|
أعوذ
بالله من
الشيطان
الرجيم |
||
|
بِسْمِ
اللهِ
الرَّحْمنِ
الرَّحِيمِِ الْحَمْدُ
للّهِ رَبِّ
الْعَالَمِينَ.
الرَّحْمـنِ
الرَّحِيمِ.
مَالِكِ
يَوْمِ الدِّينِ.
إِيَّاكَ
نَعْبُدُ
وإِيَّاكَ
نَسْتَعِينُ.
اهدِنَــــا
الصِّرَاطَ
المُستَقِيمَ.
صِرَاطَ
الَّذِينَ
أَنعَمتَ
عَلَيهِمْ
غَيرِ
المَغضُوبِ
عَلَيهِمْ
وَلاَ
الضَّالِّينَ آمين |
||
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdü lillâhi rabbil’âlemîn.
Errahmânirrahîm. Mâliki yevmiddîn. İyyâke na’büdü ve iyyâke neste’în. İhdinas-sırâtal müstekîm. Sırâtallezîne en’amte aleyhim ğayril mağdûbi aleyhim ve leddâllîn. Âmîn |
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Hamd, alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. O
Rahman ve Rahim'dir, Din Gününün sahibidir. Ancak Sana Kulluk eder ve yalnız
Senden yardım dileriz. Bizi doğru yola eriştir. Nimete erdirdiğin kimselerin
yoluna; azaba uğrayanların, ya da sapıtanların yoluna değil. Âmîn |
|
بِسْمِ
اللهِ
الرَّحْمنِ
الرَّحِيمِِ
|
||
|
وَالْعَصْرِ.
إِنَّ
الإِنسَانَ
لَفِي خُسْرٍ.
إِلاَّ
الَّذِينَ
آمَنُوا
وَعَمِلُوا
الصَّالِحَاتِ
وَتَوَاصَوْا
بِالْحَقِّ
وَتَوَاصَوْا
بِالصَّبْرِ.
|
||
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Vel asr. İnnel insâne lefî
husr. İllellezîne âmenû ve amilus
sâlihâti ve tevâsav bil hakki ve tevâsav bis sbr. |
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Asra and
olsun!.. Gerçekten insan, ziyandadır. Ancak; iman edip salih
amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine
sabrı tavsiye edenler başka. |
|
بِسْمِ
اللهِ
الرَّحْمنِ
الرَّحِيمِِ
|
||
|
أَلَمْ
تَرَ كَيْفَ
فَعَلَ
رَبُّكَ بِأَصْحَابِ
الْفِيلِ
أَلَمْ
يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ
فِي
تَضْلِيلٍ.
وَأَرْسَلَ
عَلَيْهِمْ
طَيْرًا
أَبَابِيلَ. تَرْمِيهِم
بِحِجَارَةٍ
مِّن
سِجِّيلٍ. فَجَعَلَهُمْ
كَعَصْفٍ
مَّأْكُولٍ |
||
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Elem tera keyfe feale rabbüke bi ashâbil
fîl. Elem yec’al keydehüm fî tadlîl. Ve ersele aleyhim
tayran ebâbîl. Termîhim bi hicâratim
min siccîl. Fe cealehüm keasfim
me’kûl. |
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Fil
sahiplerine Rabbinin ne ettiğini görmedin mi? Onların düzenlerini boşa çıkarmadı
mı? Onların üzerine, sert taşlar atan sürülerle kuşlar gönderdi. Sonunda
onları, yenilmiş ekin gibi yaptı. |
|
بِسْمِ
اللهِ
الرَّحْمنِ
الرَّحِيمِِ
|
||
|
لإيلافِ
قُرَيْشٍ.
إِيلافِهِمْ
رِحْلَةَ
الشِّتَاء
وَالصَّيْفِ.
فَلْيَعْبُدُوا
رَبَّ هَذَا
الْبَيْتِ. الَّذِي
أَطْعَمَهُم
مِّن جُوعٍ
وَآمَنَهُم
مِّنْ
خَوْفٍ |
||
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.. Li îlâfi Kureyş.
