Hicret sonrası Medine toplumunda oluşan yıkıcı faaliyetler

 

Hicretten sonra Medine’de devletleşmeye temel olan bazı oluşumlar başlayınca, bir takım kişi ve topluluklarda huzursuzluklar ortaya çıktı. Bu ortamı şöyle ifade edebiliriz:

1. Medine’de devletleşmeye temel olan oluşumlar,

2. Sağlanmış olan huzuru bozmaya çalışan yıkıcı faaliyetler. Şimdi bunları çok kısa ve genel hatlarıyla toparlamaya çalışalım:

 

Medine’de devletleşmeye temel olan oluşumlar

Arabistan’da yaşayan insanların hayat şartları, gelenek ve görenekleri katı bir kabilecilik temeli üzerine kuruluydu. Kabilecilik geleneğini devletleşme temeline taşıma ve yeniden şekillendirme elbette ki kolay değildir. Hele hele uzun zamanlardan beri kabilecilik temeli üzerine kurulmuş olan bir takım çıkar tezgâhların kaldırılması ve zaman zaman tekrar ortaya çıktığında giderilmesi nerdeyse imkânsızdı. Bu zor işi, İslam Dini kısa zamanda başarmıştır. Ama bu süreç Allah’ın Elçisine asla rahat bir gün göstermemiştir.

Hicretten sonra Medine’de pek çok faaliyetler meydana geldi. Bu faaliyetleri şöyle özetleyebiliriz:

1-    Muhammed as. lider olarak kabullenildi.

2-    Nüfus sayımı yapıldı. Erkek, kadın, çocuk, ihtiyar...'lar tesbit edildi. Değerlendirmeler yapıldı.

3-    Mescidü'n Nebi inşa edildi. Bütün devlet işleri burada yürütülmeye başladı. Askeri, sosyal ve kültürel faaliyetler burada düzenlendi. Allah'tan inen bütün yasalar burada halka duyuruluyordu. Hatta gerekli açıklamalar yine burada yapılıyordu. Beş vakit namaz burada cemaatle eda ediliyordu.

4-    Yardım, sevgi, saygı, birlik, beraberlik ve kardeşliği kuvvetlendirme açısından Mekkeli muhacirlerle Medineli Ensar arasında tek tek kardeşlik sözleşmesi yapıldı. Böylece Ensar, varını-yoğunu Mekke’de bırakan muhacir kardeşlerine yardım elini uzattı.

5-    Mescidü'n Nebi bitişiğinde yapılan Suffa salonunda her türlü ilmi faaliyetler yerine getiriliyordu. Burada eğitim-öğretim tam anlamıyla veriliyordu. Bazen da misafirler ağırlanıyordu. Fakir ve kimsesizlere yine burada el atılıyordu.

6-    Anayasa hazırlandı. Bundan böyle; Medineli Yahudi, müşrik ve Müslümanların müşterek uyması gereken kurallar belirlendi. Bu anayasa Medine'de yaşayan bütün taraflarca onaylandı. Herkesin hak ve hürriyeti belirtildi. Aralarında meydana gelecek anlaşmazlıkları kendi inançlarına göre çözümlemeleri teminat altına alındı. Yani, herkesin dini kendisine aitti. Medine'de yaşayanlar, savaşta ve barışta bu anayasaya göre hareket edecekti. Yurt savunmasında Müslim veya Gayri Müslim ayırımı yoktu. Bütün vatandaşlar birlikte olacaktı. Müslümanları ilgilendiren her türlü anlaşmazlıklar Allah'ın indirdiği hukuk kuralları çerçevesinde halledilecek. Allah Rasûlü Muhammed as'ın aldığı kararlara itiraz edilmeyecekti.

 

Huzursuz olan kişi ve topluluklar

Yahudiler: Hicret esnasında Medine halkının yarısını oluşturuyorlardı. Kabileler halinde yaşadıkları gibi aralarında sıkı bir birlik de yoktu. Ancak Muhammed as.’a karşı bir bütünlük arz ediyordu. Müslüman olmamaları için birbirlerini sıkı takibe alan Yahudilerin çok azı Rasûlullah’a iman etmiştir.

Medineli müşrik Araplar arasında İslam hızla yayılıyordu. Fertlerin gönülleri, toplumların kafası şirk pisliklerinden temizleniyordu. Bu temiz yerlere Allah'ın emir ve yasakları yerleşiyordu. Artık insanlar; şirkten arınıyor, tevhide koşuyorlardı. İnançları berraklaşıyor, ahlakları düzeliyordu. Toplumda; birlik-beraberlik, kardeşlik, vefakârlık, fedakârlık, sevgi, saygı... hakim olmaya başladı. Bu durum karışsında kalan Yahudiler, kara kara düşünmeye başladılar. Onların menfaatleri yalan, hile, entrika, suikast, kışkırtma, faiz... gibi temellere dayanıyordu. Bu temeller de teker teker yıkılıyordu. Menfaat yolları kapanan Yahudiler, İslam'a ve Rasûlullah'a karşı köpürüyor ve kin kusuyorlardı. İslamî yapılanmayı laçkalaştırmak için; sabahleyin Müslüman olduklarını açıklıyorlardı. Akşam olunca da, beğenmediklerini bahane ederek vazgeçtiklerini ifade ediyorlardı. İslam'a karşı düşmanlıkları, duruma göre değişiyordu. Bazen açık, bazen gizli, bazen sinsice, kimi zaman da -güya- ilmi münazara şeklindeydi. Mekke müşrikleri, Medine'deki müşrik ve münafıklarla çok sıkı irtibatlıydılar. Ama her şeye rağmen, Allah Rasûl'ü Muhammed as bunlara karşı yine müsamaha gösteriyordu. Bazı Yahudi kabileleri:

