Son
İlahi Kitap Kurân-ı Kerîm
Kurân-ı
Kerîmin İndiriliş Süreci
Medeni
ayetlerin genel özellikleri:
Kurân-ı
Kerîm ayetlerinin küçük bölümler halinde inmesi:
Kurân-ı
Kerîm ayetlerinin iniş sürecinde toplumu eğitmesi:
Kurân-ı
Kerîmde neler bulabiliriz
Kurân-ı
Kerîm, insan-Allah ilişkisi konusunda yol gösterir
Kurân-ı
Kerîm, insanın insanla ilişkisi konusunda yol gösterir
Kurân-ı
Kerîm insanın evrenle ilişkisi konusunda yol gösterir
Kurân-ı
Kerîm, Allah-evren konusunda yol gösterir
Kurân-ı
Kerîmin temel eğitici nitelikleri
Kurân-ı
Kerîm, iyiye ve güzele yönlendirir
Kurân-ı
Kerîm, açıklar ve aydınlatır
Kurân-ı
Kerîm, öğüt verir ve hatırlatır
Kurân-ı
Kerîm, hayatı anlamlandırmamıza yardım eder
1- Tevrat: Musa as.a, Yüce Rabb'imiz Tevrat'ı indirmiştir.
Musa, İsrailoğullarına gönderilmiş bir Resûl'dür.
Musa'dan sonra İsrailoğulları Tevrat'ın aslını
koruyamadı. Hakiki Tevrat, zamanımıza gelinceye kadar bazı
değişikliğe uğramıştır.
2- Zebur: Davud as.a, Yüce Rabb'imiz Zebur'u indirmiştir. Bu
ilâhi Kitâb'ın da aslı bozulmuştur. Şimdiki şekli,
ilâhi ve dua kitabı durumundadır.
3- İncil: Yüce Rabb'imiz, İsa as.'a İncil'i indirmiştir.
Bu ilâhi kitabın da aslı korunamamıştır.
Zamanımızda birbirine benzer Matta, Luka, Yuhanna ve Markos isimli
dört çeşit İncil mevcuttur.
4- Kuran: Muhammed as'a Yüce Rabb'imiz Kurân-ı Kerîmi indirdi. Bu
ilâhi Kitâb'ın aslı değişmeden zamanımıza kadar
gelmiştir. Kuran, ilk indirildiği gibi dünyanın her
tarafında aynıdır ve aynı özellikleri
taşımaktadır.
Kurân-ı Kerîm; Allah`ın son resulü Muhammed as.'a indirilen
vahiyleri bir arada toplayan kitabın ismidir. Kurana bu ismi Yüce
Rabb'imiz kendisi vermiştir.[1] Kuranın; Kitâb, Furkân, Hakk,
Kelâm, Nûr, Beşîr, Zikr, Hablullâh, Beyân... gibi isimleri de vardır.
Yüce Allah tarafından indirilen en son ilâhi Kitâb'dır.
Muhammed... Allah`ın Resul`ü ve nebilerin de sonuncusudur...[2]
Kuran, insanlar arasında meydana gelecek ihtilafları
çözmekte[3] ve kendisinden önceki
kitaplardaki inanç tahribatlarını düzeltmektedir.[4] Kurân-ı Kerîmle gönderilen
bütün hükümler, emirler, yasaklar... her zaman ve her yerde geçerlidir.
Muhammed as. diğer Resul ve Nebi'ler gibi; sınırlı bir zamanda, belli bir
topluma veya bölgeye gönderilmemiştir. Kıyamete kadar gelecek
bütün insanlığa gönderilmiştir. Artık ondan sonra
peygamber gelmeyecektir.
Kurân-ı Kerîm; M. 610 tarihinden itibaren Allah`ın son resulü
Muhammed as.'a indirilmeye başladı ve vefatı olan 632 yılına
kadar devam etti. Bu duruma göre, Kurân-ı Kerîmin indiriliş
(nüzul) süresi; 13 yıl Mekke'de, 10 yıl da Medine'de olmak üzere
yaklaşık 23 yıldır.
Kurân-ı Kerîm, birdenbire tümüyle inmedi. Azar azar, ihtiyaç
duyuldukça indirildi. Bir ayet, birkaç ayet bazen de müstakil küçük sureler
olarak inmiştir. Kurân-ı Kerîm ayetlerinin iniş seyrini
bilirsek, Allah`ın dini konusunda nelerin öncelikli veya daha
önemli olduğunu iyi anlarız.
Kurân-ı Kerîm ayetlerinin iniş seyrini birkaç yönden
inceleyeceğiz:
1- Kurân-ı Kerîm ayetlerinin Mekkî ve Medenî olması.
2- Kurân-ı Kerîm ayetlerinin küçük bölümler halinde inmesi.
3- Kurân-ı Kerîm ayetlerinin iniş sürecinde toplumu
eğitmesi.
1- Kurân-ı Kerîm ayetlerinin Mekkî ve Medenî olması yönü:
Allah`ın resulü Muhammed as.'ın risaletinin Mekke döneminde
inen ayetlere Mekkî, Medine döneminde inen ayetlere de Medenî ismi
verilmektedir.
a- Allah`ın birliği, gücü, kuvveti, kudreti, ilmi, gazabı...
azameti, hâkimiyeti, kahrı, merhameti...
konularını dile getirir. Özellikle "Tevhit
İnancı" konusu yani; yüce Allah`ın birliği,
ilahlık ve rablik sıfatının sadece O'na mahsus olduğu
vurgulanmaktadır. İlahî dinlerin temelini tevhit inancı
oluşturmaktadır.
b- Adem as. ve şeytân arasında meydana gelen olaylardan bahseder.
Ademoğullarının Allah`ın yoluna uymalarını ister.
Şeytân'ın adımlarına uyulduğu takdirde Allah`tan
uzaklaşılacağı vurgulanır.
c- İslâm bütün insanlara gönderilmiştir. Allah`ın
gönderdiği bu hayat sisteminden bütün insanlığın faydalanması
istenmektedir. Onun için Kurân-ı Kerîmde birçok ayet "Ey
insanlar!.." veya Ey Ademoğulları!.. diye başlar.
d- Misal olarak veya ibret olsun diye, geçmiş milletlerden bahseder.
