mukâ­tele (savaş) yazılınca (farz olunca) içle­rin­den bir fırka, insanlar­dan Allâh’tan korkar gibi yahut daha eşedd (şiddetli) bir korku ile kork­maya baş­ladılar... 4/Nisâ: 77

10- Bir takım insanlar onlara (Müslümanlara): (Size düşman olan) insanlar, size karşı toplandı­lar. Onlardan korkun, dedi­ler. Bu (gibi sözler), onların (mü'minlerin) îmânını ziyadeleştirdi ve: Allâh bize yeter. O ne güzel Vekîl'dir (tevekkül edilen­dir), dedi­ler. 3/Aliimrân: 173

11- Şurası gerçektir ki: Allâh’dan kendi kullarından ulemâ (alimler) korkar... 35/Fâtır: 28

 

havf

Havf: Korkmak anlamına gelen bu kelime çeşitli kullanılış biçimleriyle Kur’ân-ı Kerîm’de 124 ci­varında zikredil­mek­tedir.

Ahiret azâbından korkmak:

1- De ki: Ben, eğer Rabb’ime isyân eder­sem Azîm Gün’ün azâbından korkarım. 6/En’âm: 15

2- ...Şüphesiz ben, eğer Rabb’ime isyân edersem Azîm Gün’ün azâ­bın­dan korkarım. 10/Yunus: 15

3- ...Eğer yüz çevirirseniz, aleyhi­nize ola­cak Kebîr Gün’ün azâbından korkarım. 11/Hûd: 3

4- ...Çünkü ben, aleyhinize olacak Muhîd (ihata eden) Gün’ün azâbın­dan korkarım. 11/Hûd: 84

5- Allâh’dan başkasına ibâdet (kulluk) et­meyin. Çünkü ben, aley­hinize olacak Elîm Gün’ün azâbından korkarım. 11/Hûd: 26

6- İşte bunda, Ahiret azâbından kor­kan kimse için bir âyet (ibret) var­dır. 11/Hûd: 103

7- ...O halde vaîd (tehdid)’imde kor­kan­ları, Kur'ân’la tezkîr et (öğüt ver). 50/Kâf: 45

8- Onlar Allâh’ın emrettiği şeyler­den ulaş­tırılması gerekenleri ulaştırır­lar. Rabb’lerinden huşu duyarlar (korkarlar). Kötü hisâbdan da kor­kar­lar. 13/Ra’d: 21

9- ...Onlar, kulûb (kalbler)’in ve gözlerin tekallub ettiği (allak-bul­lak) olacağı günden kor­karlar. 24/Nûr: 37

10- Onların üzerinden ateşten bir zulel (gölge, ateş tabakası) vardır, altla­rından da bir zulul vardır. İşte Allâh, kendi kullarını bu­nunla kor­ku­tuyor. Ey kullarım!.. O halde, benden ittikâ edin. 39/Zümer: 16

Allâh’dan korkmak:

1- Rabb’inin makamından (suçlu ola­rak gelmekten) korkan kimse ve nefsini hevâdan nehyeden kimse(nin durumu), elbette o barınak olan Cennet’tir. 79/Nâziât: 40-41

2- Ra’d (gök gürültüsü) Onu (Allâh’ı), hamdıyla tesbih eder. Melekler de O (Allâh)’ın korkusun­dan (tesbih eder)... 13/Ra’d: 13

3- Şeytân kendi evliyâ (dostlar)’ını kor­ku­tur. Eğer îmân etmişseniz; on­lardan kork­ma­yın. Ben'den kor­kun. 3/Aliimrân: 175

4- Allâh, kendine ibâdet (kulluk) edene kâfi değil mi? Seni O'ndan başka şeylerle kor­ku­tu­yor­lar... 39/Zümer: 36

5- Onun âyetlerinden (biri de;) size korku ve ümit (veren) berk (şimşek)’i göstermesidir. 30/Rûm: 24

6- Sizin şirk koştuğunuz şeylerden nasıl korkarmışım? 6/En’âm: 81

Diğer korkular:

1- (Mûsâ) dedi ki: Rabb’im!.. Ben onlar­dan bir nefsi (kişiyi) katlettiy­dim. Beni katlme­lerinden korkuyo­rum. 28/Kasas: 33

2- ...Allâh yolunda cihâd edenler, hiçbir lâim’in levm’inden (kınayıcının kınamasın­dan) kork­maz­lar. Bu (haslet) ise; Allâh’ın fadlı’dır, diledi­ğine verir... 5/Mâide: 54

3- ...Ben, O (Allâh)’a şirk koştu­ğu­nuz şeylerden korkmuyorum. Ancak Rabb’imin bir şey dileyeceği müstesnadır... 6/En’âm: 80

4- Hayır onlar, aksine Ahidet’ten korkmu­yorlar. 74/Müddesir: 53

 

hayatuddunya

Kur'ân-ı Kerim'de dünya 115, hayat ise 71 civarında zikredil­mek­tedir. Genellikle beraber zikredilir. Ancak dünya hayatı hak­kında bah­se­den âyetler ol­dukça fazladır. Konuyu fazla ayrıntılı hale ge­tir­me­yeceğiz.

Genel anlam:

1- İnsanlardan öyleleri var ki: Ey Rabb’imiz! Bize dünyada ver, der­ler. Böyle isteyenlerin ahi­rette hiç nasibi yoktur. 2/Bakara: 200

2- Onlardan bir kısmı da: Ey Rabb’imiz! Bize dünyada bir ha­sene (iyilik), âhirette de bir hasene (iyilik) ver. Bizi ateş azâbından koru, derler. 2/Bakara: 201

3- ...Yoksa siz Kitâb’ın bir kıs­mına inanıp, bir kısmınıda küf­re­di­yor­sunuz (tanımıyorsunuz)? Sizden öyle davrananların ce­zası, dünya ha­yatında hızyun (rüsvay­lıktır). 2/Bakara: 85

4- Allâh, îmân edenleri dünya ha­ya­tında ve âhirette sabit (sağlam) bir sözle sapasağlam tu­tar... 14/İbrâhîm: 27

 Dünya hayatı:

1- Dünya hayatının durumu, gök­ten indir­diğimiz bir su gibi­dir... 10/Yûnus: 24

2- ...De ki: Dünya metaş (menfaatı) azdır (önemsizdir). Muttakiler için Ahiret ise, daha ha­yırlıdır. Size hurma çekirdeğinin ince ipi ka­dar zulmedilmez. 4/Nisâ: 77

3- Kadınlardan, oğullardan, yığın yı­ğın bi­riktirilmiş altın ve gü­müş­ten, salma atlardan, sağmal hay­van­lar­dan ve ekinlerden ge­len zevklere düşkün­lük ve mu­habbet insanlar için süslü gös­terildi. Bunlar dünya hayatının metaşdır. 3/Aliimrân: 14

4- Biliniz ki: Dünya hayatı; laib (oyun), lehv (eğlence), zînet (süslenme), aranızda te­fâhur (if­ti­har etme) ile mal ve evlâdı tekâsur (çoğaltmaktan) ibarettir. Sanki bir yağmur gi­bidir. (Meydana getir­diği) nebat küffâr’ın (çifçinin) hoşuna gi­der... Dünya hayatı, gu­rur­lanma (al­datma) metaın­dan başka bir şey de­ğildir. 57/Hadîd: 20

5- Mal (servet ve oğullar dünya ha­ya­tının süsüdür... 18/Kehf: 46

6- Dünya hayatının mettaş ile (geçici zev­kiyle) metalandırdığımız (yaşattığımız) gibi... 28/Kasas: 61

Dünya hayatına aldananlar:

1- Küfredenlere, dünya hayatı süs­lendi. Bu yüzden onlar, îmân edenler­den bazısı ile alay ederler. Halbu ki, ittikâ edenler Kıyâmet Günü’nde onlardan üstün duru­mun­dadır. Allâh, dilediğine he­sab­sız rızık verir. 2/Bakara: 212

2- Kim dünya hayatını ve onun zi­ne­tini is­terse, onların amelleri­nin karşılığını orada tam olarak ve­riri­riz... 11/Hûd: 15

3- Dünya hayatını âhirete tercih eden­ler, Allâh yolundan alıko­yan­lar, onun eğriliğini isteyen­ler var ya, işte onlar uzak bir dalâlet (sapıklık) için­dedirler. 14/İbrâhîm: 3 

4- De ki: Siz, sırf aranızdaki dünya haya­tına muhabbet uğ­runa Allâh’ı bırakıp bir takım ev­san (putlar) edindiniz. 29/Ankebût: 25 

5- Onlar dünya hayatının zahirini (gözüken yüzünü) görürler, onlar âhiret hususunda tam gâfildirler. 30/Rûm: 7 

6- Dediler ki: Hayat ancak bu dün­yada yaşadığımızdır. Ölürüz. Yaşarız. Bizi ancak za­man helak eder. Bu hususta onların hiçbir bil­gisi de yok­tur. Onlar sadece zanne­diyorlar. 45/Câsiye: 24 

7- Onlar, âhirete karşılık dünya ha­ya­tını sa­tın alanlardır. 2/Bakara: 86

Dünya hayatına aldanmayan­lar:

1- Dünya hayatını âhirete karşılık sa­tanlar, Allâh yolunda mukâtele et­sinler (sa­vaş­sın­lar)... 4/Nisâ: 74

2- İttika edenlere: Rabb’iniz ne in­dirdi? denildiğinde: Hayır indirdi, derler. Bu dün­yada güzel davra­nan­lara, hasene (güzel müka­fat) vardır. Dâru’l âhire (Ahiret Yurdu) ise, daha hayırlıdır. Dâru’l mutta­kîn (Muttakiler Yurdu)ise, ne ka­dar da güzeldir. 16/Nahl: 30

3- Allâh’ın sana verdiğinden Dâru’l âhire (Ahiret Yurdu)’nu iste (gözet). Ama dün­yada da na­sibini unutma. Allâh’ın sana ihsan ettiği gibi sen de ihsanda bulun. Yeryüzünde fesâdı isteme. Allâh müfsidleri sevmez. 28/Kasas: 77

4- Dünya hayatı bir oyun ve eğ­len­ce­dir. Eğer îmân eder ve it­tika ederse­niz (dinin helal ve ha­ram sınır­larını korursanız), Allâh size müka­fatınızı verir... 47/Muhammed: 36

 

heva

Hevâ: İlahi nizamın zıddı, müş­rik­le­rin ri­sa­lete karşı olan alternatifleri, boş hayeller, arzu-is­tekler, sü­rük­leme, heves, ilâh­laştırılan şey... gibi anlam­lara gelmektedir. Kullanılış biçimle­rine göre farklı ma­nalara ge­len bu ke­lime Kur’ân-ı Kerîm’de 38 civa­rında zikredil­mektedir.

Genel anlam:

1- And olsun! Mûsâ'ya kitâb ver­dik. Ondan sonra ardı ardına re­sûl­ler gön­derdik. Meryem oğlu İsa'ya bey­yi­neler verdik. Onu Ruhu'l Kudüs ile destekledik. Size bir resûl nefis­le­ri­nizin hevâ etmediği (gönlünüzün ar­zu­lamadığı) bir şeyle gelince, müstekbirleşti­niz. Bir kıs­mını ya­lan­ladınız ve bir kısmını da öl­dür­dü­nüz? Değil mi? 2/Bakara: 87

2- Hayır; zulmedenler, kendi he­va­la­rına tabi olanlardır... 30/Rûm: 29

3- ...Adâletinizde hevâlara tabi ol­ma­yın (uy­mayın)... 4/Nisâ: 135

4- O gün başları kalkmış, gözleri kendile­rine dönemeyecek şe­kilde sabit kalmış, gönül­leri(ndeki ide­olo­jik) hevâ bo­şalmış şekliyle koşup du­ra­cak­lardır. 14/İbrâhîm: 43

5- Rabbinin katından bir beyyine üzere olan kimse, kötü ameli ken­di­sine süslü gösterilen kim­seye ben­zer mi? Bunlar kendi hevâ­larına tabi olanlardır. 47/Muhammed: 14

6- (Allâh), şehirlerin en hevâlıla­rını (yere batırdı). 53/Necm: 53

Hevâya uymanın neticesi:

1- Onların milletine uymadıkça, ya­hudi ve hıristiyanlar senden asla razı ol­mazlar. De ki: O hi­dâyet, Allâh’ın hidâyetidir. Sana gelen ilim­den sonra onla­rın hevâlarına it­tiba edersen (uyarsan), and ol­sun ki, Allâh’tan sana ne bir velî ve ne de bir yardımcı olur. 2/Bakara: 120

2- And olsun ki!.. Sen, Kitâb veri­len­lere her türlü âyeti (mucize de­li­lini) ge­tirsen, yine de kıblene tabi ol­maz­lar. Sen de onların kıb­le­sine tabi ola­cak değilsin. Onlar birbir­le­ri­nin kıblesine de tabi ol­maz­lar. Eğer sana gelen ilimden sonra on­ların he­vâlarına ittiba edersen (uyarsan), şüp­hesiz o zaman za­lim­lerden olur­sun. 2/Bakara: 145

3- Hem yalanladılar, hem de kendi hevâla­rına tabi oldular. Ama her işin istik­rar kılacağı bir netice var­dır. 54/Kamer: 3

4- Ama kim Rabb’inin makamın­dan kor­kup da, hevâ husu­sunda nefsi(ni) nehyettiyse (alıkoyduysa onun yeri Cennet'tir). 79/Naziat: 40

Hevâ ilâhi nizamın zıddıdır:

1- Sonra seni de emr’de (dinde) bir şerîat üzere kıldık. Ona (şerîat’e) tabi ol! (Hakk’ı ve haddini) bilme­yenlerin hevâlarına tabi olma. 45/Câsiye: 18

2- Eğer hakk onların hevâlarına tabi ol­saydı, gökler, yer ve on­larda bu­la­nanlar fe­sada uğ­rardı. 23/Mü'minûn: 71

3- Sana da, daha önceki kitabı doğru­layan ve koruyan hak üzere Kitâb (Kur'ân)’ı indir­dik. Allâh’ın in­dir­diği ile aralarında hükmet. Gerçek olan sana gel­miş olduğuna göre, onla­rın he­valarına tabi olma! Her biriniz için bir şerîat ve bir yol ver­dik. Eğer Allâh dile­seydi sizi bir tek ümmet yapardı. Fakat bu, ver­dik­leriyle sizi dene­mesi içindir. O halde hayır­larda yarışın. Hepinizin dönüşü Allâh’adır. O, ihti­lâf etti­ği­niz (ayrılığa düştüğü­nüz) şeyleri size bildirir. 5/Mâide: 48

4- (O halde:) Allâh’ın indirdiği Kitap ile aralarında hükmet. Onların he­vâ­larına tabi olma! ... 5/Mâide: 49

5- Müşriklerin dışında Allâh’a (yönelerek) hanîf (olun). Allâh’a şirk (or­tak) koşan kimse, gökten düşüp de kuİların kap­tığı gi­bidir. Yahut rüzgârın he­va­ladığı (sürüklediği) şeye ben­zer. 22/Hacc: 31

6- Ey Davud! Seni şüphesiz yer­yü­zünde halife kıldık. İnsanlar ara­sında adaletle hük­met. Hevâya tabi olma. Yoksa (o hevâ), seni dalâlete düşürür (Allâh’ın yo­lundan saptırır)... 38/Sâd: 26

Hevâ, ilâhi akidenin zıddı­dır:

1- O (Muhammed), hevâsından ko­nuşmaz. 53/Necm: 3

2- De ki: Allâh’tan başka, duâ et­tik­le­rinize (yalvar­dıklarınıza) ibâdet (kulluk) etmekten nehyo­lundum. (Yine) de ki: Sizin hevâlarınıza tabi olmaya­cağım. Yoksa dalâlete düşmüş (sapıtmış) ve hidâ­yette olan­lar­dan olmamış olu­rum. 6/En'âm: 56

3- De ki: Allâh’dan başkasına mı duâ ede­lim (yalvaralım)? Onlar, bize ne fayda ve ne de za­rar verirler. Allâh, bizi hidâyete eriştir­dikten sonra ge­risin geriye mi dönelim? Şeytânların yeryüzünde hevâla­ndırıp çöllere (düşürdükleri) kimseler gibi... De ki: Allâh’ın hidâyeti, (asıl) hidâyetin ta kendisidir. 6/En'âm: 71

4- ...Ayetlerimizi yalanlayanların ve âhirete inanmayanların hevâ­larına tabi olma! Onlar Rabb’lerine (başkalarını) denk tutuyor­lar. 6/En'âm: 150

5- Ona (Kıyâmet'e), inanmayan ve hevâ­sına tabi olan kimse seni on­dan (Kıyâmet'ten) alı­koyma­sın, yoksa helak olursun. 20/Tâhâ: 16

6- Bundan ötürü, sen davet et! Emrolunduğun gibi gibi istika­metli ol. Onların hevâlarına tabi olma! şöyle de söyle: Allâh’ın in­dirdiği Kitâb'a inandım... 42/Şûrâ: 15

7- Onların (Cehennemliklerin) içinde seni dinleyenler (münâfıklar) var­dır. Sonra se­nin yanından çı­kınca, bilgili (kültürlü) kimselere derler ki: Az önce ne demişti? Bunlar, Allâh’ın kalblerini mühürle­diği kimselerdir. Yine bun­lar, kendi he­vâlarına tabi olan­lardır. 47/Muhammed: 16

Hevâ müşriklerin ilâhıdır:

1- Hevâsını kendisine ilâh edineni gördün mü? Sen mi ona vekil ola­caksın? 25/Furkân: 43

2- Hevâsını kendisine ilâh edi­neni gördün mü? Allâh, onu bir bilgi üzere dalâlete (sapıklığa) düşür­müş­tür. Kulağını ve kalbini mü­hür­lemiş­tir. Gözünü de perde­le­miştir. Onu Allâh’tan başka kim hidâyete erişti­rebilir? Tezekkür et­mez misi­niz? 45/Câsiye: 23

Hevâ hidâyetin zıddıdır:

1- Eğer, Sana cevap veremez­lerse, bil ki: Onlar hevâlarına tabi olu­yor­lar. Allâh’tan bir hi­dâyet olmadan he­vâsına tabi olandan daha dalâ­lette olan (sapık) kim vardır? Allâh zâ­lim­ler kavmini hidâyete eriştir­mez. 28/Kasas: 50

2- O (putlar), sizin ve babalarınızın isim­lendirdiklerinizden başka bir şey değildir. Allâh onun için bir sul­tan (destekleyici) in­dir­me­miştir. Onlar sadece zan ve hevâlarına tabi oluyorlar. Yemin olsun! Hâlbuki, onlara Rablerinden bir hidâyet gel­miştir. 53/Necm: 23

 

hikmet

Hikmet: İlim ve akıl ile gerçeği yaka­lamak, hayır ve üstünlük vesi­lesi... anlamlara denir Kur’ân-ı Kerîm’de bu ke­lime 20 civa­rında geç­mekte­dir.

Genel olarak:

1- Ey Rabb’imiz! Onlara kendi iç­le­rinden; âyetlerini okuyacak, Kitâb’ı ve Hikmet'i öğre­tecek, ve onları temizleyecek bir resûl gön­der. Şübhesiz sen, sen Azîz’sin Hakîm’sin. 2/Bakara: 129

2- ...Size Kitâb ve Hikmet'i geti­rip, size bilmediklerinizi öğreten bir Resûl gönderdik. 2/Bakara: 151

3- ...Allâh’ın sizin üzerinizdeki ni­me­tini zikredin (hatırlayın). Size va’­zeden (öğüt ve­ren) Kitâb ve Hikmet’i hatırla­yın...  2/Bakara: 231

4- ...Allâh O' (Davud)'a mülk (hü­kümdar­lık) ve Hikmet’i verdi. Ve dile­diği hu­sus­lar­dan da öğretti... 2/Bakara: 251

5- (Allâh) dilediğine Hikmeti ve­rir. Kime Hikmet verilirse, O'na çok ha­yır verilmiştir. 2/Bakara: 269

6- Allâh O'na yazmayı, Hikmet'i, Tevrât’ı, ıncîl'i öğretecek. 3/Aliimrân: 48

7- ...Allâh sana Kitâb ve Hikmet'i indirdi. Sana bilmediğini öğ­ret­miş­tir... 4/Nisâ: 113

8- Sen, Rabb’in yoluna Hikmet ve mevize­tu’l hasene ile (güzel öğütle) çağır. 16/Nahl: 125

9- And olsun! Biz Lokmân'a: Allâh’a şük­retmesi için Hik­met’i verdik. Kim şükrederse kendi nefsi için şükretmiştir. Kim de küfr (nankörlük) ederse, Hiç şüphesiz Allâh /aniy’dir Hamîd’dir. 31/Lokmân: 12

10- Evlerinizde okunan Allâh’ın âyetlerini ve Hikmet'ini zikredin (hatır­la­yın)... 33/Ahzap: 34

11- (Bu haberlerin herbiri) hikme­tün bâli­ğa­tün (hedefine tam isabet edendir). Ama (Allâh’ın) nuzur’u (uyar­maları) fayda vermi­yor. 54/Kamer: 5

12- Allâh: Ey Meryem oğlu İsa! ...Sana Kitâb’ı, Hikmet’i, Tevrât’ı ve ıncîl'i öğret­miş­tim... 5/Mâide: 110

 

hisab_hesab_hesap

Hesab: Saymak, hesab etmek, mu­hasebe etmek, zannetmek... gibi çok değişik anlam­lara gel­mekteder. Biz, burada daha zi­yade Allâh’ın in­sanları hesaba çekmesi ve âhiret­teki hesab­laşma üze­rinde du­raca­ğız. Kullanılış bi­çimlerine göre farklı ma­nalara gelen bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de 100'den fazla zik­redil­mektedir.

Genel anlamda:

1- İnsanların hesabı yaklaştı. Fakat onlar hala gaflet içinde yüz çe­viri­yor­lar. 21/Enbiyâ: 1

2- Bir selâmla selâmlandığınızda, on­dan daha iyisiyle selâm verin veya aynıyle muka­bele edin. Allâh her şeyin hesabını gereği gibi ya­pandır. 4/Nisâ: 86

3- Göklerde ve yerde olanlar Allâh’ındır. İçinizdekini açıkla­sa­nız da gizle­seniz de Allâh sizi onunla he­saba çekecektir. Dilediğini mağ­fi­ret eder, dile­diğine de azâbeder. Allâh her şeye Kadîr'dir. 2/Bakara: 284

4- İttika eden kimselere, onların (kâfirlerin) hesaplarından bir so­rum­luluk yoktur. Yine de it­tika et­meleri umulur diye hatır­latıl­ma­lı­dır. 6/En'âm: 69

5- Bugün herkese, kazandığının karşılığı verilir. Bugün zulüm yok­tur. Allâh hesabı ça­buk gö­rendir. 40/Mü'min//âfir: 17

6- Rabb’imiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve mü'­min­leri mağfiret et. 14/İbrâhîm: 41

7- Kitâbını oku! Bugün şahsına he­sab so­rucu olarak senin ken­din yeter. 17/İsrâ: 14

Mü'minlerin hesaba çekil­mesi:

1- İşte onlara, kazançlarından ötürü bir na­sib vardır. Allâh he­sabı ça­buk görendir. 2/Bakara: 202

2- ...Allâh’tan ittikâ edin. Doğrusu Allâh hesabı çabuk gö­rür. 5/Mide: 4

3- (Amel defteri sağından verilen kimse,) kolayca hesaba çeki­lir. 84/İnşikak: 8

Kâfirleri hesaba çekil­mesi:

1- Çünkü onlar, hesabı ummuyor­lardı. 78/Nebe: 27

2- Onlar (kâfirler) derler ki: Rabb’imiz! Bizim payımızı he­sap gü­nünden önce acilen ver. 38/Sâd: 16

3- Küfredenlerin amelleri engin çöl­lerdeki se­rap gibidir. Susayan kimse onu su zanneder, fakat oraya geldiğinde hiçbir şey bu­la­maz. Orada Allâh’ı bulur ve O da hesa­bını görür. Allâh hesabı çabuk gö­rendir. 24/Nûr: 39

4- Allâh’la beraber, varlığına hiç­bir bürhân (delil) olmadığı halde başka ilâha duâ edenin (yalva­ranın) hesa­bını Rabb’i görecektir. Hiç şüphe­siz kâ­firler iflah olmaz. 23/Mü'minûn: 117

 

hizb_hizib_hizip

Hizb: Taraftalar, bölük, parti, fırka... an­lamlarına gelmekte­dir. Çeşitli kul­laniş durum­la­rıyla Kur’ân-ı Kerîm’de 20 defa zikre­dilmekte­dir. Mü'min ve kâfir­ler için kul­lanılmak­tadır.

Hizbullâh:

1- Kim Allâh’ı ve Resûl’ünü ve îmân eden­leri velî (dost) edinirse: şüphesiz ga­lip ola­cak­lar hizbul­lâh (Allâh taraftarları)dır. 5/Mâide: 56

2- ...Allâh’ın razı olduğu ve on­la­rın da Allâh’dan razı olanları hiz­bul­lah (Allâh taraf­tar­ları)dır. 58/Mücâdele: 22

3- Şeytân sizin düşmanınızdır. Siz de onu düşman bilin. O ken­di hizbini (taraftarlarını) ateş eh­linden olmaya çağırır. 35/Fâtır: 6

Anladıklarımız:

1- Hizbullâh: Allâh’ı, Resûl’ü ve mü­'min­leri dost edinendir.

2- Hizbullâh, Allâh’ı sever. Allâh da Hizbullâhdan razıdır.

3- Şeytân, Hizbullâh'ın dışındaki­leri Cehennem'e çağırır.

Hizbu’ı Şeytân:

1- Onlardan bazıları kendi dînle­rini, tefri­kaya düşerek farklılaştırdı­lar. (Kendi kendile­rine) şia’ (taraftar)lar oldular. Her hizip (fırka) kendi ya­nındakilerle böbür­len­mek­tedir. 30/Rûm: 32

2- Onlar kendi aralarındaki işlerini parça­parça böldüler. Her hizb (fırka) kendi yanın­daki ile böbür­lendi. 23/Mü'minûn: 53

3- Şeytân onları istila etmiştir. Onlara Allâh’ı zikri (anmayı) unuttur­muş­tur. İşte on­lar Hizbü’ı şey­tan (Şeytân taraftarı)dır. Dikkat edin hüs­rana uğrayanlar hizbü’ı Şeytândır (Şeytân taraftarıdır). 58/Mücâdele: 19

 

hub_hubb

Hubb: Muhabbet, sevgi, be­ğen­mek, ter­cih etmek... gibi anlam­lara gel­mektedir. Kullanılış biçimle­rine göre farklı manalara gelen bu ke­lime Kur’ân-ı Kerîm’de 90'a yakın zikre­dil­mektedir.