a.    Kaynuka Yahudileri: İlk önceleri Müslümanlarla anlaşma yapmışlardı. Anlaşmayı bozdular. Savaş ilan ettiler.  Müslümanlar, Kaynuka Yahudilerini muhasara altına aldılar. Hiçbir yerde yardım gelmeyince, mecburen Müslümanlarla anlaşma yaptılar. Anlaşmaya göre; yurtlarını bırakıp, Suriye taraflarına sürgün edildiler. (H.2 Şevval)

b.    Kureyza Yahudileri: Müslümanlarla aralarındaki anlaşmayı Hendek savasında bozdular. Mekkeli müşriklerin, Medineli münafıkların ve diğer Yahudilerin kışkırtmalarıyla Müslümanları arkadan vurmaya çalıştılar. Ancak, muvaffak olamadıkları gibi bertaraf edildiler.

Nadir Yahudileri: Bu Yahudiler de, diğer Yahudiler gibi münafık ve müşriklerin tahriklerine uydular. Rasûlullah için suikasta yeltendiler. Bunların da hainliklerinin farkına varıldı. Müslümanlara karşı savaş ilan ettiler. Yenildiler. Anlaşmaya göre; Medine'yi terk ettiler. Bir kısmı Hayber Yahudilerine sığındılar. (H.4 Rebiulevvel)

c.    Mustalıkoğulları: Mustalıkoğulları Haris başkanlığında, Müslümanlara ani baskın yapmak istedi. Fakat Rasûlullah, bunun farkına vardı. Hiç fırsat vermeden küçük bir orduyla, onları bertaraf etti. (H.5. yıl)

d.    Hayber Yahudileri: Hayber'de Yahudiler oturuyordu. Sonradan sürgün ve kaçkın insanlar da buralara yerleştiler. Derken Hayber, Medine’deki Müslümanların aleyhine olan bütün hal ve hareketlerin merkezi durumuna geldi. İslam'a düşman olan herkesi destekliyor ve gerekli yardımları yapıyorlardı. Hendek savaşı için, bütün müşrik Arapları bunlar bir araya getirmişlerdi. Rasûlullah, bunlarla anlaşmak istedi. Kabul etmediler. Yıkıcı ve bölücü faaliyetlerine devam ettiler. Yakınlarında bulunan Kinane ve Gatafan müşrik Arapları da kandırarak yanlarına aldılar. Büyük bir orduyla Medine'ye saldırmak istediler. Muhammed as 1600 kişilik mücahit ordusuyla Hayber’e hareket etti. İslam ordusunu gören Yahudiler, kalelerine çekildiler. Uzun ve şiddetli bir muhasaraya girişildi. Daha sonraları Hayber'in kaleleri teker teker düşmeye başladı. Hayber Yahudileri de teslim oldular. Anlaşma yapıldı. Böylece; İslam aleyhine her türlü faaliyetleri destekleyen, Mekkeli putperestlerin eli-kolu bağlanmış, münafıkların akıl hocaları olan Yahudilerle alakalı konular yüzeysel olarak bitmiş oldu.

 

Evs ve Hazrec kabilleri: Hicret esnasında Medine’de Evs ve Hazrec diye bilinen iki büyük Arap kabilesi vardı. Bunlar iki kardeşin neslinden gelmekteydi. Sonradan aralarına bir düşmanlık girdi. Zaman zaman aralarında anlaşmazlık ve kavgalar oluyordu. En son aralarında Büâs savaşı çıkmış ve iki taraf da ağır kayıplar vermişti. Hatta pek çok ileri gelenlerin telef olmasıyla iki tarafın da gücü zayıflamıştı. İslam dini birbirine düşman olan bu iki kabile arasında yayılmaya başladı. Hicretin ilk zamanlarında bu iki kabileden Müslüman olmayan müşrik Araplar genel olarak İslam karşıtı tarafında gözüküyordu. Yahudi ve münafıkların çıkardıkları fitne, fesat ve yaygaraların tesiri altında kalarak akrabalarının Müslüman olmamaları için baskı yapıyor ve Müslümanlar olanları da zaman zaman incitiyorlardı. Her şeye rağmen İslâmiyet aralarında hızla yayılıyordu. Kısa zamanda bu iki kabile arasındaki kin ve düşmanlık İslamiyet’in getirdiği evrensel kurallarla dostluk ve kardeşliğe dönüştü. Hatta hayırlarda yarış birbirleri arasında doruğa ulaştı.

 

Münafıklar Müslüman görünümlü Medineli müşrikler: Abdullah bin Ubeyy, münafıkların öncüsü durumundaydı. Kavmi nezdinde itibarlı biriydi. Rasûlullah; Medine'ye hicret etmeden evvel Abdullah bin Ubeyy, kendisini kral ilan etme hazırlığındaydı. Bu konuda da epey mesafe almıştı. Ancak, Rasûlullah Medine'ye gelince; Abdullah bin Ubeyy'in etrafındaki insanların bazısı dağıldı. Çalışmalar sonuçsuz kaldı. O da, Rasûlullah'a düşman kesildi. Bir müddet sözlü ve hakaretimsi tavırlara girdi. Daha sonra, açıkça düşman olmanın zararlarını gördü. Çaresiz kaldı. Çalışmalarını sürdürebilmek için, Müslüman gözükmek zorunluluğunu hissetti. Müşrik olduğu halde, etrafındaki aveneleriyle birlikte Müslüman olduğunu açıkladı. Fırsat buldukça; Rasûlullah'a ve Müslümanlara karşı ayrılıkçı, fitne, itham, iftira, dedikodularıyla yıpratma hareketlerine devam etti. Mekkeli müşrik ve Medineli Yahudilerle gizli anlaşma ve ittifaklar hızlandı.