Îlâfihim rihleteş şitâi vessayf. Felya’budû rabbe hâzel beyt. Ellezî et’amehüm min cûiv ve âmenehüm min havf. |
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Kureyş (kabilesinin) yaz ve kış yolculuklarında uzlaşması ve
anlaşması sağlanmıştır. Öyleyse kendilerini açken doyuran ve korku içindeyken
güven veren bu evin (Kâbe'nin) Rabbine kulluk etsinler. |
|
بِسْمِ
اللهِ
الرَّحْمنِ
الرَّحِيمِِ
|
||
|
أرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ فَذَلِكَ الَّذِي يَدُعُّ الْيَتِيمَ وَلا يَحُضُّ عَلَى طَعَامِ
الْمِسْكِينِ فَوَيْلٌ لِّلْمُصَلِّينَ الَّذِينَ هُمْ عَن صَلاتِهِمْ سَاهُونَ
الَّذِينَ هُمْ يُرَاؤُونَ. وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ |
||
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Eraeytellezî yükezzibü biddîn. Fezâlikellezî yedu’ul yetîm. Ve lâ yehuddu
alâ taâmil miskîn. Feveylül lilmusallîn. Ellezîne hüm an salâtihim
sâhûn. Ellezîne hüm yürâûn(e).
Ve yemneûnel
mâûn. |
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Dini yalan sayanı gördün mü?
Yetimi tartaklayan,, yoksulu doyurmaya yanaşmayan
kimse işte odur. Vay o namaz kılanların haline ki: Onlar kıldıkları namazdan
gafildirler. Onlar gösteriş yaparlar. Onlar basit şeyleri dahi vermezler. |
|
Ebu Cehil bir
yetim cocuğun malına güya emaneten bakıyordu. Ona çırıl-çıplak olarak geldi, kendi malından ihtiyacı için
biraz istedi. Onu itti… Ebu Süfyan her hafta bir
deve keserdi. Bir yetim ondan istedi, bastonla onu kovdu. Allah bu sureyi
indirdi. Vay o
namazı kılanların haline! Ayeti de münafıklar hakkında indi. Müminler geldiğinde
namazları ile onlara gösteriş yapar, gittiklerinde terk ederlerdi… TEFSİRLER’den |
||
|
بِسْمِ
اللهِ
الرَّحْمنِ
الرَّحِيمِِ
|
||
|
إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الأبتر. |
||
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. İnnâ e’taynâkel Kevser. Fesalli li rabbike
venhar. İnne şânieke hüvel
ebter. |
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Doğrusu sana Kevser’i (pek çok nimeti) verdik. Öyleyse Rabbin
için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu; seni kötüleyen o kimse ebterdir. |
|
="Kevser" ile "Ebter"
arasında tezat sanatı vardır. Kevser:
İlim, amel, nübüvvet, Kur'ân, hak din, şefaat,
Cennetteki bir nehir ve havuz vb. birçok hayrı ifade eder. Ebter: Bütün hayırlardan kopmuş, soyu kalmayan, basit, zelil, dünya
ve ahiret hayrından mahrum, öldükten sonra güzel
anılmaya layık hoş bir hatırası olmayandır. Kevser
ile alakalı hadislerden bir örnek: Enes'ten,
Allâh Elçisi Buyurdu ki: “(Kevser) Cennette bir
nehirdir: Rabbim onu bana vaat etti. Onda çok hayır vardır. Baldan tatlıdır,
sütten beyazdır, kardan serindir, kaymaktan yumuşaktır. Kenarları
zebercettir. Kapları gümüştendir. Ondan içen susamaz.” Buhârî,
Tefsir, Kevser 1, Rikâk 53, Tirmizî,
Menâkıb 77, (3790), Kıyamet 16, (2447), Tefsir,
(3357), Müslim, Fezail
36, (2300), Salat 53, (400); Ebü Davud, Sünnet 26, (4747, 4748); Nesâî,
Salât 21, (2,133,134). |
||
|
بِسْمِ
اللهِ الرَّحْمنِ
الرَّحِيمِِ
|
||
|
قُلْ يَا أَيُّهَا الْكَافِرُونَ لا أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ.