Genel anlamı:

1- İnsanlardan bazısı Allâh’dan baş­kasını endâd (denk eşler ilâhlar) edi­nir de onları, Allâh’ı sever gibi severler. Mü'minler ise, en çok Allâh’ı sever­ler... 2/Bakara: 165

2- Allâh’ı seviyorsanız bana tabi olun. Allâh da sizi sevsin ve zunû­bunuzu (gü­nahla­rınızı) mağfiret et­sin (bağışlasın). Allâh Ğafûr Rahîm'dir. 3/Aliimrân: 31

3- De ki: Eğer babalarınız, oğul­la­rınız, kar­deşleriniz, eşleriniz, aşire­tiniz, elde ettiğiniz mallar, kesata uğ­ramasından korktu­ğunuz ti­ca­ret, ho­şu nuza giden evler sizce Allâh’tan Resûl’ünden ve Allâh yo­lunda ci­haddan ehabb (daha se­vimli ise), Allâh’ın emri (belası) ge­lene kadar bekle­yin. Allâh fâsık kavmi hidâ­yete eriştirmez. 9/Tevbe: 24

4- Kıtâl (savaş), size farz kılındı, sizce ke­rih olmasına (hoşu nuza git­memesine) rağmen . İhtimal ki hoşlanmadığınız şey sizin için ha­yırlı­dır. Yine ihtimal ki sevdi­ğiniz bir şey si­zin için şerdir. Siz (işin as­lını) bil­mezsiniz, Allâh bilir. 2/Bakara: 216

5- Ey îmân edenler! Sizden kim dî­ninden dönerse (bilsin ki, onların ye­rine) Allâh öyle bir kavim getirir ki, (Allâh) onları sever. Onlar da O'nu (Allâh’ı) severler. (Onlar) mü­'minlere karşı alçak gö­nüllü, kâfir­lere karşı çok şiddetli olurlar. Allâh yo­lunda cihâd ederler, lev­mede­nin levminden (yerenin yer­mesin­den) de korkmazlar. Bu, Allâh’ın di­le­diğine verdiği bir lu­tuf­tur. Allâh her şeyi (lutfu ve il­miyle) kaplar ve bilir. 5/Mâide: 54

6- Daha önceden (Medine'yi) yurt edinmiş ve îmânıyerleştir­miş olan kim­se­ler, kendile­rine hicret edip ge­lenleri severler... 59/Hicr: 9

7- Mü'minler arasında fuhşu n şu ­yu­unu (yayılmasını ) sevenler var­dır. İşte onlara, dünya ve âhirette elim bir azâb vardır. Allâh bi­lir, siz ise bil­mezsiniz. 24/Nûr: 19

8- Ey îmân edenler! Babalarınızı, kar­deşle­rinizi küfrü îmâna tercih edi­yor­larsa velîler (dostlar) edin­meyin. Sizden onları kim velî (dost) edi­nirse, doğrusu onlar za­limlerin kendileridir. 9/Tevbe: 23

9- Şehirde bir takım kadınlar dedi­ler ki: Vezirin karısı (evinde bu­lunan) uşağının nef­sinde murat almak isti­yormuş. Muhabbeti (sevgisi) bağ­rını yakmış. Biz onu açık bir da­lâ­let (sapıklık)’ta görüyoruz. 12/Lusuf: 30

Dünyaya sevgi:

1- Kadınlardan, oğullardan, kan­tar kantar altın ve gümüşden, (otlağa) salıverilmiş atlar ve de­velerden, ekinlerden meydana gelen şeh­vet­lerin (aşırı istekle­rin) muhabbeti (sevgisi) insanlara tezyinâtı (süslü) gösterildi. Bunlar dünya ha­ya­tının metaşdır (geçimidir). Oysa Allâh katıysa gidi­lecek ye­rin güzelidir. 3/Aliimrân: 14

2- O (kâfir)ler; dünya hayatını ahi­rete tercih ederler. Allâh’ın yo­lundan alıkoyup onun eğ­riliğini isterler. İşte onlar uzak bir dalâlet (sa­pıklık) için­dedirler. 14/İbrâhîm: 3

3- (Siz insanlar) malı pek çok se­vi­yorsu­nuz. 89/Fecr: 20

4- Sevdiğiniz şeylerden infâk et­me­dikçe bir­r'e (iyiliğe) erişe­mezsi­niz. Her ne infâk eder­se­niz, şüphesiz Allâh onu bilir. 3/Aliimrân: 92

5- Doğrusu şu (insanlar), çabuk elde ettik­leri (dünya nimetle­rini) se­vi­yor­lar. Arkalarındaki güçlü ve ağır olan (ahirat) gü­nünü de terk edi­yor­lar. 76/İnsân: 27

Allâh kimleri sever:

1- Allâh yolunda infâk edin. Kendinizi eli­nizle, (kendinizi) teh­li­keye at­ma­yın. İhsan ya­pın. Şüphesiz Allâh muhsinleri sever. 2/Bakara: 195

2- ...Allâh şüphesiz tevvâbîn (daima tevbe edenler)’i sever, müte­tahhi­rîn (çokca temizle­nenler)’i de se­ver. 2/Bakara: 222

3- Hayır, öyle değil. Ahdini ye­rine getiren ve ittikâ edenler bil­sin ki, Allâh muttakileri se­ver. 3/Aliimrân: 76

4- Onlar bollukta ve darlıkta infâk ederler. Öfkelerini yenerler, in­san­ları af­vederler. Allâh muh­sinleri se­ver. 3/Aliimrân: 134

5- Nice nebî(ler) var ki, yanında Ribbiyyûn (Allâh’ı rabb edin­miş kişi­ler) savaşmıştır. Allâh yo­lunda başlarına gelenlerden ötürü gev­şe­me­miş, yılmamış ve boyun eğ­me­miş­lerdi. Allâh, sabredenleri se­ver. 3/Aliimrân: 146

6- Allâh onlara dünya sevabını da âhi­ret se­vabının güzelliğini de faz­la­siyle verdi. Allâh muhsin­leri se­ver. 3/Aliimrân: 148

7- Allâh’ın rahmetinden dolayı, sen onlara karşı yumuşak dav­ran­dın. Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından dağı­lır gi­der­lerdi. Onları afvet, onlar için istiğ­far et, iş hakkında onlarla is­tişare et. Karar verdin mi Allâh’a tevek­kül et. Allâh te­vekkül edenleri se­ver. 3/Aliimrân: 159

8- ...İçlerinden pek azı hariç, on­lar­dan da­ima hainlik görürsün. Onları af­vet ve hoşgö­rülü ol. Şüphesiz Allâh muhsinleri se­ver. 5/Mâide: 13

9- ...Adaletli olunuz. Şüphesiz Allâh muk­sidini (adil davranan­ları) se­ver. 49/Hucurât: 9

10- Allâh, dîn uğrunda sizinle sa­vaşmayan, sizi yurdunuzdan çı­kar­ma­yan kimselere iyilik yap­manızı ve onlara karşı adaletli dav­ranma­nızı ya­sak­lamaz. Doğrusu Allâh muk­sidini (adil olanları) se­ver. 60/Mümtahine: 8

11- Doğrusu Allâh, kendi uğ­runda, kenet­lenmiş bir duvar gibi, saf bağlayarak savaşan­ları sever. 61/Saff : 4

 Allâh kimleri sevmez:

1- Sizinle savaşanlarla Allâh yo­lunda savaşın, aşırı gitmeyin. Çünkü Allâh aşırı giden­leri sevmez. 2/Bakara: 190

2- ...Allâh fesâdı sevmez. 2/Bakara: 5

3- Allâh faizi mahveder (bereketini giderir), sadakaları (verilen malları da) bereketlendirir. Allâh bütün esîm (günahkâr) ve keffâr (küfrü katmer­leşenler)i hiç sevmez. 2/Bakara: 276

4- De ki: Allâh’a ve Resûl'e itâat edin. Yüz çevirirlerse bilsinler ki, Allâh kâ­firleri sev­mez. 3/Aliimrân: 32

5- ...Allâh zâlimleri sevmez. 3/Aliimrân: 57

6- Ta ki; Allâh îmân edenleri or­taya çıkarsın ve içinizden şahit­ler edin­mesi içindir. Allâh za­limleri sev­mez. 3/Aliimrân: 140

7- Allâh, havvân (hain­likte dire­nen) asîm (günah­karı) sevmez. 4/Nisâ: 107

8- ...Şüphesiz ki; Allâh, muğtâl (kendini beğenen)’i ve fehûr (sürekli iftihar edenler)’i sev­mez. 4/Nisâ: 36

9- Allâh, kötü sözün açıkça söy­len­mesini sevmez. Ancak zulme uğ­ra­yan başka. Allâh Semî'dir Alîm'dir. 4/Nisâ: 148

10- ...Ne zaman harb (savaş) için ateş yak­salar Allâh onu söndür­müş­tür. Yeryüzünde fe­sada koşar­lar. Allâh fesâdcıları sevmez. 5/Mâide: 64

11- Ey îmân edenler! Allâh’ın size helal et­tiği temiz şeyleri ha­ram kıl­mayın. Hûdudu da aşmayın, doğ­rusu Allâh haddi (sınırı) aşanları sevmez. 5/Mâide: 87

12- ...Ürün verdiği zaman ürü­nün­den ye­yin. Devşirildiği ve bi­çil­diği gün hakkını ve­rin. İsrâf etme­yin. Çünkü Allâh müsrifleri sevmez. 6/En'âm: 141

13- ...Yeyin-için fakat isrâf et­me­yin. Çünkü Allâh müsrifleri sevmez. 7/A'râf: 31

14- Rabbinize yalvara yakara giz­lice duâ edin. Doğrusu O haddi aşan­ları sevmez. 7/A'râf: 55

15- Hiç şüphesiz Allâh hainleri sev­mez. 8/Enfâl: 58

16- Hiç şüphe yok ki; Allâh onla­rın gizle­diklerini de, açığa vur­duk­la­rını da bilir. O, müstekbir­leri sev­mez. 16/Nahl: 23

17- Allâh şüphesiz îmân edenleri mü­dafaa eder (savunur). Çünkü hav­vân (hainleri)’i ve kefûr (nan­kör­ler)’u hiç sevmez. 22/Hacc: 38

18- ...Kavmi ona dedi ki: Öyle fe­rah­lan (İımar)’ma. Allâh şüphesiz ki fazla ferah­lanan (İımaran)’ları sev­mez. 28/Kasas: 76

19- ...Doğrusu O, kâfirleri sev­mez. 30/Rûm: 45

20- ...Yeryüzünde fesâdı isteme. Doğrusu Allâh fesâdçıları sev­mez (demişlerdi). 28/Kasas: 77

21- İnsanları küçümseyip yüz çe­virme, yer­yüzünde böbürlene­rek yü­rüme. Allâh, muğtâl (kendini be­ğe­nen)’i ve fehûr (sürekli iftihar eden­ler)’i sev­mez. 31/Lokmân: 18

22- Bir seyyie’nin (kötülüğün) karşılığı, aynışekilde bir seyyiedir (kötülüktür). Ama kim afveder ve İslahata giderse (barışırsa), onun ecri Allâh’a aittir. Doğrusu O (Allâh), zâ­limleri sevmez. 42/Şûrâ: 40

 

humur

Humur: Kadınların başlarını ört­tüğü örtü. Kur'ân-ı Kerîm'de 1 yerde himâr’ın çoğulu humur olarak geç­mek­tedir.

1- Mü'min kadınlara söyle: Ebsar (gözleri, bakışlar)’ından sakinsın­lar. Furûc (ırzlar)’ını muhafaza et­sinler. Zinetlerini göstermesinler, görünen kısımları müstesnadır. Humur (başörtü)’lerini cuyûb (yakalar)’ının üzerine koysunlar... 24/Nûr: 31

 

abd_ibadet

İbadet: Kul olmak, ibâdet etmek, köle ol­mak, tapmak... gibi an­lam­ları ifade etmekte­dir. Bu ke­lime Kur'ân-ı Kerîm’de 275 ci­va­rında zikredil­mek­tedir. Bu çok önemli ko­nuda, resûl ve nebîler ümmetle­rine gerekli ikazı yapmışlardır.

Genel anlamda:

1- Ancak Sana ibâdet (kulluk) eder ve yal­nız Sen'den istiâne bulunu­ruz (yardım dile­riz). 1/Fatiha: 5

2- Ey kavmim! Allâh’a ibâdet (kulluk) edin. Sizin için O'ndan başka ilâh yoktur. 7/A'râf: 59, 65, 73, 85

3- Ey kavmim! Allâh’a ibâdet (kulluk) edin. Sizin için O'ndan başka ilâh yoktur. 11/Hûd: 50, 61, 84

4- Ey kavmim! Allâh’a ibâdet (kulluk) edin. Sizin için O'ndan başka ilâh yoktur. 23/Mü'minûn: 23, 32

5- Onlar, Allâh’ı bırakarak, kendi­le­rine fayda da zarar da ve­reme­yen şeylere ibâdet (kulluk) ederler. Şöyle derler: Bunlar, Allâh katında bi­zim şefaatçıla­rımızdır... 10/Yûnus: 18

6- And olsun, Biz Allâh’a ibâdet (kulluk) edin ve Tâğût'tan sakının diye her millete re­sûl gönderdik... 16/Nahl: 36

7- De ki: Ey Kitâb ehli! Bizimle sizin ara­nızda müşterek bir söze ge­lin: Allâh’dan baş­kasına ibâdet (kulluk) etmeyelim. O'na bir şeyi şirk koşma­yalım. Allâh’ı bırakıp birbi­rimizi rabbler olarak be­nimse­meyelim. Eğer (dediklerinden) yüz çevirir­lerse, deyiniz ki: Bizim Müslüman ol­duğumuza şahid olun. 3/Aliimrân: 64

8- Allâh’a ibâdet (kulluk) edin, O'na bir şeyi ortak koşmayın. Ana-ba­baya, ya­kınlara, yetim­lere, düş­kün­lere, yakın komıuya, uzak komıuya, ya­kın ar­kadaşa, yolcuya ve elinizin al­tında bulunan kimse­lere ih­san (iyilik) edin. Allâh, bü­tün sahte­kârları ve fehûr’u (sü­rekli öğünen­leri) sevmez. 4/Nisâ: 36

9- O nimet diye başıma kalktığın, Beni İsrâil’i (kendine) kul-köle yap­mandır. 26/Şuarâ: 22

10- (Mûsâ) dedi ki: Ben, abdullâ­h’ım (Allâh’ın kuluyum)... 19/Meryem: 30

11- Ne zaman ki, Abdullâh (Allâh’ın kulu Muhammed as) O’na (Allâh’a) duâ etmeğe başlayınca... 72/Cin: 19

 Çok ilâhçıların kul oldukları şeyler:

1- Siz Allâh’ı bırakıp sadece ev­san olan (bir takım putlara) ibâdet (kulluk) ediyorsunuz. İfk (aslı ol­ma­yan yalanlar uydurup) düzüyo­su­nuz... 29/Ankebût: 17

2- Yonttuğunuz şeylere mi ibâdet (kulluk) ediyorsunuz? 37/Sâffât: 95

3- Siz, Allâh’dan başka sizin ve ata­larınızın taktığı isimlere iba­det (kulluk) ediyorsu­nuz... 12/Yûsuf: 40

4- Ey insanoğlu! Şeytâna ibâdet (kulluk) etmeyin. O sizin mubîn (apaçık) düşmanınız­dır, de­medim mi? 36/Yâsîn: 60

5- Tâğût'a ibâdetten (kulluktan) kaçınıp Allâh’a yönelenlere müjde var­dır... 39/Zümer: 17

6- (Onlara İbrâhîm'in kıssasını an­lat.) İbrâhîm, babasına ve kav­mine: Neye ibâdet (kulluk) ediyor­su­nuz? Demişti de, kavmi de İbrâhîm'e ce­va­ben şöyle dedi: Esnâm'a (put hey­kellerine) ibâdet (kulluk) ediyo­ruz. Tapıcılık da de­vam edecektir. 26/Şuarâ: 70-71

7- (Allâh,) o gün onların tümünü haş­reder. Sonra meleklere şöyle der: Bunlar mıydı size ibâdet (kulluk) edenler? Melekler derler ki: Sen yü­cesin. Velîmiz Sen'sin, onlar değil. Hayır, onlar bize değil cin­lere ibâdet (kulluk) ediyorlardı. O (insan)ların çoğu, onlara (cinlere) îmân ediyor­lardı. 34/Sebe: 40- 41

8- Onlar, kendilerine ne zararı, ne faydası olmayanlara ibâdet (kulluk) ediyorlar. Ve şöyle diyor­lar: Bunlar Allâh katında bizim şe­fa­atçı­larımız­dır. 10/Yûnus: 18

9- Dikkat et, halis dîn Allâh’ındır. Onu bı­rakıp kendilerine bir ta­kım velîler (dostlar) edinenler, derler ki: Onlar, bizi Allâh’a takar­rublaş­tır­sın­lar (yakın­laştırsınlar) diye ibâdet (kulluk) ediyo­ruz. Allâh, araların­daki ihtilâf ettikleri husus­larda hükmünü verecektir. Hiç şüphesiz Allâh kâzib (yalancı) ve keffâr (kâfir)’ı hidâyete erdirmez. 39/Zümer: 3

Anladıklarımız:

1- Bir takım putlara (Evsân) kul olu­yorlar.

2- Yonttukları şeylere (Mâ tenhi­tûne) kul oluyorlar.

3- Belirsiz isimlere kul oluyorlar (Esmâen).

4- Şeytâna kul oluyorlar (Şeytân).

5- Tâğût'a kul oluyorlar (Tâğût).

6- Put heykellerine kul oluyorlar (Esnâm).

7- Meleklere ve cinn'lere ibâdet edip (kul oluyorlar) (Melâike-Cinn).

8- Kulluk ettikleri kimliği belirsiz isimleri ataları ve kendileri uy­duru­yorlar.

9- Allâh’a yönelen, Tâğût'tan ka­çınır.

10- Kul oldukları şeyler ne zarar, ne de fayda verir.

11- Allâh katında kendilerine şe­faatçı ola­caklarına inanıyorlar.

12- Allâh’dan isteyecekleri şeyleri et­kisiz varlıklardan istiyor­lar.

13- Onların kendilerini Allâh’a yak­laş­tırdı­ğını zannediyorlar.

14- Kâfadan uydurdukları batıl inan­çın, kendilerine fayda ve­re­ce­ğine inanı­yorlar.

Bazı değerlendirmeler:

1- İnsanlar; evsan'a, yontuklara, bazı isim­lere, Şeytâna, tâğût'a, esna­m'a, melâike-cinn...'lere kul olu­yor­lar. 

2- Kendi kafalarında, onların sa­hip olma­dığı sıfatlar uyduruyor­lar. Böylece allayıp pullayıp cazip hale getiriyorlar.

3- Değerli gördükleri varlıkları ilâh edinip heykellerini yapı­yor­lar.

4- Bazı isimleri uyduruyorlar. Yahut baba­larının uydurduğu şöhret­leş­ti­rilmiş kimliği be­lirsiz isimlerin ar­dına düşüyorlar. Aslında kul ol­duk­ları isimler pek ahım şahım bir şey de­ğildir. Ama saygı değer du­ruma kendi­leri geti­riyorlar.

5- Tevhid inancı, inananların yo­lu­dur. Diğer bütün yollar şey­tan yo­ludur. Tevhidi bı­rakıp, başka yol edinen­ler aynızamanda Şeytâna kul olu­yor­lar.

6- Tevhid inancı, inananların yo­lu­dur. Allâh yolunu tıkayan, her türlü en­gel ve en­gel­lerin sahip­leri ta­ğût­tur. Tevhid yolunu tı­kayan en­gel­lere uyanlar, yaltak­lananlar tağûta kul ol­muştur. Hâlbuki karşı çıkma­ları ge­re­kirdi. Karşı çıkma­yınca Allâh’a yönel­miş sayılmaz­lar.

7- Allâh’dan başkalarına kul olan­lar, aynızamanda Allâh’a da ina­nı­yor­lar. İçinde bulun­duk­ları uğursuz­luklar­dan kurtulmak için, Allâh’a ulaşmaya aracı ve şefaatçılar edini­yor­lar. Böylece kul olduk­ları şey­ler vasıtasıyla, daha da Allâh’a yaklaşmak istiyorlar. Aslında iyice Allâh’dan uzaklaşıyor­lar.

Allâh’a kul olmamanın ce­zası:

1- Şu nların ibâdet (kulluk) ettikleri şeylerin (husrân olmasından) şüphen ol­masın. (Bunlar) daha önce ba­bala­rının ibâdet (kulluk) ettikleri gibi, on­lar da ibâdet (kulluk) edi­yor­lar... 11/Hûd: 109

2- İnsanlardan bazısı Allâh’a, bir ke­narda ibâdet (kulluk) eder. Ona bir hayır isabett ederse huzur içinde olur. Başına bir fitne ge­lirse çehre­sinden inkılâb olur (he­men tepe-takla ters çevrilir). Dünyası da âhi­reti de hus­rân olur. İşte mu­bin (apaçık) hus­rân budur. 22/Hacc: 11

3- (Allâh emreder:) Zalimleri, zev­ce­lerini ve ibâdet (kulluk) ettiklerini haşre­din (bir araya toplayın). 37/Sâffât: 22

4- (Verilen azâb) sözün(ünün) aleyh­lerine gerçekleştiği kimse­ler şöyle derler: Rabbimiz! İşte bunlar bizim iğvaya düşürüp (azdırdığımız) kim­se­lerdir. Kendimiz iğvaya düşüp (azdığımız) gibi, onları da iğ­vaya düşürdük (azdırdık). Biz şimdi on­lar­dan beri­yiz (yaptıklarından uza­ğız). Esasında onlar bize de ibâdet (kulluk) etmemişlerdi. 28/Kasas: 63

5- De ki: Allâh katında bundan daha şerli bir karşılığın bulun­du­ğunu size haber vereyim mi? Allâh kime la'net ve gazabe­derse, kimler­den may­munlar, domuzlar ve Şeytâna ibâdet (kulluk) eden kı­larsa, işte on­lar yeri en şerli (kötü) ve tesvi­yeli (düz) doğru yoldan en çok da­lâlette (sapıklıkta) olanlardır. 5/Mâide: 60

6- Siz ve Allâh’dan başkasına ibâ­det (kulluk) ettikleriniz Cehennem odu­nu­dur. 21/Enbiyâ: 98

Kul olunanların özel­likleri:

1- De ki: Size zarar da fayda da ve­remiye­cek, Allâh’tan başka­sına mı ibâdet (kulluk) ediyorsunuz? O Allâh, Semi’dir Alîm’dir. 5/Mâide: 76

2- (İbrâhîm) babasına şöyle de­mişti: Babacığım! İşitmeyen, görme­yen ve sana bir faydası olmayan şey­lere niçin ibâdet (kulluk) ediyor­sun? 19/Meryem: 42

3- (İbrâhîm) babacığım! Şeytâna ibâ­det (kulluk) etme! Çünkü Şeytân Rahmân'a isyân etmiştir. 19/Meryem: 44

4- Ey Adem oğulları! Ben size, bil­dirme­dim mi?: Şeytâna ibâdet (kulluk) etmeyin. O sizin için mu­bîn (apaçık) bir düşmandır. Bana ibâ­det (kulluk) edin. İşte, sırâtu'l mustakîm bu­dur. 36/Yâsîn: 61

Birkaç misal:

1- De ki: Allâh’tan başka duâ etti­ği­niz şey­lere (yalvardıklarınıza) ibâ­det (kulluk) etmem bana ya­sak­landı. (Yine) de ki: Sizin hevâlarınıza tabi olmayacağım. Yoksa dalâ­lete düşe­rim (sapı­tırım) ve hidâ­yette olanlar­dan ola­mam. 6/En'âm: 56

2- Şüphesiz Allâh benim de sizin de Rabb’inizdir. O'na ibâdet (kulluk) edin. Bu sı­ratu'l mustakim'dir. 19/Meryem: 36

3- (O Allâh), göklerin, yerin ve ikisi ara­sında bulunanların Rabbidir. O halde, O'na ibâdet (kulluk) et­mekte sabırlı ol. Hiç O'na (adaş bir) isim bilir misin?!. 19/Meryem: 65

4- Şûrâsı bir gerçektir ki: Ben, Ben Allâh’ım. Ben'den başka bir ilâh yok­tur. Bana ibâdet (kulluk) et. Beni zikir için salât’ı (namazı) ikâme et! 20/Tâhâ: 14

5- Senden önce gönderdiğimiz bütün resûl­lere: Benden başka ilâh yok­tur. Bana ibâdet (kulluk) edin, diye vahyettik. 21/Enbiyâ: 25

6- (İbrâhîm onlara dedi ki:) Size de, Allâh’ı bırakıp ibâdet (kulluk) et­tik­lerinize de yuhlar olsun! Akletmiyor musunuz? 21/Enbiyâ: 67

7- İşte bu sizin ümmetiniz, birtek ümmettir. Ben de Rabb’inizim. Bana ibâdet (kulluk) edin. 21/Enbiyâ: 92

8- O (Melikeyi, tevhid dîninden) o zamana kadar alıkoyan, Allâh’tan başka ibâdet (kulluk) ettiği şey­lerdi. Çünkü kendisi kâfirler kav­min­deydi. 27/Neml: 43

9- Ey îmân eden kullarım! Benim yeryü­züm geniştir. O halde, yal­nızca Bana ibâdet (kulluk) edin. 29/Ankebût: 56

10- (De ki: Ey Allâh’a eş koşan­lar! şimdilik) siz O'ndan (Allâh’dan) başka dile­diğinize ibâdet (kulluk) edin... 39/Zümer: 15

11- Allâh, kendine ibâdet (kulluk) edene kâfi değil mi? Seni O'ndan başka şeylerle kor­ku­tu­yor­lar... 39/Zümer: 36

12- De ki: Ey cahiller! Bana, Allâh’tan baş­kasına ibâdet (kulluk) etmemi mi em­redi­yor­sunuz? 39/Zümer: 64

13- Onlara, önlerinden, arkaların­dan, her yönden: Allâh’tan baş­ka­sına ibâdet (kulluk) etmeyin, diyen re­sûl­ler gelmişti... 41/Fussilet: 14

14- Cinleri ve insanları ancak Bana ibâdet (kulluk) etsinler diye ya­rat­tım. 51/Zâriyât: 56

15- De ki: Ey kâfirler. Ben, sizin ibâ­det (kulluk) ettiklerinize, ibâdet (kulluk) etmem. Benim ibâdet (kulluk) ettiğime de, siz ibâdet (kulluk) etmiyorsunuz. Ben de, si­zin ibâdet (kulluk) ettiklerinize ibâ­det (kulluk) edecek değilim. Benim ibâ­det (kulluk) ettiğime de, siz ibâ­det (kulluk) etmiyorsu­nuz. Sizin dîniniz size, benim dînim ba­nadır. 109/Kâfirun: 1- 6

 

ibaen_iba_kaçınma

İbâen: Umursamamak, hesaba kat­mamak, kaçınmak, imtina et­mek, çe­kinmek... gibi anlam­lara gel­mek­tedir. Farklı kullanılış bi­çim­le­riyle bu ke­lime Kur’ân-ı Kerîm’de 13 civa­rında zik­re­dilmektedir.

Misaller:

1- Allâh’ın nûrunu ağızlarıyla sön­dürmek isterler. Kâfirler is­temese de, Allâh nûrunu tamam­lama husu­sunda (onları) umursa­maz. 9/Tevbe: 32

2- İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmanı(secde etmeyi) umur­samadı . 15/Hicr: 31

3- And olsun! Biz Kur’ân-ı Kerîm’de in­san­lara türlü türlü misali çokça açık­la­dık. Buna rağ­men in­san­ların çoğu küfür(ü benimse­mek)le umur­sa­madı. 17/İsrâ: 89

4- Ey îmân edenler! Birbirinize belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. İçinizden bir ka­tip doğru olarak yazsın. Katip onu Allâh’ın kendisine öğrettiği gibi yazmak­tan kaçınmasın... 2/Bakara: 282

5- Gökleri ve yeri yaratan Allâh’ın, onların benzerlerini de tek­rar yarat­maya Kadîr oldu­ğunu gör­mezler mi? Onlar için şüphe gö­tür­meyen bir ecel (süre) tayin etmiştir. Buna rağ­men, zâlimler umur­samadı­lar, an­cak küfrü (benimsediler). 7/İsrâ: 99

6- And olsun! Ona (Firavn'a) bü­tün âyet (delil)’le­rimizi gösterdik de yine yalan­ladı. Ve umur­sama­maz­lık­tan geldi. 20/Tâhâ: 56

7- Biz, emaneti (sorumluluğu) gök­lere, yere, dağlara arzet(sey)dik; onlar bunu yük­lenmekten çe­kin(ir)diler ve ondan (emanetten) kork(ularından içleri gider)di. Onu (emaneti endisine akıl ve irade ve­ril­diği için) insan yüklen(mek zo­runda kal)dı. Gerçekten o (insan) çok zâlim (yaptılarıyla kendisini zor duruma getiren) ve (hevasını ilâh edinen bir) cahildir. 33/Ahzâb: 72

8- Biz meleklere: Adem'e secde edin, de­dik. İblis hariç hepsi secde etti­ler. O yüz çe­virdi (umursamadı). Müstekbir (büyük)’lendi. Kâfirlerden oldu. 2/Bakara: 34

 

ibret

İbret: Bildirilen, hatırlatılan, bil­hassa çok önemli konular üze­rinde düşü­nülerek tavİr alınması ve so­nu­çun değerlendirilmesi için ileri sü­rü­len husustur. Bu ders alma işi, o an için olduğu gibi gele­ceğe ait de ola­bilir. İbret alma işi akıllı ve düşü­nebi­len kişiler için­dir. Bu ke­lime Kur'ân-ı Kerîm’de 8 yerde zik­re­dil­mek­tedir.

Genel olarak:

1- Allâh geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirir. Doğrusu, gö­rebi­len­ler için bunda ib­ret­ler vardır. 24/Nûr: 44

2- And olsun! Onların (Resûllerin) kıssala­rında, aklı olanlar için ib­ret­ler vardır... 12/Yûsuf: 111

3- (Firavn), adamlarını toplayıp ses­lendi: Sizin en yüce rabbiniz be­nim, dedi. Allâh bu­nun üze­rine onu dünya ve âhiret azâbına uğ­rattı. Doğrusu bunda Allâh’tan hu­şu ’ eden (korkan) kimseye ibret vardır. 79/Naziat: 23- 26

4-(Bedir’de) karşı karşıya gelen iki toplulu­ğun durumlarında sizin için ib­ret vardır; biri Allâh yolunda sa­vaşanlardır, diğeri, kâfirler­dir ki, bun­lar karşı tarafı gözleriyle kendi­le­ri­nin iki misli görüyor­lardı. Allâh dilediğini yardımıyla destekler. Bunda görebi­lenler için ibret var­dır. 3/Aliimrân: 13

5- Kitap ehlinden küfredenleri ilk sürgünde yurtlarından çıka­ran O'dur. Oysa ey inanan­lar! Çİkacaklarını sanmamıştınız, onlar da, ka­lele­rinin kendilerini Allâh’tan koruyacağını san­mış­lardı. Ama Allâh’ın azâbı on­lara bek­leme­dik­leri yerden geldi, kalblerine korku saldı; evlerini kendi elleriyle ve ina­nanların elleriyle yıkı­yorlardı. Ey ulu’l ebsâr (basiret sa­hipleri)! İbret alın. 59/Haşr: 2

6- Hayvanlarda da size ibretler var­dır. Bağırsaklarındakiler ile kan arasın­dan, içen­lere halis ve içimi ko­lay süt içiririz. 16/Nahl: 66

7- Ehli hayvanlarda size ibret var­dır; onlar­dan çıkan sütten size içiririz; onlarda daha bir­çok menfaatiniz vardır. Onlardan yersiniz. 23/Mü'minûn: 21

8- Hükümdar: Ben, yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yediğini; yedi yeşil başak ve bir o kadar da kuru­muş başak görüyorum. Ey ileri ge­lenler! Eğer rüyamı çözebiliyorsa­nız rüyamı tabir edin (ibret alınacak hu­susları belirleyin), dedi. 12/Yûsuf: 43

İbretlik hu­sus­lar:

1- Allâh kendi kitabında ibret alın­ması için gece-gündüzün olu­şu ­munu ha­tırlatmaktadır.