Onların mutluluğunu haber verir. Yerine göre; geçmiş
toplumların aksak, sapık, yanlış yönlerini belirtir.
Gönderilen Resul ve Nebi'lere yan çizdiklerinden dolayı
başlarına gelen musibetler üzerinde durur.
e- Küfrün kötülüğü, inkârın
anlamsızlığını açıklar. Saldırgan
inkârcıların özelliklerini belirtir. Bunların yalancı,
kalitesiz, taşkın, arsız... olduklarını ifade eder.
f- Kıyametin dehşetini, âhiretteki sorgulanmanın çok çetin
olduğunu haber verir.
g- Nerede ve ne zaman olursa olsun, insanların hayatlarının
bir imtihan olduğunu bildirir. Kazananların Cennet'e, kaybedenlerin
de Cehennem'e gideceği vurgulanır. Cennet nimetlerinin güzelliği,
Cehennem ateşinin dehşeti çokça hatırlatılır.
h- İnanç sınırları belirlenirken, bazı kavramlar
sık sık kullanılır.
Hak, hidayet, nur, ilah, iman, ibadet, merhamet, ameli salih... gibi
kavramlar olumlu durumları ifade ederler.
Zülüm, dalâlet, karanlık, şirk, küfür, inkâr, nifak,
fısk, tuğyan... gibi kavramlar olumsuzlukları ifade
ederler. Ölüm, âhiret,
kıyamet, tekrar diriliş, hesap mizan... gibi kavramlar da âhireti
anlatan ifadelerdir.
Medine'de inen ayetlerin konusu ve üslubunun biraz farklı oluşu
dikkatimizi çekmektedir. Çünkü her türlü sıkıntılara
rağmen artık İslâm Toplumu oluşmuştu. Allah`a
inananlar İslâm Dininin kurallarını yaşama
özgürlüğüne ulaşmışlardı. Medine'de inen ayetler
aynı zamanda Mekke'de inen ayetlerin konularından da bahsetmektedir.
a- Medine'de inen ayetlerin konularının bir kısmı,
hukuk kaideleri ile emir ve yasaklar ortaya koymaktadır. Ayrıca,
nezaket kurallarını belirlemektedir.
b- Saldırgan kâfirlere karşı cihada izin verir, hatta
teşvik eder. Mazereti olmadan cihattan geri kalan Müslümanları ikaz
eder. İştirak edenleri de, Cennet ile müjdeler. Düşmanların
her türlü saldırı, baskı ve art niyetli hareketlerine
karşı cevap vermeyi hatta karşı koymayı emreder.
c- İslâm Toplumu oluşunca, ahlâksızlıktan meydana gelen
çirkinliklerin çoğu temizlendi. Ahlaksızlar geri planda kaldı.
Ancak, siyasi çıkarcılar kara kara düşünmeye
başladılar. Daha sonra ortama uyum sağlamak için Müslüman
olmadıkları halde, Müslüman olduklarını söyleyerek
yıkıcı ve bölücü faaliyetlerine devam ettiler. Bu iki yüzlü
insanlara Yüce Rabb'imiz, münâfık ismini verdi. Medine'de inen pek çok
ayet bunlardan ve yıkıcı faaliyetlerinden bahsetmektedir.
d- Müslümanların Allah`tan korkmalarını, düşmanlık
yapan kâfirlerden çekinmemelerini, onları kesinlikle dost
edinmemelerini emreder. Müslümanların birbirlerini sevmelerini,
yardım etmelerini, kendi aralarında merhametli, adaletli, hoş
görülü, yardım sever... olmalarını öğütler
İnsanlar; batıl ve yanlış kanaatlerin içine
saplanmıştı. Bu sevimsiz hayata alışmışlardı.
Bu hayat tarzının en doğru yol olduğunu
zannediyorlardı. Zorbalığa, kuvvete ve zulme dayalı
yaşayıştan kopmaları kolay değildi.
a- Kurân-ı Kerîmin inen ayetleri; insanları yavaş
yavaş düşündürüyor, yanlışları gösteriyordu. Azar
azar inen ayetler, insanları yeni hayat tarzı olan İslâm'a
alıştırıyordu. Kurân-ı Kerîmin ayetleri birdenbire
inseydi, alışmak çok zor olacaktı. Gerçek şu ki; İslâm
zorluğu değil, kolaylığı öngörmektedir.
b- Allah tarafından gönderilen bu hayat tarzı
karşısında bazı insanlar telaşlandı. Bilhassa
zalim, hırsız, kibirli, ahlâksız ve emek çekmeden kazanç
sağlayan kişiler İslâma ve Müslümanlara karşı
amansız bir mücadele başlattılar. Müslümanlığı
durdurmak için Müslümanlara iftira, hakaret, dayak, işkence sürgün gibi
her türlü zulmü uyguladılar ve hatta işi öldürmeye kadar
götürdüler. Bu zalimler topluluğuna karşı Müslümanlar korumasızdı.
İman edenlerin bir kısmı, maddi bakımdan zayıf kimselerdi.
Bu olumsuz şartlara rağmen moralleri, mükemmeldi. Çünkü inen
her yeni ayet onların imanlarını daha da artırıyordu[5]. Ayetlerin azar
azar inmesi, mü'minlerin morallerini sürekli üst seviyede tutuyordu.
c- İnsanların problemleri çeşitlidir. Özellikle
kısa zamanda değişen bazı şartlar vardır. Bu
şartlara uygun tedbir yahut yönlendirmeler gerekiyordu.
Çünkü küçük meselelere zamanında müdahale edilmezse; halledilmesi
imkânsız neticelere sebep olabilirdi. Bununla beraber Müslümanlara
karşı, yeni yeni düşman guruplar oluşuyordu.