وَلا أَنتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ وَلا أَنَا عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمْ وَلا أَنتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ
لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِيَ دِينِ |
||
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Kul yâ eyyühel
kâfirûn. Lâ a’büdü
mâ ta’büdûn. Ve lâ entüm
âbidûne mâ a’büd. Ve lâ ene âbidüm
mâ abettüm. Ve lâ entüm
âbidûne mâ a’büd. Leküm dînüküm ve liye dîn. |
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. De ki: — Ey
inkârcılar! Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Benim taptığıma da sizler
tapmazsınız. Ben de sizin taptığınıza tapacak değilim. Benim taptığıma da sizler tapmıyorsunuz.
Sizin dininiz size, benim dinim banadır. |
|
Bir gün Mekkeli kâfirler, Rasûlullâh as.'a geldiler: — Mekke’nin en zengini olmak
istiyorsan, sana mal verelim. Kadınların en güzelini istiyorsan, onu sana
verelim. Yeter ki; Lâ ilâhe illallâh deme.
Kabul etmeyeceksen, bizim ilâhlarımıza bir yıl sen ibadet et, bir yıl da
senin ilâhına biz ibadet edelim, dediler. Böylece Allâh’ın
Elçisini bir sene sonra putlara tapmaya davet ettiler. Yüce Allah da Kâfirun suresini indirdi. |
||
|
بِسْمِ
اللهِ
الرَّحْمنِ
الرَّحِيمِِ
|
||
|
إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا |
||
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah’ın yardımı ve zafer günü gelip, insanların
Allah’ın dinine akın akın girdiklerini görünce,
Rabbini överek tesbih et; O'ndan bağışlama dile,
çünkü O, tövbeleri daima kabul edendir. |
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. İzâ câe nasrullahi
velfeth. Ve raeyten
nâse yedhulûne fî dînillâhi efvâcâ. Fesebbih bihamdi rabbike vestağfirh, İnnehû kâne tevvâbâ. |
|
بِسْمِ
اللهِ
الرَّحْمنِ
الرَّحِيمِِ
|
||
|
تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ مَا أَغْنَى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَ سَيَصْلَى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَب فِي
جِيدِهَا
حَبْلٌ مِّن
مَّسَدٍ |
||
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Tebbet yedâ ebî
lehebiv ve tebb. Mâ ağnâ anhü
mâlühû ve mâ keseb. Seyaslâ nâran zâte
leheb. Vemraetühû hammâletel hatab.
Fî cîdihâ hablüm
mim mesed. |
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Elleri kurusun Ebu Leheb'in;
zaten kurudu ya. Ne malı kurtardı onu ne de kazandığı. Alevli bir ateşe yaslanacaktır
o. Karısı da öyle. Odun hamalı olarak. Gerdanında
bir ip olacaktır onun, en sağlam fitillisinden. |
|
Cahiliye çağında, Rasullullah'ı (s.a.) çarşısında gördüm de: — Ey İnsanlar! Lâi lâhe illallâh deyin kurtulun, diyordu. İnsanlar etrafına
toplanmışlardı. Arkasında şaşı ve saçı iki örgülü bir adam vardı. O da: — İnanmayın, o bir yalancıdır,
diyordu. Peşini terk etmiyor ve ona taş atıyordu. Ayakları ve topuklarını
kanatmıştı. Kim olduğunu sordum. — Muhammed’dir, dediler. Ben
tekrar: — Peki
taş atan? Dedim. Oradakiler de: — Bu amcası Ebu Leheb'tir, dediler. Ebu Leheb’in
karısının kıymetli bir gerdanlığı vardı. O da — Lat
ve Uzza'ya yemin ederim ki bunu Muhammed'in
düşmanlığı uğruna harcayacağım, diyordu. Ayrıca, eziyet olsun diye Allah’ın
Elçisinin kapısı önüne dikenli çalı-çırpı atıyordu. (tefsirlerden alıntı) |
||
|
بِسْمِ
اللهِ
الرَّحْمنِ
الرَّحِيمِِ
|
||
|
قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ اللَّهُ الصَّمَدُ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ |
||
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Kul hüvallâhü ehad. Allâhüs samed. Lem yelid ve lem
yûled. Ve lem yekül lehû küfüven ehad. |
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. De ki: — O Allah bir
tektir. Allah her şeyden müstağni ve her şey O'na muhtaçtır. O doğurmamış ve
doğmamıştır. Hiç bir şey O'na denk değildir. |
|
Yüce Allâh "Allâh'ın çocuğu
var" diyenleri reddediyor. Yahudiler,
Üzeyir Allâh'ın oğludur, Hristiyanlar, Mesih (İsa) Allâh'ın oğludur, Araplar,
Melekler Allâh'ın kızlarıdır, diyorlardı. Yahudilerden
bir grup Allah’ın Elçisine gelip: - Rabbini
bize anlat. O, hangi cinstendir? Altın
mı, bakır mı, gümüş mü? Yer ve içer mi? Dünyayı kimden miras aldı, kim O'ndan
miras alacak? dediler de yüce Allah bu sureyi
indirdi. (tefsirlerden alıntı) |
||
|
بِسْمِ
اللهِ
الرَّحْمنِ
الرَّحِيمِِ
|
||
|
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ.