 

Medine’deki yeni oluşumdan huzursuz olan Yahudi şairler:

Ka’b b. Eşref

Ka’b’ın babası Eşref, Tay Kabilesinin Nebhân oğullarından bir Arap’tı. Kan davası nedeniyle kabilesini terk edip Medine’ye gelip yerleşti. Nadiroğullarından Akîle isminde Yahudi bir kadın ile evlendi.[1] Bu evlilikte Kâ’b doğdu. Yahudi olarak yetişti. Bulunduğu toplumun ileri gelenleri arasında sayılırdı. Yahudi şairlerindendi.[2]

Bedir savaşında Müslümanların galibiyetini müjdeleyen ve öldürülen Kureyşlilerin haberini duyunca, canı sıkıldı. Şaşkınlık içinde:

- Vay be, size yazıklar olsun!.. Bu gerçek mi? Onlar Arap’ın melikleri ve insanların efendileridir. Vallahi Muhammed bunları öldürdüyse, artık bundan böyle yerin altı üstünden daha hayırlıdır,[3] dedi. Böylece İslâm’a ve Müslümanlara karşı duyduğu kin ve düşmanlığı etrafına ilan ediyordu.

Ka'b, arkadaşı Huyey b. Ahtab’la birlikte atmış-yetmiş Yahudi’yi de alarak Medine’den kalkıp Mekke’ye gitti. Mekkeli müşriklerin Bedir ölüleri üzerine ağlayarak ağıtlar yaktı. Yaptığı konuşmalar ve söylediği şiirlerle müşrikleri Müslümanlar üzerine kışkırtıyordu.[4]

Ebu Süfyân misafiri olan Kâ’b’a dönerek:

- Allah aşkına söyle!.. Allah katında bizim dinimiz mi yoksa Muhammed’in ve arkadaşlarının dini mi daha sevimlidir?[5] diye sordu. O da:

- Yol olarak siz onlardan daha iyisiniz[6], dedi.

Kâ’b ve Huyey ehli kitap olan Yahudilerin ileri gelenleri ve âlimlerindendi. Muhammed as.’a iman etmemeleri sırf kuru bir inat, haset, kin ve düşmanlıklarından dolayıdır. Bir ehli kitap mensubu olarak Tevhid Dini olan İslâm’ı reddederek putperestliğin Allah’a daha yakın olduğunu kabullenmek büyük yanlıştı. Çünkü burada putperestlik Yahudi âlimlerine göre sevimli olabilir. Ama putperestliğin yol olarak İslâm’dan daha iyi olduğunu söylemek büyük bir azgınlık ve taşkınlıktır. Hele hele putperestlikle İslam’ı bir araya getirerek ve putperestliğin yol olarak, Allâh’a daha sevimli olduğunu iddia etmek Allah’a iftiradır. Allah adına bu seçimi yapma yetkisini kendilerinde görmek affedilecek bir ahmaklık değildir. Bu küstahlık Kur’ân’ı Kerîm’de şöyle özetlenmektedir: “Kendilerine Kitap’tan bir nasip verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar ‘cibt’e ve ‘tâğût’a inanıyorlar. İnkâr edenler için de, “Bunlar, iman edenlerden daha doğru yoldadır” diyorlar.[7]

Şimdi bu ayeti biraz yorumlayalım:

1. “Kendilerine Kitap’tan bir nasip verilmiş olanlar” Yahudilerdir.

2.  Onlar ‘cibt’e ve ‘tâğût’a inanıyorlar.” Ayette geçen cibt’in kelime anlamı; adî, değersiz ve pis olan şey demektir. Bu kelime terimleştirilerek Huyey İbn Ahtab’ın şahsından putlar ifade ediliyor. Tâğût ise kelime olarak azgınlaşan, haddini aşan anlamına gelmektedir. Bu kelime de terimleşerek Kâ’b ibnu’l Eşref’in şahsında çığırtkan putçuları ve bağlı oldukları kuralları ifade eder. Başka bir ifade ile Tâğût; putların tercümanlarıdır. Cibt[8] ve Tâğût[9] sözcükleri Kâ’b ibnu’l Eşref’in ve onun gibilerin sergilediği konumu çok güzel yansıtmaktadır.

3. Müşrik Ebu Süfyân’ın sorusuna Yahudi Kâ’b’ın: “- Yol olarak siz onlardan daha iyisiniz,” diye verdiği cevap hatırlatılıyor. Tefsir kitaplarından bu ayetin etraflı yorumlarına bakmak faydalı olacağı kanaatindeyim.[10]

Kâ'b’ın şiirleri Muhammed as.’ı ve Müslümanları rencide ediyor ve manevi eziyet veriyordu.[11] Hatta Müslüman kadınların üzerine gazal söyleyerek onların güzelliklerini teşhir ediyordu.[12]

Muhammed as için suikast de hazırladığı[13] ifade edilen Ka'b, Mekke’den ayrılmadan evvel, Mekke müşriklerini Muhammed as’la topyekûn savaşma konusunda bir araya getirmiş ve anlaşmalarını sağlamıştır.[14] Kısacası: Bu adam, tam azgınlaşmış ve Kur’ân’ı Kerîm tabiriyle de tâğûtlaşmıştı. Suç sicili oldukça kabarmış bu densiz, kendisine gösterilen müsamaha sınırlarını çok aşmıştı.