Savaşlar Müslümanlara göz açtırmıyordu. Ancak, yeni inen ayetler
Müslümanları bunlara karşı hem uyarıyor, hem de
çıkardıkları problemlere çözüm getiriyordu.
d- Azar azar inen bu ayetler, toplumun his ve heyecanını sürekli
canlı tutuyordu. Fertleri taze heyecan ve mutluluğun zirvesine
çıkarıyordu. Hatta yeri gelince, Allah yolunda canlarını
bile veriyorlardı. Böylece müminler, inen ayetlerle sürekli olarak
Allah`ın takdirini alma mutluluğunu yaşıyorlardı.
a- Vahyin temeli atılıyor: İnsanların; şirk
karanlığından izzet nuruna, ancak okur-yazar duruma gelerek
çıkacağı belirtiliyor. Rabbimiz, insan ve
yaratılış gerçeğini şöyle hatırlatıyor:
Yaratan Rabb'inin adıyla oku! O, insanı alakadan[6] yarattı. Oku! Rabb'in nihayetsiz
kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğreten O'dur. O, insana
bilmediğini öğretti. [7]
b- Resulullâha yön (istikamet) veriliyor: Yüce Allah, insanları
doğru yola davet ediyordu. Bu konularda
karşılaşacağı zorlukları aşabilmesi için
elçisini yönlendiriyordu. Yüce Allah buyuruyor ki:
Ey elbisesine bürünen!.. Kalk da uyar! Rabb'ini büyükle. Elbiseni temizle.
Pislikten uzak dur. Yaptığın iyiliği çok görerek
başa kakma. Rabb'in için sabret.[8]
c- Toplumun bozuk inancı düzeltiliyor:
Allah`tan başka varlıkları ilahlaştıran fert ve
toplumların bozuk inançları düzeltilmekteydi. Örneğin:
Allah`la beraber başka bir ilâha yalvarıp-çağırma.
Yoksa azaplandırılanlardan olursun. Ve yakın
akrabalarını uyar. Müminlerden sana uyanlara kanatlarını
ger. Şayet sana isyan ederlerse, de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan
uzağım... [9]
d- İman esasları belirtiliyor:
Allah`ın elçilerine iman eden kişilerin, inanması gereken
esaslar şöyle açıklanmaktadır:
Kim Allah`ı, meleklerini, kitaplarını, resullerini ve
âhiret gününü inkâr ederse, Şüphesiz derin bir sapıklığa
düşmüştür. [10]
e- Manevi destek: Allah`ın Resulü Muhammed as.a ve müminlere
müşriklerin yürüttükleri zulüm kampanyasına karşı moral
veriliyor:
Kâfirlere ve münâfıklara itâat etme! Eziyetlerine de aldırma...
[11]
Sabret. Senin sabrın da ancak Allah`ın
(yardımıyla)dır. Onlara üzülme. Kurmakta oldukları tuzaktan
dolayı sıkıntıya düşme. [12]
f- Bazı sorulara cevap mahiyetinde ayetler iniyordu: Kâfir veya
münafıklar Allah`ın elçisi Muhammed as.ı ve müminleri güç
duruma düşürmek için münakaşalı bazı konular hakkında
soru soruyorlardı. Yüce Allah bu tür konulara şöyle cevap
veriyordu:
Sana, Rûh hakkında soruyorlar. (Onlara) de ki: Rûh Rabbimin
işindendir. (Onunla ilgili) bilgiden size az verilmiştir. [13]
Bazen de Müslümanlar merak ettikleri konuları soruyorlardı.
Onların sorularına da zaman zaman cevap veriliyordu:
Sana infâk edecekleri şeyleri soruyorlar. De ki: İhtiyaçtan
arta kalandır... [14]
g- Yıkıcı ve bölücü faaliyetler
açıklanıyordu: İnen ayetlerden bazıları, kâfir ve
münâfıkların bir takım ahlâksızlıklarını
ortaya koyuyordu:
Onlara (niçin alay ediyorsunuz, diye) soracak olursan: Yemin olsun ki,
lafa dalmış ve (şakalaşıp) oynuyorduk, diyecekler. De
ki: Allah ile âyetleriyle, resulleriyle mi alay ediyordunuz? [15]
Münâfıklar sana gelince: Biz şahadet ederiz ki, Sen
Allah`ın Resul`üsün, derler. Allah, senin kendisinin Resulü olduğunu
zaten bilir. Allah da şahittir ki münafıklar mutlak surette yalancıdırlar.[16]
h- İnmekte olan bazı ayetler o zaman gündemde olan konuları
veya meydana gelen olayları değerlendiriyordu:
Sen, öğüt ver!.. Rabbinin lütuf ve nimetiyle sen ne bir kâhin,
ne de bir delisin."[17]
i- İnen ayetlerden bazıları, o zamanki toplumu rahatsız
eden bir takım yanlış davranışları düzeltiyordu.
Ey îmân edenler! Eğer fâsık size bir haber getirirse, onu
araştırın... [18]
Ey müminler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de
onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da başka
kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha
iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın; birbirinizi (kötü) lakaplarla
çağırmayın; inandıktan sonra fasıklık ne
kötü bir isimdir. Tövbe etmeyenler, işte onlar zalimlerdir. [19]
Ey müminler! Zannın çoğundan sakının. Zira
zannın bir kısmı günahtır... [20]
k- Âhiretteki bazı sahneleri anlatılıyordu. Yüce
Allah`ın yoluna davet eden ayetlerden bazıları insanları
iyiye yöneltmek için Cennetten bahsetmekte, bazıları da
Cehennemliklerin ibretlik durumlarını gözler önüne
sermektedir:
...Bekçiler onlara (Cehennemliklere) dediler ki: İçinizden size
Rabb`inizin âyetlerini okuyan ve bu güne kavuşacağınızı
ihtar eden elçiler gelmedi mi? Onlar da: Evet geldi, dediler... [21]
Ayetlerin pek çok iniş sebepleri vardır. Yukarıda sıraladıklarımızla
yetineceğiz.
Kurân-ı Kerîm, Muhammed as.a indirilen vahiy topluluğunun
kitaplaştırılmış şeklidir. Sevgili peygamberimiz,
yeni inen ayetlerin hangi surenin kaçıncı ayetleri olduğunu
Cebrail'den öğreniyordu. Peygamberimizin arkadaşlarından
biri şöyle diyor:
- Allah`ın Resulünün yanında oturuyordum. Bir tarafa dikkatli
baktıktan sonra şöyle buyurdu:
- Bana Cebrail geldi. Bu (...) ayeti, şu (...) suredeki yerine
yerleştirmemi emretti.[22]
Sevgili peygamberimiz her sene Ramazan ayında kendisine inen
Kurân-ı Kerîm ayetlerini Cebrail meleğine
karşılıklı olarak okuyordu. Bu
karşılıklı okumaya mukabele ismi verilmektedir. Yine
aynı şekilde camilerde bir kişinin Kurân-ı Kerîm
okuması ve diğer kişilerin dinlemesi veya okunan Kurân-ı
Kerîmi takip etmesine da mukabele denilmektedir.