مِن شَرِّ مَا خَلَقَ وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ وَمِن شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ |
||
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Kul eûzü
birabbil felak. Min şerri mâ halak. Ve min
şerri ğâsikın izâ vekab. Ve min
şerrin neffâsâti fil ukad. Ve min
şerri hâsidin izâ hased. |
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. De ki: —
Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere
nefes eden büyücülerin şerrinden, haset ettiği zaman hasetçilerin şerrinden,
tan yerini ağartan Rabbe sığınırım. |
|
بِسْمِ
اللهِ
الرَّحْمنِ
الرَّحِيمِِ
|
||
|
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ.
مَلِكِ النَّاس.
إِلَهِ النَّاسِ . مِن شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ .
الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ |
||
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Kul eûzü bi rabbin nâs. Melikin nâs. İlâhin nâs. Min şerril vesvâsil
hannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrin nâs. Minel cinneti ven nâs. |
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. De ki:
İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi
vesvesecinin şerrinden, insanların İlâhı, insanların Hükümranı ve insanların
Rabbi olan Allah'a sığınırım. |
|
Ukbe diyor
ki: Yolculuk
esnasında, dar geçitte Rasûlullâh ile beraber
yürüyordum. Bana: — Binmeyecek
misin? dedi. Allah’ın Elçisine yanlış yapmaktan
çekiniyorum, dedim. Allah’ın Elçisi hayvandan indi. Biraz bindim, sonra o
tekrar bindi. Ardından: — Ey Ukbe!
İnsanların okudukları en iyi iki sureyi sana öğreteyim mi? Buyurdu. Ben de: — Hayhay, ey
Allah’ın Elçisi, dedim. Bana Felak ve Nâs surelerini okuttu. Sonra bana doğru geldi ve
buyurdu ki: — Ukbe! Her
uyuduğunda ve kalktığında onları oku. Aişe ra.'dan: Her gece Allah’ın Elçisi yatağına girdiğinde
ellerini toplar sonra da üfleyip, İhlâs, Felak
ve Nâs surelerini okur ardından da, eli
değdiği kadar vücudunu mesh ederdi. Elleri ile önce başı ve yüzünden başlar
vücudundan aşağı doğru inerdi. Bunu da üç defa tekrarlardı. (tefsirlerden
alıntı) |
||
|
بِسْمِ
اللهِ
الرَّحْمنِ
الرَّحِيمِِ
|
||
|
اللّهُ
لاَ إِلَـهَ
إِلاَّ هُوَ.