Mekke’den Medine’ye döndükten sonra iyice azıttı. Düşmanlığını iyice açığa vurdu. Yaptığı yıkıcı faaliyetleri aleni şekilde yürütmeye başladı. İyice tehlikeli duruma geldi. Kâ’b zamanında Müslümanlara karşı açılmış bütün savaşlara temel olan kışkırtıcı, yıkıcı, aşağılayıcı şiir, söz ve hareketlerde hep öncülük yapmıştır.

Allah’ın Elçisi:

- Benim adıma İbni Eşref’in hakkında kim gelecek?[15] Çünkü o Allah’ı ve Elçisini incitmiştir.[16] Buyurunca; Muhammed b. Mesleme hemen kalktı ve:

- Ey Allah’ın Elçisi onu benim öldürmemi ister misin? Diye sorunca; Allah’ın Elçisi:

- Evet, buyurdu. Muhammed b. Mesleme:

- Ey Allah’ın Elçisi onu ben senin için öldüreceğim, dedi. Allah’ın Elçisi:

- Öyleyse git Muaz’la bu işi görüş, buyurdu. Muhammed b. Mesleme:

- Onun yanında senin aleyhine konuşabilir miyim? Dediğinde Allah’ın Elçisi:

- Konuşabilirsin, buyurdu.

Kâ’b’ı öldürmek için Evs kabilesine ait; Muhammed b. Mesleme, Silkân b. Selâme, Abbâd b. Bişr, Ebû Abs b. Cübr, Sa'd b. Hâris’den oluşan bir müfreze gönderildi.

İlk önce Silkân onun yanına gitti. Uzun bir sohbetten sonra Silkan Mumammed as. aleyhine birkaç söz söyledikten sonra maddi sıkıntı çektiklerini, bundan dolayı da kendilerine bir veya iki ölçek ödünç yiyecek vermesini söyledi. Uzun bir pazarlıktan sonra Kâ’b kabul etti. Geceleyin Muhammed b. Mesleme ve arkadaşları Kâ’b’a seslenerek dışarı çıkmasını istediler. O da geldi. Muhammed b. Mesleme, Kâ’b’ın saçlarından tuttu. Hemen Ebû Abs, Kâ’b’ı kucakladı. Muhammed b. Mesleme kılıcını Kâ’b’ın böğrüne sapladı. Arkadaşları da kılıç darbelerini indirdiler. Bu kargaşada Hâris de bazı kılıç darbelerinden başında veya bacağında yaralandı. Böylece Allah’a, Elçisine ve Müslümanlara karşı bazen açık, bazen gizli, bazen de sinsice savaş açan Allah’ın düşmanı Kâ’b yaptıklarının karşılığına ulaşmış oldu.

Olay etrafa yayılınca, Yahudi ve müşrik Araplar paniğe kapıldılar. Yaptıklarından dolayı kendi kendilerinden korkmaya başladılar. Sabah olunca bir gurup Muhammed as’ın yanına gelerek:

- Arkadaşımız olan (Kâ’b) bu gece öldürüldü. O ileri gelenlerimizdendi, dediler.[17]

Allah’ın Elçisi, Kâ’b’ın şiirlerinde neler söylediğini ve yaptığı eziyetleri onlara hatırlattı. Ayrıca kendilerini de anlaşmaya davet etti. Onlar da kabul ettiler. Böylece Allah’ın Elçisi ve Yahudiler arasında yeni bir anlaşma yapılmış oldu.[18]

 

İbnu Ebi’l Hukayk

Evs kabilesine ait bir gurup Müslüman tarafından Allah’ın Elçisine düşmanlık yapan Kâ’b b. Eşref öldürülünce; hemen Hazrec kabilesinin ileri gelenleri harekete geçerek:

- Vallahi Allah’ın Elçisi huzurunda İslâm’da fazilet bakımından bizi geçemezsiniz.[19] Dediler. Derhal Allah’ın Elçisine düşmanlık konusunda Kâ’b b. Eşref’e denk bir kişiyi soruşturmaya başladılar.[20] Sonunda Hayber’de ikamet eden İbn Ebi'l-Hukayk üzerinde karar kıldılar. Ebu Râfi’ diye de anılan İbn Ebi'l-Hukayk gerçekten haddini aşarak Allah’ın Elçisini çok üzüyordu.[21]Bunu öldürmek için Allah’ın Elçisinden izin istediler. İzin verildi. [22] Allah’ın Elçisi:

- Kadın ve çocukları öldürmeyin, [23] buyurdu. Böylece kadın ve çocukların öldürülmeleri yasaklandı.[24]. İbn Ebi'l-Hukayk’i öldürmek için beş kişi Hayber’e gitti. Bunlar;  Abdullah b. Atîk, Mes'ud b. Sinan, Abdullah b. Üneys, Ebu Katâde el-Hâris b. Rib'î ve Huzâî b. Esved’den oluşan müfrezeydi.