Kurân-ı Kerîmin iç düzenini oluşturan hususlar: Vahiy, ayet,
sure, cüz... gibi konulardır. Şimdi bunları kısaca
görmeye çalışalım:
Vahiy: Yüce Allah tarafından inanılması,
yaşanması, hayata uygulanması için dini kaidelerin Resul ve
Nebi'ler aracılığıyla insanlara bildirilmesine denir.
Vahyin çeşitli geliş şekilleri ve yolları vardır:
1- Allah`ın elçilerinin rüyalarının, uyandıktan sonra
aynı şekilde çıkması,
2- Allah`ın, vahyi elçilerin kalbine doğrudan ilham etmesi,
3- Cebrail aracılığıyla vahyin gelmesi,
4- Hiçbir aracı olmaksızın bizzat perde arkasında Yüce
Allah`ın vahyetmesidir.
Ayet: Kurân-ı Kerîmdeki en küçük vahiy bölümleridir.
Bunlar, bir kelime olduğu gibi birçok cümleler topluluğu da
olabilir. Birbirlerinden durak işaretleriyle ayrılırlar.
Kurân-ı Kerîmdeki ayetlerin sayısı:
Kurân-ı Kerîmdeki ayetlerin sayısını kesin olarak
belirlemek mümkün değildir. Çünkü sevgili Peygamberimiz devrindeki
Müslümanlar bu tür ayrıntılı konuları fazla merak
etmemişler. Eğer Allah`ın elçisine sormuş olsaydılar,
kesin ve sıhhatli cevap alırlardı. Ancak daha sonraları
Müslümanlar arasında farklı görüşler ortaya
çıkmıştır. Bu farklı yorumlardan dolayı,
Kurân-ı Kerîm ayetleri konusunda çeşitli rakamları ifade eden
görüşler ileri sürülmüştür.
Farklı görüşlere neden olan bu konuyu şöyle
özetleyebiliriz:
1- Kurân-ı Kerîmdeki surelerin başında Besmele cümleleri
bulunmaktadır. Sevgili Peygamberimiz, acaba surelerin birbirine
karışmaması için mi yazdırmış, yoksa besmele
başlı başına bir ayet olduğu için mi surelerin
başına yazılmıştır?
2- Bazı surelerin başında besmeleden sonra anlamları
bilinmeyen yâ sîn, nûn , tâ hâ... gibi harfler bulunmaktadır. Bu
harfler acaba başlı başına birer ayet mi, yoksa kendinden
sonra gelen ayetin başlangıcı mı?
3- Kısa ayetlerin bazıları birbirinin devamı mı,
yoksa başlı başına her biri birer ayet mi?
4- Alimler, bazı uzun ayetlerin cümle yapısını
göz önüne getirerek, başlı başına bir ayet mi,
yoksa ayrı ayrı iki ayet mi? Olduğu konusunda yorumlar
yapmışlardır.
İşte bu ve benzeri konularda sevgili Peygamberimiz devrinden
sonra tereddüt edildiğinden, farklı görüşler ileri
sürülmüştür. Bu görüşlerin olması Kurân-ı Kerîme
gölge düşürmez. Çünkü elimizdeki Kurân-ı Kerîmin metni
aynıdır. Sadece; Kurân-ı Kerîmi okurken durak yerleri bir
miktar azalır veya çoğalır. Ana metinde azalma veya çoğalma
söz konusu değildir. Elimizdeki Kuran`ın ayet sayısı
6236dır. Ancak, bazı tefsir alimleri 6666 civarındadır[23], derler. Memleketimizde yaygın olan görüş de budur.
Sure: Kurân-ı Kerîmin birkaç veya pek çok ayet
topluluklarından meydana gelen bölümlerdir. Surelerin
sayısı 114 'dür. Her surenin ayet sayısı
değişiktir. Mesela; Kevser suresi 3 ayet, Bakara suresi 286 ayetten
oluşur. Kurân-ı Kerîmin ilk suresi Fatihadır. Son kısmındaki
sureler ise; Fil, Kureyş, Mâûn, Kevser, Kâfirun, Nasr, Tebbet, İhlâs,
Felâk, Nâs'dır. Sureler, başlarına yazılan Besmelelerle
birbirlerinden ayrılırlar. Ancak, Tövbe suresinin
başında besmele yoktur.
Her surenin kendisine has bir veya birkaç ismi vardır. Mekke'de nazil
olan surelere Mekkî, Medine'de nazil olanlara da Medenî ismi verilir.
Cüz: Ramazan ayında veya diğer günlerde baştanbaşa
okunurken kolaylık olsun diye 600 sahife civarında olan Kurân-ı
Kerîm, 30 bölüme ayrılmıştır ki, her biri 20
sahifeden oluşur. Bu her bölüme cüz ismi verilmektedir.
Allah, bütün varlık âlemini yoktan var edendir. Yaratılanlara
belli bir şekil verendir. Odan başka ilâh yoktur. Hamd edilmeye
(övülmeye) sadece O layıktır.
İnsan, yüce Allah`ın yarattığı varlık
âleminin bir parçasıdır. Ancak insanın, diğer yaratılmışlardan
farklı bir konumu vardır. Akıllıdır.
Yaptıklarından sorumludur. Allah`ın istediği güzellikler
doğrultusunda yaşadığında kendisini en güzel[24], Allah`ın istemediği kötülükler doğrultusuna
yaşantısını yöneltirse kendisini en
aşağı[25] şekle getirmektedir. Yüce
Allah; insanı isyana dalsın, zulmetsin, fesat çıkarsın,
haksız yere kan akıtsın, başkalarını hor
görsün, edepsizlik yapsın... diye yaratmamıştır. Bütün
olumsuzluklardan kaçınsın ve Yüce Allah`ın beğenisini
kazanacak işleri yapsın diye yaratmıştır. Onun için; Kurân-ı
Kerîmde, insanların biz de iman ediyoruz[26] demesinin yeterli
olmadığı vurgulanmaktadır. Daha önce
yaşamış insan ve toplumların imtihan edildiği gibi
kıyamete kadar gelecek insanların da aynı şekilde
sınava tabi tutulacağı bildirilmektedir.