2- Allâh kendi kitabında ibret alın­ması gere­ken Resûl ve Rebi kıs­sa­larını anlatmaktadır.

3- Allâh kendi kitabında ibret alın­ması gere­ken kâfir yönetici­lerin sözlü ifa­delerini nakle­der.

4- Allâh kendi kitabında ibret alın­ması gere­ken kâfir yönetici­lerin uygu­la­dıkları azâbı nakle­der.

5- Allâh kendi kitabında ibret alın­ması için mü'min-kâfir toplu­luk­ları karşı karşıya gel­dik­le­rinde, mü­'­minler Allâh’ın dînine uy­dukla­rıda ve ted­birle­rini de aldıklarında; Allâh kendile­rine hiç bil­medik­leri yerde yardım ettiğini naklet­mektedir.

6- Allâh kendi kitabında ibret alın­ması için mü'min-kâfir toplu­luk­ları karşı karşıya gel­dik­le­rinde, mü­'­minler Allâh’ın dînine uy­dukla­rıda ve ted­birle­rini de aldıklarında; Allâh kâfir­lere hiç bilme­dikleri yerde azâb et­mekte­dir.

7- Allâh kendi kitabında ibret alın­ması için hayvanlarda elde edilen sütün oluşu munu ha­tır­latmaktadır.

8- Allâh kendi kitabında rüyaların yo­rumu­nun mümkün oldu­ğunu ha­ber vermektedir.

 

ibtila_imtihan

İbtila: Hayır-şer'le de­neme, de­ne­mek, sınamak, imti­han etmek, be­lirsizliği açığa çı­kar­mak, mu­sallat etmek, hayır veya şerli bir konu karşısında ta­kınıla­cak tavrı tes­bit et­mek... gibi anlamlara gelir. Kullanılış biçim­lerine göre farklı ma­na­lara gelen bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de 35 civarında zik­redil­mektedir.

Genel anlamda:

1- Her nefis mevt’i (ölümü) tada­cak­tır. Bir fitne (imtihan) olarak sizi hayır ve şerle bela­landırırız (deneriz). Bize döneceksiniz. 21/Enbiyâ: 35

2- İşte orada her nefis geçmişte­kiyle (dünyadaki yaptıklarıyla) onun be­lasını vere­cek (imtihanıverecek­tir). Hakk (gerçek) Mevla’ları olan Allâh’a dön­dürülürler. İftira ettik­leri şeyler de dalâlete düşmüştür (uydurdukları ilâhlar da orta­dan kay­bol­muş­tur). 10/Yûnus: 30

3- ...Allâh dileseydi sizi bir tek üm­met ya­pardı. Fakat verdiği bu (şeriat), sizi belalan­dırması (denemesi) içindir. O halde ha­yır­larda müsabaka edin (yarışın)... 5/Mâide: 48

4- Hanginizin ahsen (daha güzel) amel işle­diğini belalandırmak (denemek) için, ölümü ve hayatı ya­ra­tan O'dur. O (Allâh), Azîz'dir Ğafûr 'dur. 67/Mülk: 2

5- Biz onları (yahudileri), (iyiliğe) dönerler diye onları hasenât (güzellik­ler) ve seyyiâtla (kötü­lük­lerle) belâlandırdık (sınadık). 7/A'râf: 168

6- Yetimleri, evlenme çağına ge­lene kadar (bazı şeylerle) ibtila edin (deneyin)... 4/Nisâ: 6

Allâh’ın insanları denemesi:

1- Biz insanıemıâc (katişık) bir nut­feden yarattık. Onu belâlandırırız (deneriz). Onu işi­ten ve gö­ren kıl­dık. 76/İnsân: 2

2- İnsan dediğin şey var ya, Rabb’in müb­telâ (denemek) için ona ik­ram eder, ni­met­len­dirir. O da: Rabb’im bana ikram etti, der. 89/Fecr: 15

3- Ama onu mübtelâ (denemek) için rızıkını takdir ederse (daraltıp bir ölçüye göre ver­diği zaman) da: Rabb’im bena ihanet etti, der. 89/Fecr: 16

4- (İnsanların) hangisinin daha güzel amel işlediğini belâlandıralım (ortaya ko­yalım) diye, yeryüzünde olan şeyleri, (yeryüzünün) süsü yap­tık. 18/Kehf: 7

5- And olsun! Mallarınız ve can­la­rınız ko­nusunda mutlaka belâlandırı­la­caksınız (im­ti­hana çekile­ceksi­niz)... 3/Aliimrân: 186

Allâh’ın mü'minleri dene­mesi:

1- Rabb’i İbrâhîm'i bir takım ke­lime­lerle belâlandırdı (denedi). O da onları ye­rine ge­tirmişti... 2/Bakara: 124

2- And olsun! Sizi, içinizden ci­had eden­lerle ve sabredenleri belâlandırıncaya (mey­dana çı­karana) ve ha­ber­leri­nizi açıklayana ka­dar belâ­landıra­cağız (imtihan ede­ceğiz). 47/Muhammed: 31

3- And olsun! Muhakkak sizi bi­raz korku, biraz açlık ve mallar­dan, canlar­dan, ürünler­den bi­raz eksilt­mekle belâlandırırız (deneriz). Sabredenleri müj­dele. 2/Bakara: 155

4- ...Bunun böyle olması, kimi­nizi kimi­nizle belâlandırmak (denemek) içindir. Allâh yolunda vu­rulanların amellerini (Allâh) boşa çı­karmaz. 47/Muhammed: 4

5- ...Sizden bazısı dünyayı, bazısı da âhi­reti istiyordu. Derken belâlan­dırmak (de­ne­mek) için Allâh sizi geri çevi­rip bozguna uğ­rattı... 3/Aliimrân: 152

Allâh’ın kâfirleri denemesi:

1- ... Böylece Biz onları, fasık olma­ları se­bebiyle belâlandırıyorduk (deniyorduk). 7/A'râf: 163

2- Biz onları (Mekke müşrikle­rini), vaktiyle bahçe sahiplerini belâ­lan­dırdığımız (de­nedi­ğimiz) gibi belâ­landırdık (denedik)... 68/Kalem: 17

Allâh’ın hayırla imtihanı:

1- (Savaşta) onları siz öldürme­di­niz. Lakin Allâh öldürdü. Attığın za­man da sen atmamış­tın. Lakin Allâh at­mıştı. Allâh bunu, mü'min­leri be­lâen hasenâ (güzel bir im­ti­hana) tabi tut­mak için belâlandır­mıştı (de­ne­mişti). Doğrusu Allâh Semi'dir Alîm'dir. 8/Enfâl: 17

2- Onların, her birinde belâen mubîn (açık bir imtihan) bulunan, âyetler (mucizeler ve çeşitli nimet­ler) ver­dik. 44/Duhân: 33

3- O (Allâh) sizi yer yüzünde hali­fe­ler ola­rak yarattı. Verdiği şeyler husu­sunda sizi be­lâ­landırmak (denemek) için, kiminizi kiminize de derece derece üstün yaptı... 6/En'âm: 165

Allâh’ın şerle imtihan et­mesi:

1- İşte orada, mü'minler belâlan­dırılmış (denen­miş) ve müthiş bir sarsıntıya uğ­ra­tıl­mış­lardı. 33/Ahzâb: 11

2- Size işkence eden, kadınlarınızı sağ bı­rakıp oğullarınızı bo­ğazla­yan Firavun ailesin­den sizi kurtarmış­tık. Bu Rabb’inizin büyük bir bel⭒sıydı (imtihanıydı). 2/Bakara: 49

 

ifk_iftira

İfk: Uyduruk, iftira, aslı olmayan bir hu­susu varmış gibi iddia et­mek... an­lamlara gel­mektedir. Çeşitli kullanılış şekilleriyle bu ke­lime Kur’ân-ı Kerîm’de 13 civarında zik­redil­mek­tedir.

Genel anlamda:

1- Biz de Mûsâ'ya vahyettik ki: Asanı (yere) at. Hemen onların if­ket­tikleri (uy­dur­duk­ları) şeyleri yutmaya başladı. 7/A'râf: 117

2- Onu (Aişe'ye olan uydurmayı) işit­tiğiniz zaman, erkek-ka­dın mü­min­lerin, kendi­likle­rinde (vicdanlarında) hayırla hüsnü zanda bulu­nup: Bu mubîn bir ifk (iftira)’tir, de­meleri ge­rekmez miydi? 24/Nûr: 12

3- (Onlara de ki:) Şeytânların kime indiğini size haber vere­yim mi? (O Şeytânlar), effâk (uzman iftiracı) esîm (günaha dalmış kişilerin) tü­müne iner. 26/Şuarâ: 221- 222

Neler uyduruluyor:

1- Küfredenler: Bu (Kur'ân, Muhammed’in) iftira ettiği bir ifktir (uy­dur­madır). O'na (Muhammed'e) başka bir toplu­luk yardım etmiştir, diyerek zulüm ve asılsız iddiada bulundular. 25/Furkân: 4

2- (Resûlullah'ın hanımı Aişe'ye) o ifk’i (uydurmayı) uyduranlar içi­nizden bir güruh­ getirmiştir (ortaya atmıştır). Bunu (bu ifki) kendiniz için şer sanmayın. O sizin için ha­yır olmuş­tur... 24/Nûr: 11

3- Siz Allâh’ı bırakıp sadece ev­san olan (bir takım putlara) ibâdet (kulluk) ediyorsunuz. İfk (aslı ol­ma­yan yalanlar uydurup) düzüyor­su­nuz... 29/Ankebût: 17

4- Ayetlerimiz onlara apaçık ola­rak okun­duğu zaman demiş­lerdi ki: Bu adam, sizi ba­ba­larınızın ibâdet (kulluk) ettikleri şeylerden alı­koy­maktan başka bir şey istemiyor. Yine der­ler ki: Bu (Kur'ân), if­tira edilmiş bir ifk (uydu­rmadan) başka bir şey değildir... 34/Sebe: 43

5- (İbrâhîm) babasına ve kavmine şöyle demişti: Nelere ibâdet (kulluk) ediyorsunuz? (Yine de­vam ede­rek dedi ki:) Allâh’ı bıra­kıp ifk (uy­durma) ilâhlar mı is­ti­yorsunuz? 37/Sâffât: 85- 86

6- Dikkat edin! Doğrusu (bu yalan söz) on­ların ifkindendir. Yalan (uydurup) şöyle di­yor­lar: Allâh do­ğurdu. (Haşa), onlar şüphesiz kâ­zib (yalancı)dırlar. 37/Sâffât: 151- 152

Uydurmacıların cezası:

1- Effâk (uzman iftiracıla­rın) ve esîm (günaha dalmış) kişinin vay ha­line! 45/Câsiye: 7

2- Allâh’dan başka kendilerine kur­bi­yet (yakınlık) sağlamak için edin­dikleri ilâhlar kendile­rine yar­dım et­seydi ya? Ama (ilâhları) on­lardan dalâlete düştüler (kaybolup uzak­laştı­lar). Bu, on­ların ifk (uydurma) ve if­tira­ların­dan başka bir şey de­ğildir. 46/Ahkâf: 28

 

İftihar_fahr

İftihar: Belli bir özelliğe karşı, içinde bu­lunduğu durumla övün­mek. Birini diğerine tercih et­mek... gibi anlamlara gelmek­tedir. Bu ke­limeyle ala­kalı kullanılış şe­killer Kur’ân-ı Kerîm’de 5 yerde geçmek­tedir.

 Genel olarak:

1- Bu, kaybettiğinize üzülmeme­niz ve Allâh’ın size verdiği ni­met­lerle fe­rah­lamama­nız (İımarmamanız) için­dir. Allâh, muğtâl (kendini be­ğe­nen), fehûr (iftihar eden­lerin) tü­münü sevmez. 57/Hadîd: 23

2- İnsanları küçümseyip yüz çe­virme, yer­yüzünde böbürlene­rek yü­rüme. Allâh, muğtâl (kendini beğe­nen), fehûr (iftihar eden­lerin) tü­münü sevmez. 31/Lokmân: 18

3- Başına gelen sıkıntıdan sonra, ona bir nimet tattırırsak: Musibetler başımdan gitti, der. Doğrusu o, fe­rah­layan (İımaran), fehûr (ifti­har edip böbürlenen) biridir. 11/Hûd: 10

4- Allâh’a ibâdet (kulluk) edin, O'na bir şeyi şirk (ortak) koşmayın. Ana-ba­baya, ya­kınlara, yetimlere, düş­künlere, yakın komıuya, uzak komıuya, yanınızdaki arkadaşa, yol­cuya ve elinizin altında bulu­nan kim­selere ihsan (iyi­lik) edin. Allâh, muğtâl (kendini be­ğenen), fehûr (iftihar eden­) kimseyi sev­mez. 4/Nisâ: 36

Anladıklarımız:

1- Allâh iftihar edenleri sevmez.

2- Böbürlenen, insanları küçümse­yen, ifti­har edenleri Allâh sevmez.

4- İftihar bir nevi çöküntüdür.

5- Yapması gereken iyilikleri yap­ma­yıp ifti­har edenleri Allâh sev­mez.

 

iftira

İftira: İftira etmek, uydurmak, düz­mek, olmayan şeyi var gibi söy­le­mek, kötü şeyleri yakış ­tır­mak... anlamlara gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de 60 civa­rında zik­re­dilmektedir.

Genel anlam:

1- İslâm'a çağrılırken, Allâh’a karşı yalanla iftira edenden daha za­lim kim­dir?... 61/Saff: 7

2- ... Kim, ilimsizlikle insanları dalâ­lete düşürmek (saptırmak) için Allâh’a yalanla if­tira edenden daha zâlimdir? 6/En'âm: 144

3- Yalan söyleyerek Allâh’a iftira edenden daha zâlim kim vardır? İşte bunlar Rabb’lerine arz edi­le­cekler, şahidler de: Rablerine yalan söy­le­yenler bunlardır, derler. Dikkat edin: Allâh’ın la­neti zâlim­lerin üze­ri­ne­dir. Bunlar Allâh’ın yolundan alı­korlar ve o (yol)da ivec (eğrilik)) arar­lar. (İşte) onlar âhiret (husunda) kâfirdirler. 11/Hûd: 18- 19

4- (Ashabu'l Kehf:) şu bizim kav­mimiz, Allâh’ı bırakıp O'ndan başka ilâh­lar edindiler. Onların ger­çek olduğuna apaçık sultan (delil) ge­tirmeleri ge­rek­mez mi? Allâh’a karşı yalan ola­rak iftira edenden daha zâ­lim kim­dir? 18/Kehf: 15

5- Bunlar kendilerini husrâna uğ­ra­tan­lardır. O iftira ettikleri şey­ler (putlar âhirette) kendile­rinden dalâ­lete (öteye) düşerler. 11/Hûd: 21

Anladıklarımız:

1- İslâm kişilere anlatılırken, ka­bul etme­yen­ler İslâm'dan ba­hane ara­ya­rak olmayen yakış ­tırmalarda bu­lu­nabilirler.

2- Bilgisiz durumdayken, bilgili gö­züküp insanları saptırmak, hele dîni ko­nularda çok ağır so­rumlu­luk­lar getirmektedir.

3- Ahireti hesaba katmayanlar, Allâh’ın dî­ninde yanlışlar arar­lar. Allâh’ın la'neti bunlar üzeri­nedir.

4- Allâh’dan başka ilâhlar edinen­ler, Allâh’a iftira etmiş olur­lar.

5- Müfteriler âhirette hesaba çeki­le­cekler­dir.

Bazı iftira çeşitleri:

1- Allâh kendisine şirk (ortak) koşul­masını mağfiret etmez. Bundan başka­sını di­lediği kimse için mağfi­ret eder. Kim Allâh’a şirk (ortak) koşarsa bü­yük bir ism’le (günahla) Allâh’a iftira etmiştir. 4/Nisâ: 48

2- Müşrikler, sana vahyettiğimiz­den başka bir şeyi yalan yere if­tira et­men için seni, nere­deyse, sana vahyettiğimizden fitneye düşüre­cek­ler, seni de velî (dost) edi­necek­lerdi. 17/İsrâ: 73

3- Dillerinizin yalan olarak vasfet­tiği şeyler hakkında: Bu he­lâl­dır, bu da haramdır, deme­yin, Allâh’a ya­lanla iftira etmeniz için... 16/Nahl: 116

4- Allâh’a karşı yalan olarak iftira edenden yahut âyetlerini yalan­la­yan­dan daha zâlim kimdir? Zalimler bu­nun için iflah olmaz­lar. 6/En'âm: 21

5- Allâh’a karşı yalan uydurandan veya kendisine bir şey vah­ye­dil­me­mişken: Bana da vahyo­lundu, Allâh’ın indirdiği gibi ben de in­di­re­ceğim (...gibi boş söz) diyenden daha zâ­lim kim olabilir?... 6/En'âm: 93

6- Ad milletine kardeşleri Hûd'u (gönderdik). Şöyle dedi: Ey kav­mim! Allâh’a ibâdet (kulluk) edin. O'ndan başka ilâhınız yoktur. Yoksa müf­teriler olursunuz. 11/Hûd: 50

Anladıklarımız:

1- Şirk, Allâh’a iftira konumun­dadır.

2- Allâh’ın vahyinden başka bir şeyi dînde varmış gibi göster­mek Allâh’a iftiradır.

3- Kâfadan veya kasıtlı; şu helal, bu haram demek Allâh’a ifti­ra­dır. Allâh’ın yasakladık­ları ha­ram, ser­best bıraktıkları şeyler he­lâldır. Aksini iddia ederek; kötü hal ve ha­reketlerin haram olmadı­ğını, Allâh’ın helâl kıl­dığı iyi şeylerin de haram ve za­rarlı olduğunu sa­vun­dukları için Allâh’a iftira etmişler­dir.

4- Allâh’ın âyetlerini yalanlamak, Allâh’a iftiradır.

5- Bana vahyolundu veya ben de vahyede­rim demek Allâh’a ifti­ra­dır. Kendi fikirlerinin, Allâh’ın koy­duğu hükümlerin dengi veya daha iyisini iddia edenler vardır. Onlar müş­riktir. Allâh’ın di­nine alternatif getir­dik­leri için iftira­cıdır­lar.

6- Allâh’dan başkasına kul olanlar müftedi­dirler.

 

ihtilaf

İhtilaf: Değişmek, ihtilâf etmek, muhtelif olmak, anlaşmamak, çe­liş­kili olmak... gibi anlamları ifade eder. Konumuzla alakalı an­lam­ları ifade eden kelimeler 3O civarında­dır.

Genel anlam:

1- Kendilerine, beyyinât (apaçık de­lil­ler) geldikten sonra ihtilâfa düşüp (birbirinden) farklılaşanlar gibi ol­ma­yın... 3/Aliimrân: 105

2- Hâlâ Kur'ân üzerinde gereği gibi tedeb­bür etmeyecekler mi (düşünmeyecekler mi)? Eğer, Allâh’dan başkası tarafından (gelmiş) olsaydı onda pekçok (tutar­sız) ihti­laf­lar bulur­lardı. 4/Nisâ: 82

3- Biz bu Kitâb’ı sana sırf hak­kında ihtilâf ettikleri şeyi insan­lara beyân etmen (açıklaman) ve îmân eden bir topluma da hidâ­yet ve rah­met ol­ması için indirdik. 16/Nahl: 64

4- Din, Allâh indindeki (huzurundaki) İslâm'dır. Ancak, Kitâb verilen­ler, kendi­le­rine ilim geldikten, araların­daki bağilik (taşkınlık, ihtiras) yü­zünden ihti­lâfa (ayrılığa) düştüler. Allâh’ın âyetlerini kim küfrederse (tanımaz, görmemez­likte ge­lirse, bilsin ki;) Allâh, hesabı çok seri’ olandır. 3/Aliimrân: 19

İhtilaf konularından bazı­ları:

1- Dikkat et, halis dîn Allâh’ındır. Onu bı­rakıp kendilerine bir ta­kım velîler (dostlar) edinenler, derler ki: Onlar, bizi Allâh’a takar­rublaş­tır­sın­lar (yakın­laştırsınlar) diye ibâdet (kulluk) ediyo­ruz. Allâh, araların­daki ihtilâf ettikleri husus­larda hükmünü verecektir. Hiç şüphesiz Allâh kâzib (yalancı) ve keffâr (kâfir)’ı hidâyete erdirmez. 39/Zümer: 3

2- Dinlerinde tefrikalaşarak (dinlerini fırka fırka edip) şia’lar (birbirine karşı taraftarlar) halinde oldular. Onlarla senin hiçbir şeyin (ilişiğin) ola­maz. Onların işi Allâh’a (kalmış­)dır. Sonra yaptıklarını on­lara ha­ber verecek­tir. 6/En'âm: 159

3- İhtilaf ettiğiniz herhangi bir şeyde hü­küm vermek Allâh’a mah­sus­tur... 42/İûra: 10

4- De ki: Allâh’dan başka bir rabb mı ara­yayım? O her şeyin Rabbi'dir. Herkesin ka­zandığı kendisinedir. Kimse başkasının vizr­’ini (yü­künü) yüklenmez. Sonunda dö­nüşü­nüz Rabb’inizedir. O ihtilâf etti­ğiniz şey­leri size ha­ber vere­cektir. 6/En'âm: 164

5- Sonra da Hizibler (guruplar), kendi ara­larında ihtilâfa düştü­ler. Veyl o bü­yük güne (şahid olun­duğu za­man) kâfirlerin ha­line! 19/Meryem: 37

İhtilaf edenler:

1- İnsanlar tek bir ümmetti de, ihti­lâfa düş­tüler muhtelif oldu­lar... 10/Yûnus: 19

2- İnsanlar tek bir ümmetti. Allâh nebîleri mübeşşir (müjdeci) ve mün­zir (uyarıcı) ola­rak gön­derdi. İnsanların ihtilâfa düştük­leri hu­sus­larda arala­rında hü­küm ver­mek için onlarla birlikte hak Kitâb in­dirdi. Ancak Kitâb veri­len­ler, kendi­lerine beyyinât (açıklayıcı belge­ler) gel­dik­ten sonra, ara­ların­daki taş­kınlık (ihtiras) yü­zünden onda ihtilâfa düş­tüler. Allâh, îmân eden­leri, ay­rılığa düştükleri ger­çeğe kendi izni ile hi­dâyete eriş­tirdi. Allâh di­ledi­ğini sıra­tul'l mus­takime hida­yet eder. 2/Bakara: 213

3- Hizibler (guruplar), kendi ara­la­rında ihti­lâfa (anlaşmazlığa) düştü­ler. Veyl olsun, o elîm günün azâ­bını (görecek) zulmederlere! 43/Zuhruf: 65

 

ilah

İlâh: Tenkit edilemeyen, doku­nul­mazlığı olan, saygın­laş­tırılıp en büyükleştirilen her şeye ilâh denir. Başka bir ifadeyle: İstiân (sığınma), muhabbet (sevgi), ta’­zîm (büyükleme ve saygı)’de Allâh’ın seviyesine çıkartılan her şeye ilâh denir. Bu; insan, hay­van, eşya, fi­kir, dağ-taş, dere-tepe, fi­kir, düşünce, yol, gidişat... gibi akla-ha­yale gelen her şey olabilir. Farklı kullanılış bi­çim­le­riyle bu ke­lime Kur’ân-ı Kerîm’de 140'a yakın zik­redil­mek­tedir.

Genel anlamda:

1- İlâhınız bir tek İlâh'dır. O'ndan başka ilâh yoktur. O, Rahmân'dır Rahîm'dir... 2/Bakara: 163

2- Allâh, O'ndan başka ilâh olma­yandır. O Hayy'dır Kayyum'dur. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz... 2/Bakara: 255

3- Allâh buyurdu ki: İki ilâh edin­me­yin. O (Allâh), ancak bir tek ilâh­'­dır. Yalnız Ben'den korkun. 16/Nahl: 51

4- ...Bu Kur'ân bana, sizi ve ulaştığı kim­se­leri inzar etmem (uyarmam) için vahyo­lundu. Allâh’la beraber başka ilâhlar bulundu­ğuna siz mi şa­hidlik ediyorsu­nuz?... 6/En'âm: 19

Allâh’ın ilâhlığı:

1- Şüphesiz Ben, Ben Allâh’ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana ibâ­det (kulluk) et. Beni zikr için namaz kıl. 20/Tâhâ:14

2- Allâh, melekler ve adaleti ye­rine getiren ulu’l ilm (ilim sahibleri), O'ndan başka ilâh olmadığına şa­hid­lik etmişlerdir ki: O'ndan başka ilâh yoktur. Azîz'dir Hakîm'dir. 3/Aliimrân: 18

3- Allâh’tan başka ilâh yoktur. (Allâh), şüphe olmayan Kıyâmet Günü, sizi mutlaka toplayacak­tır. Allâh’tan daha doğru sözlü kim­dir? 4/Nisâ: 87

4- Senden önce hiçbir resûl gön­der­medik ki: Benden başka ilâh yok­tur. Bana ibâdet (kulluk) edin diye, vahyetmiş olmayalım. 21/Enbiyâ: 25

5- Allâh’la beraber başka bir ilâha duâ etme (yalvarma). O'ndan başka ilâh yoktur. O'ndan başka her şey yok olacaktır. Hüküm O'nundur. O'na döndü­rü­lecek­si­niz. 28/Kasas: 88

Anladıklarımız:

1- Tek ilâh Allâh’dır.

2- Allâh’ın tek ilâhlığına Allâh, me­lek­ler, alimler şahiddir.

3- En doğru sözü, gerçek ilâh olan Allâh söyler.

4- Bütün resûller Allâh’ın tek ilâh ol­duğunu bildirmişlerdir.

5- Sedece gerçek ilâh olan Allâh’a, kul olu­nur.

6- Hem Allâh’a, hem de başka bir ilâha yal­varmak haramdır.

7- Allâh’dan başka bütün ilâhlaş­tırı­lan­lar yok olacaktır.

8- Herkes tek ilâh olan Allâh’a dön­dü­rüle­cektir.