الْحَيُّ الْقَيُّومُ
لاَ
تَأْخُذُهُ
سِنَةٌ
وَلاَ نَوْمٌ
لَّهُ مَا
فِي
السَّمَاوَاتِ
وَمَا فِي
الأَرْضِ
مَن ذَا
الَّذِي
يَشْفَعُ
عِنْدَهُ
إِلاَّ
بِإِذْنِهِ
يَعْلَمُ
مَا بَيْنَ
أَيْدِيهِمْ
وَمَا خَلْفَهُمْ
وَلاَ
يُحِيطُونَ
بِشَيْءٍ مِّنْ
عِلْمِهِ
إِلاَّ
بِمَا شَاء
وَسِعَ كُرْسِيُّهُ
السَّمَاوَاتِ
وَالأَرْضَ
وَلاَ
يَؤُودُهُ
حِفْظُهُمَا
وَهُوَ
الْعَلِيُّ
الْعَظِيمُ |
||
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Lâ te’huzühû
sinetüv ve lâ nevm. Lehû mâ fis
semâvâti vemâ fil ard. Menzellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih. Ya’lemü mâ beyne eydîhim
vemâ halfehüm Velâ yühîtûne bi şeyim min ilmihî illâ bimâ şâe Vesia kürsiyyühüs semâvâti vel ard. Velâ yeûdühü hıfzuhumâ ve hüvel
aliyyül azîm. |
|
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah,
ondan başka İlâh olmayan, kendisi uyuklamayan ve uyumayan, dipdiri, her an yarattıkları
gözetip durandır. Göklerde ve yerde olan her şey, ancak onundur. Onun izni
olmadan katında şefaat edecek olan kimdir? Onların işlediklerini ve
işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar.
Hükümranlığı (hakimiyeti) gökleri ve yeri
kaplamıştır; onların korunması ona ağır gelmez; o pek yücedir, pek büyüktür. |
|
بِسْمِ
اللهِ
الرَّحْمنِ
الرَّحِيمِِ
|
||
|
سبحانك
اللهم
وبحمدك
و تبار ك
اسمك و
تعالي جدك و
جل ثناؤك ولا اله
غيرك |
||
|
. Sübhânekallâhümme ve bi hamdik Ve tebârakesmük
ve teâlâ ceddük (Ve celle
senâük) ve lâ ilâhe ğayruk. |
|
Allah’ım
sen eksik sıfatlardan uzaksın. Seni daima överim. Senin adın yücedir. Senin
azamet ve celalin pek yüksektir (senin övgün uludur) ve senden başka ilâh
yoktur. |
|
بِسْمِ
اللهِ
الرَّحْمنِ
الرَّحِيمِِ
|
||
|
التحيات
لله
والصلوات
والطيبات
السلام عليك
ايها النبي
ورحمة الله و
بركاته
السلام علينا
وعلي عباد
الله
الصالحين
اشهد ان لا
اله الا الله
واشهد ان
محمدا عبده
ورسوله |
||
|
Ettehıyyâtü lillâhi vessalevâtü
vettayyibât. Esselâmü aleyke eyyühen nebiyyü Ve rahmetullâhi
ve berekâtüh. Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis
sâlihîn.
Eşhedü el lâ ilâhe illallah Ve eşhedü
enne Muhammeden abdühû ve Rasûlüh. |
|
Dil, beden
ve mal ile olan ibadetlerin hepsi Allah'adır. Ondan başkasına ibadet olmaz.
Ey peygamber! Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketleri sana olsun! Selam,
bizlere ve Allah'ın iyi kulları üzerine de olsun! Şahadet ederim ki;
Allah'tan başka ilâh yoktur Ve yine şahadet ederim ki; Muhammed onun kulu ve
elçisidir. |
|
اللهم
صل على محمد و
على آل محمد
كما صليت على إبراهيم
و على آل
إبراهيم انك
حميد مجيد |
||
|
Allahümme salli alâ Muhammediv ve alâ
âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhime ve alâ
âli İbrâhim. İnneke hamîdüm mecîd |
|
Allah'ım!
İbrahim ve yakınlarına rahmet ettiğin gibi, Muhammed'e ve onun yakınlarına da
rahmet et. Şüphesiz sen, övülmüşsün, övülmeye layıksın ve pek yücesin. |
|
اللهم
بارك على محمد
و على آل محمد
كما باركت
على إبراهيم
و على آل
إبراهيم انك
حميد مجيد |
||
|
Allahümme bârik alâ
Muhammediv ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhime ve alâ âli İbrâhim.