Öz olarak şunu ifade edebiliriz: İnsan, ya hür
düşüncesi ve güzel duygularıyla îmân eder, Allah`ın
rızasını kazanır. Ya da saptırılmış
düşüncesi ve çirkin duygularının tesiri altında kalarak
Allah`ı tanımaz hale gelir, Allah`ın gazabını hak
eder. Kuranı kerîm, insanı Allah`ın sevgili kulu olması
için yönlendirir ve gerekli yolu gösterir. Tercih insanın
kendisine kalmıştır.
Konuyla ilgili ayet mealleri:
O, kendisinden başka ilâh
olmayan Allah`dır. Hamd, dünyada da âhirette de O'nun içindir. Hüküm de
O'nundur. Yalnız O'na döndürüleceksiniz.[27]
İnsanlardan
bazısı Allah`dan başkasını denk (ilâhlar) edinir de
onları, Allah`ı sever gibi severler. Müminler ise, en çok
Allah`ı severler...[28]
Allah, kendisine şirk
koşulmasını bağışlamaz. Bundan başkasını
dilediği kim-se için mağfiret eder. Allah`a şirk koşan
kimse büyük bir günahla iftira etmiştir.[29]
Ey insanlar! Rabbinizden sakının. Ne babanın evladı,
ne evladın babası için bir şey ödeyemeyeceği günden
korkun. Bilin ki: Allah`ın verdiği söz gerçektir...[30]
İnsanlar, hayatını toplum içinde sürdürmektedir. Aile,
akraba, komşu, hemşeri, meslek, ticaret, eğitim... gibi
hayatın bütün alanlarında insanlar birbirleriyle ilişki
içindedirler. İnsanlar arasındaki ilişkilerin hak, hukuk ve
nezaket kurallarına uygun olması toplumdaki fertleri mutluluğa
sevk eder. Ancak, insanlar arasındaki ilişkilerin sevgi ve saygı
sınırları dışında meydana gelmesi çeşitli
yanlışlıkların oluşmasına sebep olmaktadır.
Toplumda, güzelliklerin çoğalması, yanlışlıkların
olmaması ve ilişkilerin düzenli olması için yasalar ortaya
konmuştur.
Yüce Allah, insanların her iki dünyada mutluluğa
ulaşması için peygamberler aracılığıyla ilâhî
dinleri göndermiştir. Dinlerin insanlar arasındaki
ilişkileri düzenleyen ve onlara yol gösteren bölümünde tavsiyeler,
emirler, yasaklar... bulunmaktadır. Kuran`da, insana bir takım emir
ve yasaklar ortaya koymuştur. Bunlardan:
Bazı emirler:
1- İnsanlara iyilikte bulunmayı,
2- Adaletin yerine getirilmesini,
3- İnsanların akrabalarını gözetmelerini,
4- İnsanın kendisini ve ailesini ateşten
korumasını... Allah ister.
Bazı yasaklar:
1- Allah`a şirk koşmayı,
2- İnsanları Allah`ın seviyesine çıkarmayı,
3- Allah`tan başkasına dua edip bir şeyler istemeyi,
4- Başkalarının sapık düşüncelerine uymayı,
5- Fuhuş yapmayı veya insanlar arasında
yayılmasını istemeyi,
6- Kötülük yapmayı,
7- Taşkınlık yapmayı... Allah yasaklar.
Konuyla ilgili bazı ayet mealleri:
Allah`a ibâdet (kulluk) edin,
O'na bir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, yakınlara, yetimlere,
düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa,
yolcuya ve elinizin altında bulunan kimselere iyilik edin. Allah, bütün
sahtekârları ve sürekli öğünenleri sevmez.[31]
Hiç şüphesiz; Allah
adâleti, iyiliği ve yakınlara vermeyi emreder. Edepsizliği, kötülüğü
ve azgınlığı yasaklar. Size düşünesiniz diye
öğüt veriyor.[32]
Orada (Cehennem'de) birbirleriyle çekişerek
şöyle derler: Tallâhi biz, gerçekten apaçık
sapıklık içindeymişiz. Çünkü biz, sizi âlemlerin Rabb`i
ile bir seviyede tutuyorduk. Bizi o günahkarlardan başkası
sapıklığa düşürmedi.[33]
İnsan, yüce Allah`ın özel olarak yarattığı
Adem as.ın soyundan gelir. Ademoğulları; normal olarak
akıllı, zeki, kârını ve zararını bilen, geçmişini
ve geleceğini düşünen, Yaratıcı tarafından
yaptıklarından sorumlu tutulan bir yapıya sahiptir.
Evren (kâinât): Yeryüzü, gökler, galaksiler ve ikisi arasında
bilinen ve bilinmeyen varlıklar topluluğudur.
Göklerin ve yerin mülkü Allah`ındır. O, her şeye
kadirdir.[34];
Göklerde ve yerde nice âyetler vardır. Oradan geçip
giderler de ondan yüz çevirirler.[35]
Yüce Allah, kutsal kitabımız Kurân-ı Kerîmde insanın
dikkatini kâinatın harika özelliklerine çevirmektedir. Dünya, ay,
güneş, yıldızlar, galasiler, yörüngeler... gibi konulara
dikkatlerimizi yönlendirmektedir.
Su, bitki, rüzgâr, dağ, taş, deniz, gece, gündüzün...
durumları ve oluşmaları ibret alınması için
hatırlatılmaktadır. Aynı zamanda insanların,
hayvanların, bitkilerin yaratılışı konusunda
aklımızı çalıştırarak araştırmalar
yapmamız için uyarılar yapılmaktadır.
Kâinâtın harika yaratılışı ve muazzam dengeler
üzerine kuruluşunu kavrayan bir müminin imanı iyice artar.
Yaratıcı ile arasındaki bağ daha da kuvvetlenir.