Enbiyânın tebliğindeki ilâh:

1- And olsun ki: Nûh'u kavmine gönder­dik. Dedi ki: Ey kav­mim! Allâh’a ibâdet (kulluk) edin. Sizin için O'ndan başka İlâhınız yoktur. Sizin için bü­yük günün azâbından korkuyo­rum. 7/A'râf: 59

2- Semud kavmine de kardeşleri Salih'i gönderdik. Dedi ki: Ey kav­mim! Allâh’a kul­luk (ibâdet) edin. Sizin için O'ndan başka ilâ­hınız yok­tur... 7/A'râf: 73

3- Medyen kavmine kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allâh’a kul­luk (ibâdet) edin. Sizin için O'ndan başka İlâhınız yok­tur. Rabbinizden size bir beyyine (belge) geldi. Ölçü ve tar­tını tam yapın... 7/A'râf: 85

4- Ad kavmine kardeşleri Hûd'u gön­der­dik. Dedi ki: Ey kav­mim! Allâh’a ibâdet (kulluk) edin. Sizin için O'ndan başka İlâhınız yoktur. Yoksa iftiracıdan başka biri ola­maz­sınız. 11/Hûd: 50

Allâh’dan başka ilâh olsaydı:

1- De ki: Eğer (müşriklerin) de­dik­leri gibi Allâh’la beraber ilâhlar bu­lun­saydı, o takdirde hepsi arşın sa­hibi olmaya yol ararlardı. (Ya onların ilâhlılığını reddeden Allâh’la savaşmaya, ya da Allâh’ın beğenisini ka­zanmak için yakınlaşmaya çalışır­lardı.) 17/İsrâ: 42

2- Eğer yerde ve gökte Allâh’tan başka (hakiki) ilâhlar olsaydı, ikisi de fe­sada uğ­rardı... 21/Enbiyâ: 22

3- Allâh çocuk edinmemiştir; O'nun ya­nında hiçbir ilâh yok­tur. Olsaydı, her ilâh kendi ya­rattığı ile beraber gider (yaratığını sevk ve idare ederdi). Birbirinden de üstün ol­mağa çalışırlardı. Allâh onların va­sıf­landır­dıklarından mü­nezzeh­tir. 23/Mü'minûn: 91

İlâh çeşitleri:

1- De ki: Ben de ancak sizin gibi bir beşe­rim. Yalnız bana, ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyo­lunuyor. Rabbine kavuşmayı uman kimse sa­lih amel (yararlı iş) işlesin ve Rabbine ibâdette (kullukta) hiçbir ortak koşmasın. 18/Kehf: 110

2- Allâh buyurdu: Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve anamı Allâh’tan başka iki ilâh edi­nin, de­din? (İsâ ceva­ben) dedi ki: Hâİâ, Seni tenzih ederim. Benim hakkım ol­mayan sözü söylemek bana ya­raşmaz... 5/Mâide: 116

3- Firavn dedi ki: Ey mele’ (ileri ge­len­ler)! Sizin için benden başka bir ilâh bilemiyorum (tanımıyorum)... 28/Kasas: 38

4- (İlâhi sözü dinlediği halde, umur­sama­dan sapık yoluna devam ede­rek) hevâsını kendine ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi vekil ola­caksın? 25/Furkân: 43

5- (İçinde bulunduğu sapık gidişata dalarak Kur’ân’a gö­zünü-gönlünü kapata­rak), hevâsını ken­disine ilâh edi­neni gördün mü? Allâh, onu bir bilgi üzere dalâlete (sapıklığa) düşürmüştür. Kulağını ve kalbini mü­hürle­miştir. Gözünü de perde­le­miştir. Onu Allâh’tan başka kim hi­dâyete eriştirebilir? Tezekkür et­mez misi­niz? 45/Câsiye: 23

6- Bunlar içinde kim: O (Allâh ilâh) değil, ilâh olan benim derse, onu Cehennem'le ceza­landırırız. Zalimlerin cezasını böyle veririz. 21/Enbiyâ: 29

7- İbrâhîm, babası Azer'e dedi ki: Esnâmı, (Heykel putlarını) mı ilâh edi­niyor­sun? Doğrusu ben seni ve kavmini dalâlun mubîn (açık bir sa­pıklık) içinde gö­rüyo­rum. 6/En'âm: 74

8- (Samiri) onlara böğüren bir bu­zağı hey­keli ortaya koydu. (O ve adam­ları) dediler ki: Bu sizin de Mûsâ'nın da ilâhıdır. Ama o (Mûsâ) unuttu. 20/Tâhâ: 88

9- (Nûh kavminin ileri gelenleri) dedi­ler ki: Sakın ha ilâhlarınızı bı­rak­mayın! Vedd, Suvâ’, Yağûs, Yeûk ve Nesr (put hey­kelle­rinden) asla vazgeç­meyin! 71/Nûh: 23

Anladıklarımız:

1- Gerçek ilâh, bir tek ilâh olan Allâh’dır. İlâhlığa ancak Allâh la­yık­tır. Diğer varlıklar ilâhlığa layık de­ğildir. Onların sürekli bir ha­yatı da yoktur. Ölümlüdür. Sonludur. Yok ol­maya mahkum­dur. Başkasına yar­dım et­mek şurada kalsın, kendi var­lığını devam et­tir­mek için, başka­sına ken­disi muh­taç­tır. Ölümlü ve muhtaç olan ilâh olamaz.

2- Meryem ve İsa hıristiyanlarca ilâh­laştırılmışlardır.

3- Firavn, kendisini tek ilâh gö­zünde görü­yor.

4- Kişi hevâsını sapık düşüncele­rini ilâhlaş­tırmıştır.

5- Kişi kendi hevâsını gidişatınıilâh­laştır­mıştır.

6- Kişi kendi şahsını ilâhlaştırmış­tır.

7- Kişi heykelleri ilâhlaştırmıştır.

8- Kişi hayvan heykellerini ilâh­laştır­mıştır.

9- Kişi diğer insanları ilâhlaştır­mış­tır. Zikredilen bu ilâhlar, o za­manki kav­min put­larının isimle­riydi.

Vedd: İri yapılı bir erkek hey­keli.

Suvâ’: Bir kadın heykeli.

Yeğûs: Dişi aslan heykeli.

Yeûk: At heykeli.

Nesr: Akbaba heykeli.

Bazı kaynaklarda bildirildiğine göre; bu kavmin ilâh olarak ka­bul et­tik­leri isimler, bazı insan­ların isimleri idi. Vefatı üzerine anı­larına heykel­ler di­kildi. Zikredildiği üzere ilâh­laştırıldı­lar.

Çok ilâhçıların özel­lik­leri:

1- Onlara: Allâh’tan başka ilâh yok­tur, de­nildiği zaman müs­tekbir­le­nir­ler. 37/saffat: 35

2- İlâhınız tek bir ilâhdır. Onların kalbleri, âhirete îmân etme­yen (birer) münkirdir. Onlar müs­tekbir­lerdir. 16/Nahl: 22

3- Allâh’la beraber bir ilâh mı var? Allâh onların şirk koşma­ların­dan çok yü­cedir. 27/Neml: 63

4- (Kâfirlere uyarıcı geldiğinde derler ki:) İlâhları tek bir ilâh mı yaptı? Hayret, bu çok acaip bir şey­dir. 38/Sâd: 5

5- Firavn kavminin ileri gelenleri (Firavn'a) dedi ki: Mûsâ'nıve kav­mini yer­yüzünde fesâd çı­karsınlar, seni ve ilâhlarını bı­raksınlar diye mi (böyle) bıra­kacaksın?.. 7/A'râf: 127

6- (Babası): Ey İbrâhîm! Sen be­nim ilâhla­rımdan yüz mü çe­vir­din? Yemin olsun. Bundan vaz­geçmez­sen kesinlikle seni taşla­rım. Uzun bir süre benden uzaklaş git. 19/Meryem: 46

7- Dediler ki: Eğer (İbrâhîm'e) bir şey ya­pa­caksanız, bunu ya­kın. İlâhlarınıza (böyle) yardım edin. 21/Enbiyâ: 68

8- Kâfirler seni gördükleri zaman, seni alaya alırlar. (şöyle derler:) ilâh­larınızdan ileri-geri bahse­den bu mu?... 21/Enbiyâ: 36

9- (Hûd'a Ad kavmi): Sen, bizi ilâh­larımız­dan vazgeçirmek için mi geldin? Eğer (sözünde) sâ­dıksan, bizi tehdit ettiğin şeyi (ilahî azâbı) başımıza getir, dedi­ler. 46/Ahkâf: 22

10- Onlardan (Kureşin) ileri ge­len­leri: (Putçuluk üzere) yürü­yün, ilâh­la­rınıza bağlı­lıkta sab­redin. Sizden is­tenen (yaraşan) şey de bu­dur. 38/Sâd: 6

Anladıklarımız:

1- Çok ilâhçılar, müstekbirdirler.

2- Çok ilâhçılar, münkirdir.

3- Çok ilâhçılar, müşriktirler.

4- Çok ilâhçılar, bir İlâh’ı kabul­le­ne­mezler.

5- Çok ilâhçılar, mü'minleri fe­sadçı ni­teler.

6- Çok ilâhçılar, mü'minlere hayat hakkı tanımazlar.

7- Çok ilâhçılar, mü'minleri sür­gün eder­ler.

8- Çok ilâhçılar, mü'minlere iş­kence eder­ler.

9- Çok ilâhçılar, ilâhlarına yardım ederler.

10- Çok ilâhçılar, mü'minlerin inanç­la­rına katlanamazlar.

11- Çok ilâhçılar, mü'minleri alaya alırlar.

12- Çok ilâhçılar, ilâhi musibet­lere inan­maz­lar.

13- Çok ilâhçılar, taraftarlarını kış ­kır­tırlar.

14- Çok ilâhçılar, şirkten başka yola kapa­lıdırlar.

İlâh edinme nedenleri:

1- (Firavn Mûsâ'ya) dedi ki: Yemin olun ki; Benden başka­sını ilâh edi­nir­sen, seni mutlaka zindanlık ede­rim. 26/Şuarâ: 29

2- Onlar kendilerine izzet kazan­dırsın diye, Allâh’dan başka ilâhlar edindi­ler.19/Meryem: 81

3- Allâh’dan başka kendilerine kur­bi­yet (yakınlık) sağlamak için edin­dikleri ilâhlar kendile­rine yar­dım et­seydi ya? Ama (ilâhları) on­lardan dalâlete düştüler (kaybolup uzak­laştı­lar). Bu, on­ların ifk (uydurma) ve if­tira­ların­dan başka bir şey de­ğildir. 46/Ahkâf: 28

4- Allâh’dan başka ilâhlar edindi­ler. (İlâhlarının) kendilerine nusr (yar­dım) edilme­lerini umu­yorlardı. 36/Yâsîn: 74

5- Yoksa onlar, Allâh’dan başka­sını (ilâhları) şefaatçılar mı edindi­ler? 39/Zümer: 43

6- Ben O (Allâh)'dan başka ilâhlar mı edi­neyim? Eğer Rahmân, bana bir zarar dilerse, onların şefaati bana bir şey (fayda) sağlamaz. Beni kur­tara­mazlar da. 36/Yâsîn: 23

7- İnsanlardan bazısı Allâh’dan baş­kasını endâd (denk ilâhlar) edi­nir de onları, Allâh’ı sever gibi sever­ler. Mü'minler ise, en çok Allâh’ı se­ver­ler... 2/Bakara: 165 (Yahudiler): Allâh’dan başka ahbâ­r’ı (bilginlerini), (Hristiyanlar da); er­bâ­b’ı (rahiplerini) ve Meryem oğlu Mesîh'i Rabb edindiler. Hâlbuki hep­sinde de tek ilâh (olan Allâh)’a ibâdet (kulluk) etmekten başka şey emrolun­madı. O'ndan başka ilâh yoktur. O, bunların or­tak koştuk­ları şey­lerden uzaktır. 9/Tevbe: 31

8- İsrâiloğullarını denizden geçir­dik. Esnâma (Heykel putlarına) gö­nül­den tapan bir kavme rast­ladılar. Dediler ki: Ey Mûsâ! Onların ilâh­ları gibi bize de bir ilâh yap. (Mûsâ) dedi ki: Doğrusu siz cahil bir ka­vimsi­niz. 7/A'râf: 138

9- Allâh ile beraber başka bir ilâha (sıkıntılarından dolayı) duâ etme (yal­varma). Yoksa azâb edilecek­ler­den olursun. 26/Şuarâ: 213

Anladılarımız:

1- Otoritesini korumak için ken­di­sini ilâh­laştırdı.

2- İzzet itibar kazansın diye başka ilâh­lar edindi.

3- Yakınlık sağlamak için başka ilâh­lar edindi.

4- Kendisine yardım edilmesi için başka ilâhlar edindi.

5- Kendisine şefaat edilmesi için başka ilâhlar edindi.

6- Sevgi ve saygıda ileri gittikleri için başka ilâhlar edindi.

7- Başkalarına imrendikleri için başka ilâh­lar edindi.

8- Cahil oldukları için başka ilâh­lar edindi.

9- Yalvarıp sıkıntılarını gidermek için başka ilâhlar edindi.

Çok ilâhçılığın neticesi:

1- Rabb’inden sana vahyolunana tabi ol. O'ndan başka ilâh yoktur. Müşriklerden yüz çevir. 6/En'âm: 106

2- And olsun ki: Allâh üçün üçün­cü­südür, diyenler kâfir olmuş­tur. Bir olan İlâh’dan başka ilâh yoktur. 5/Mâide: 73

3- Allâh’la beraber başka bir ilâh edinme. Yoksa yerilmiş ve tek başına kalmış olursun. 17/İsrâ: 22

4- Siz ve Allâh’tan başka ibâdet (kulluk) et­tikleriniz, Cehennem’in yakıtı­sınız. Oraya gi­receksiniz. Eğer onlar (hakiki) ilâhlar olsaydı Cehenneme girmez­lerdi. Hepsi orada temelli kalacaktır. 21/Enbiyâ: 98- 99

5- Biz, onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabb’inin buyruğu ge­lince, Allâh’ı bırakıp duâ ettikleri (yalvar­dık­ları) ilâhlar kendilerine bir fayda ver­mez. Kayıplarını ziyadeleştirmek­ten başka bir şeye ya­ra­madı. 11/Hûd: 101

Allâh’ın ilâhlılığında sınır­sız­lık

1- İşte Rabbiniz Allâh budur. O'ndan başka ilâh yoktur, her şe­yin hâli­kı­dır (yara­tanıdır). Öyleyse O'na ibâ­det (kulluk) edin. O her şeye de ve­kildir. 6/En'âm: 102

2- Allâh; O'dan başka ilâh olma­yan­dır. En güzel isimler O'nundur. 20/Tâhâ: 8

3- Allâh O'dur; O'ndan başka ilâh yoktur. Hamd, dünyada da ahi­rette de O'nun içindir. Hüküm de O'nundur. Yalnız O'na dön­dürü­le­ceksiniz. 28/Kasas: 70

4- Gökteki ilâh da, yerdeki ilâh da O'dur. O (Allâh) Hakîm'dir Alîm'dir. 43/Zuhruf: 84

5- O'ndan başka ilâh yoktur. Hayat (dirilik) verir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz önceki ba­balarınızın da Rabb’idir. 44/Duhân: 8

6- Gördünüz mü? Allâh, işitme­nizi, gör­menizi alsa, kalblerinizi mü­hür­lese, Allâh’tan başka hangi ilâh onları size getirebi­lir?.. 6/En'âm: 46

İlâhlaştırılanların mahiyeti:

1- Tarafımızdan (gelecek bir azâbı) onlar­dan manedecek ilâhları mı var? (Halbu ki; o ilâh­lar) kendi­ ne­fisle­rine bile yardım edemez­ler. Bizden de onlara dostluk yapılma­yacaktır. 21/Enbiyâ: 43

2- Allâh’dan öte ifk (uydurma) ilâh­lar mı is­tiyorsu­nuz? 37/Sâffât: 86

3- Yoksa onlar, yerin içinde ilâh­lar mı çıka­rıyorlar? Onlar mı (ölüleri ahi­rette) diriltecek­ler? 21/Enbiyâ: 21

 

ilm_ilim

İlm: İlim, bilim, bilmek... gibi an­lamlara gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu­nunla alakalı 850'den fazla ke­lime­ler zikre­dilmektedir.

Genel anlam:

1- Sizin ilâhınız, ancak, O'ndan başka ilâh olmayan Allâh’tır. İlmi her şeyi kuşatmıştır. 20/Tâhâ: 98

2- (Melekler) Cevab verdiler: Sen münez­zehsin, öğrettiğinden başka bi­zim bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz Sen Alîm’sin, Hakîm'sin. 2/Bakara: 32

3- Şirk koşanlar: Allâh dileseydi ba­ba­larımız ve biz şirk koşmaz ve hiçbir şeyi haram kıl­mazdık, diye­cek­ler. Onlardan öncekiler de, Bizim şid­detli azâbımızı ta­dana ka­dar böyle demişlerdi. Onlara de ki: Bize karşı çıka­rabile­ceğiniz bir bil­giniz var mı? Siz ancak zanna tabi olu­yorsu­nuz ve sadece yalan söy­lüyorsu­nuz. 6/En'âm: 148

4- Allâh: Ey Nûh! O (oğlun) senin ailen­den sayılmaz; çünkü kötü bir iş iş­lemiştir; öyleyse bilmediğin şeyi Ben’den isteme. İşte sana öğüt, ca­hillerden (bilgisizlerden) olma, dedi. 11/Hûd: 46

5- (Nûh): Rabb’im! Bilmediğim şeyi Senden istemekten Sana sığını­rım. Beni mağ­firet etmez (bağışlamaz) ve bana merhamet et­mezsen hus­râna düşenlerden (kay­be­den­ler­den) olu­rum, dedi. 11/Hûd: 47

6- Bu arada ikisi (Mûsâ ve yanın­daki) ka­tımızdan kendisine bir rah­met verdiğimiz ve kendisine ilim öğ­ret­tiğimiz kullarımızdan bi­rini buldu­lar. 18/Kehf: 65

İnsanların çoğu bilmez:

1- ...Onu (Kıyâmet saatini) bilmek ancak Allâh’a muhsustur. Lakin in­san­ların çoğu bilmezler. 7/A'râf: 187

2- ...Allâh, işinde hakimdir. Lakin insanla­rın çoğu bilmezler. 12/Yûsuf: 21

3- Allâh’ı bırakıp ibâdet ettiğiniz (kul oldu­ğunuz), sizin ve babalarınızın isim­lendirdiği başka bir şey de­ğil­dir. Allâh onların doğru ol­duğuna dair bir delil indirme­miştir. Hüküm vermek ancak Allâh’a aittir. Kendisinden baş­kasına değil, O'na ibâdet (kulluk) etmenizi em­retmiş­tir. Bu, dînu’l kayyim (dosdoğru dîn)dir. Lakin insan­ların çoğu bil­mezler... 12/Yûsuf: 40

4- ...O (Ya'kûb), şüphesiz kendi­sine öğret­tiğimizi bilir. Lakin in­san­ların çoğu bilmezler. 12/Yûsuf: 68

5- Bu, Allâh’ın vaadidir. Allâh ver­diği söz­den caymaz. Lakin in­san­la­rın çoğu bilmezler. 30/Rûm: 6

6- Hanîf (tertemiz-berrak) şekilde vech’in (yüzünü) dîne (hilkat usu­lüne) ikâme et (çevir)! Zira Allâh’ın fıtratı (yaratış özü bu­dur), insanları o (yaratıliş özüne)’na göre fıt­ratlan­dırmıştır (yaratmıştır). Allâh’ın ya­rattığı (bu tabii hal) değiştirilemez. İşte Kayyim olan (dosdoğru) dîn ­bu­dur. Fakat insanla­rın çoğu bil­mez­ler. 30/Rûm: 30

7- Biz seni bütün insanlara ancak beşîr (müjdeci) ve nezîr (uyarıcı) ola­rak gön­dermişizdir. Lakin in­sanla­rın çoğu bilmezler. 34/Sebe: 28

8- De ki: şüphesiz Rabb’im rızkı di­lediğine genişletir ve bir takdire (öl­çüye) göre ve­rir. Lakin insanla­rın çoğu bilmezler. 34/Sebe: 36

9- Göklerin ve yerin yaratılması, in­sanların yaratılmasından daha bü­yük bir şeydir. Lakin insan­ların çoğu bilmezler. 40/Mü'min//âfir: 57

10- De ki: Allâh size hayat verir sonra öldü­rür, sonra sizi şüphe gö­tür­me­yen Kıyâmet Günü’nde top­lar. Lakin insanların çoğu bil­mez­ler. 45/Câsiye: 26

Allâh her şeyi en iyi bilen­dir:

1- ...Allâh, risalet vereceği kim­seyi daha iyi bilir... 6/En'âm: 124

2- ...ki Allâh ne indirdiğini gayet iyi bilir... 16/Nahl: 101

3- Rabb’in: ...Ben şüphesiz sizin bilmedik­lerinizi bilirim, dedi. 2/Bakara: 30

4- ...Allâh sizin îmânınızı çok iyi bi­lir... 4/Nisâ: 25

5- Allâh, düşmanlarınızı çok iyi bi­lir... 4/Nisâ: 45

6- ...Allâh şükredenleri en iyi bi­len değil midir? 6/En'âm: 53

7- ...Rabb’iniz, kimin daha hidâ­yette oldu­ğunu daha iyi bilir. 17/İsrâ: 84

8- ...Allâh, âlemlerin kalbinde olan­ları en iyi bilen değil midir? 29/Ankebût: 10

9- Rabb’iniz nefislerinizde olanıen iyi bi­lir... 17/İsrâ: 25

10- Rabb’iniz sizi daha iyi bilir... 17/İsrâ: 54

11- Rabb’in, göklerde ve yerde olan kimse­leri daha iyi bilir... 17/İsrâ: 55

12- ...Kendinizi tezkiye etmeyin (temize çı­karma­yın). O (Allâh), muttaki olan kim­seleri çok iyi bilir. 53/Necm: 32

13- ...O (Allâh), hidâyette olanları da en iyi bilir. 6/En'âm: 117, 16/Nahl: 125, 28/Kasas: 56, 68/Kalem: 7

14- ...De ki: Peki, siz mi yoksa Allâh mı daha iyi bilir?... 2/Bakara: 140

15- ...Allâh zulmedenleri en iyi bi­lendir. 6/En'âm: 58

16- Doğrusu Rabb’in, yolundan ki­min da­lâ­let (sapıklığa) düştüğünü daha iyi bilir... 6/En'âm: 117, 16/Nahl: 125

17- ...Doğrusu Rabb’in, haddi aşan­ları en iyi bilir. 6/En'âm: 119

18- Sonra da, Onu (Cehennem'i) boylamaya en layık olanları daha iyi bi­len Biziz. 19/Meryem: 70

19- ...Onların vasıflandırmalarını daha iyi bilen Biz’iz. 23/Mü'minûn: 96

20- ...O (Allâh) onların yaptıkla­rını en iyi bilendir. 39/Zümer: 70

21- ...O (Allâh), onun (Kur'ân) için yaptı­ğınız taşkın­lıkları daha iyi bi­lir... 46/Ahkâf: 8

22- Doğrusu senin O Rabb’in, dalâ­lete dü­şen kimseyi çok iyi bi­lir. Yine o (Allâh), hidâ­yette olanları da çok iyi bilir. 68/Kalem: 7

23- ...Rabb’in, müfsidleri çok iyi bi­lir. 10/Yûnus: 40

24- Yakup: Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allâh’a açarım. Allâh ka­tın­dan, sizin bilme­dik­lerinizi bi­lirim, dedi. 12/Yûsuf: 86

25- Şuayb: Rabb’im yaptıklarınızı çok iyi bilir, dedi. 26/Şuarâ: 188

26- Mûsâ: Rabb’im kendi katında kimin hi­dâyet getirdiğini daha iyi bi­lir..., dedi. 28/Kasas: 37

Bilmemiz gereken bazı şey­ler:

1- ...Allâh’tan ittikâ edin ve Allâh’ın ittikâ edenlerle beraber oldu­ğunu bi­lin. 2/Bakara: 194

2- ...Allâh’tan ittikâ edin ve Allâh’ın ceza­sının şiddetli ola­cağını bi­lin. 2/Bakara: 196

3- ...Allâh’tan ittikâ edin. O'nun ka­tında haşrolacağınızı (toplanacağınızı) bilin. 2/Bakara: 203

4- ...Biliniz ki; Allâh Azîz’dir, Hakîm'dir. 2/Bakara: 209

5- ...Allâh’dan ittikâ edin. (şu nu iyi) bilin ki: O (Allâh)’a kavuşacak­sınız. (Bunu) mü'­minlere müjdele. 2/Bakara: 223

6- ...Allâh’ın âyetlerini de alaya al­mayın. Allâh’ın üzerinize olan ni­metini, öğüt vermek üzere size in­dirdiği Kitâb ve hikmeti anın, Allâh’tan ittikâ edin, Allâh’ın her şeyi bildi­ğini bilin. 2/Bakara: 231

7- ...Allâh’tan ittikâ edin, yaptık­la­rınızı gördüğünü bilin. 2/Bakara: 233

8- ...İçinizde olanı Allâh’ın bildi­ğini bilin de O'ndan çekinin. Allâh’ın Ğafûr (bağışlayan) ve Halîm oldu­ğunu bilin. 2/Bakara: 235

9- Allâh yolunda savaşın; bilin ki Allâh işi­tir ve bilir. 2/Bakara: 244

10- Ey îmân edenler! Kazandıklarınızın te­mizlerinden ve size yer­den çıkardıklarımız­dan sar­fedin; iğrenmeden ala­mıyacağınız pis şey­leri vermeye kalkmayın. Allâh’ın müstağni ve övülmeye la­yık oldu­ğunu bi­lin. 2/Bakara: 267

11- Ancak, onları yakalamanızdan önce tevbe edenler bunun dışın­da­dır. Biliniz ki Allâh, Ğafûr (bağışlayan) ve Rahîm (merhamet eden)’dir. 5/Mâide: 34

12- Allâh’a itâat edin, Rasûl'e itâat edin, karşı gelmekten çeki­nin; eğer yüz çevirirseniz bilin ki, Rasûl'ümüze düşen sadece açıkça teb­liğ et­mektir. 5/Mâide: 92

13- Şu nu iyi bilin ki: Allâh’ın azâbı şiddet­lidir ve (yine iyi bilin ki:) Allâh, Ğafûr (bağşılayan) ve Rahîm (merhamet eden)’dir. 5/Mâide: 98

14- Ey mü'minler! Allâh ve Resûl’ü, sizi, hayat verecek şeye ça­ğır­dığı za­man icabet edin. Allâh’ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve so­nunda O'nun katında haşrolunacağınızı (toplana­cağınızı) bilin. 8/Enfâl: 24

15- Fitneden it­tika edin. O sadece siz­den zulmederlere hususi olarak isa­bet etmez. Allâh’ın azâbının şid­detli olduğunu bilin. 8/Enfâl: 25

16- Mallarınızın ve çocuklarınızın, aslında bir fitne (sınama) olduğunu ve büyük ecrin Allâh katında bu­lun­duğunu bilin. 8/Enfâl: 28

17- Eğer yüz çevirirlerse Allâh’ın si­zin mevlanız (dostunuz) olduğunu bilin; O ne gü­zel mevla (dost), ne güzel yar­dımcıdır!. 8/Enfâl: 40

18- ...Bilin ki! Siz Allâh’ı aciz bı­ra­kacak değilsiniz. Allâh kâfir­leri rezil ede­cektir. 9/Tevbe: 2

19- ...Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlı olur, yüz çevi­rir­se­niz, bilin ki siz Allâh’ı aciz bıra­ka­mazsınız. Küfredenlere elîm azâbı müjdele. 9/Tevbe: 3

20- ...Topluca sizinle mukâtele eden (savaşan) müşriklerle (putperestlerle) siz de topluca mu­kâ­tele edin (sa­vaşın), Allâh’ın muttaki­lerle (sakınanlarla) beraber olduğunu bilin. 9/Tevbe: 36

21- ...Bilin ki Allâh, muttakilerle (kendisine karşı gelmekten sakınan­larla) be­ra­berdir. 9/Tevbe: 123

22- ...Bilin ki o (Kur’ân), ancak Allâh’ın ilmiyle indirilmiştir. O'ndan başka ilâh yok­tur, artık Müslüman­sınız değil mi? 11/Hûd: 14

23- Allâh’ın, yeryüzünü ölümün­den sonra hayat verdiğini (dirilttiğini) bilin. Size, akle­desi­niz diye âyetler (açık delil­ler) beyân ettik. 57/Hadîd: 17

24- Biliniz ki: Dünya hayatı; laib (oyun), lehv (eğlence), zînet (süslenme), aranızda te­fâhur (if­ti­har etme) ile mâl ve evlâdı tekâsur (çoğaltmaktan) ibarettir. Sanki bir yağmur gi­bidir. (Meydana getir­diği) nebat küffâr’ın (çifçinin) hoşuna gi­der... Dünya hayatı, gu­rur­lanma (al­datma) metaın­dan başka bir şey de­ğildir. 57/Hadîd: 20

25- Yoksa yeri, yaratıklarının otur­masına elverişli kılan ve arala­rında İrmaklar meydana getiren, yer­yü­züne sabit dağlar yer­leşti­ren, iki de­niz arasına en­gel koyan mı? Allâh’ın ya­nında başka bir ilâh mı? Hayır; ekserisi bilmez­ler. 27/Neml: 61

26- And olsun ki onlara (kâfirlere): Gökleri ve yeri yara­tan kimdir? Diye sorsan: Allâh’tır, der­ler. De ki: Hamd Allâh’a mahsus­tur. Ama ekserisi bilmezler. 31/Lokmân: 25

27- Allâh’a emsâl (denk benzerler) getir­meyin. Şüphesiz Allâh bi­lir, siz bilmez­siniz. 16/Nahl: 74

 

iman

İman: ınanmak, îmân etmek... gibi anlam­lara gelmektedir. Çeşitli şe­kil­lerde kullanılan bu kelimelerin top­lam sayısı yak­laşık olarak 880 ci­varında­dır. Fazla ayrıntılarına gir­meden biz burada bir kaç ko­nuyla ye­tine­ceğiz:

Genel anlamda:

1- İnsanlar, fitneye düşürülmeden (imtihan edilmeden), sadece: imân et­tik, demeleriyle bı­rakıla­caklarını mı sandı? 29/Ankebût: 2

2- Mü'min olanlar Allâh’a ve Resûl’üne îmân eden, sonra da şüphe et­me­yen, Allâh yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihâd eder­ler. İşte onlar sadık kişiler­dir. 49/Hucurât: 15

3- Mü'min erkeklerle, mü'min ka­dın­ların da bir kısmı, bir kıs­mının velî­le­ridir. Onlar ma­rufu (iyiliği) emre­der, münkeri (kötülüğü) ya­saklar­lar. Salâtı ikâme eder (namazı kı­lar), ze­kâtı ve­rirler. Allâh’a ve Resûl’üne itaaat ede­rer... 9/Tevbe:71

4- Mü'minler kardeştir... 49/Hucurât: 10

5- Muhammed, Allâh’ın Resûl’üdür. Beraberinde bulu­nanlar da kâ­firlere karşı eşiddâ (çok şiddetli), kendi ara­larında da rü­hemâ (çok merha­metli)dir­ler... Yüzlerinde ese­ru’s sü­cûd (secdelerin izleri) vardır... 48/Fetih: 29

6- Ey imân edenler! Allâh’a, Resûl’üne, Resûl’üne indirdiği Kitâb’a ve daha önce in­dirdiği Kitâb'a îmân edin. Kim Allâh’ı, me­lek­lerini, kitâb­larını, resûllerini ve âhiret gü­nünü küfre­derse (umursamayıp görmemezlik­ten ge­lirse) uzak bir dalâlet(in) dalâletine (sapıklık çukuruna) düşmüştür. 4/Nisâ: 136

Mü'minlere birkaç emir:

1- Ey imân edenler! Allâh’a, Resûl’üne ve Kitâba îmân edin. 4/Nisâ:136

2- Ey imân edenler! Allâh’a, Resûl’e itâat edin. Sizden olan ulu’l emr’e (emir sahible­rine) de... 4/Nisâ: 59

3- Ey imân edenler! Allâh’dan hak­kıyla it­tikâ edecek şekilde it­tika edin... 3/Aliimrân:102

4- Ey imân edenler! Allâh’dan it­tika edin. O'na yaklaşmaya vesile (yol) arayın. Ve (Allâh) yolunda cihâd edin... 5/Mâide: 35

5- Ey imân edenler! Ensârullah (Allâh’ın yar­dımcıları) olun!.. 61/Saff: 14

6- Ey imân edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koru­yun... 66/Tahrîm: 6

7- Ey imân edenler! Siz kendinize bakın. Siz hidâyette (doğru yolda) olunca dalâlete düşmüş kişi (sapık) size zarar veremez... 5/Mâide:105

8- Ey imân edenler! Allâh’dan it­tika edin. Doğrularla beraber olun. 9/Tevbe: 119

9- Ey imân edenler! Allâh için şahit­lik ko­nusunda, adaleti titiz­likle ayakta tutun... 4/Nisâ:135

10- Ey imân edenler! Akitleri ye­rine geti­rin... 5/Mâide:1

11- Ey imân edenler! Zandan çokca kaçının... 49/Hucurât: 12

12- Ey imân edenler! Cuma günü namaza çağrıldığı zaman he­men zik­rullâha (Allâh’ı anmaya) koşun... 62/Cuma: 9

13- Ey imân edenler! Ruku edin. Secde edin. Rabb’inize ibâdet edin. Hayır işleyin. Ki felâha ere­siniz. 22/Hacc: 77

14- Ey îmân edenler! Katletme (öldürme hususun)’de size kısâs farz kılındı... 2/Bakara: 178

15- Ey imân edenler! Tevbeten nasûhâ (samimi bir tevbe) ile Allâh’a tevbe edin... 66/Tahrîm: 8

Mü'minlere birkaç yasak:

1- Ey imân edenler! Allâh’a ve Resûl’üne itâat edin. İşittiğiniz halde O'ndan yüz çevir­meyin. 8/Enfâl: 20

2- Ey imân edenler! Allâh’a ve Resûl’e ha­inlik etmeyin... 8/Enfâl: 27

3- Ey imân edenler! Hep birden Silm'e (barış olan İslâm'a) girin. Şeytânın adımlarına tabi olmayın (uymayın)... 2/Bakara: 208 

4- Ey imân edenler! Allâh’ın (koyduğu) işa­retlerine saygısız­lık et­meyin... 5/Mâide: 2

5- Ey imân edenler! Allâh’ın ve Resûl’ünün huzurunda öne geçme­yin... 49/Hucurât: 1

6- Ey imân edenler! Aranızda gizli konuş­tu­ğunuz zaman ism’i (gü­nahı), udvân’ı (düşmanlığı) ve Resûl’e ma­siye’yi (isyanı) fısılda­mayın. Birr (iyilik) ve takvâ üzere ko­nu­şu n. Huzurunda haşroluna­ca­ğınız Allâh’dan ittikâ edi­niz. 58/Mücâdele: 9

7- Ey imân edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan­ları velî (dost) edin­meyin... 60/Mümtehine: 1

8- Ey imân edenler! Hamr (şarap), meysir (ku­mar), ensâb (dikili put taşları, heykeller), ezlâm (fal ve şans okları) birer Şeytân işi rics (pislik)tir... 5/Mâide: 90

 

infak

infak: Harcamak, yardımda bu­lun­mak, sadaka vermek... an­lam­la­rına gel­mektedir. Bu keli­meyle ala­kalı kullanılış biçimleri 70'i geç­mek­te­dir.