İbn Ebi'l-Hukayk'ın evini buldular. Burası kale biçiminde büyük ve geniş bir evdi. Geceleyin eve girdiler. Odaları içindeki ev halkının üzerlerine kilitlediler. Sonra İbn Ebi'l-Hukayk'ın şahsına özel yapılmış köşke vardılar. Kapıyı vurup izin istediler. Karısı:

- Siz kimsiniz? Dedi.  Onlar da:

- Biz Arap tüccarlarındanız. Yiyecek satın alacağız, dediler. Kadın:

- Arkadaşınız şuradadır. Onun yanına buyurun, dedi. İçeri girdiler. İbn Ebi'l-Hukayk'ın kaçmaması için kapıyı kilitlediler. Kadın panikleyip bağırınca, kılıcı çekip öldürmek istediler. Ama Allah’ın Elçisinin “çocuk ve kadınların öldürülmeme yasağını” hatırlayınca vazgeçtiler. İbn Ebi'l-Hukayk'ın üzerine saldırdılar. Karanlık olduğu için kılıç darbelerini rastgele indirdiler. Abdullah b. Üneys karnına kılıcı sapladı. Kılıç sırtından çıktı.

- Beni öldürdünüz, beni öldürdünüz, yeter yeter, diye inlemeye başlayınca, evden dışarı çıktılar. Abdullah b. Üneys dışarı çıkış esnasında elini veya ayağını şiddetli şekilde incitti. İbn Ebi'l-Hukayk’ın öldüğünden emin olunca, oradan ayrıldılar. Medine’ye vardılar.[25] Resûlullâh Cuma günü mescitte minber üzerinde insanlara hutbe veriyordu. Onları görünce:

- Yüzünüz iki cihanda mutlu olsun, buyurdu. Onlar:

- Senin yüzün de iki cihanda mutlu olsun ey Allah’ın Elçisi, dediler. Resûlullâh:

- Onu öldürdünüz mü, diye sordu. Onlar da:

- Evet, dediler.[26]

 

Ebû Afek

Nebi as., Medine’ye geldiğinde; Amr b. Avf kabilesinden yaşı yüz yirmiye ulaşmış Ebû Afek diye anılan Yahudi bir ihtiyar vardı. İslâm dinine girmediği gibi insanları Nebi as.’ın aleyhine düşmanlık etmeye kışkırtıyor. Rasûlullâh’ı üzüyor ve manen eza-cefa ediyordu. Çıkardığı nifak doruktaydı. Allah’ın Elçisi Bedir savaşına çıktığında, Allah onu muzaffer olarak geri döndürdü. Ebû Afek, Allah’ın Elçisine haset ederek taşkınlık etmeye başladı. İnsanları Nebi as.’ın aleyhine kışkırtan hicivli şiirler söylemeye devam etti. Yapılan bu taşkınlığa canı sıkılan Sâlim b. Umeyr:

- Ebû Afek’i öldürmek veya bu uğurda ölmek üzerime adak olsun, dedi. Fırsat kollamaya başladı.

Ebû Afek’ın hiciv şiirleriyle çıkardığı fesat ve yaptığı eziyet üzerine bir gün Rasûlullâh:

- Şu habisi benim adıma kim halledecek, buyurdu.

Sâlim fırsatı yakalamıştı. Bir yaz gecesiydi. Ebû Afek, Amr b. Avf mevkiindeki evinin avlusunda uyuyordu. Sâlim geldi. Kılıcını Ebû Afek’in ciğerine sapladı. Kılıç ta yatağa dayandı. Allah’ın düşmanı iğrenç bir çığlık atarak bağırdı. Sesi duyan insanlar koşarak geldiler. Onu evinin içine koydular. Sonra da bir kabir kazıp gömdüler.[27]

 

Esmâ binti Mervân

Esmâ binti Mervân, Medine’de yaşayan Yahudi kabilelerinden Benî Ümeyye b. Zeyd kabilesine mensuptu. Yahudi şairelerindendi. Beş çocuğu vardı. Bunlardan biri anne sütü emme çağındaydı.

Allah’ın elçisi Muhammed as., Müslümanları yok etmek için gelen 1000 kişilik tecrübeli bir orduyla Mekkeli müşriklere karşı koymak için  300 kişilik bir topluluğu alarak Bedir’e gitmişti. Müşrikler tam teçhizatlı buna karşın Müslümanların çoğunda savaş tecrübesi yoktu. Bir kısmı daha çocuk yaşta, bir kısmı da yaşlı durumundaydı. Silah ve binek bakımından çok zayıftı. Bu savaşta Müslümanlar var olma veya yok olma ile karşı karşıyaydı.

Allah’ın elçisi Bedir’deyken, Medine’de Yahudi şâiresi Esmâ binti Mervân haddini aşan şiirler söylemeyi hızlandırdı. Bu hicivli şiirlerle Allah’ın elçisini, İslâm’ı, Müslümanları aşağılıyordu. Hatta bu yetmiyormuş gibi Medinelileri ve diğer Arap kabilelerini Muhammed as.’ı öldürmek ve İslâm’a karşı savaşmak için kışkırtıcılık yapıyordu.[28] Söylediği son şiirler dilden dile dolaşarak Medine’ye ulaşınca Müslümanlar üzüldü. Bedir’e mazeretinden dolayı gidemeyen Umeyr b. Adî el-Hatmî’nin canı sıkıldı. Asabı bozuldu. Adakta bulunarak:

- Ey Allah’ım!.. Ben Senin için adakta bulunuyorum. Eğer sen Rasûlullah’ı Bedir’den sağ-salim Medine’ye geri döndürürsen; ben o kadını mutlaka öldüreceğim, dedi.[29]

Müslümanların müşrikler karşısındaki Bedir zaferi bir takım insanları rahatsız etmişti. Bazıları da kudurma safhasına kadar gelmişti. İmkânları dâhilinde ölümüne saldırıyorlardı. Kâ’b ibnu’l Eşref, Huyey b. Ahtab, İbn Ebi'l-Hukayk, Esmâ binti Mervân… gibiler Muhammed as.’ı, İslâm’ı ve Müminleri çok rencide edici tutumlar sergiliyorlardı. Elbette bunlar usulüne uygun şekilde tekrar tekrar ikaz ediliyorlardı.  Ama yine bildiklerini okuyorlardı. Artık hak ettikleri cezaya çarptırılmaları gerekiyordu.