Konuyla ilgili iki ayet meali:
Onlar gökten ve yerden
önlerinde ve arkalarında bulunan şeyleri görmüyorlar
mı? Dilesek onları yere batırırız. Yahut gökten
üzerlerine parçalar düşürürüz. (Allah`a) yönelen her kul için
bunda bir ibret vardır.[36]
Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin
bucaklarını aşıp geçmeye gücünüz yetiyorsa geçin! Ancak
sultan (bir kudret, tam donanımlı bir araç) ile geçebilirsiniz![37]
Evrenin yaratılması ve oluşumu, kutsal kitabımız
Kurân-ı Kerîmin pek çok yerinde zikredilmektedir. Bu konuyu, daha
sağlıklı anlayabilmek için ayetler
ışığında kısaca anlatmaya
çalışalım:
Yüce Allah kimin daha güzel iş işleyeceğini ortaya
koyması için[38], evreni yarattı[39]. Gökler, yer küresi ve her şey toplu bir haldeydi. Daha sonra
birbirlerinden ayrıldılar.[40]
Gaz veya duman halindeki[41] gökler, yer ve ikisi
arasındaki varlıklar altı günde (devrede) yaratıldı[42]. Bunlar belirli bir süreye kadar devam edecektir.[43] Ayetlerden anladığımız
kadarıyla bu altı devrede şekillenme olayı şöyledir:
1- Altı devrenin herhangi iki devresinde, yer küresi şekillendi.[44] Daha sonra, yaşanır hale
gelmesi için de kendisine has dört merhale geçirdi.[45] Dışarıdan yere inen,
yerden de dışarıya yükselenler vardır.[46]
2- Altı devrenin herhangi iki devresinde, gökler oluştu.
Yakın gök ışıklarla donatıldı ve dengesinin
bozulmaması için de muhafaza altına alındı.[47] Göklerin sayısı
yedidir veya daha çoktur. (Çünkü, yedi sayısı; "pek
çok" anlamına da gelmektedir).[48] şekli ise; tabaka
tabakadır.[49] Sağlamlığı ise;
çok kuvvetli bina edilmiştir.[50]
3- Altı devrenin tümünü kapsadığı zaman içinde de, yer
ile gökler arasındaki varlıkların oluşumu
tamamlandı.[51]
Güneş ve ay farklı farklı yerlerdedir. Herbiri ayrı
ayrı dairesel yörüngelerde hareket ederler. Birbirlerine
ulaşmaları mümkün değildir.[52]
Yaratan'ın emri gereği, gündüz sürekli geceyi kovalar şekildedir.
Güneş, ay ve yıldızlar kendilerine verilen emre boyun eğerek
hal ve hareketlerini devam ettirmektedirler.[53]
Konuyla ilgili birkaç ayet meali:
Göklerin ve yerin mülkü
kendisinin olan (Allah), çocuk edinmeyen, mülkünde ortağı olmayandır.
O, herşeyi yarattı. Onu (varlıkları) belli ölçüye
göre takdir etti (düzenledi).[54]
Ey insanlar! ...Yeryüzünü
cansız sakin (durağan, kül yığını[55]) görürsün. Fakat Biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçer,
kabarır, her güzel bitkiden çift çift yetiştirir.[56]
Dikkat edin, göklerde ve yerde ne varsa
Allah`ındır. Allah`dan başka (uydurdukları) ortaklara duâ
edenler, neyin peşine düşüyorlar? Tabi oldukları, zandan
başka bir şey değildir. Onlar sadece yalan söylüyorlar.[57]
Kurân-ı Kerîm, insanlara hitap etmektedir. Onların inanç, ibadet,
ahlâk, bilgi... gibi konularda en mükemmele ulaşmasını hedefler.
Bu temel nitelikleri görelim:
ınsanı en iyi tanıyan, onu yoktan var eden Yüce
Allah`tır. İnsanların ilim kapasitesi belli sınırlardadır.
Nesnelere ait konuların bir kısmını çok iyi bilebilir. Bir
kısmını da az bilebilir. Bazı konular da vardır ki;
elinde pek bilgi yoktur. Ama, Yüce Allah`ın bilgisi her şeyi
kuşatmıştır.[58] Çünkü her şeyi yaratan
kendisidir. İnsanın ihtiyaçlarını da en iyi bilen, yine
insanı en güzele yönlendiren Yüce Allah`tır.
Allah tarafından gönderilen bütün dinlerin amacı,
insanları her iki dünyada mutluluğa ulaştırmaktır.
Yaşadığımız bu dünya hayatındaki saadet ve
âhiretteki mutlu hayat ortamına "büyük kurtuluş, muazzam
kurtuluş, apaçık kurtuluş..."[59] denildiği gibi hidâyet, hak,
dosdoğru yol, aydınlık, esenlik yolları, barış
ortamı... isimleri de verilmektedir. Kutsal kitabımızdaki:
- Ey iman edenler! Barış ortamına topluca girin."[60] şeklindeki emirler
toplumları yücelten iyiliklere ve huzur dolu güzelliklere
yönlendirmektedir. Yine aynı şekilde bu kurtuluş
ortamında yerini alan kişilerin farkını şöyle
vurgulamaktadır: "...Allah katında derece bakımından
en üstün olanlardır. Kurtulanlar da işte bunlardır."[61] Yine yüce Allah:
- Hayır işleyin ki kurtulasınız, [62] buyuruyor.
Kurtulanların genel özelliklerini de şöyle belirtmektedir:
"...onlar (herkesçe güzel örf olarak) bilinenleri emrederler,
kötülükleri de yasaklarlar. İşte onlar
kurtulanlardır."[63] Ayrıca: Zalimler[64], suç işleyenler[65], insanları çeşitli hilelerle yanlış yönlendiren
sihirbazlar[66], Allah ile beraber başka bir ilâha yalvaranlar[67], Allah`a yalanla iftira edenlerin[68]... kurtuluş ortamı dışında olduklarını
da açıklamaktadır.
Konuyla ilgili bazı ayet mealleri:
Bu benim dosdoğru
yolumdur. O'na uyun. Başka yollara tabi olmayın. (Uyarsanız) o
yol, sizi Allah`ın yolundan (ayırır) tefrikaya düşersiniz.