Genel anlamda:

1- Ey imân edenler! Kazandıklarınızın te­mizinden infâk edin. 2/Bakara: 267

2- Allâh yolunda infâk edin. Kendi elleri­nizle kendinizi tehli­keye at­mayın... 2/Bakara: 295

3- Allâh’ın kitabını okuyanlar: Namaz kılar­lar. Kendilerine verdi­ğimiz rızıktan gizli ve açık infâk ederler. 35/Fâtır: 29 

4- Mallarını Allâh yolunda infâk edenler: Daha sonra infâkı alanlara eza etmeyen ve başa kakmayanlara Rabb’leri huzu­runda mü­kafat­ları vardır... 2/Bakara: 262

5- Onlar mallarını gece-gündüz, gizli-açık infâk ederler... 2/Bakara: 274

6- Sevdiğiniz şeylerden infâk et­me­dikçe bir­r'e (iyiliğin en gü­zeline) nail olamazsınız. 3/Aliimrân: 92

7- İnfak ettikleriniz kötü değersiz­ler­den ol­masın... 2/Bakara: 267

İnfak edenler:

1- ...İçinizden, fetihten önce infâk eden ve mukâtele eden (savaşan), daha sonra in­fak eden ve mukâtele edenle (savaşanla) bir de­ğil­dir. Onların derecesi, sonra­dan in­fak eden ve mukâtele edenlerden (savaşanlar­dan) daha bü­yüktür. 57/Hadîd: 10

2- Ve onlar: infak ettiklerinde is­raf etmez­ler. Cimrilik de et­mez­ler. İkisi arasında bir yol tu­tar­lar. 25/Furkân: 67

3- Onlar bollukta da, darlıkta da in­fâk eder­ler. Öfkelerini yutar­lar. İnsanlar afvederler... 3/Aliimrân: 134

4- Küfredenler: Mallarını Allâh yo­lundan engellemek için infâk eder­ler. Daha da infâk edecek­ler­dir. Sonra, (harcadıkları) onlara has­ret (yürek ya­rası) ola­cak­lardır. Daha sonra da mağlup olacak­lar­dır... 8/Enfâl: 36

5- (Münâfıklara) de ki: İsteyerek veya iste­meyerek infâk edin. Ama sizden asla kabul edilme­yecektir. Çünkü siz fasık bir kavimsi­niz. 9/Tevbe: 53

İnfak edilen yerler:

1- Siz, Allâh yolunda infâka çağ­rılı­yorsu­nuz. İçinizde kiminiz cimri­lik yapıyor. Kim cimrilik ederse, kendi kendisine cimrilik et­miştir. Allâh zengindir. Siz fakirsiniz. Eğer O'ndan yüz çevirirseniz, ye­rinize başka bir toplum getirir. Sonra da onlar benzeriniz ol­maz­lar. 47/Muhammed: 38

2- ...De ki: Hayırdan infâk ettiği­niz şeyler; Ebeveyn, yakınlar, yetim­ler, fa­kir­ler ve yol­cu­lar içindir... 2/Bakara: 215

3- Size ne oluyor? Allâh yolunda in­fâk et­miyorsunuz... 57/Hadîd: 10

İnfakın karşılığı:

1- Sana infâk edecekleri soruyor­lar. De ki: Afv (ihtiyaçtan arta ka­lan)'dır... 2/Bakara: 219

2- ...Hayır olarak infâk ettikleri­nizin tümü sizin içindir... 2/Bakara: 272

3- ...Allâh’ın teveccühünü (rızasını ) kazan­mak amacından başka infâk etme­yi­niz... 2/Bakara: 272

4- Allâh yolunda mallarını infâk edenlerin misali: Yedi başak ve­ren bir habbe gibidir. Her başakta yüz tane habbe vardır. Allâh di­ledi­ğine daha da fazla verir... 2/Bakara: 261

Sadaka hakkında birkaç misal:

1- Ma’rûf (doğruyu ifade eden örf) bir söz ve bir mağfiret (ayıbı ört­mek); arka­sından ezi­yet gelen sa­da­kadan daha hayırlıdır... 2/Bakara: 263

2- Ey imân edenler! Başa kakmak ve eziyet etmekle yaptığınız sa­daka­ları iptal etmeyin... 2/Bakara: 264 

3- Eğer sadakaları açık verirseniz, o çok gü­zeldir. Eğer onu giz­ler de, fa­kir­lere gizli verir­seniz, o sizin için daha hayırlıdır. 2/Bakara: 271

4- Mallarının bir kısmını, sa­daka ola­rak al ki, (alınan bu sadaka) kendi­lerini temizlesin. Onları arın­dırsın da. Onlara salât (dua) et; se­nin sa­lâ­t’ın (duân) onlar için bir seken (sukunet ve güvendir). Allâh Semî’dir Alîm’dir. 9/Tevbe: 103

5- Allâh faizi mahveder (bereketini giderir), sadakaları (verilen malları da) bereketlendirir. Allâh bütün esîm (günahkâr) ve keffâr (küfrü katmer­leşenler)i hiç sevmez. 2/Bakara: 276

6- Sadakalar (zekâtlar); Allâh’tan bir farz ola­rak fukara (yoksullara), miskin’lere (düşkünlere), onu top­la­yan âmillere (memurlara), müelle­fe­tu’l kulûb’a (kalbleri Müslüman­lığa İsındırılacaklara), kölelere, borçlu­lara, Allâh yolunda olanlara ve yolda ka­lanlara mah­sustur (sar­fedilir). Allâh Alîm’dir Hakîm’dir. 9/Tevbe: 60

7- Ey îmân edenler! Resûl ile gizli bir şey konuşmanızdan önce bir sa­daka verin... 58/Mücâdele: 12

 

inkar

İnkâr: Tanımamak, kabul etme­mek, kötü görmek... gibi an­lam­lara gel­mektedir. Kullanılış biçimlerine göre farklı manalara ge­len bu ke­lime Kur’ân-ı Kerîm’de 37 civarında zik­re­dilmek­tedir.

Genel anlam:

1- Yine gittiler. Sonunda bir erkek çocuğa rastladılar. O, hemen onu öl­dürdü. Mûsâ dedi ki: Bir cana karşılık olmaksızın masum bir cana mı kıydın? Doğrusu pek nukr (kötü) bir şey yaptın. 18/Kehf: 74

2- Yürüyüşünde tabiî ol. Sesini kıs. Seslerin enker'i (en çirkini) şüp­he­siz eşeklerin sesidir. 31/Lokmân: 19

3- (Süleymân) dede ki: (Belkıs'ın) tahtını tenkir edin (tanıyamayacağı hale getirin). Bakalım hidâyet mi ede­cek (tanıyabilecek mi) yoksa hi­da­yet edeme­ye­ceklerden mi (tanımayanlardan mı) olacak? 27/Neml: 41

4- İlâhınız tek bir İlâh'dır. Ahirete inanma­yanlar(a gelince), kalb­leri münkir­dir. Kendileri de müstekbir­dirler. 16/Nahl: 22

5- (Allâh) size âyetlerini gösteri­yor. Allâh’ın âyetlerinden han­gisini in­kâr edersi­niz? 40/Mü'min//âfir: 81

6- İşte bu (Kur'ân), mübarektir zi­kirdir. Onu, Biz indirdik. Siz mi onu inkâr mı edi­yor­sunuz? 21/Enbiyâ: 50

7- (Lut tanıyamadığı, insan şek­lin­deki me­leklere) dedi ki: Doğrusu siz münker (tanınmayan) kavmisi­niz. 15/Hicr: 62

8- Sonra Ben, küfredenleri yaka­la­dım. Beni, nekir (inkâr) na­sılmış? (Görecekler.) 35/Fâtır: 26

İnkârı bilerek yapmak:

1- Allâh’ın nimetini bilirler. Sonra da onu (nimeti) inkâr eder­ler. Onların çoğu da kâfir­lerdir. 16/Nahl: 83

2- Veya onlar kendi Resûl’ünü tanı­madılar da; bu yüzden mi O'nu in­kâr ediyorlar? 23/Mü'minûn: 69

İnkârı bilmeyerek yapmak:

1- Yûsuf'un kardeşleri gelip hu­zu­runa girdi­ler. (Yûsuf) onları tanıdı. Onlar, O'nun için mün­kir idiler (Yûsuf'u tanımadılar). 12/Yûsuf: 58

Münker:

1- (İsrâil oğulları) yaptıkları mün­ker­den birbirlerini nehyetmi­yor­lardı. Yapmakta ol­duk­ları ne kötü idi! 5/Mâide: 79

2- Sizden, hayıra çağıran, marufu (iyiliği) emreden ve münkeri (kötülüğü) mene­den bir üm­met ol­sun. İşte onlar, iflah olanlar­dır. 3/Aliimrân: 104

3- Siz, insanlar için ortaya çıkarı­lan, ma­rufu emreden, münker­den neh­ye­den, Allâh’a ina­nan hayırlı bir ümmetsiniz... 3/Aliimrân: 110

4- Münâfık erkek ve kadınlar da bir­birlerin­dendir: Münkeri em­re­der, ma­rufu yasaklar­lar... 9/Tevbe: 67

5- Mü'min erkeklerle mü'min ka­dın­ların bazısı bazısının velî­leridir; ma­rufu (iyi olarak bilinenleri) em­re­der, münkeri (kötü­lüktleri) nah­ye­der­ler; salâtı ikâme ederler (namaz kılar­lar), zekâtı verirler, Allâh’a ve Resûlüne itâat ederler. İşte Allâh on­lara rah­met edecektir. Allâh şüphesiz Azîz (güçlüdür) Ha­kîm’dir. 9/Tevbe: 71

6- Hiç şüphesiz; Allâh adaleti, ih­sanı, ya­kın­lara bakmanıemre­der. Fahşâyı, münkeri ve bağy’ı (az­gın­lığı) nehyeder. Tezekkür edersi­niz diye size öğüt veri­yor. 16/Nahl: 90

7- Onlara âyetlerimiz beyyinât (apaçık) ola­rak okunduğu zaman, küfreden­lerin yüzlerin­den münker­le­rini anlarsın. Nerdeyse, kendi­le­rine âyetlerimizi okuyan­lara saldıra­caklar. De ki: Size bundan daha şer­lisini ha­ber ve­reyim mi? Ateş'dir. Allâh küf­redenlere va­detti! Ne kötü bir dönüş­tür!.. 22/Hacc: 72

8- Ey îmân edenler! Şeytânın adım­la­rına tabi olmayın. Kim Şeytânın adımlarına tabi olursa; o, fahşânyı ve münkeri emreder. 24/Nûr: 21

9- Kitâb'tan sana vahyolunanıoku. Salâtı ikâme et (namaz kıl); mu­hak­kak ki salât (namaz) fahşâdan (hayasızlıktan) ve münker­den (fenalıktan) alı­kor. Zikrullâh (Allâh’ı anma) en büyük şey­dir! Allâh yaptık­larınızı bilir. 29/Ankebût: 45

10- Onlar (Melekler), O'nun (İbrâhîm'in) yanına girdiler, dedi­ler ki : (Sana Selâm ol­sun! (İbrâhîm de) dedi ki: (Size de) Selâm ol­sun! (İçinden de dedi ki: Bunlar) mün­ker (tanınmamışlar) kavmidir. 51/Zâriyât: 25

11- ...Ben, kâfirlere (önce) mehil verdim, sonra da onları yaka­la­dım. Beni, nekir (inkâr) nasıl­mış? (Görecekler.) 22/Hacc: 44

12- ...Böyleyken resûllerimizi yalan­ladılar. Beni nekir (inkâr) na­sıl­mış? (Görecekler.) 34/Sebe: 45

13- And olsun! Onlardan önceki­ler de ya­lan­lamışlardı. Beni ne­kir (inkâr) nasılmış? (Görecekler.) 67/Mülk: 18

 

islam

İslâm: Teslim olmak, boyun eğ­mek, müs­lim (müslümân) olmak, İslâm'a gir­mek, şeriat hü­kümlerine uy­mak... anlamlara gelmektedir. Kullanılış biçimle­rine göre farklı ma­nalara ge­len bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de 140 ci­varında zik­re­dil­mektedir.

Genel anlamda:

1- (şu ) müslimîn ve müslimât (Müslüman erkek ve kadın­lar), mü­'min ve mü'minât (mü'min er­kek ve kadın­lar), kânitûn ve kâni­tât (boyun eğen erkek ve kadınlar), sâdikûn ve sâdikât (sadık erkek ve kadınlar), sâbirûn ve sâbirât (sabırlı er­kek ve kadınlar), hâşiîn ve hâşiât (huşu içinde olan erkek ve kadın­lar), müte­saddikîn ve mü­tesaddikât (sadaka ve­ren erkek ve kadınlar), saimîn ve saimât (oruç tu­tan erkek ve kadınlar), hâfizîn ve hâfizât (İrzlarını koru­yan erkek ve kadın­lar), zâkirîn ve zâkirât (Allâh’ı çok anan erkek ve kadın­lar var ya,) Allâh onlar için mağfiret ve azîm (büyük) ecir ha­zırlamıştır. 33/Ahzâb: 35

2- Rabb’i ona (İbrâhîm'e): Teslim ol, bu­yurdu. (O da) dedi ki: Alemlerin Rabb’ine teslim ol­dum. 2/Bakara: 131

3- ...İşte böylece (Allâh), size olan nimetini müslim (Müslüman) ola­sınız diye ta­mamlar. 16/Nahl: 81

4- De ki: Doğrusu ilâhınızın tek bir ilâh ol­duğu bana vahyolu­nuyor. Artık müslim (Müslüman olacak) mısınız? 21/Enbiyâ: 108

5- Müslim’leri (Müslümanları) hiç mücrim­ler (cürüm işleyenler) gibi tutar mıyız? 68/Kalem: 35

6- Allâh’a yalan yere iftira eden­den daha zâ­lim kim olabilir ki? O İslâm'a da çağrılmıştı. Allâh, zâ­lim­ler kavmini hidâyete ilet­mez. 61/Saff: 7

7- Hayır. Bugün (âhirette tekrar diri­lişten sonra) onlar teslim ola­cak­lardır. 37/Sâffât: 26

8- Biz dedik ki: Ey ateş! İbrâhîm'e karşı berd (serin) ve selâm (esenlik) ol. 21/Enbiyâ: 69

9- Rabb’lerinin katında onlara Daru's Selâm (Cennet) vardır... 6/En'âm: 127

10- Allâh, Daru's Selâm'a (Cennet'e) çağı­rır. Dilediğini de sı­ra­tu'l mus­taki­m'e hidâyet eder. 10/Yûnus: 25

11- O gece Selâm (esenlik)'dir . Fecrin do­ğuşu na kadar. 97/Kadr: 5

12- Ey îmân edenler! Topluca Silm'e (barışa) giriniz... 2/Bakara: 208

13- Gevşemeyin. Üstün olduğu­nuzda Selâm (barışa)’a davet et­me­yin. 47/Muhammed: 35

İslâm:

1- Din, Allâh indindeki (huzurundaki) İslâm'dır. Ancak, Kitâb verilen­ler, kendi­le­rine ilim geldikten, araların­daki bağilik (taşkınlık, ihtiras) yü­zünden ihti­lâfa (ayrılığa) düştüler. Allâh’ın âyetlerini kim küfrederse (tanımaz, görmemez­likte ge­lirse, bilsin ki;) Allâh, hesabı çok seri’ olandır. 3/Aliimrân: 19

2- ...Bugün, sizin dîninizi kemale erdir­dim. Üzerinize olan nime­timi tamam­ladım. Dîn ola­rak sizin için İslâm’ı beğendim... 5/Mâide: 3

3- Allâh kimi hidâyete koymak is­terse onun sadrını (göğsünü, kal­bini) İslâm'a açar... 6/En'âm: 125

4- İbrâhîm, yahudi ve hıristiyan da değildi. Lakin O hanîf bir müs­lim idi. Müşriklerden de değildi. 3/Aliimrân: 67

5- Allâh’ın dîninden başka bir dîn mi arzu ediyorlar? Oysa gök­lerde ve yerdekiler, tav’an ve kerhen (isteyerek ve istemeyerek) O'na tes­lim olmuştur. O'na dö­necekler­dir. 3/Aliimrân: 83

Müslümanın özellikleri:

1- (Kur'ân) onlara okunduğu za­man (şöyle) derler: Ona îmân ettik. Çünkü o Rabb’imizden gelen hakk­tır. Biz şüphesiz daha önce­den müs­lim (Müslüman) idik. 28/Kasas: 53

2- Eğer seninle tartışmaya girişir­lerse, on­lara de ki: Ben gidişa­tımı Allâh’a teslim ettim. Bana ittiba edenler de (teslim etti). Yine o ki­tab verilen­lere ve ümmilere de ki: Siz de tes­lim ol­dunuz mu? Eğer teslim olur­larsa hi­da­yete er­miş­lerdir. Yüz çe­virir­lerse, sana yalnız tebliğ etmek dü­şer. Allâh kullarını görmekte­dir. 3/Aliimrân: 20

3- Hayır! öyle değil. Kim veche­sini (gidişa­tını) Allâh’a teslim ederse, o muhsin­dir. Onun ecri Rabb’i ka­tın­dadır. Onlara korku yok­tur, on­lar üzül­meyecek­lerdir. 2/Bakara: 112

4- Hayır. Rabb’ine and olsun ki! Aralarında çekiştikleri şey­lerde seni ha­kem tayin etme­dikçe îmân etmiş olmazlar. Sonra da senin verdiğin hükme içlerinde bir sıkıntı duyma­ya­caklar. Senin verdiğin hükme de tam teslimi­yetle teslim olacaklardır. 4/Nisâ: 65

5- Allâh, rızasına tabi olanları onunla (Kur'ân’la), sübüle’s selâm (selâmet yolla­rın)’a hidâyet­lendirir. Onları da izni ile, karan­lıklardan nûra çıkarır. Onları sırâtu’l mu­takî­m'e hi­dâyet eder. 5/Mâide: 16

6- Rahmân'ın kulları yeryüzünde mütevazi yürürler. Cahiller kendi­le­rine muhatab olduk­la­rında (onlara şöyle) derler: Selâm! 25/Furkân: 63

7- Mü'minler, düşman birliklerini gördük­lerinde, derler ki: İşte bunu, Allâh ve Resûl’ü bize va­detmişti. Allâh ve Resûl’ü doğru söy­lemiş­tir. (Bu) onların ancak îmânını ve tesli­miyetlerini artırmıştır. 33/Ahzâb: 22

 

Nebîlerden bazı ifa­de­ler:

1- Rabb’imiz! İkimizi Sana teslim olanlar­dan kıl. Soyumuzdan da Sana teslim olanlar­dan bir üm­met yetiş­tir... 2/Bakara: 128

2- (Ey Muhammed de ki:) Müslümanların evveli (ilki) ol­makla em­ro­lundum. 39/Zümer: 12

3- O'nun hiçbir şeriki (ortağı) yok­tur. Böyle emrolundum ve ben ev­veli’l müslimîn­’im (Müslüman­ların il­ki­yim). 6/En'âm: 163

İman ve İslâm:

1- Deyin ki: Allâh’a, bize gönderi­lene, İbrâhîm'e, İsmâîl'e, İshâk'a, Ya'kûb'a ve to­runlarına gönderi­lene, Mûsâ ve İsa'ya veri­lene, Rabb’leri ta­rafından nebîlere veri­lenlere îmân ettik. Onları birbi­rin­den ayırt etme­yiz. Biz O'na (Allâh’a) teslim olan­larız. 2/Bakara: 136

2- İçimizde, müslimîn (Müslümanlar) da, kâsitûn (sa­pıklar) da vardır. Kendini (Allâh’a) teslim edenler, onlar, rüşd’ü (doğru yolu) ara­yan­lardır. 72/Cinn: 14

3- Arab (bedevileri) dediler ki: imân ettik. De ki: imân etme­di­niz. Lakin siz teslim olduk, deyin. Henüz îmân kalblerinize gir­memiştir. Eğer Allâh’a ve Resûl’üne itâat ederse­niz, (Allâh) işlediklerinizden bir şey ek­siltmez. Şüphesiz Allâh, Ğafûr Rahîm'dir. 49/Hucurât: 14

4- Teslim olmalarını senin başına kalkıyor­lar. De ki: İslâm (Müslüman) ol­manızla beni min­net altında tutma­yın. Eğer sadık’lar (doğru kim­se­ler)seniz, sizi îmâna eriş­tirmekle Allâh hidâyetlendir­miştir (lutfetmiştir). 49/Hucurât: 17

5- Ey îmân edenler! Allâh’tan, hakiki ittikâ ile ittikâ ediniz. Siz mutlaka müslimûn (Müslümanlar) olarak can verin. 3/Aliimrân: 102

 

İsm_günah

İsm: Günah anlamına gelmekte­dir. Çeşitli kullanılış şekilleriyle Kur’ân-ı Kerîm’de 48 yerde zik­redil­mek­te­dir.

Genel anlamda:

1- Kim ism (günah) iktisab ederse (kazanırsa) bunu ancak kendi aley­hine yapmış olur. Allâh, Alîm'dir Hakîm'dir. 4/Nisâ: 111

2- Kim hata veya ism (günah) iş­lerse sonra onu (hata ve ism’den) beri birinin üzerine atarsa, şüphesiz bühtan ve mubîn (apa­çık) bir ism (günah) yüklenmiş olur. 4/Nisâ: 112

3- İsm (günah)’ın zahirini (açığını) da batınını (gizlisini) de bırakın. İsm (günah) kaza­nanlar, ka­zandık­larına karşılık şüphesiz ceza­landırı­lacak­lardır. 6/En'âm: 120

4- Rıbbiyyûn (Hrisiyanlıktaki za­hid rahib­ler) ve ahbar (Yahudilerin ha­hamları), on­lara ism (günah) söz söylemeyi ve ha­ram ye­meyi yasak etmeleri ge­rekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür! 5/Mâide: 63

5- Şüphesiz size ölü (hayvan etini), kanı, domuz etini, Allâh’dan baş­kası için kesilen hayvanıharam kılmıştır. Fakat, darda kalana, baş­kasının payına el uzatmamak ve za­ru­ret mikda­rını aşmamak üzere ism (günah) sa­yıl­maz. Çünkü Allâh Ğafûr 'dur Rahîm'dir. 2/Bakara: 173

6- Sayılı günlerde Allâh’ı zikre­din. İttika edene, acele edip, (Mina'daki iba­deti) iki günde bitirene ism (günah) yoktur. Geri kalsa da ism (günah) yoktur. Allâh’dan ittikâ edin. Bilin ki: O'nun katında haş­ro­lacaksınız (toplana­caksınız). 2/Bakara: 203

7- Sana hamr (içki) ve meysir (kumar)’ı so­rarlar. De ki: İkisinde hem büyük ism (gü­nah) ve hem in­sanlara bazı fay­dalar vardır. İsm (günahları) fayda­sından daha bü­yük­tür... 2/Bakara: 219

8- Ben isterim ki: Benim ve kendi is­m’ini (günahını) yüklenip Cehennem’liklerden olasın. Zalimlerin cezası budur. 5/Mâide: 29

 Mü'minlerin günahı:

1- Kim vasiyet edenin yanılaca­ğın­dan veya ism’e (günaha) girece­ğin­den endişe duyarsa, (tarafların) arasını düzeltirse ona ism (günah) yok­tur. Allâh Ğafûr Rahîm'dir. 2/Bakara: 182

2- ...Şahidliği gizlemeyin. Onu kim giz­lerse şüphesiz kalbi âsim (gü­nahkar) olur. Allâh iş­lediklerinizi bi­lir. 2/Bakara: 283

3- ...Birr (esas iyilik) ve takvâda ta­âvun­’da bulunun (yardımlaşın). İsm (günah) ve düşman­lıkta taâvu­n­’da bulun (yardımlaş)mayın. Allâh’dan ittikâ edin. Allâh’ın ikabı şiddetli­dir. 5/Mâide: 2

4- Ey mü'minler! Zannın çoğun­dan sakının. Zira zannın bir kısmı ism­dir (gü­nah­tır).... 49/Hucurât: 12

5- Onlar ism’in (günahın) kebâir (büyükler)’inden ve fahişlerinden kaçınırlar kü­çük kusur­lar hariç. Doğrusu Rabbinin mağ­fireti bol­dur... 53/Necm: 32

6- Orada (Cennet'te) lağiv (boş) ve ism’e (günaha) sokacak (bir söz) duy­mazlar. 56/Vâkıa: 25

Kâfirlerin günahı:

1- Ona (kâfire): Allâh’dan ittikâ et, deni­lince, (takındığı) izzeti (kuruntusu) kendisine ism (günah) işletir. Ona Cehennem yeter. Ne kötü yataktır!.. 2/Bakara: 206

2- Küfredenler, kendilerine ver­miş olduğu­muz mühletin sakın kendi­leri için hayırlı oldu­ğunu sanmasın­lar. Biz onlara ancak, ism (gü­nah­lar)’ı ziyedelensin (çoğalsın) diye mühlet veriyoruz. Küçültücü azâb onla­ra­dır. 3/Aliimrân: 178

3- Allâh kendisine şirk koşmanı el­bette mağfiret etmez. Bundan baş­kası için dilediğini mağfiret eder. Kim Allâh’a şirk koşarsa, şüphe­siz büyük bir ism’le (günahla) if­tira et­miş olur. 4/Nisâ: 48

4- Bak, Allâh’a nasıl yalan yere iftira edi­yorlar. Bu, mubîn (apaçık) bir ism (gü­nah) ola­rak yeter. 4/Nisâ: 50

5- Onlardan çoğunun ism’e (günaha), düşmanlık ve haram ye­meğe birbir­leriyle yarıştı­ğını görür­sün. Yaptıkları ne kötüdür! 5/Mâide: 62

6- Rabbinin hükmüne kadar sab­ret. Onların âsim (günahkâr) ve kâfir olanlarına itâat etme (uyma). 76/İnsân: 24

7- Kendilerine hainlik edenlerden yana mü­cadeleye kalkma. Allâh, havvan (hain­likte di­renen) âsim (günah­karı) sevmez. 4/Nisâ: 107

8- (Zakkum ağacı), âsim (günahkârların) yiyeceğidir. 44/Duhân: 44

 

İsraf_savurganlık

İsrâf: İsrâf, savurganlık, haddi aşmak... gibi anlamlara gelmektedir. Kullanılış biçi­mine göre farklı an­lam­lara gelen bu kelime toplam ola­rak Kur’ân-ı Kerîm’de 23 civarında zik­re­dilmek­te­dir. Ayrıca, savurganlık anlamına gelen tebzîr kelimesiyle alakalı kullanılış şekil­leri de 3 yerde geçmekte­dir.