İslâm, Yüce Allah’ın gönderdiği en son dindir. Bu dinin kendisini, peygamberini, inanan müminlerini söylenen hicivlerle aşağılayan, hakaret eden, düşmanlığını ve kinini sürekli dile getirenler mutlaka durdurulmalıydı. Etraftaki insanları Müslümanlara karşı kışkırtmak, kin ve düşmanlığı artırmak, fesat çıkarmak, savaştırmak için yapılan tahrikler “bardağı taşıran son damla”ları çoktan geride bırakmıştı. Dayanılmaz hale gelince Allah’ın Elçisi:

- Benim için Mervân’ın kızı hakkında kim gelecek, buyurdu.[30] Kadının kabilesinden olan Umeyr b. Adî el-Hatmî, Rasûlullâh Bedir’deyken hicivlerinden dolayı “ben o kadını mutlaka öldüreceğim” diye adakta bulunmuştu. Hiç kimseye fırsat vermeden:

- Ben, dedi.

Umeyr, gece yarısı Esmâ’nın bulunduğu mevkie geldi. Eve geldi. Uyuyan kadının bulunduğu odaya girdi. Etrafında uyuyan çocukları vardı. süt emzirdiği bebeği de kucağındaydı. Umeyr eliyle araştırdı. Kadının emzikli küçük çocuğunu buldu. Bebeği öteye götürdü. Sonra kılıcını kadının göğsüne sapladı. Kılıcın ucu kadının sırtından çıktı.[31] Sonra evden çıktı. Medine’ye gitti. Sabah namazını Nebî as.’la beraber kıldı. Nebi as., Umeyr’i gördüğünde:

- Mervân’ın kızını öldürdün mü? Diye sordu? Umeyr:

- Evet, Babam sana feda olsun ey Allah’ın Elçisi, dedi. Sonra Umeyr hadiseden dolayı karşılıklı herhangi bir kavgaya sebep olup olamayacağı konusunda tereddüt edince:

- Ey Allah’ın Elçisi, bu işten dolayı üzerime düşen bir şey var mı, diye sordu. Allah’ın Elçisi:

- Ondan dolayı iki keçi bile birbirine toslamaz,[32] buyurdu. Bu cevap Umeyr’in çok hoşuna gitti. Umeyr doğruca kabilesine gitti. Onlar kadının öldürülmesi konusunda muhtelif görüşlere sahiptiler. Onlara:

- Ey Hatmeoğulları!.. Mervân’ın kızını ben öldürdüm. Topluca benim için el birliği yapın. Elinizden geleni arkanıza bırakmayın, diyerek onlara sert yaptı. Onlar da korkularından Umeyr’e hiçbir şey yapamadılar. Bu kabile içerisinde Müslüman oldukları halde imanlarını gizleyenler, insanları suskun vaziyeti görence; Müslüman olduklarını açıkladılar. Böylece bugün, Hatmeoğulları için İslam’ın izzetine giriş kapısı durumuna gelmiştir.[33]

 



[1] Târîhu’t Taberî  c.2 s.52

Sîretü İbni Hişâm c.1 s.514

Fethu’l Bârî, İbnu Hacer, c.7 s.337

Sîretu İbni Kesîr c.3 s.9

 

[2]  Târîhu’t Taberî c.2 s.52

Tabakâtu’l Kübrâ İbnu Sa’d c.2 s.32-33

Fethu’l Bârî, İbnu Hacer, c.7 s.337

Târîhu’l Yakûbî c.1 s.122

Târîhu’l İslam, Zehebî c.2 s.161

 

[3]  Sîret İbnu İshâk c.1 s.297,

Sîret İbnu Hişâm c.2 s.51,

Uyûnu’l Eser… İbnu Seyyidi’n Nâs c.1 s.392

Târîhu’t Taberî c.2 s.52

Târîhu’l İslâm… ez Zehebî c.2 s.157

Delâilu’n Nübüvveti lil Beyhakî c.3 s.209

Tabakâtu’l Kübrâ İbnu Sa’d c.2 s.32-33

Sîretu İbni Kesîr c.3 s.9

 

[4] Sîretu İbni Kesîr c.3 s.9

Tabakâtu’l Kübrâ İbnu Sa’d c.2 s.33

Ensâbu’l Eşrâf, Ensâbu’l Eşrâf c.1 s.123

Fethu’l Bârî, İbnu Hacer, c.7 s.340

Târîhu’t Taberî c.2 s.52

Sîret İbnu İshâk c.1 s.297

Uyûnu’l Eser… İbnu Seyyidi’n Nâs c.1 s.392

 

[5] Sîretu İbni Kesîr c.3 s.9

Delâilu’n Nübüvveti lil Beyhakî c.3 s.210,214

Târîhu’l Medîne, el Kismu: es Sîretu ve’t Târîh c.2 s.454, 461

Uyûnu’l Eser… Muhammed b. Abdullah b. Yahyâ İbn Seyyidü’n Nâs c.1 s.392

 

[6] Delâilu’n Nübüvveti lil Beyhakî c.3 s.210

Sîretu İbni Kesîr c.3 s.9

Târîhu’l İslâm… ez Zehebî c.2 s.158

 

[7] 4/Nisa:51

 