Sakınmanız için Allah size bunları tavsiye etti.[69]
Allah, rızasına tabi
olanları onunla, selâmet (esenlik) yollarına hidayet eder.
Onları, izni ile, karanlıktan aydınlığa
çıkarır. Onları dosdoğru yola iletir.[70]
İnanıp yararlı
işler işleyenleri karanlıklardan nûra çıkarmak üzere,
size Allah`ın apaçık âyetlerini okuyan bir resul göndermiştir...[71]
Kim yararlı iş yaparsa faydası kendisine olur.
Kim de kötü iş yaparsa kendi aleyhine olur...[72]
Kurân-ı Kerîm bize; doğruyu, güzeli ve en ileri hedefleri
gereği kadar açıklar. Bundan dolayı, yüce Yaratıcı
Kurân-ı Kerîme; açıklayıcı anlamında
"Beyân"[73] ve açıklayıcı kitap
anlamına gelen "Kitâbun Mubîn"[74] ismini vermektedir. Yine aynı
şekilde, gerçekleri karanlıklardan alıp aydınlığa
kavuşturmasından dolayı da "Kitabun Munîr"[75] diye ifade edilmektedir.
Hak-batıl, hidayet-dalâlet, tevhid-şirk, iman-küfür, islâh-fesâd,
adalet-zulüm, hayır-şer, aydınlık-karanlık... gibi
konuları ve yapılması gerekenleri de aynı şekilde
sık sık dile getirmektedir. Çünkü önyargısı
olmayan her akıllı insan için inanç konusunda iyice aydınlanmak
çok önemlidir. Bazı dogma ve dayatmalar kendisini için için
rahatsız eder.
Yüce Allah, özellikle inanç konusunu en ince
ayrıntılarına kadar belirtir. Ancak inanma konusunu,
insanların akıllarını kullanarak tercih etmelerini ister.
Baskı ve zorlamayı da doğru bulmaz.[76]
Kurân-ı Kerîmde açıklanan ve iyice aydınlatılan
konuları genel olarak şöyle sıralamak mümkündür:
1- Fert ve toplumları mutlu kılacak konular: Hukuk, adalet,
doğruluk... gibi,
2- Fert ve toplumları çökerten konular: Zulüm, edepsizlik,
taşkınlık... gibi,
3- Geçmiş toplumların güzel yönleri: Hz. Yusuf as.'ın
kıssası gibi,
4- Geçmiş toplumların kötü yönleri: Firavun
yaptığı yanlış uygulamalar gibi,
5- Cennet nimetlerinin güzellikleri ve Cehennem azabının
korkunçluğu,
6- Temiz bir imanın; insan ufkuna genişlik,
bakışına aydınlık, kalbine huzur verdiği ve iki
dünyada da mutluluğa ulaştırdığı,
7- şirk ve küfrün, insanın âhiret hayatını
mahvettiği gibi konuları açıklar.
Bu tür yanlışlıklara düşülmemesi için gerekli
aydınlatmayı da yapar.
Konuyla ilgili bazı ayet mealleri:
Eğer yüz çevirirlerse
bilsinler ki; Biz seni onlara bekçi olarak göndermedik. Sana düşen
sadece tebliğdir...[77]
(Elçiler:) Bize düşen
ancak apaçık bir tebliğdir, demişlerdi.[78]
...ınsanlara, kendilerine
indirileni açıklaman için sana da bu Kurân-ı Kerîmi ndirdik...[79]
Bu (Kuran), insanlar için bir açıklama, muttakiler için
bir hidâyet ve öğüttür...[80]
Kuran, insanları Allah`a ve Rusûlüne iman etmeyi öğütler.
Müminleri de Allah`ın Muhammed as.a indirdiği İslâm Dinine uymalarını
belirtir. Öğüt ve hatırlatma, Kuran`da zikr, tezekkür... gibi
kelimelerle ifade edilmektedir.
Öğüt müminlere fayda verdiği için; Yüce Allah resulü
Muhammed as.a müminlere öğüt ver, diye emreder. Kurân-ı
Kerîm insanlara sürekli öğüt vermektedir. Öğüt veya
hatırlatma konusuna o kadar önem verilmiştir ki; Kurân-ı
Kerîm zikir (öğüt)ten başka bir şey değildir.[81], hükmü karşımıza çıkmaktadır. Yani Kuran`a Zikr
(öğüt) ismi verilmiştir. Yine aynı şekilde, insanlara
öğüt vermekle görevli olan Muhammed as.a da Müzekkir
(öğüt veren) ismi verilmektedir. Sevgili peygamberimiz bir
hadislerinde buyuruyor ki:
- Din nasihattır.[82]
Bu hadiste ifade edilen nasihat; dinin kurallarını sağlam
bir imandan sonra samimiyetle yerine getirmektir. Yine aynı şekilde
Allah`ın dininden diğer insanların da haberdar olması için
gerekli gayreti göstermektir. Dinlerin tanıtım işlerini
peygamberler ve onlara iman eden bilgili müminler yapmaktadır. Bu hususta
peygamberlerin ve müminlerin işi sadece tebliğdir.[83] İnsanların iman edip
etmemeleri kendilerine kalmıştır. İnsanlara inanç konusunda
baskı yapmak yanlıştır. Aslında bu tür zorlamalar
Kurân-ı Kerîmde yasaklanmıştır.
Kuran; önceki peygamberlerin birer nasihatçi olduğunu, biz
Müslümanlara hatırlatmaktadır. Örneğin:
Yanlışlıklar içinde yaşayan Ad kavmine Hud as. nebi olarak
görevlendirildi. Yüce Allah`ın dinini onlara ulaştırmaya
çalışınca, karşı çıktılar. Hayat tarzı
olarak, alışagelmiş oldukları batıl ve hurafelerden
kurtulamadılar. Hud as.'ı aşağılayıcı tutumlara
girdiklerinde onlara şöyle dedi:
- Size Rabbimin gönderdiklerini ulaştırıyorum.
Ayrıca ben, sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.[84]
Yine aynı şekilde Salih as.'ın kavmi de Allah`a isyan etti.