1- ...(Ürünler) semeresini verdiği zaman, semeresinden yeyin. Ayrıca, hasad günü hak­kını (sadakasını) da verin. İsrâf etme­yin. O (Allâh), müsrifleri sevmez. 6/En'âm: 141

2- Ey Adem oğulları!.. Mescîd’e her (gittiğiniz) zamanda zînet (güzel elbise)’nizi alın. Ayrıca; yeyin-için fakat israf etmeyin. O (Allâh), müs­rifleri sevmez. 7/A'râf: 31

3- Onlar infâk ettikleri zaman israf etmez­ler, cimrilik de etmezler. Bu ikisinin arasında (orta yolda) du­rur­lar. 25/Furkân: 67

4- Böylece yaptıkları şeyler, (haddini aşan) müsriflere tezyînlendi (süslü gösterildi). 10/Yûnus: 12

5- ...Şüphesiz Allâh, o müsrîf (haddini aşan)’ı, kezzâb (çok ya­lancı)’nıhidâyet et­mez. 40/Mü'min//afir: 28

6- ...Böylece, o müsrîf (haddini aşan)’ı, mürtâb (şüpheci) kişiyi Allâh dalâlete düşü­rür. 40/Mü'min//afir: 34

7- Çünkü o (Firavn); âliyen (ululanan) müsrîf (haddini aşan)’lardandı. 44/Duhân: 31

8- (İslâh etmeyip ifsâd eden) müsrif­lerin emrine de itâat etme. 26/Şuarâ: 151

9- Zi’l kurbâ (akraba)’ya hakkını ver. Miskîn (yoksul)’a ve ibni’s sebîl (yolcu)’ya da (hakkını ver). (Bunun yanında) saçıp sa­vurma da. Şübhesiz mübezzirîn (saçıp sa­vu­ranlar, savur­ganlar) şaytanların kardeşleridir. Şeytân ise; Rabb’ine karşı kefûr (çok nan­kör)’dur. 17/İsrâ: 26-27

 

istihza_alay

İstihzâ: Alaya alma, dalga geçme, lafla kafa bulma... anlamlara gel­mektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de, bu kelime çeşitli kullanılış biçimle­riyle 34 civarında zikredilmektedir.

Genel anlam

1- O (Allâh), size Kitâb'da: Allâh’ın âyetle­rinin küfredildiğini ve istihzâ edildiğini (alaya alındığını) işitti­ği­nizde, onlarla bir arada otur­ma­yın. Ta ki, başka bir söze dalın­caya ka­dar. Yoksa siz de onlar gibi olur­su­nuz, diye (bir âyetini 6/En'âm: 68) in­dirdi. Gerçekten de Allâh, mü­nâ­fık­ları ve kâfirleri Cehennem’de top­luca bir araya ge­tirecektir. 4/Nisâ: 140

2- And olsun ki, senden önce bir­çok resûl­ler istihzâ edildi (alaya alın­mıştı). Onlarla (resûllerle) maska­ralık edenleri, (alaya aldık­ları şey) kuşatarak mahvetti. 6/En'âm: 10

3- Şu kullara hasret (yazıklar) ol­sun! Onlara gelen bir resûl gelmeye­dur­sun, hemen istihzâ (alay) eder­lerdi. 36/Yâsîn: 30

4- Onlara, kazandıkları seyyiât (kötülükler) belli olur; istihzâya (alaya) aldıkları şey kendi­lerini ku­şatmıştır. 39/Zümer: 48

5- Resûlleri onlara beyyinelerle (belgelerle) gelince, yanlarında bu­lu­nan bilgiden dolayı fe­rahlandı­lar (gururlandılar) da, istihzâya (alaya) aldıkları şey kendilerini ku­şattı. 40/Mü'min//âfir: 83

6- İşte böyle. Bunun sebebi: Allâh’ın âyet­lerini istihzâya (alaya) alma­nız­dandı. Dünya hayatı sizi al­dat­mış­tır... 45/Câsiye: 35

7- And olsun ki, senden önce de nice resûl­ler istihzâ (alaya) edildi. Kâfirleri önce ertele­dim, sonra ya­ka­ladı. Cezalandırmam nasıl­mış, (bir görseydin). 13/Ra'd: 32

8- Yaptıkları kötülükler kendile­rine isabet etti. İstihzâya (alaya) al­dık­ları şey kendilerini kuşatmıştır. 16/Nahl: 34

9- Ayetlerimi ve resûllerimi istih­zâya (alaya) almaları ve küfürlerine karşılık; onların cezası Cehennem’dir. 18/Kehf: 106

Kimler istihzâ eder

1- (İşin aslında) Allâh, onlarla is­tihzâ (alay) ediyor. Ayrıca tuğyanları (taştınlıkları) içinde yüzmelerine mühlet veriyor. 2/Bakara: 15

2- (Münâfıklar) mü'minlerle karşılaş­tıkla­rında: imân ettik, derler. Şeytânlariyle baş­başa kaldıkla­rında: Biz sizinleyiz, onlarla sa­dece is­tihzâ (alay) ediyoruz, derler. 2/Bakara: 14

3- Yemin olsun! Senden önce, ev­velki mil­letler içinde de (resûl) gön­dermiştik. Onlara gelen her re­sûl gelmeyedursun, hemen istihzâ (alay) ederlerdi. 15/Hicr: 10-11

4- Ey îmân edenler! Kendilerine siz­den önce kitâb verilenlerden, dî­ni­nizi istihzâya (alaya) ve eğlenceye alanları ve kâfirleri velîler (dost) edinmeyin. Eğer mü'minler iseniz; Allâh’tan ittikâ edin. 5/Mâide: 57

İstihza konuları

1- Onlara (niçin istihzâ ediyorsu­nuz, diye) soracak olursan: Yemin ol­sun ki, lafa dalmış ve (şakalaşıp) oynu­yorduk, diyecekler. De ki: Allâh’la, âyetleriyle, resûlleriyle mi istihzâ (alay) ediyordunuz? 9/Tevbe: 65

2- Kâfir olanlar seni gördükleri za­man, seni istihzâya (alaya) alarak: Sizin ilâhlarınızı diline dolayan bu mudur? Derler. Onlar Rahmân (Allâh)'ın Zikr (Kitâb)’ine karşı kâ­firdirler. 21/Enbiyâ: 36

3- Namaza çağırdığınızda, onu is­tih­zâya (alaya) ve eğlenceye alan alır­lar. Bu, onların akletmeyen bir ka­vim olmasındandır. 5/Mâide: 58

4- İnsanlar arasında, bilgisizce Allâh yolun­dan dalâlete düşürmek (saptırmak) ve o (Allâh yolu) ile is­tihzâ (alay) için (gerçeği) lehve’l ha­dîs (boş sözler)’le satın alanlar var­dır. İşte onların, (evet) onların (hakkı) mühin (alçaltıcı) bir azâb vardır. 31/Lokmân 6

 

isyan

İsyân: isyân etmek, âsi olmak, baş kaldırmak, karşı gelmek... gibi an­lamlara gelen bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de 32 civarında zikredil­mektedir.

Genel olarak:

1- Ey Nebî! ınanmış kadınlar, Allâh’a hiç­bir şirk (ortak) koşmamak, hır­sızlık yap­mamak, zina etme­mek, ço­cuk­larını öldürmemek, el­le­riyle ayak­ları arasında bir if­tira uydurup ge­tirme­mek, ma’rûf hususunda sana âsi olmamak şar­tıyla sana biat et­mek üzere geldik­leri za­man, on­ları ka­bul et. Onlara Allâh’tan istiğ­far dile. Doğrusu Allâh, Ğafûr 'dur Rahîm'dir. 60/Mümtehine: 12

2- Ey imân edenler! Aranızda gizli konuş­tu­ğunuz zaman ism’i (gü­nahı), udvân’ı (düşmanlığı) ve Resûl’e ma­siye’yi (isyanı) fısılda­mayın. Birr (iyilik) ve takvâ üzere ko­nu­şu n. Huzurunda haşroluna­ca­ğınız Allâh’dan ittikâ edi­niz. 58/Mücâdele: 9

3- De ki: Ben, eğer Rabb’ime isyân eder­sem Azîm Gün’ün azâbından korkarım. 6/En’âm: 15

4- ...Allâh îmânısize sevdirdi. Onu da kalblerinize süsledi. Küfrü, fıskı ve isyânı da kerih (çirkin) gös­ter­miştir. Raşid (olgun) olanlar bun­lardır. 49/Hucurât: 7

5- Ey îmân edenler! Kendinizi, aile­nizi, yakıtı insan ve taş olan ateş­ten ko­ruyun. O'nun başında, iri göv­deli, sert tabiatlı, Allâh’ın kendi­le­rine em­retiği şeye asi olma­yan em­redildiklerini yapan me­lek­ler var­dır. 66/Tahrîm: 6

6- ...Adem, Rabb’ine karşı âsi oldu. Böylece iğvâ’ya düştü (azdı). 20/Tâhâ: 121

Kimler âsidir?

1- (İbrâhîm) babacığım! Şeytâna ibâ­det (kulluk) etme! Çünkü Şeytân Rahmân'a isyân etmiştir. 19/Meryem: 44

2- Ama Firavn tekzîb etti (yalanladı) ve is­yân etti. 79/Naziat: 21

3- Allâh ve Resûl’ü bir işe hüküm verdiği zaman, mü'min kadın ve er­keğe o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allâh ve Resûl’üne karşı asi olursa, mu­bîn (apaçık) bir dalâlete (sapıklığa) düşmüştür. 33/Ahzâb: 36

4- İşte Ad (kavmi), Rabb’lerinin âyetlerini tanımadılar ve Resûl’e âsi oldular. İnatcı her Cebbâr (Zorba)’ın emrine ittiba ettiler. 11/Hûd: 59

İsyanın sonucu:

1- (Benim yaptığım yalnız) Allâh ka­tından olanı, O'nun risalet­le­rini tebliğdir. Allâh’a ve Resûl’üne kim asi olursa; ona, içinde ebedi ka­lına­cak Cehennem ateşi vardır. 72/Cin: 23

2- Kim Allâh ve Resûl’üne âsi olursa ve O (Allâh’ın koyduğu) hududları aşarsa; onu içinde ebedi kalacağı ateşe sokar. Ve ona mühîn (açaltıcı) bir azâb vardır. 4/Nisâ: 14

3- O (Kıyamet) gün(ü); küfredenler ve Resûl’e âsi olanlar, yeryüzünün kendilerini tesviye (dümdüz) et­me­sini temenni ederler... 4/Nisâ: 42

4- Eğer sana âsi olurlarsa, de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan beriyim. 26/Şuarâ: 216

5- İbrahîm şöyle demişti: ...Beni ve oğullarımı Esnâm’a (heykel putla­rına) ibâdet (kulluk) etmekten icti­nab ettir (uzak tut). Rabb’im, onlar (esnâm) insanların ekserisini dalâ­lete düşürdüler. Her kim ki; bana tabi oldu, o bendendir. Kim de bana âsi oldu, hiç şüphesiz sen Ğafûr Rahîm’sin. 14/İbrahîm: 35-36

 

itaat

İtaat: Boyun eğmek, dediğini yap­mak, itâat etmek... anlamla­rına gel­mek­tedir. Kullanılış bi­çimlerine göre farklı manalara gelen bu ke­lime Kur’ân-ı Kerîm’de 130 civarında zik­redil­mekte­dir.

Genel anlam:

1- Ey îmân edenler! Allâh’a itâat edin. Resûl’e ve sizden olan "Emir" sa­hip­lerine itâat edin. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa dü­şerseniz, onu Allâh ve Resûl’üne götürün. Eğer Allâh’a ve âhirete inanıyor­sanız. 4/Nisâ: 59

2- Kim Resûl’e itâat ederse, Allâh’a itâat etmiştir. Yüz çevi­rene ge­lince, seni onlara bekçi gönder­medik. 4/Nisâ: 80

3- Aralarında hüküm vermesi için Allâh’a ve Resûl’üne davet edildik­le­rinde: İşittik ve itâat et­tik, demek sa­dece mü'minlerin söyle­yeceği söz­dür. Onlar kur­tuluşa erenlerdir. 24/Nûr: 51

4- Ey îmân edenler! Allâh’a itâat edin. Resûl’üne itâat edin. İşlerinizi boşa çıkarma­yın. 47/Muhammed: 33

5- Allâh’a ve Resûl’üne itâat edin. Birbirnizle niza’ etmeyin. Korkuya kapılırsa­nız da, devle­tiniz gider... 8/Enfâl: 46

Kimlere itâat edilir:

1- Allâh’a itâat edilir. Yani Kur'ân hüküm­lerine,

2- Resulullah'a itâat edilir. Yani sün­net tat­bikatına, yorum yapılmaz­, alternatif ge­tirilmez.

3- Müslüman "Emir" sahiplerine itâat edilir,

4- Resulullah'a itâat, Allâh’a ita­at­tır.

5- Allâh’a ve Resûlüne davet edildi­ğinde, hiç tereddüt ve yo­rum ola­maz.

Kimlere itâat edilmez:

1- Ey îmân edenler! Eğer kâfirlere itâat ederseniz, sizi gerisin ge­riye çevi­rir­ler... 3/Aliimrân: 149

2- Kâfirlere ve münâfıklara itâat etme. Onların eziyetlerine al­dırma... 33/Ahzâb: 48

3- (Bundan böyle), mükezzibîn’e (yalanlayan­lara) itâat etme! 68/Kalem: 8

4- Hallâf’a (çok yemin edene) ve mehîn’e (alçağa) itâat etme. 68/Kalem: 10

5- ...Şeytânlar evliyâ (dostlar)’sına, si­zinle mücadele et­me­leri için vahy (telkin) ederler. Eğer onlara itâat eder­seniz, hiç şüphesiz siz de müş­riklerden olur­sunuz. 6/En'âm: 121

6- Biz insana ana-babasına iyi dav­ranma­sını tavsiye etmişiz. Eğer onlar, seni hakkında bil­gin olma­yan bir şeyi şirk koşman için zor­lar­larsa, on­lara itâat etme... 29/Ankebût: 8

7- (Adem'in oğlu) kendi nefsi, kar­deşini öl­dürmeye kendisini itâat et­tirdi. 5/Mâide: 30

8- Firavn, kendi kavmini istihfâf’a (hafife) aldı. Onlar da ona itâat etti­ler. Çünkü onlar fâ­sıklar kavim idi­ler. 43/Zuhruf: 54

9- Eğer yer yüzündekilerin ço­ğuna itâat ede­cek olursan, seni Allâh’ın yo­lundan dalâ­lete düşürürler (saptırırlar). Onlar zandan başka bir şeye tabi olmazlar (uymaz­lar). Ve onlar(ın işi-gücü de) ancak ya­lan söylerler. 6/En'âm: 116

Kimlere itâat Edilmez:

1- Kâfirlere,

2- Münâfıklara,

3- Kur'ân hükümlerini kabul et­me­yen ya­lancılara.

4- Batılı savunarak yersiz yemin eden kali­tesizlere,

5- Şeytân dostlarına,

6- Şirke zorlayan ana-babaya,

7- Nefsin haram isteklerine,

8- Kendi kavmini ve toplumunu kü­çümse­yenlere,

9- Rastgele kalabalıklara itâat edil­mez.

Harama itâatın neticesi:

1- Cahiliye düşünce ve yaşayışına döndü­rürler.

2- Şirke düşürürler.

3- Haksız yere adam öldürtür­ler.

4- Toplumunu küçümseyen yöne­ti­ciye itâat ettiğinden dolayı fasık olur.

5- Kalabalıkların gidişatı iyi de­ğilse, onlara uyulamaz. Böylesi top­lum­lar zanna uyarlar ve ya­lan söyler­ler, insanları saptırır­lar.

 

İttiba_uyma

İttibâ: Uymak, izlemek, tabi ol­mak, arka­sına düşmek, peşine düşmek, yetişmek, ka­vuşmak... anlam­larını ifade eder. Çeşitli şe­kil­le­riyle Kur’ân-ı Kerîm’de 17O den fazla zikredil­mek­tedir.

Genel anlam:

1- ...De ki: Allâh’ın hidâyete er­dir­mesi ger­çek hidâyetin kendisidir. Sana gelen ilim­den sonra eğer on­la­rın hevâlarına tabi olursan, and ol­sun ki, Allâh’dan sana ne bir velî (dost) ne de bir yardımcı vardır. 2/Bakara: 12O

2- ...Allâh’dan başka şürekâ’ya (ortaklara) duâ edenler (yalvaranlar), neye tabi oluyor­lar?... 10/Yûnus: 66

3- Bu benim sırâtı müstekimim (istikametlendirilmiş yolumdur). O'na tabi olun (uyun). Başka yol­lara tabi olmayın (uy­ma­yın). (Uyarsanız) o yol, sizi Allâh’ın yo­lundan (ayırır) tefrikaya dü­şersi­niz. Tezekkür et­meniz (ders alma­nız) için Allâh size bunları tavsiye (emr)etti. 6/En'am: 153

4- ...Allâh’dan başka bir hidâyete er­dirici olmaksızın, kendi hevâ­sına tabi olandan daha dalâlette (sapıklıkta) kim olabilir?... 28/Kasas: 5O

5- Aralarında Allâh’ın indirdiği ile hükmet ve onların hevâla­rına tabi olma! Allâh’ın sana indir­diği hü­kümlerin bir kısmında seni fitneye düşürmeleri husu­sunda, dikkat et!.. 5/Mâide: 49

6- Bu dünyada onlara la'neti tabi kıl­dık. 28/Kasas: 42

7- Ayetlerimizi yalanlayanların he­vâ­larına tabi olma! 6/En'âm: 15O

8- (Kavmi Nûh'a şöyle) dediler: Sana rezil­ler (alt tabaka) tabi ol­dukça, biz sana îmân mı edeceğiz? 26/Şuarâ: 111

 Anlayabildiğimiz:

1- Allâh’ın yolu insanıdoğruya iletir.

2- Başka yollar insanların hevâ-he­ves­lerin­den ibarettir.

3- İnsanların hevâ-heveslerine tabi olana Allâh yardım etmez.

4- İnsan hevâsına göre ayarlanan yollar par­çalanmaya götürür.

5- İnsanların kendi hevâsına tabi ol­ması sa­pıklıktır...

6- Müslümanlar Allâh’ın indirdi­ğiyle hük­mederler.

7- İnsanların hevâlarına tabi ola­maz.

8- İnsanların hevâlarına tabi ol­mak fitneye götürür.

9- Allâh kâfirlere la'neti tabi kıl­mış­tır. Onlar la'netliktirler.

10- Kur'ân hükümlerini yalanla­ya­rak, vakti geçmiş, müm­kün değil... gibilerle arka plana itenler he­vâ­la­rına uymuş­tur.

11- Yalanlayıcılara tabi olunamaz.

12- Bu samimiyetsizler kendilerini büyük bir şey zannederler

13- Mü'minlere de hor bakarlar.

14- Horladıkları insanların inan­dık­la­rına îmân etmezler.

Mü'minler neye tabi olurlar:

1- Allâh’ı seviyorsanız bana tabi olun. Allâh da sizi sevsin ve zunû­bunuzu (gü­nahla­rınızı) mağfiret et­sin (bağışlasın). Allâh Ğafûr Rahîm'dir. 3/Aliimrân: 31

2- (İbrâhîm): Kim bana tabi olursa o ben­dendir. 14/İbrâhîm: 36

3- Sonra seni de emr’de (dinde) bir şerîat üzere kıldık. Ona (şerîat’e) tabi ol! (Hakk’ı ve haddini) bilme­yenlerin hevâlarına tabi olma. 45/Câsiye: 18

 Kâfirlerin tabi oldukları şey­ler:

1- (Mûsâ'yı) Firavn'a ve onun eş­ra­fına (gönderdik). Onlarsa Firavn'ın em­rine tabi ol­dular. Firavn'ın emri de reşîd (doğruya götü­ren, aklı başında) değildi. 11/Hûd: 97

2- Bilakis ilimsiz olarak kendi he­va­larına tabi olanlar zâlim kişi­ler­dir. 30/Rûm: 29

3- And olsun İblis kendi zannını ger­çekleş­tirdi. Mü'minlerden bir zümre ha­riç onlar ona tabi oldu­lar. 34/Sebe: 29

4- Yahûd ve Nesarâ senden asla razı olma­yacaklardır. Ta ki, kendi mil­let­lerine tabi ol­ma­dıkça. 2/Bakara: 120

5- ...Kalbini bizi zikirden (anmaktan) gafil kıldığımız kişiye itâat etme ve onun hevâsına tabi olma. Onun emri (işi-gücü) furut’­tur (ifrat-tef­rittir)! 18/Kehf: 28

6- (O) şairlere gelince onlara iğ­vaya düşen (sapık)lar tabi olurlar. 26/Şuarâ: 224

7- Allâh sizin tevbe etmenizi ister. Şehvetlerine tabi olanlar ise büyük bir meyl ile (yanlış yola) meylet­me­nizi ister. 4/Nisâ: 27

8- Onlara Allâh’ın indirdiğine tabi olunuz, denildiğinde: Hayır. Biz ba­ba­larımızı üzerinde bul­duğumuz yola tabi oluruz, der­ler. 31/Lokmân: 2

9- Sana Kitâb’ı indiren O'dur. Onda Kitâb’ın anası (temeli) olan muh­kem (kesin anlamlı) âyetler var­dır, diğerleri de mü­teşabi­h’­lerdir (çeşitli an­lamlıdırlar). Kalblerinde zeyğ (eğrilik) olan kimse­ler, fitne çı­kar­mak, kendile­rine göre te'vil (yorumlamak) için onların müteşa­bih (çeşitli an­lamlı) olan­larına tabi olurlar. Oysa onların te'vilini (yorumunu) an­cak Allâh bilir. İlimde râsihûn (muhakkik ve de­rin­leşmiş olanlar): Ona inandık, hepsi Rabb’imizin ka­tındandır, der­ler. Bunu ancak elbab (akıl) sa­hip­leri te­zekkür edebilirler. 3/Aliimrân: 7

Anlayabildiğimiz:

1- Firavn'a toplumu tabi oldu.

2- Firavn'un emirleri yanlıştır.

3- Hevâlarına tabi olanlar kendi­le­rine ve et­rafına karşı zâlim­dir.

4- İblis insanları şaşırtacağı husu­sunda sö­zünü tuttu.

5- İnsanlar da iblise tabi oldular.

6- Yahud ve Nâsara kendilerine tabi olun­madıkça kimseyi sevmez.

7- Allâh’ı anmayan gafildir.

8- İşinde, sözünde, tavrında Allâh’ı anma­yan hatırlayıp kendi­sini ayar­la­mayan insanlar hevâlarına tabi olmuİlardır.

9- Hevâlarına tabi olanların işi-gücü ifrat ve tefrittir.

10- Bu aşırıcılara itâat edilemez.

11- Allâh düşmanişairlere sapık kim­seler tabi olurlar.

12- Şehvetlerine tabi olanlar var­dır.

13- Bu şehvet-perestler diğer in­san­la­rın da yoldan çıkmasını ister­ler.

14- Kâfirler Allâh’ın indirdiğine tabi olmanısevmezler.

15- Babalarımızın yolu daha iyi. Onlara tabi oluruz, derler.

16- Ard niyetli kişiler Kur'ân’ın mü­teşabih âyetlerine tabi olurlar.

 

İzzet_şeref

İzzet: Üstün gelmek, yenmek, onurlu ol­mak, izzet ve şeref sa­hibi ol­mak... anlamla­rına gel­mektedir. Ku'an'da bu kelime­den tü­re­tilmiş çeşitli keli­meler mevcuttur. Allâh’ın sıfatı ola­rak 1OO civa­rında, 2O ci­va­rında da çeşitli an­lam­larda zikredil­miştir.

 Genel anlam:

1- ...Biliniz ki Allâh Aziz, Hakîm'dir. 2/Bakara: 209

2- ...Allâh Aziz ve intikan sahibi değil mi­dir? 39/Zümer: 37

3- Onların sözleri seni üzmesin. Çünkü bü­tün izzet Allâh’ındır. 10/Yûnus: 65

4- Kim izzet istiyor!.. İzzetin tümü Allâh’ındır... 35/Fâtır: 10

5- ...Halbu ki, izzet Allâh’ın, Resûl’ünün, Mü'minlerindir... 63/Munâfikûn: 8

Kâfirlerdeki izzet-şeref:

1- Mü'minleri bırakıp da, kâfirleri ev­liyâ (dostlar) edinenler onların ya­nında izzet mi arıyorlar? Halbu ki: Bütün izzet (sadece) Allâh’ındır. 4/Nisâ: 139

2- Ona: Allâh’a karşı muttaki ol, de­nilince; içinde bulunduğu ism’­den (gü­nah­larından) dolayı izzet kurun­tusu kendisini yakalar... 2/Bakara: 206

3- Onlar kendilerine izzet-şeref ol­sun diye Allâh’dan başka ilâh edindi­ler. 19/Meryem: 81

4- ...Firavn'ın izzet-şerefi için biz ga­lip ge­leceğiz, dediler. 26/Şuarâ: 44

5- Ey îmân edenler! Sizden kim dî­ninden dönerse: Allâh sevdiği ve ken­disini seven, mü­'minlere karşı ezilletün (alçak gönüllü), kâfir­lere karşı iz­zetli bir toplumu getirecek­tir... 5/Mâide: 54

Anlayabildıklerimiz:

1- Kâfir dost edilemez, onda iz­zet-şe­ref yoktur.

2- Kâfire, Allâh’dan kork denil­di­ğinde izzet kuruntusuna kapı­larak kızar.

3- Sahte ilâhlara inanan kişiler, kendi­lerine izzet-şeref süsü ve­rir­ler.

4- Dalkavuklar ilâhlaştırılmış yö­ne­tici­lerin sözüne şerefine ve emirle­rine göre iş yaparlar.

5- Mü'minler birbirine mütevazi, kâ­firlere karşı izzet-şereflidir.

 

kader

Kader: Bütün varlıkların, tüm du­rumlarını Allâh’ın takdir etmesidir. Kader konusunun alanıçok geniş­tir. Dar alanlarda kader kelime­sini kul­lanmak, insanları yanlış netice­lere gö­türür. Kur’ân-ı Kerîm’de, bu ke­lime çeşitli anlam ve kullanılış biçim­leriyle 132 civarında zik­re­dil­mekte­dir.