[8] İkmâlu’l Kemâl, el Kısmu: es Sîretu ve’t Târîh c.2 s.156

Târîhu’l Medîne, el Kısmu: es Sîretu ve’t Târîh c.2 s.453

 

[9] Târîhu’l Medîne, el Kismu: es Sîretu ve’t Târîh c.2 s.455

Fethu’l Bârî, İbnu Hacer, c.8 s.252

 

[10] Örnek olarak:

Tefsir-i Kebîr Mefâtîhu’l Ğayb, Fahruddîn er-Râzî, Nisâ 51. Ayetin tefsiri

Kurtubî el Câmiu lil Ahkâmi’l Kur’ân, İmâm Kurtubî, Nisâ 51. Ayetin tefsiri

Tefsîru’l Munîr, Vehbe Zuhaylî, Nisâ 51. Ayetin tefsiri

Hak Dini Kur’ân Dili M.Hamdi Yazır, Nisâ 51. Ayetin tefsiri

Et Tefsîru’l Hadîs, İzzet Derveze, Nisâ 51. Ayetin tefsiri

 

[11] Üsdu’l Ğâbe, Kismu’s Sîre ve’t Târîh İbnu’l Esîr c.2 s.70, 189, 197

Sîretu İbni Kesîr c.3 s.9, 261

El Kâmil fi’t Târîh, İbnu’l Esîr c.1 s.292

Tabakâtu’l Kübrâ İbnu Sa’d c.2 s.33

Sîretu İbni Kesîr c.3 s.9

Uyûnu’l Eser… Muhammed b. Abdullah b. Yahyâ İbn Seyyidü’n Nâs c.1 s.397

Fethu’l Bârî, İbnu Hacer, c.5 s.143, c.7 s.337, c.8 s.231

Târîhu’t Taberî c.2 s.55

Sîretü İbni Hişâm c.1 s.514

Târîhu’l Medîne, el Kismu: es Sîretu ve’t Târîh c.2 s.453

el İstî’âb fî Ma’rifeti’l Ashâb İbnu Abdu’l Berr c.1 s.460

 

[12] Târîhu’t Taberî c.2 s.52-53

Fethu’l Bârî, İbnu Hacer, c.7 s.337

Sîretu İbni Kesîr c.3 s.9

El Kâmil fi’t Târîh İbnu’l Esîr c.1 s.290

Uyûnu’l Eser… Muhammed b. Abdullah b. Yahyâ İbn Seyyidü’n Nâs c.1 s.392

Delâilu’n Nübüvveti lil Beyhakî c.3 s.209

 

[13] Târîhu’l Yakûbî c.1 s.122

 

[14] Sîretu İbni Kesîr c.3 s.9

Târîhu’t Taberî c.2 s.52-53

Târîhu’l Medîne, el Kismu: es Sîretu ve’t Târîh c.2 s.455

el İstî’âbu fî ma’rifeti’l Eshâbi c.1 s.242

Delâilu’n Nübüvveti lil Beyhakî c.3 s.210

Fethu’l Bârî, İbnu Hacer, c.7 s.337

Târîhu’l İslâm… ez Zehebî c.2 s.158

Tabakâtu’l Kübrâ c.2 s.32-33

 

[15] Sîretu İbni İshak c.1 s.297

Delâilu’n Nübüvveti lil Beyhakî c.3 s.217

Sîretu İbni Hişam c.2 s.54

Târîhu’t Taberî c.2 s. 53

El Kâmil fi’t Târîh, İbnu’l Esîr c.1 s.290

Uyûnu’l Eser… Muhammed b. Abdullah b. Yahyâ İbn Seyyidü’n Nâs c.1 s.393

 

[16] Sahih Buhari 2375, 2867, 3811

Sahih Müslim 4765

Sünen Ebu Dâvûd 2770

Mu’cem İbu Asâkir c.1 s.112

Delâilu’n Nübüvveti lil Beyhakî c.3 s.215

Târîhu’l Medîne, el Kismu: es Sîretu ve’t Târîh c.2 s.455

Fethu’l Bârî, İbnu Hacer, c.5 s.143, c.7 s.337, c.8 s.231

Târîhu’l İslâm… ez Zehebî c.2 s.158

 

[17] Târîhu’l Medîne, el Kismu: es Sîretu ve’t Târîh c.2 s.461

Târîhu’l İslâm… ez Zehebî c.2 s.162

 

[18] Târîhu’l Medîne, el Kismu: es Sîretu ve’t Târîh c.2 s.461

Târîhu’l İslâm… ez Zehebî c.2 s.162

Mekketu ve’l Medînetu fi’l Câhiliyyeti ve ahdi’r Resûli sav, Ahmed İbrâhîm c.1 s.386

Delâilu’n Nübüvveti lil Beyhakî c.3 s.216

Meğâzî Vâkidî c.1 s.192

 

[19] Sîret İbnu Hişâm c.2 s.273

Tarih, Tâberî c.2 s.56

Târîhu’l İslâm… ez Zehebî c.2 s.341

Fethu’l Bârî, İbnu Hacer, c.7 s.342

Musannef, Abdurrezzâk c.5 s.407 hadis no: 9747

 

[20] Üsdu’l Ğâbe, Kismu’s Sîre ve’t Târîh İbnu’l Esîr c.1 s.52

Sîret İbnu Kesîr c.3 s.261

Sîret İbnu Hişâm c.2 s.273

Târîh, Tâberî c.2 s.56

El Kâmil fi’t Târîh İbnu’l Esîr c.1 s.292

Târîhu’l İslâm… ez Zehebî c.2 s.341

 