İnneke hamîdüm mecîd.. |
|
Allah'ım! İbrahim ve yakınlarına
bereket verdiğin ve onları mutlu kıldığın gibi, Muhammed'e ve onun
yakınlarına da bereket ver, onları da kutlu kıl. Şüphesiz sen, övülmüşsün,
övülmeye layıksın ve pek yücesin. |
|
رَبَّنَا
اغْفِرْ
لِي
وَلِوَالِدَيَّ
و
َلِلْمُؤْمِنِينَ
يَوْمَ يَقُومُ
الْحِسَابُ |
||
|
Rabbenağfirlî veli vâlideyye velil müminîne yevme yekûmül hisâb. |
|
Ey
Rabbimiz! Beni, ana-babamı ve müminleri hesabın görüleceği gün bağışla. |
|
ربنا
آتنا في
الدنيا حسنة
و في الآخرة
حسنة و قنا
عذاب النار |
||
|
Rabbenâ âtinâ fid
dünyâ hasenetev ve
fil âhireti hasenetev
ve kınâ azâbennâr. |
|
Ey Rabbimiz! Bize dünyada da ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru. |
|
اللهم
انا نستعينك
و نستغفرك و
نستهديك و
نؤمن بك و
نتوب اليك و نتوكل
عليك و نثنى
عليك الخير
كله نشكرك
ولا نكفرك
ونخلع و نترك
من يفجرك |
||
|
Allahümme innâ nesteînüke
ve nestağfirüke ve nestehdîk.
Ve nü’minü
bike ve netûbü ileyke ve netevekkelü aleyk. Ve nüsnî
aleykel hayra küllehû neşküruke ve lâ nekfüruk. Ve nahleu
ve netrukü mey yefcüruk. |
|
Allah’ım biz senden yardım isteriz, bizi bağışlamanı ve doğru
yola ulaştırmanı isteriz. Allah’ım biz
sana iman ediyoruz. Tövbe edip sana dönüyor, işlerimizde sana güvenip dayanıyoruz. Bütün
iyiliklerin senden olduğunu söyleyerek seni övüyoruz. Sana, verdiğin
nimetlerden dolayı şükrediyor asla nankörlük etmiyoruz. Sana karşı
nankörlük edenleri bırakır, onlardan ayrı dururuz. |
|
اللهم
اياك نعبد
ولك نصلي ونسجد
واليك نسعي
ونحفد نرجو
رحمتك ونخشي
عذابك ان
عذابك
بالكفار
ملحق. |
||
|
Allahümme iyyâke na’büdü
ve leke nüsallî Ve nescüdü
ve ileyke nes’â ve
nahfidü Nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke İnne azâbeke bilküffâri mülhık. |
|
Allah'ım. Biz sana ibadet ve
kulluk ederiz. Ancak senin için namaz kılar, yalnız sana secde eder, yalnız
sana koşarız. Sana sevinçle, rahmetini dileyerek, azabından korkarak ibadet
ederiz. Şüphe yok ki senin azabın kâfirlere ve inanmayanlara mutlaka ulaşır. |
|
آمنت
بالله
وملئكته
وكتبه و رسله
و اليوم الآخر
و بالقدر
خيره و شره من
الله تعالى و
بعث بعد
الموت حق
أشهد ان لا
إله إلا الله
و أشهد أن محمد
عبده ورسوله |
||
|
Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusulihî vel yevmi’l-âhiri
ve bil kaderi hayrihî ve şerrihî minallâhi teâlâ velba’sü ba’del mevti hakkun. Eşhedü el lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasûlüh. |
|
Ben; Allah’a, meleklerine,
kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere,
hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna ve öldükten sonra dirilmenin gerçek
olduğuna iman ettim. Allah'tan başka İlâh olmadığına, Hazreti Muhammed'in
onun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet ederim. |
|
Allâhu Ekber Sübhâne rabbiyel azîm Semiallâhu limen hamideh |
Rabbenâ ve lekel hamd سبحان
ربي الأعلي Sübhâne rabbiyel e’lâ السلام
عليكم ورحمة
الله Esselâmu aleykum ve rahmetullâh |