Genel anlam

1- Şüphesiz Biz her şeyi bir ka­dere (ölçüye) göre yarattık. 54/Kamer: 49

2- Allâh’ın Nebî'ye farz kıldığı (Zeyneb’le evlenmesi hususu) şey­lerde ona bir güçlük yoktur. Bu, Allâh’ın ötedenberi, gelmiş geç­miş­lere uyguladığı sünnetidir (yasasıdır). Allâh’ın emri; takdir edilmiş bir kaderdir (yerine gele­cek­tir). 33/Ahzâb: 38

3- Bunun üzerine onu (Lût’u) ve ailesini kurtardık. Yalnız karısı müs­tesna. Onun (azaba uğraması için) geride kalanlardan ol­masını takdir et­tik. 27/Nemil: 57

4- Rabbin dilediği kimsenin rızkını genişle­tir ve (bir ölçüye göre verir) takdir eder. O (Allâh) kullarını gö­ren ve haberdar olandır. 17/İsrâ: 30

 Bütün kâinattaki takdirat

1- Yeryüzüne ağırlıklar (sabit dağlar) yer­leştirdi. Orada bereketler ya­rattı. Orada -(yeryüzünde rızkını) ara­yan­lar için müsavi (eşit) olan-, gı­daları tam dört günde (herbiri uzun bir zaman diliminini kapsa­yan dev­re­ler içinde bitkiler, hay­vanlar, hava, su... gibi ih­ti­yaçların mü­kemmel­leş­mesini) takdir etti. Sonra, du­man ha­linde bulunan göğe istivâ etti (yöneldi). Ona (göğe) ve yer­yü­züne: İsteyerek veya istemiyerek gelin (size takdir edilen özel­likleri yerine geti­rin), dedi. İkisi de: İsteyerek geldik (bahşettiğin özel­liklerin icrası başımız üstüne), dedi­ler. Bunun üze­rine (Allâh), iki gün içinde yedi göğü var etti. Her gö­ğün işini kendisine vah­yetti (bildirdi). Yeryüzü sema­sını da ışıklarla do­nattık. Ayrıca bozul­mak­tan da ko­ruduk. İşte bu; Azîz Alîm (olan Allâh)’ın takdiridir. 41/Fussilet: 10-11-12

2- Allâh her dişinin neye hamile ol­du­ğunu, rahimlerin düşürdüğünü ve neyi ziyade ede­ceğini bilir. Her şey O'nun katında miktara (bir öl­çüye) göredir. 13/Ra'd: 8

3- Göklerin ve yerin mülkü ken­disi­nin olan (Allâh), çocuk edinme­yen, mülkünde ortağı bulunmayan­dır. (O Allâh) herşeyi yarattı. Onu (her şeyi) belli bir takdire (ölçüye göre) takdir etti (düzenledi). 25/Furkân: 2

Ay ve güneşdeki takdi­rat

1- O (Allâh) güneşi ışıklı ve anınûrlu (parlak) yapandır. Yılların sa­yısını ve hesabı bilmeniz için, ona (aya) menziller (konak yer­leri) takdir O'dur. Allâh bunları ancak hakkla (gerçeğe göre) yaratmıştır. Bilen bir kavim için âyetleri tafsilatlı ola­rak açıklıyor. 10/Yûnus: 5

2- Ay için de (bir takım) menziller (yörüngesindeki ayın görüntü saf­ha­larını mey­dana getiren merkez nokta­lar) takdir ettik. Sonunda (kendi yö­rüngesinde dönerken) kuru bir hurma dalına (30 günlük olan ay so­nun­daki ışığı azalmış hi­lal’e) benzer (tekrar) eski (haline) döner. 36/Yâsîn: 39

Rızıkta takdiratlar

1- Görmezler mi? Allâh, dilediği kim­senin rızkını geniş kılar (bol ve­rir). (Dilediği kim­seninkini ise; belli bir ölçüye göre az) takdir eder. İmân eden bir kavim için, bunda âyetler (ibretler) vardır. 30/Rûm: 37

2- De ki: Doğrusu Rabbim, kulla­rın­dan di­lediğinin rızıkını genişletir. (Dilediği kimse­ninkini ise; belli bir ölçüye göre az) takdir eder. İnfak et­tiğiniz şeylerde ise; O (Allâh) daha iyisini verir. Çünkü O (Allâh), rızık ve­renlerin en hayırlı­sıdır. 34/Sebe: 39

3- Allâh dilediği kimsenin rızkını ge­nişletir ve (bir ölçüye göre) tak­dir eder. Dünya haya­tıyla ferahlar­lar (övünerler). Dünya hayatı âhi­ret ya­nında sadece bir metadan (geçimlikten) ibarettir. 13/Ra'd: 26

Yeryüzündeki takdiratlar

1- Senin yeryüzünü hâşiaten (boynu bükük emre hazır) görmen de O’nun (Allâh’ın) âyet­lerindendir. Biz ona su indirdiğimiz zaman ha­rekete geçer, kabarır. Ona can ve­ren Allâh şüphesiz ölüleri de diril­tir. Çünkü O (Allâh) her şeye Kadîr'dir. 41/Fussilet: 39

2- Gökten bir kadere (ölçüye) göre su indi­ren O (Allâh)’dır. Biz onunla ölü beldeyi diril­tiriz. İşte siz de böyle (mezarınızdan) çıkarı­la­cak­sınız. 43/Zuhruf: 11

3- Yeryüzünde kaynaklar fışkırt­tık. Her iki (yağmur ve kaynak) su, takdir edilen bir işin oluşması (Nûh tufanının tahakkuku) için bir­leşti. 54/Kamer: 12

4- .....Gece ve gündüzü takdir (belli bir öl­çüye göre tanzim) eden Allâh’dır... 73/Müzemmil: 20

5- Sabahı aydınlatan, geceyi din­lenme za­manı, güneş ve anı(vakit ölçüsü) hesablaması kılandır. Bu, Azîz (güçlü olan)'ın, Alîm (bilen)'in takdiridir. 6/En'âm: 96

 

kalb_kalp

Kalb: Kalb, yürek, imân-küfür ile kabul-ret olaylarının oluştuğu nokta, çevrilmek, döndürülmek, bir halden diğer hale geçmek... gibi an­lamlara gelen bu kelimenin kullanılış biçimleri ve an­lamları çok çeşitlidir. Farklı kullanılış bi­çim­le­riyle bu ke­lime Kur’ân-ı Kerîm’de 168 ci­varında zik­redilmektedir. Burada daha fazla kalb, inkı­lâb, munkalib, tekallub’a ait misaller verece­ğiz.

Genel olarak:

1- ...Allâh, âlemlerin kalbinde olan­ları en iyi bilen değil midir? 29/Ankebût: 10

2- Hevâsını kendisine ilâh edi­neni gördün mü? Allâh, onu bir bilgi üzere dalâlete (sapıklığa) düşür­müş­tür. Kulağını ve kalbini mü­hür­lemiş­tir. Gözünü de perde­le­miştir. Onu Allâh’tan başka kim hidâyete erişti­rebilir? Tezekkür et­mez misi­niz? 45/Câsiye: 23

3- İlâhınız tek bir ilâhdır. Onların kalbleri, âhirete îmân etme­yen (birer) münkirdir. Onlar müs­tekbir­lerdir. 16/Nahl: 22

4- Onu (Kur'ân’ı), Rûhu’l Emîn (Cebraîl) kalbine indirdi ki, mün­zi­rîn (uyarıcılar)’den olasın diye. 26/Şuarâ: 193-194

5- Ey mü'minler! Allâh ve Resûl’ü, sizi, hayat verecek şeye ça­ğır­dığı za­man icabet edin. Allâh’ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve so­nunda O'nun katında haşrolunacağınızı (toplana­cağınızı) bilin. 8/Enfâl: 24

6- ...Ama yalnız ebsar (gözler) kör ol­maz, fakat gö­ğüslerde olan kalb­ler de körleşir. 22/Hacc: 46

7- Allâh kimi hidâyete koymak is­terse onun sadrını (göğsünü, kal­bini) İslâm'a açar... 6/En'âm: 125

8- O gün ne mal fayda verir, ne ev­lat. Ancak selîm bir kalb ile Allâh’a gelmek müs­tesnadır. 26/Şuarâ: 88-89

9- Bunlar, îmân edenler ve Allâh’ı zikirle (anmakla) kalbleri mütmain (tatmin) olanlar­dır. Dikkat edin: Kalbler ancak Allâh’ı zikirle (anmakla) mütmain (tatmin) olur. 13/Ra'd: 28

10- Mü'min olanlar şu kimselerdir ki: Allâh anıldığı zaman kalbleri tit­rer. O (Allâh’ın) âyetleri, kendile­rine okunduğu zaman îmânla­rını artırır... 8/Enfâl: 2-3

11- And olsun ki: Cehennem için bir­çok cin ve insan yarattık. Onların kalb­leri vardır ama fıkh et­mezler (an­lamazlar). Gözleri vardır ama basiret göstermezler (görmez­ler). Kulakları vardır ama işitmez­ler. İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha dalâlet (sapıklık)’tedirler. İşte bun­lar ga­fil­lerdir. 7/A'râf: 179

Mü'minlerin kalbi:

1- (Cennet’te) Biz, onların kalble­rin­deki kini söktük. Onlar köİkler üze­rinde karşı karşıya olan kar­deş­lerdir. 15/Hicr: 4

2- Mü'minler, Allâh zikredildi­ğinde (anıldığı) za­man kalbleri titre­yen­lerdir... 8/Enfâl: 2

3- Bu böyledir. Kişinin Allâh’ın şeâ­irine (nişanelerine) tazim göster­mesinin gerçeği kalblerin takvâsın­dandır. 22/Hacc: 32

4- Allâh kimin sadrını (gönlünü) İslâm'a açmışsa, o, Rabb’i katın­dan bir nûr üzere ol­maz mı? Kalpleri zik­rullâhdan uzaklaşarak katılaşmışlara yazıklar ol­sun. Onlar mubîn bir dalâ­let içindedirler. 39/Zümer: 22

5- Hiçbir musibet Allâh’ın izni ol­maksızın isabet etmez; Allâh’a kim îmân ederse (Allâh) onun kalbini hi­dâyete erdirir. Ve Allâh her şeyi bi­lendir. 64/Teğabun: 11

6- İşte size vadedilen bu (Cennet); (Allâh’a) yönelen, (emirlerine) ri­ayet eden, görmediği Rahmân'dan haşyet duyan (korkan), münib (Allâh’a yö­nelmiş) bir kalble gelen kimselere­dir. 50/Kâf: 32-33

7- Onların başında geçen olayını, Biz sana gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rabblerine inanmış birkaç gençti. Biz de onların hidâyet­lerini artırdık. Kalblerini de pekiştirmiş­tik... 18/Kehf: 13-14

8- Bu böyledir. Kişinin Allâh’ın şeâ­irine (nişanelerine) tazim göster­mesinin gerçeği kalblerin takvâsın­dandır. 22/Hacc: 32

Kâfirlerin kalbi:

1- ...Hayır, öyle değil. Bilakis, on­la­rın ka­zanmış oldukları (kötü şey­ler), kalblerinin üzerini kapla­mış­tır. 83/Mutaffifîn: 14

2- (Bu mucizelerden) sonra kalb­leri­niz yine katılaştı, taş gibi, hatta daha da katı oldu... 2/Bakara: 74

3- ...Onların kalblerine küfürleri se­bebiyle (tapınmak için) buzağı sevgisi kalblerine içi­rildi (dolduruldu)... 2/Bakara: 93

4- Allâh’a şirk koşmaları sebe­biyle, küfre­denlerin kalbine korku sa­la­cağız... 3/Aliimrân: 151

5- And olsun ki; senden evvelki top­lum­lara da (resûller) gönderdik. Onlara resûl gel­meye­dursun, he­men onu alaya alırlardı. İşte böy­lece, biz de (istihzâ küfrünü bu) mücrim­lerin kalblerine sokarız. 15/Hicr: 10-11-12

6- Allâh bir olarak zikredildiğinde (anıldığında), âhirete inanmayan­la­rın kalbleri tiksinir (nefretle çar­par). Ama O (Allâh)’tan başka (ilah)’lar zikredildiğinde, (hemen yüzleri gü­ler) müjdelenmiş (gibi) olurlar. 39/Zümer: 45

Münafıkların kalbi

1- Onların kalblerinde marad (hastalık) var­dır. Allâh maradlarını (hastalıklarını) ziyade­leştirmiştir. Tekzîb (yalanlamalarına) karşılık onlara elim bir azâb vardır. 2/Bakara: 10

 2- Kalblerinin içinde (küfür) has­ta­lık(İ) olanlara gelince; (o hastalık, kalblerindeki kü­für) pisliklerine pis­lik ziyade etmiştir. Onlar kâfir olarak öldüler. 9/Tevbe: 125

3- Onlardan, (Kur'ân’ı okudu­ğunda) seni dinleyenler vardır. (Kur'ân’ı) fıkhetmesinler (anlamasınlar) diye kalbleri üzerine örtüler, kulaklarına da ağırlık koy­duk. Onlar bütün âyetleri (mucizeleri) görseler bile, yine ona îmân etmezler... 6/En'âm: 25

 Kalbin diğer durumları

1- ...Şahidliği gizlemeyin. Onu kim giz­lerse şüphesiz kalbi âsim (gü­nahkar) olur. Allâh iş­lediklerinizi bi­lir. 2/Bakara: 283

2- ...Kalblerinin gizlediği ise daha bü­yük­tür... 3/Aliimrân: 118

3- ...Henüz îmân kalblerinize gir­memiş­tir... 49/Hucurât: 14

4- ...Müellefetu’l kulûb’a (kalbleri Müslümanlığa ısındırılacaklara)... 9/Tevbe: 60

5- ...İşte böylece Allâh, kibirlik tas­la­yan her cebbâr (zorba)’ın kalbi­nin üzerini mühür­ler. 40/Mü'min//âfir: 35

6- ...İşte haddi aşanların kalbinin üzerine böyle mühür basarız. 10/Yûnus: 74

7-...Onlar (hakktan) kayınca, Allâh da on­ların kalblerini kaydırdı. Allâh fâsık­lar kav­mini hidâyete erdir­mez. 61/Saff: 5

8- ...Onlardan öncekiler de on­ların söyle­diklerinin tıpkısını söylemiş­lerdi. Kalbleri bir­birine benzedi. (Hakk’ı) iyi bilecek bir kavim için âyetleri beyân ettik. 2/Bakara: 118

9- Kendisine Rabb’inin âyetleri ha­tır­la­tılmışken ondan yüz çeviren ve kendi iki eliyle yaptığını unutan kim­seden daha zâlim var mı­dır? (Kur'ân’ı) Fİkhetmesinler (anlamasınlar) diye onların kalbleri üzerine engel olacak bir örtü, ku­lak­larına da bir ağırlık koyduk. Sen on­ları hi­dayete çağırsan da ebediy­yen hidâyete eremezler. 18/Kehf: 57

10- ...Kalbini bizi zikirden (anmaktan) gafil kıldığımız kişiye itâat etme ve onun he­vasına tabi olma. Onun emri (işi-gücü) furut (ifrat-tefrit)’tur! 18/Kehf: 28

 İlgili bazı ifadeler:

1- (Sihirbazlar) dediler ki: (Mühim değil) şüphesiz biz, Rabb’imize münkalib (dönenler)’iz. 7/A'râf: 125

2- ...Eğer ölür veya katledilirse, to­pukları üzerine inkılâb mı edecek­ler (dînden mi döne­cekler)? Kim de to­pukları üzeri inkılâb ederse, aslâ Allâh’a bir şey olarak zarar ve­re­mez... 3/Aliimrân: 144

3- ...Başına bir fitne gelirse çeh­re­sin­den inkılâb olur (he­men tepe-takla ters çevrilir). Dünyası da âhi­reti de husrân olur. İşte mu­bîn (apaçık) husrân budur. 22/Hacc: 11

4- ...Yakında zulmedenler hangi munkaleb (tepe-takla döndürülecek yere)’e yenkalibûn (döndürüleceklerini) bile­cek(lerdir). 26/Şuarâ: 227

5- Onların efide’sini (kalblerini), eb­sarını (gözlerini), ona ilk defa inanmadıkları gibisine tekallub et­ti­ri­riz (çe­viririz); on­ları tuğyanları (taşkınlıkları) içinde bırakırız. (Başıboş serse­riyane) bocalayıp do­laşırlar. 6/En'âm: 110

6- Küfredenlerden başkası, Allâh’ın âyet­leri üzerinde tartişmaya giriş­mez. Kâfirlerin tekallübü (diyar di­yar üstün­müşcesine dolaşması) sa­kın seni gururlandır­masın (yanılt­ma­sın). 40//âfir/Mü'min: 4

 

kısas

Kısâs: Misilleme, suç işleyene su­çu­nun karşılığı kadar aynıcezanın verilmesi. Kur’ân-ı Kerîm’de 4 civarında zik­redilmektedir.

1- Onda (Tevrât’ta) onlara şöyle yaz­dık (farz kıldık): Nefs’e nefs (cana can), göze göz, buruna bu­run, ku­lağa kulak, dişe diş ve ya­ra­lara kı­sâs (karşılıklı misil­leme)’dı. Kim onu (kısâs hakkını) tasadduk ederse (bağişlarsa); o kendisi için keffâret olur. Kim Allâh’ın indir­diği ile hük­metmezse, onlar zâ­lim­lerin kendi­si­dir. 5/Mâide: 45

2- Ey îmân edenler! Katletme (öldürme hu­susun)’de size kısâs farz kılındı: Hüre hür in­san, köleye köle ve kadına ka­dın. Öldüren, ölenin kardeşi ta­rafından afvedi­lirse, kendi­sine örfe ittiba (uymak) ve (bağışlayana) ihsan ile (gü­zel­likle di­yeti) edâ (ödemek) gere­kir. Bu, Rabb’inizden bir hafif­letme ve rah­mettir. Bundan sonra teca­vüzde bu­lunana elîm bir azâb vardır. 2/Bakara: 178

3- Ey ulu’l elbâb (akıl sahibleri)! Kısasta sizin için hayat vardır. Artık, it­tika eder­siniz. 2/Bakara: 179

4- Haram aya karşılık, haram ay­dır. Hurumât (hürmet edilen doku­nul­mazlıklar) kı­sâs (karşılıklı)’tır. Kim size saldırırsa, siz de o (saldıra)na saldırdığı misli kadar saldırın. Allâh’dan ittikâ edin! Biliniz ki, Allâh mut­taki­lerle bera­ber­dir. 2/Bakara: 194

 

Kıtal_savaş

Kıtal: Öldürmek, katletmek, sa­vaşmak, muharebe etmek, çar­pışmak... anlamlarına gelmek­tedir. Bu kelimelerden türetilmiş şekil­leri Kur’ân-ı Kerîm’de 170 civa­rında zikredil­mektedir.

Kıtal'a izin verilmesi:

1- Zulme uğramalarından dolayı, kendile­riyle mukâtelede bulunan (savaşİlan Müslüman)’lara (savaş) izni verildi. Şübhesiz, Allâh onlara yardım etmeğe elbette Kadîr'dir. Onlar haksız yere ve sırf: Rabb’imiz Allâh’tır, de­dik­leri için yurtlarından çıkarıldı­lar... 22/Hacc: 39- 40

 Öldürmekle alakalı misaller:

1- ...Ve kendinizi katlemeyiniz... 4/Nisâ: 29

2- Geçim endişesinden dolayı ço­cuk­larınızı katletmeyiniz... 17/İsrâ: 31

3- Bir mü'minin bir mü'mini kat­letme hakkı yoktur... 4/Nisâ: 92

4- Haklı bir sebep olmadıkça Allâh’ın ha­ram kıldığı canıkat­let­me­yin... 17/İsrâ: 33

5- Onlar Allâh’la beraber başka bir ilâha duâ etmezler (yalvarmazlar) Allâh’ın ha­ram kıldığı canıhaksız yere katletmezler. Zina da etmez­ler. 25/Furkân: 68

6- ...Kim, (öldürdüğü) bir cana veya yer­yüzünde (yaptığı) bir fesâd’a karşılık olmak­sızın haksız yere bir kimseyi katlederse; sanki bütün in­sanları katletmiştir. Kime de hayat vermişse; sanki bütün insanlara ha­yat ver­miş... 5/Mâide: 32

7- Harrâs (çok yalan söyleyen)’lar katledil­sin (kahrolsun). 51/Zâriyât: 10

Anladıklarımız:

1- Kendi kendimizi öldürmemiz ha­ramdır.

2- Geçim korkusundan çocuk öl­dü­rülmez.

3- Bir mü'min bir mü'mini katle­de­mez.

4- Allâh’ın haram kıldığı canıhaksız yere katletmek haramdır.

5- İnsanları aldatan yalancılar kah­rol­sun.

Kıtal-Savaşın mahiyeti:

1- ...Topluca sizinle mukâtele eden (savaşan) müşriklerle (putperestlerle) siz de topluca mu­kâ­tele edin (sa­vaşın), Allâh’ın muttaki­lerle (sakınanlarla) beraber olduğunu bilin. 9/Tevbe: 36

2- Mü'minler Allâh yolunda mukâ­tele eder­ler (sa­vaşırlar), kâfirler ise Tâğût yo­lunda mu­kâtele ederler (savaşırlar). 4/Nisâ: 76

3- Dünya hayatını âhiret karşılı­ğında satan­lar, Allâh yolunda mukâ­tele ederler (savaşır­lar). 4/Nisâ: 74

4- Dininize saldırırlarsa küfrün ön­der­lerine karşı mukâtele edin (savaşın). 9/Tevbe: 12

5- Allâh; mü'minlerden mallarını ve canla­rını, onlara Cennet karşılı­ğında satın almıştır. Çünkü; onlar Allâh yolunda mukâtele ederler (savaşırlar). Katlederler ve katledi­lir­ler. 9/Tevbe: 111

6- Allâh yolunda katledilenlere ölüler de­meyin. 2/Bakara: 154

7- Kendilerine ellerinizi (savaştan) çekin salâtı ikâme edin (na­mazı kı­lın) ve zekâtı verin deni­len kimse­leri görmedin mi? Üzerlerine mu­kâ­tele (savaş) yazılınca (farz kılınınca) içle­rinden bir gurup insan­lar­dan Allâh’tan korkar gibi yahut daha fazla bir korku ile korkmaya baş­ladı­lar... 4/Nisâ: 77

8- Allâh sizinle dîn uğrunda mukâ­tele etme­yen (sa­vaşmayan) ve sizi yurtlarınızdan çı­kar­mayanlara iyilik yapmanızı ve adil davranma­nızı ya­sakla­maz. 60/Mümtehine: 8

Anlayabidiklerimiz:

1- Müslümanlarla savaşan müşrik­lerle sa­vaşmak farzdır.

2- mü'minler Allâh yolunda kâfir­ler Tâğût yolunda savaşır.

3- Allâh kendi yolunda savaşanın ha­yatını Cennet karşılığı sa­tın al­mış.

4- Küfrün öncüleriyle savaşİla­caktır

5- Allâh yolunda vurulanlara ölü de­nilmez.

6- Müslümanın haklı savaşı dedi-ko­dularla durdurulamaz.

7- Müslümanlara karşı savaşma­yan kâfir­lere iyilik edilir.

 

kizb_ kizip_yalan

Kizb: Yalan, olmayanısöyleye­rek yanılt­mak, uydurma... gibi an­lam­lara gelmektedir. Kullanılış bi­çim­lerine göre farklı manalara ge­len bu ke­lime Kur’ân-ı Kerîm’de 280 civarında zik­re­dilmektedir.

Genel anlamda:

1- Allâh’a nasıl yalan yere iftira ettik­lerine bir bak. Bu, mubîn (apaçık) bir ism (günah) olarak yeter. 4/Nisâ: 50

2- Eğer siz (Resûl’ü) yalanlıyor­sanız (bilin ki:) Sizden önceki üm­met­ler de yalanlamış­lardı. Resûl’e düşen, sadece belâ­ğu'l mubîn (apaçık bir tebliğ)dir. 29/Ankebût: 18

3- İnsanlar fitneye düşürülmeden (imtihan edilmeden): âmennâ (iman et­tik), demekle terk edileceklerini mi zannedi­yor? And olsun! Biz kendi­le­rin­den öncekileri de fitneye (imtihana) tabi kıldık. Allâh elbette doğruları ortaya ko­ya­cak ve el­bette yalancıları da ortaya çıka­ra­caktır. 29/Ankebût: 3

4- ... Ayetlerimizi yalanlayanların ve âhi­rete inanmayanların he­ves­lerine uyma. Onlar Rabb’lerine başkala­rını (ilahlaştırdıkları şey­leri) denk tutu­yorlar. 6/En'âm: 150

5- Ayetlerimizi yalanlayan, ken­dine zulme­den kavim çok kötü bir ör­nektir! 7/A'râf: 177

6- Seni yalanlarlarsa onlara de ki: Benim yaptığım bana, sizin yap­tı­ğınız sizedir. Siz benim yaptığım­dan uzaksınız. Ben de sizin yaptı­ğınız­dan uzağım. 10/Yûnus: 41

7- Bizi âyetler (mucize) gönder­mek­ten alı­koyan, ancak, ön­ceki­lerin onları yalanlamış olma­larıdır. Semud milletine gözle görülebi­len bir mu­cize, bir deve vermiştik de ona zul­met­miş­lerdi. Oysa Biz mu­cize­leri yal­nız korkut­mak için gön­deririz. 17/İsrâ: 59

8- İslâm'a çağırılmışken gelmeyip Allâh’a karşı yalanla iftira eden­den daha zâlim kimdir? Allâh, zâlimler kavmini hidâyete er­dirmez. 61/Saff: 7

9- Münâfıklar sana gelince şöyle der­ler: Senin şüphesiz Allâh’ın Resûl’ü olduğuna şe­hadet ede­riz. Allâh da, senin kendisinin Resûl’ü olduğunu bilir. Ayrıca Allâh, mü­nâ­fıkların yalancı ol­duklarını da bi­lir. 63/Munâfikûn: 1

10- (Bundan böyle), mükezzibîn’e (yalanlayan­lara) itâat etme! 68/Kalem: 8

11- Yarın (kâfirler), kimin kezzâb (çok ya­lancı) ve İımarık olduğunu bi­lecek­lerdir. 54/Kamer: 26

Tekzîb edilen konular:

1- Seni yalancı sayıyorlarsa (bil ki), onlar­dan önce Nûh kavmi, Ad, Semud, İbrâhîm kavmi, Lut kavmi ve Medyen halkı da resûl­lerini ya­lancı saymış ve Mûsâ da yalanlan­mıştı. Ama Ben, kâfirlere (önce) mehil ver­dim, sonra da onları ya­ka­layı­verdim. Beni nekir (inkâr) na­sıl­mış (görsünler). 22/Hacc: 42

2- Kavminin ileri gelen kâfirleri (Hûd'a) dediler ki: Biz senin se­fâha (beyin­sizlik) içinde olduğunu görü­yoruz. Ayrıca seni kâ­zibîn’­den (yalancılardan) sanı­yoruz. 7/A'râf: 66

3- Kendi nefislerinin aleyhine nasıl yalan söylediklerine bak! (Uyduruk ilâhları) onlar­dan dalâ­lete düştüler (uzaklaşarak kaybolup gitti­ler). 6/En'âm: 24

4- Kerih gördüklerini Allâh’a ma­le­derler. Dilleri, güzel şeyle­rin kendi­lerine ait olduğunu ya­lan yere söy­ler durur. Hiç şüphe yok ki, ateş (Cehennem) onlarındır. Ayrıca on­lar (ateşe) terk oluna­caklar. 16/Nahl: 62

5- Dillerinizin yalan olarak vası­lan­dırdığı; (rastgele) bu helâlldır şu ha­ramdır, demeyin. Zira Allâh’a karşı yalanla iftira etmiş olursu­nuz. Allâh’a karşı yalanla ifira edenler if­lah olmazlar. 16/Nahl: 116

Yalacıların özellikleri:

1- Onların kalblerinde marad (hastalık) var­dır. Allâh maradlarını (hastalıklarını) ziyade­leştirmiştir. Tekzîb (yalanlamalarına) karşılık onlara elim bir azâb vardır. 2/Bakara: 10

2- ...Size bir resûl nefsinizin hoşlan­madığı bir şey getirdikçe, kibir­le­nir (müs­tekbirle­nir­siniz). Bir kısmını yalanlayıp, bir kısmını öl­dürür mü­sü­nüz? 2/Bakara: 87

3- Ayetlerimizi yalanlayanlar ka­ran­lık­larda kalmış sağır ve dil­siz­ler­dir... 6/En'âm: 39

4- ...Allâh’ın âyetlerini yalanla­yan­dan ve onlardan yüz çevi­ren­den daha zâlim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevir­me­le­rin­den ötürü, kötü bir azâbla ceza­landıra­ca­ğız. 6/En'âm: 157

5- Evet! Ayetlerim sana gelmişti de, sen onu yalanladın, kibirlendin (müstekbirleştin). Ayrıca kâfir­ler­den oldun. 39/Zümüer: 59

6- Ama Firavn tekzîb etti (yalanladı) ve isyân etti. 79/Naziat: 21

7- (Onlar,) kezib (yalan)’ı çok çok dinler­ler, suht (haram)’ı da bol bol yerler. (Kendi arala­rındaki anlaşmazlıkları sormak için) sana gel­dik­lerinde; ister aralarında hüküm ver, is­tersen onlardan yüz çe­vir(erek ilgi­lenme)... 5/Mâide: 42

Yalancılığın neticesi:

1- Allâh’a karşı yalan yere iftira eden veya âyetlerini yalan sa­yan­dan daha zâlim kimdir? Kitâb'daki na­sib­leri kendilerine erişe­cek olan­lar on­lar­dır. Elçilerimiz canlarını al­mak üzere geldiklerinde on­lara şöyle der­ler: Allâh’tan başka duâ ettikle­riniz (yalvardıklarınız) ne­rede? (Cevap olarak) derler ki: (Hepsi de) biz­den dalâlete düştüler (bizi bıra­kıp kay­boldu­lar). Böylece, kâfir olduklarına dair kendi aleyhle­rine şahidlik eder­ler. 7/A'râf: 37

2- Ayetlerimizi yalan sayıp, onlara karşı ki­birlenenlere (müstekbirlenenlere), göğün kapı­ları açılmaz. Deve iğnenin deliğin­den geçme­dikçe Cennet’e de gi­re­mezler. Mücrimleri böyle cezalan­dırırız. 7/A'râf: 40