[21] Sahih Buhari hadis no: 3813

Câmiu’l Usûl min Ehâdîsi’r Resûl, İbnu’l Esîr  hadis c.8 no: 6060

el İstî’âb fî Ma’rifeti’l Ashâb İbnu Abdu’l Berr c.1 s.242

Delâilu’n Nübüvveti lil Beyhakî c.4 s.93 hads no: 1387

Sîretu İbni Kesîr c.3 s.261

Fethu’l Bârî, İbnu Hacer, c.7 s.343

El Kâmil fi’t Târîh, İbnu’l Esîr c.1 s.292

Târîhu’l İslâm… ez Zehebî c.2 s.343

Târîhu’t Taberî c.2 s.55

 

[22] Sîret İbnu Hişâm c.2 s.273

Sîret İbnu Kesîr c.3 s.261

Uyûnu’l Eser… Muhammed b. Abdullah b. Yahyâ İbn Seyyidü’n Nâs c.2 s.65

Fethu’l Bârî, İbnu Hacer, c.7 s.342

Târîh, Tâberî c.2 s.56

 

[23] Musannef Abdurrezâk c.5 s.407 hadis no: 9747

[24] Sîret İbnu Kesîr c.3 s.261

Uyûnu’l Eser… Muhammed b. Abdullah b. Yahyâ İbn Seyyidü’n Nâs c.2 s.65

Târîh, Tâberî c.2 s.55

 

[25] Olayın ayrıntıları için bakınız:

 Sîret İbnu Kesîr c.3 s.261

Sîret İbnu Hişâm c.2 s.274-5

Târîh, Tâberî c.2 s.55-58

Târîhu’l İslâm… ez Zehebî c.2 s.341-342

 

[26] Sünenu’l Kubrâ Beyhakî c.3 s.222

Musannef Abdu’r Rezzâk c.3 s.215 hadis no: 5387, c.5 s.410 hadis no: 9747

Müsned, Ebu Ya’lâ c.2 s.204, hadis no: 907

Tabakâtu’l Kübrâ, İbnu Sa’d, c.2 s.91

Târîhu’l Medîne, el Kismu: es Sîretu ve’t Târîh c.2 s.466-467

Delâilu’n Nübüvveti lil Beyhakî c.4 s.95 hads no: 1389, c.6 s.81 hads no: 2206

Sîret İbnu Kesîr c.3 s.261

Uyûnu’l Eser… Muhammed b. Abdullah b. Yahyâ İbn Seyyidü’n Nâs c.2 s.9

Meğâzî Vâkidî c.1 s.392, 532

Üsdu’l Ğâbe, Kismu’s Sîre ve’t Târîh İbnu’l Esîr c.1 s.50

 

[27] Aşağıdaki kaynakların özeti bir araya getirildi.

Meğâzî Vâkidî c.1 s.175

Sîret İbnu Kesîr c.4 s.432

Sîret İbnu Hişâm c.2 s.635

Tabakâtu’l Kübrâ, İbnu Sa’d, c.2 s.28

Târîhu’l İslâm… ez Zehebî c.2 s.138

Ensâbu’l Eşrâf, Ensâbu’l Eşrâf c.1 s.165

Üsdu’l Ğâbe, Kismu’s Sîre ve’t Târîh İbnu’l Esîr c.3 s.315

Uyûnu’l Eser… Muhammed b. Abdullah b. Yahyâ İbn Seyyidü’n Nâs c.1 s.383

 

[28]Konunun ayrıntıları için aşağıdaki eserlere bakınız.

 el İstî’âb fî Ma’rifeti’l Ashâb, İbnu Abdu’l Berr c.1 s.378

Müsnedü’ş Şihâb, el Kadâî c.2 s.48 hadis no: 858

Tabakâtu’l Kübrâ, İbnu Sa’d  c.2 s.27

Ensâbu’l Eşrâf, Ensâbu’l Eşrâf c.1 s.164-165

Sîretü İbni Hişâm c.1 s.514

Uyûnu’l Eser… Muhammed b. Abdullah b. Yahyâ İbn Seyyidü’n Nâs c.1 s.382

Meğâzî Vâkidî c.1 s.173-374

Târîhu’l İslâm… ez Zehebî c.2 s.136

El İsâbetü fî Temyîzi’s Sahâbe, İbnu Hacer el Askalânî  c.4 s.721

 

[29] Müsnedü’ş Şihâb el Kadâî c.2 s.48 hadis no: 858

Ensâbu’l Eşrâf, Ensâbu’l Eşrâf c.1 s.165

Meğâzî Vâkidî c.1 s.173

 

[30] Sîretü İbni Kesîr c.4 s.432

Sîretü İbni Hişâm c.2 s.636

 

[31] Tabakâtu’l Kübrâ İbnu Sa’d c.2 s.27

Meğâzî Vâkidî c.1 s.174

Uyûnu’l Eser… Muhammed b. Abdullah b. Yahyâ İbn Seyyidü’n Nâs c.1 s.382

 

[32] Müsnedü’ş Şihâb el Kadâî c.2 s.48 hadis no: 858

Ensâbu’l Eşrâf, Ensâbu’l Eşrâf c.1 s.165

Meğâzî Vâkidî c.1 s.174

El İsâbe fî Temyîz’s Sahâbe. İbnu Hacer el Askalânî  c.4 s.721

Tabakâtu’l Kübrâ İbnu Sa’d c.2 s.27

Sîretü İbni Hişâm c.2 s.636

Uyûnu’l Eser… Muhammed b. Abdullah b. Yahyâ İbn Seyyidü’n Nâs c.1 s.382

 

[33] Sîretü İbni Hişâm c.2 s.636