3- Şuayb’ı yalanlayanlar, yurtla­rında sanki hiç yaşamamış gibi ol­du­lar. Onlar Şuayb’ı ya­lan­ladılar. Husrana uğrayanlar on­lar oldu. 7/A'râf: 92

4- Ayetlerimizi ve âhirete kavuşmanı yalan sayan kimselerin iş­leri boşa gitmiştir. Onlar işledik­lerinin karşılığından başka bir şeyle mi ceza­landırılacaklar? 7/A'râf: 147

5- Sizden önce neler gelip geç­miş­tir. Yeryüzünde gezin de, ya­lancıla­rın sonunun ne oldu­ğuna bir bakın. 3/Aliimrân: 137

6- Küfredenler ve âyetlerimizi ya­lan­layanlar Cehennemlik olanlar­dır. Onlar orada temelli kalacaklardır. 2/Bakara: 39

7- Kıyâmet Günü Allâh’a kizb (yalan) söy­leyenlerin, yüzlerinin müsvedde (simsiyah) ol­du­ğunu gö­rürsün. Mütekebbirler için Cehennem'de bir durak ol­maz olur mu? 39/Zümüer: 60

8- O gün, âyetlerimizi her ümme­tin tekzîb edenlerini (yalanlayanlarını) toplarız. Onlar toplu ola­rak, (hesap yerine) sevkedi­lirler. 27/Neml: 83

9- Veyl olsun! O gün mükezzibî­n’e (yalanlayanlara). 77/Mürselat: 19

10- Orada lağiv (boş) ve kizzâb (yalan söz) işit­mezler. 78/Nebe: 35

11-Deki: Eğer duanız olmasaydı Rabbim size değer verirmiydi? (Durup dururken) tek­zib ettiniz (yalanladınız). O halde size bir azâb lazım (gerek) oluyor. 25/Furkân:77

 

kur'ân_kuran

Yüce Rabb’imiz, kendi kitâbına bazı isimler vermiştir. Bunlardan ikisi üze­rinde kısaca du­racağız. Kur'ân ve Kitâb. Kur'ân (çok oku­nan): Bu ke­lime 70'e yakın zikredil­mek­te­dir. Kitâb: Kullanılış bi­çimle­rine göre farklı ma­nalara gelen bu ke­lime Kur’ân-ı Kerîm’de 320 civa­rında zik­redilmek­tedir. Konuyu fazla uzat­ma­mak için, Kitâb’dan maksat Kur'ân’ın kas­te­dildiği âyetleri daha fazla gö­receğiz:

 Kur’ân-ı Kerîm’den bahseden âyet­ler:

1- Ramazan ayında Kur'ân indi­ril­miştir... 2/Bakara: 185

2- Kur'ân okunduğu zaman, taşla ko­vul­muş Şeytân’dan Allâh’a sı­ğın! 16/Nahl: 98

3- Kur'ân okunduğu zaman O'nu dinleyin. Ve susun ki, merha­met edile­siniz. 7/A'râf: 204

4- Biz, Kur’ân-ı Kerîm’den öyle bir şey in­di­riyoruz ki o, mü'minler için şifa ve rah­mettir. Zalimler için ise, sa­dece ziyanını artırır. 17/İsrâ: 82

5- Biz, bu Kur’ân-ı Kerîm’de insanlar için her türlü misali kesinlikle sa­yıp dök­tük. İnsan çok şeyde cedel­leş­meye meyyaldir. 18/Kehf: 54

6- And olsun Biz, Kur'ân’ı zikir için (öğüt almak için) kolaylaş­tırdık. Zikredecek (öğüt alacak) yok mu? 54/Kamer: 17, 22, 32, 40

7- Biz Kur'ân’ı sana çekesin diye değil, (Allâh’dan) muttakilere tez­kire (bir öğüt ol­sun) diye in­dirdik. 20/Tâhâ: 2-3

8- ...O'nunla sizi ve O'nu duya­cak kimse­leri inzâr etmem (korkutmam) için bana vah­yo­lundu... 6/En'âm: 19

9- Biz Kur'ân’ı arabça indirdik. O'nda vaîd (ikaz)’leri döne döne açık­ladık. Umulur ki onlar ittikâ ederler (çekinir­ler). Yahut da, O (Kur'ân) kendileri için bir zikrâ (ibret) ortaya koyar. 20/Tâhâ: 113

10- ...Onlar Kur'ân’ı parça parça edenler­dir. 15/Hicr: 91

11- ...Kur'ân’ı tane tane oku! 73/Müzemmil: 4

12- Gerçekten, işte bu Kur'ân ak­vama (en doğruya) hidâyet eder (götürür)... 17/İsrâ: 9

Kitâb’dan bahseden âyetler

1- İşte o Kitâb. Kendisinde şüphe olma­yandır. Muttekiler için hida­yet­tir. 2/Bakara: 2

2- Aziz, Hamid (olan Allâh’ın) yo­luna on­ların Rabb’inin izniyle in­sanları karanlıktan nûra çı­karman için sana o Kitâb’ı in­dirdik. 14/İbrâhîm: 1

3- O, Kitâb’da size indirmiştir ki: Allâh’ın âyetlerinin küfredil­di­ğini yahut onlarla alay edildiğini işitti­ğiniz zaman, onlar bundan başka bir söze dalıncaya kadar (kâfirlerle be­ra­ber) oturmayın. Yoksa, siz de onlar gibi olur­su­nuz... 4/Nisâ: 140

4- ...Bu Kitâb’ı sana, her şey için bir be­yan etme (açıklama), bir hidâ­yet ve rahmet kaynağı ve müslim’ler (Müslümanlar) için de bir büşrâ (müjdeci) olarak in­dirdik. 16/Nahl: 89

5- Hamd O Allâh’a ki, kendisinde hiçbir ivec (eğrilik tenakuz) olma­yan bu Kitâb’ı kendi ku­luna in­dirdi. 18/Kehf: 1

6- Allâh’ın sana gösterdiği şekilde in­sanlar arasında hükmet­men için Kitâb’ı hakk ile in­dirdik. Hainlerden taraf olma! 4/Nisâ: 105

7- Biz bu Kitâb’ı sana hakkında ihti­lâfa düştükleri şeyi insan­lara açık­laman ve îmân eden kavim için hi­dâyet ve rahmet olması için in­dir­dik. 16/Nahl: 64

8- Allâh’ın Kitâb’ını okuyanlar, na­mazı kı­lanlar ve kendilerine verdi­ğimiz rızıktan gizli ve açık infâk edenler, asla zarara uğra­maya­cak bir kazanç umabilirler. 35/Fâtır: 29

9- Sana Kitâb’ı indiren O'dur. Onda Kitâb’ın anası (temeli) olan muh­kem (kesin anlamlı) âyetler var­dır, diğerleri de müteşabih (çeşitli an­lamlıdırlar). Kalblerinde zeyğ (eğrilik) olan kimse­ler, fitne çı­kar­mak, kendile­rine göre te­'vil (yorumlamak) için onların müteşa­bih (çeşitli an­lamlı) olan­larına tabi olurlar. Oysa onların te'vilini (yorumunu) an­cak Allâh bilir. İlimde râsihûn (muhakkik ve de­rin­leşmiş olanlar): Ona inandık, hepsi Rabb’imizin ka­tındandır, derler. Bunu ancak elbab (akıl) sa­hip­leri te­zekkür edebilirler. 3/Aliimrân: 7

10- Ey imân edenler! Allâh’a, Resûl’üne, Resûl’üne indirdiği Kitâb’a ve daha önce in­dirdiği Kitâb'a îmân edin. Kim Allâh’ı, me­lek­lerini, kitâb­larını, resûllerini ve âhiret gü­nünü küfre­derse (umursamayıp görmemezlik­ten ge­lirse) uzak bir dalâlet(in) dalâletine (sapıklık çukuruna) düşmüştür. 4/Nisâ: 136

11- ...Doğrusu size Allâh’tan bir nûr ve Mubîn bir Kitâb (Kur'ân) gel­miştir. 5/Mâide: 15

12- Allâh size Kitâb’ı Mufassal ola­rak in­dirmişken O'ndan başka bir ha­kem mi araya­yım?... 6/En'âm: 114

13- Allâh dilediğini siler, diledi­ğini sabit bı­rakır. Kitâb’ın anası, O'nun ka­tındadır. 13/Ra'd: 39

14- Onlardan kimlerin ölüp top­rağa karşıtı­ğını biliyoruz. Katımızda her şeyin (kaybolmaması veya unu­tul­maması açısında) Kitâbun Hafiz (koruyan bir kitâb) vardır. 50/Kâf: 4

15- (Kur'ân,) korunmuş bir Kitâb’dadır. 56/Vâkıa: 78

 

küfr_küfür_kafir

Küfür: Benimsemediği bir şeyi ta­nımama, örtmek, sınırı aşmak, gizlemek, kaçınmak, nankörlük et­mek, umursamamak, ciddiye al­ma­mak, tanımamak, es geç­mek, gün­deme gelmesini içine sindireme­mek... gibi hususla­rın anlam bü­tün­lüğünü ifade eder. Bu kelime­nin çeşitli biçimde kullanılış du­rumları Kur’ân-ı Kerîm’de 525 civarında geçmekte­dir.

Genel durum:

1- ...Şeytân insana: Küfret (ciddiye alma), der- İnsan da küfre­dince, (Şeytân): Ben sen­den uzağım. Çünkü, ben âlemlerin Rabb’i Allâh’tan kor­karım, der. 59/Haşr: 16

2- Ey imân edenler! Allâh’a, Resûl’üne, Resûl’üne indirdiği Kitâb’a ve daha önce in­dirdiği Kitâb'a îmân edin. Kim Allâh’ı, me­lek­lerini, kitâb­larını, resûllerini ve âhiret gü­nünü küfre­derse (umursamayıp görmemezlik­ten ge­lirse) uzak bir dalâlet(in) dalâletine (sapıklık çukuruna) düşmüştür. 4/Nisâ: 136

3- ...İnsanların çoğu, Rabb’lerine ka­vuşmanı küfrederler (ciddiye al­maz­lar). 30/Rûm: 8

4- Onlara âyetlerimiz beyyinât (apaçık) ola­rak okunduğu zaman, küfreden­lerin yüzlerin­den münker­le­rini anlarsın. Nerdeyse, kendi­le­rine âyetlerimizi okuyan­lara saldıra­caklar. De ki: Size bundan daha şer­lisini ha­ber ve­reyim mi? Ateş'dir. Allâh küf­redenlere va­detti! Ne kötü bir dönüş­tür!.. 22/Hacc: 72

5- Katledilesi (kahrolası) insan! Ne kadar da küfredici (nankör)! 80/Abese: 17

6- ...Kim Allâh’ın indirdiği ile hük­met­mezse, işte onlar kâfir­le­rin kendisidir. 5/Mâide: 45

7- Onlar îmânlarından sonra küf­retti­ler. Sonra küfürlerini daha da faz­la­laştırdılar. Onların tev­beleri ka­bul edilmeyecektir... 3/Aliimrân: 90

8- Allâh’a şirk (ortak) koşanlar, kendi­leri­nin kâfirliğine bizzat kendi­leri şahitlik eder­ken, Allâh’ın mescîd­lerini imâr etme selahiyet­leri yok­tur... 9/Tevbe: 17

9- Ey imân edenler! Küfrü îmâna ter­cih edi­yorlarsa, babalarınızı ve kar­deşlerinizi velî­ler (dostlar) edin­me­yin... 9/Tevbe: 23 

10- Rabb’lerine karşı kâfir olan­la­rın du­rumu: Onların amelleri fırtınalı bir günde rüz­gârın şid­detle savur­duğu küle benzer. 14/İbrâhîm: 18

11- Biliniz ki: Dünya hayatı; laib (oyun), lehv (eğlence), zînet (süslenme), aranızda te­fâhur (if­ti­har etme) ile mal ve evlâdı tekâsur (çoğaltmaktan) ibarettir. Sanki bir yağmur gi­bidir. (Meydana getir­diği) nebat küffâr’ın (çifçinin) hoşuna gi­der... Dünya hayatı, gu­rur­lanma (al­datma) metaın­dan başka bir şey de­ğildir. 57/Hadîd: 20

12- Emir (âhirette hesablaşma) ne­ti­ce­le­nince Şeytân derki: (dünyadayken) Allâh size hakk (olan) va’di va’detti, ben de size va’­det­tim ama ben size yalan söy­ledim. {O za­man) bende size {karşı kullanı­lacak) bir sul­tan (güç) yoktu. Sâdece ben sizi da’vet ettim, siz de bana ica­bet ettiniz. (şimdi de) beni levmet­me­yiniz. Kendi ne­fislerinizi levmedi­niz. (şu du­rumda) ben sizi kurtara­mam. Siz de beni kur­taramazsınız. (Aslında) ben, sizin beni (Allâh’a) ortak du­rumuna getirmenizi daha ön­celeri (dünyadayken) küfrederdim (benimsemezdim). Hiç şüphesiz zâ­limler, elîm azâb kendilerine olan (kişiler)dir. 14/İbrâhîm: 22

13- ...(Allâh) onların seyyielerini (kötü olan günahlarını) tekeffür et­miştir (örtmüştür). Hal-vaziyetini de islah etmiştir. 47/Muhammed: 2

14- And olsun! Biz Lokmân'a: Allâh’a şük­retmesi için Hik­met’i verdik. Kim şükrederse kendi nefsi için şükretmiştir. Kim de küfr (nankörlük) ederse, Hiç şüphesiz Allâh /aniy’dir Hamîd’dir. 31/Lokmân: 12

Kâfir veya küfrün özelliği:

1- Kâfirler Ben'i bırakıp da kulla­rımı evliyâ (dostlar) edinecek mi sandı­lar?.. 18/ Kehf: 102 

2- Ayetlerimizi kâfirlerden başkası kasıtlı olarak küfretmez (ciddiye al­mamazlık etmez). 29/Ankebût: 47

3- ...Tâğût önünde muhâkeme­leş­mek isti­yorlar. Onu küfret­me­leri (ciddiye almamaları) emre­dildiği halde... 4/Nisâ: 60 

4- Aksine kâfirler bir izzet (üstünlük kurun­tusu) ve şikak (parçalanma) içindedirler. 39/Sâd: 2

5- ...Kâfirler Tâğût yolunda mu­ka­tele (sa­vaş) ederler... 4/Nisâ: 76

6- Küfredenler mallarını, Allâh yo­lundan alıkoymak için infâk edi­yor­lar... 8/Enfâl: 36 

7- ...Kâfir olanlar ise, hakk’ı batıl ile orta­dan kaldırmak için mü­ca­dele edi­yorlar... 18/Kehf: 56

8- Kim îmânı küfür ile değişti­rirse, tesvi­yeli (dümdüz) yoldan da­la­lete (sapıklığa) düşmüş­tür. 2/Bakara: 108

9- Dikkat et, halis dîn Allâh’ındır. Onu bı­rakıp kendilerine bir ta­kım velîler (dostlar) edinenler, derler ki: Onlar, bizi Allâh’a takar­rublaş­tır­sın­lar (yakın­laştırsınlar) diye ibâdet (kulluk) ediyo­ruz. Allâh, araların­daki ihtilâf ettikleri husus­larda hükmünü verecektir. Hiç şüphesiz Allâh kâzib (yalancı) ve keffâr (kâfir)’ı hidâyete erdirmez. 39/Zümer: 3

Mü'minlerin kâfire tavrı:

1- Ey Nebî! Kâfir ve münâfıklara karşı ci­had et... 9/Tevbe: 73 

2- Kalbi îmân ile mutmain olduğu halde; zorlanan hariç, kim, îmân­dan sonra Allâh’a küfre­derse (ciddiye almazsa)..., onlara Allâh’dan bir ga­zab vardır... 16/Nahl: 106

3- Mü'minler, mü'minleri bırakıp da kâfir­leri velî’ler (dostler) edinme­sinler. Kim bunu ya­parsa, artık Allâh’tan hiç bir şey (bekleme­sin) yoktur. Ancak kâfir­lerden gelebi­le­cek bir tehlikeden ittikânız (sakınmanız) müstesna... 3/Aliimrân: 28

4- Ey Resûl! Kalbleri îmân etme­diği halde ağızlarıyla: ınandık, diye­rek kü­fürde koşuşan­lar seni üzme­sin... 5/Mâide: 41

5- Kâfirlere ve münâfıklara itâat etme! Ezâlarına de al­dırma...33/Ahzâb: 48

6- Dininize saldırırlarsa, küfrün ön­derlerine karşı mukâtele (savaş) edin. 9/Tevbe: 12

Kâfirlerin yeri:

1- Küfredip kâfir olarak ölenler. Onların hiçbirinden dünya do­lusu al­tın fidye olarak ve­recek olsa dahi ka­bul edilmeyecek­tir... 3/Aliimrân: 91

2- Allâh münâfıkları ve kâfirleri cem­’an (temamen) Cehennem'de topla­ya­caktır. 4/Nisâ: 140 

3- Allâh’ın, meleklerin ve tüm in­san­ların la­neti küfretmiş ve kâfir ola­rak ölmüş olanlara­dır. 2/Bakara: 161 

4- ...Sizden kim dîninden dö­nerse, kâfir olarak ölürse, onla­rın amelleri dünya ve âhi­rette boşa git­miştir.. 2/Bakara: 217  

5- Allâh faizi mahveder (bereketini giderir), sadakaları (verilen malları da) bereketlendirir. Allâh bütün esîm (günahkâr) ve keffâr (küfrü katmer­leşenleri)i hiç sevmez. 2/Bakara: 276 

6- Allâh küfredenlere (ciddiye al­ma­yan­lara), Nûh'un karısı ile Lut'un karısını misal verdi... (O kadınla­rın peygamber olan eşleri) Allâh’tan ge­len hiçbir şeyi onlar­dan sava­madı... 66/Tahrîm: 10

 

lanet

Lanetlemek: Beddua etmek, özel aşağı­lanma, huzurunda kovmak, uzaklaştır­mak, söv­mek, aşağılan­mak, uğursuzlukla özdeş­mek... an­lamlarına gel­mekte­dir. Kur’ân-ı Kerîm’de 34 yerde zikredil­mek­tedir.   

Kimler la'net eder:

1- Ayetlerimizi küfredenler (tanımayanlar) ve kâfir (umursamayan) olarak ölenlere ge­lince: Allâh’ın, meleklerin ve tüm in­sanların la'neti onların üzerine­dir. 2/Bakara: 161

2- ...Allâh’ın la'netlediği kimseye bir yar­dımcı bulamazsın. 4/Nisâ: 52

Laneti niçin ederler:

1- Kim bir mü'mini kasten öldü­rürse ce­zası, içinde ebediyyen kala­cağı Cehennem'dir. Allâh ona gazap etmiştir. Ona la'net etmiş­tir. Ona bü­yük bir azâb hazırlan­mıştır. 4/Nisâ: 93

2- Küfürleri nedeniyle Allâh on­ları la­'netle­miştir... 4/Nisâ: 46

3- Allâh ve Resûl’e eza verenler inci­tenlere, Allâh dünyada ve âhirette la'net etmiştir. (Ahirette de) onlara alçaltıcı bir azâb hazırlan­mıştır. 33/Ahzap: 57

4- Gafil muhsenât mü'minelere (namuslu, kötülüklerden ha­bersiz mü'min kadınlara zi­na­’yla) iftira eden­ler, dünya ve âhirette la'net­len­mişdir... 24/Nûr: 23

Lanet kimlere edilir:

1- Allâh, kâfirleri la'netledi... 34/Sebe: 64 

2- ...Biliniz! Allâh’ın la'neti zâ­lim­le­rin üze­rinedir. 11/Hûd: 18 

3- Allâh, erkek münâfıklara, ka­dın münâ­fık­lara da, kâfirlere de içinde ebedi kalacak­ları Cehennem ateşini vadetti. O, onlara yeter. Allâh, on­lara la'net etmiştir. Onlara mu­kîm (sürekli ve düzenli bir azâb vardır. 9/Tevbe: 68 

4- Firavn, Kıyâmet Günü'nde kav­minin önüne düşecektir. Onları ateşe gö­türecektir. Varacakları yer ne kötü yerdir. Onlar burada (dünyada) da, Kıyâmet gü­nünde de la'nete tabi tutulurlar... 11/Hûd: 98- 99

Anladıklarımız:

1- Allâh, kâfirleri la'netler.

2- Allâh, zâlimleri la'netler.

3- Allâh, kadın-erkek münâfıkları la­'­netler.

4- Allâh, saptıran yöneticileri la­net­ler.

5- Allâh, saptırılan toplumu lanet­ler.

6- Allâh’ın la'neti, hem dünyada hem de âhi­rettedir.

 

lub_lubb

Lübb: Çoğulu elbab'dır. Anlamı iç, öz, asıl, cevher, akıl... an­lam­la­rına gelmektedir. Bu ke­lime Kur’ân-ı Kerîm’de 16 yerde zik­redilmek­tedir.

1- Ey ulu’l elbab (akıl sahibleri)! Kısasta sizin için hayat vardır. Artık, it­tika eder­siniz. 2/Bakara: 179

2- ... Ne hayır (iyilik) yaparsanız Allâh onu bilir. Kendinize azık edi­nin, şüphe yok ki azı­ğın en hayır­lısı takvâdır. Ey elbab (akıl) sa­hib­leri! Benden it­tika ediniz. 2/Bakara: 197

3- (Allâh) dilediğine hikmeti verir. Kime hikmet verilirse, O'na çok ha­yır verilmiştir. Bundan ancak el­bab (akıl) sahibleri te­zek­kür eder. 2/Bakara: 269

4- Sana Kitâb’ı indiren O'dur. Onda Kitâb’ın anası (temeli) olan muh­kem (kesin anlamlı) âyetler var­dır, diğerleri de mü­teşabi­h’­lerdir (çeşitli an­lamlıdırlar). Kalblerinde zeyğ (eğrilik) olan kimse­ler, fitne çı­kar­mak, kendile­rine göre te'vil (yorumlamak) için onların müteşa­bih (çeşitli an­lamlı) olan­larına tabi olurlar. Oysa onların te'vilini (yorumunu) an­cak Allâh bilir. İlimde râsihûn (muhakkik ve de­rin­leşmiş olanlar): Ona inandık, hepsi Rabb’imizin katındandır, der­ler. Bunu ancak elbab (akıl) sahip­leri te­zekkür edebilirler. 3/Aliimrân: 7

5- Göklerin ve yerin yaratılişında, gece ile gündüzün biribiri ar­dınca gel­mesinde elbab (akıl) sahiblerine şüphesiz âyetler (deliller) vardır. 3/Aliimrân: 190

6- De ki: Haram şeylerin çoklu­ğun­dan hoşlansan bile helal ile ha­ram, eşit değildir. Ey elbab (akıl) sahib­leri, Allâh’tan ittikâ edi­niz. Umulur ki, fa­lah bulur­sunuz. 5/Mâide: 100

7- And olsun ki, onların (resûllerin) kıssa­larında, elbab (akıl) sahib­leri için ibretler var­dır... 12/Yûsuf: 111

8- Sana Rabb’inden indirilenin hakk (gerçek) olduğunu bilen kimse, onu bilme­yen köre benzer mi? Ancak elbab (akıl) sahipleri te­zek­kür eder. 13/Ra'd: 19

9- (İşte) bu (Kur’ân), insanlar için kendi­siyle bir inzar edilme (uyarılma), ve O (Allâh’ın), bir tek ilâh olunduğunu bilmeleri ve elbab (akıl) sahiplerinin tezekkür etmeleri için bir tebliğdir. 14/İbrâhîm: 52

10- Sana indirdiğimiz bu Kitâb mü­barektir; âyetlerini düşün­sün­ler, el­bab (akıl) sahibleri de te­zekkür et­sinler. 38/Sâd: 29

11- Katımızdan bir rahmet ve el­bab (akıl) sahiplerine bir zikrâ (öğüt) ol­mak üzere, ona tekrar ailesini ve geçmiş olanlarla bir mislini daha vermiştik. 38/Sâd: 43

12- Geceleyin said (secde ederek) ve (kaim) ayakta durarak, ahi­retten çekinen, Rabb’inin rahmetini dile­yen kimse (küfre­den kimse gibi) olur mu? De ki: Bilenlerle bilme­yenler bir olur mu? Doğrusu ancak elbab (akıl) sahipleri te­zekkür eder (öğüt alırlar). 39/Zümer: 9

13- Onlar, sözü dinleyip de, en gü­ze­line tabi olanlardır. İşte Allâh’ın hi­da­yete eriştir­diği on­lardır. İşte on­lar elbab (akıl) sahip­leri­dir. 39/Zümer: 18

14- Allâh’ın gökten bir su indirip, onu yer­deki kaynaklara yerleşti­ren, sonra onunla çeşitli renk­lerde ekin­ler yetiştiren oldu­ğunu gör­mez mi­sin? Sonra onları ku­rutur ki sen de on­ları sapsarı görürsün sonra da çer çöpe çe­vi­rir. Şüphesiz bun­larda, elbab (akıl) sahipleri için zikra (öğüt) var­dır. 39/Zümer: 21

15- Hidayet ve zikr elbab (akıl) sa­hipleri içindir. 40/Mü'min: 54

16- Allâh onlara çetin bir azâb ha­zır­lamıştır. Ey inanmış olan elbab (akıl) sahipleri! Allâh’tan ittikâ edin; Allâh size Kur'ân’ı in­dirmiş­tir. 65/Talâk: 10

 

mağfiret

Mağfiret: Bağışlamak anlamına gel­mekte­dir. Bu kelimenin çeşitli kullanılış şekilleri Kur’ân-ı Kerîm’de 324'e ulaşmaktadır.

Genel anlam:

1- Doğrusu Ben, tevbe edeni, inanıp salih iş işleyerek hidâyete gi­ren için /affâr'ım (Çok çok mağfiret ede­nim). 20/Tâhâ: 82

2- ...Doğrusu Rabb’inin, insan­la­rın zulüm­lerine rağmen onlara mağ­fi­reti vardır. Rabb’inin ce­zalandır­ması çetindir. 13/Ra'd: 6

3- Eğer Allâh’a karzı hasen (güzel bir ödünç) takdiminde bulunursanız, onu sizin için kat kat yapar ve size mağfiret eder. Allâh, şekûr'dur Halim'dir. 64/Tegabün: 17

4- Kim su’ (kötülük) işler veya ken­dine zulmeder de sonra Allâh’dan mağfiret dilerse, Allâh’ı Ğafûr Rahîm olarak bulur. 4/Nisâ: 110

5- Allâh’tan mağfiret dile. Allâh Ğafûr Rahîm'dir. 4/Nisâ: 106

6- Rabb’inizden mağfirete, ve mut­takiler için hazırlanmış eni gökler ve yer kadar olan Cennet’e koşun. 3/Aliimrân: 133

7- Allâh, inananlara ve salih işler iş­le­yen­lere mağfiret ve bü­yük ecir ol­duğunu vadet­miştir. 5/Mâide: 9

8- Sonra, insanların toplu olarak akın ettiği yerden, siz de akın edin. Allâh’a istiğfar edin. Allâh Ğafûr Rahîm'dir. 2/Bakara: 199

9- Göklerin, yerin ve ikisi ara­sında bulu­nan­ların Rabb’i, Azîz'dir /affâr'dır. 38/sad: 66

10- Küfredenlere, eğer savaştan vaz­geçer­lerse, geçmişlerinin mağfi­ret olunacağını ve tekrar başlarlarsa ev­velkilerin hükmü­nün uy­gu­la­na­ca­ğını söyle. 8/Enfâl: 38

11- Göklerin ve yerin mülkü Allâh’ındır. O, dilediğine mağ­firet eder, di­lediğine azâbe­der. Şübhesiz, Allâh Ğafûr Rahîm'dir. 48/Fetih: 14

12- Onlara söyle: Ben de ancak sizin gibi bir beşerim. Bana, ila­hınızın tek bir ilâh ol­duğu vah­yolunuyor. Artık O'na istikaket alın (yönelin), O'na istiğfar edin. Vay müşriklerin haline! 41/Fussilet: 6

13- Onlar için, istiğfâr etsen de etme­sen de birdir. Allâh onlara mağ­firet etmeyecektir. Doğrusu Allâh, fasık kavmi hidâyete er­dir­mez. 63/Münâfıkun: 6

14- Ma’rûf (doğruyu ifade eden örf) bir söz ve bir mağfiret (ayıbı ört­mek); arka­sından ezi­yet gelen sa­da­kadan daha hayırlıdır... 2/Bakara: 263

Allâh’ın mağfiret ede­cek­leri:

1- Onlar ki: Rabb’imiz! Biz şüp­hesiz inan­dık, bunun için zünûbu­muzu (gü­nah­larımızı) bize mağfiret et ve bizi ateşin azâbından koru, di­yen, sâbirîn (sab­redenler), sâdikîn (doğru olanlar), kânitîn (gö­nülden kulluk edenler), hayra münfikîn (sar­feden­ler) ve eshâr (seher­ler)’de müstağfi­rîn (is­tiğfar edenlerdir). 3/Ali ımran: 16 -17

2- Muttakilere söz verilen Cenne