Peygamberlerini dinlemediler. Onların zavallı halleri
karşısında Salih as. şöyle dedi:
- Ey kavmim! Yemin olsun. Ben, Rabbimin size gönderdiklerini
ulaştırdım. Size gerekli nasihati de yaptım. Fakat siz,
öğüt verenleri sevmiyorsunuz.[85]
Peygamberlerin ayrıca bilgili, görgülü, tecrübeli ve
akıllı insanların samimi öğütleri hayatın
aynasıdır. Bu güzel birikimlerden faydalanmamız,
kişiliğimizi olgunlaştırır. Bizi Allah`a
yaklaştırır. Ayrıca, kötülerden uzak
durmamızı sağlar.
Konuyla ilgili birkaç ayet meali:
Yine zikret (öğüt
ver). Öğüt müminlere fayda verir.[86]
Sen öğüt ver.
Çünkü sen ancak bir müzekkirsin (öğüt verensin).[87]
Sen, onlar üzerine baskıcı olamazsın.
Tehdidimden korkanlara Kuran`la öğüt ver.[88]
Dünya Hayatı: Biz insanlar; diğer canlılar gibi doğar, büyür,
gelişir, ihtiyarlar ve nihayetinde ölürüz. Yaşarken bir
takım arzular bize ilginç gelir. Bu istekler olmasa, dünya hayatı
insanlar için pek değersiz hale gelir. Ancak bu normal olan arzu ve
istekler normaldir, aşırısı da zararlıdır.
Dünya hayatının geçiciliğiyle, normal hayatın
devamı için elimizden geldiği kadar çalışmanın
gerekliliği birbirine karıştırılmamalıdır.
Varlıklı olmak aynı zamanda ibadetlerimizi de
artırır. Hacca gitmek, kurban kesmek, zekât ve sadaka vermek... gibi
görevler maddi imkânlarla yerine getirilmektedir. Tembellik, fakirlik ve
yoksulluk tercih edilecek bir hayat tarzı değildir. Burada şunu
vurgulamak gerekir: İnsan, dünya hayatının içinde kendisini
kaybetmemeli. Bu hayatı yaşarken, âhireti de unutmamalıdır.
Yüce Allah`ın beğenisini ön plana almalıdır.
Biliniz ki: Dünya hayatı;
oyun, eğlence, ziynet süslenme, aranızda iftihar etme, mal
biriktirme ve evlat edinmekten ibarettir. Sanki bir yağmur gibidir.
(Meydana getirdiği) bitki çiftçinin hoşuna gider... Dünya
hayatı, aldatıcı geçimden başka bir şey değildir.[89]
Allah`ın sana
verdiğinden Âhiret Yurdunu iste. Ama dünyadan da nasibini unutma.
Allah`ın sana ihsan ettiği gibi sen de ihsanda bulun. Yeryüzünde fesâdı
isteme. Allah fesatçıları sevmez.[90]
Her nefis ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak sizi
hayır ve şerle deneriz. Bize döneceksiniz.[91]
Sorumluluk: Yüce Allah`ın emirleri insanları güzelliklere
götürür. İnsanlar arasında sevgi, saygı, merhamet,
adâlet... duygularını oluşturur. Yasakları ise; insanları
aralarındaki kin, düşmanlık, zulüm, iftira, kibir,
hırsızlık, yalan... gibi kötülüklerden uzaklaştırır.
Çocukluk çağını geçmiş ve akıllı olan
bütün insanlar yaptıklarında sorumludur. Çünkü;
insanın yaptığı veya sebep olduğu
iyilik/kötülük, iman/küfür, adâlet/zulüm, hak/batıl...
önemlidir. Her iyiliğin güzel bir mükâfatı olduğu gibi,
yanlışlıkların da cezasının olması
doğaldır. İşte bunun içindir ki; Yüce Allah`ın
insanlara vermiş olduğu akıl nimeti karşılığında
sorumluluk da yüklemiştir. Herkes yaptığından sorumludur.
3- Âhiret hayatı: İnsanın ölümü, yok oluşu
değildir. Tam aksine; ilk hayattan (dünya hayatından), diğer
hayata (âhiret hayatına) geçiştir. Onun için ölüm yok olma
anlamına gelmez. ;
Kim zerre kadar hayır yapmışsa
onu görür. Kim de zerre kadar şer yapmışsa onu görür.[92]
Kıyâmet Günü için adâlet terazileri koruz. Hiç bir
kimseye zulmedilmez. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı getiririz.
Hesap gören olarak Biz yeteriz.[93]
Kurân-ı Kerîm okuyan ve anlamaya çalışan bir mümin şu
üç konuyu iyi bilir:
1- Dünya hayatını tanıması:
Yaşadığımız bu dünya hayatı rastlantı
olmadığı gibi basit bir yaşantı da değildir.
2- Kişinin kendi öz benliğini sorgulaması: Ben kimim?
Nereden geldim? Dünyaya bebek olarak geldim, ihtiyarlayarak nereye gidiyorum?
3- Hayatı anlamlandırması: Beni yaratan Allah`tır. Ben
de diğer müminler gibi Yüce Allah`ın teslim olmuş bir kuluyum.
Âhirette de yine O'na döneceğim.[94]
Dünya hayatı bir imtihandır. İmtihanların neticesinde
kazanmak veya kaybetmek vardır. Kazanmanın sonunda sevinç,
kaybetmenin sonunda faydası olmayan pişmanlık vardır.
Dönüşüm pişmanlık içinde olmamalıdır. Aksine
mutluluk içinde olmalıyım. Öyleyse dünyadaki yaşantım;
iman, ibadet, sevgi, saygı, adalet, iyilik... içinde olmalıdır.
Konuyla ilgili birkaç ayet meali:
(Ey insanlar!) Sizin
yaratılmanız ve tekrar dirilmeniz tek bir kişinin
(yaratılması ve tekrar diriltilmesi) gibidir. Şüphesiz Allah
(her şeyi) işitendir bilendir.[95]
Göklerin ve yerin
yaratılmasında, gece ile gündüzün muhtelif şekilde (birbiri ardınca
gelmesinde), insanlara fayda veren şeylerle denizde süzülen gemilerde,
Allah`ın gökten indirip yeri ölümünden sonra hayat verdiği
suda, her türlü canlıyı orada yaymasında, rüzgârları ve
yerle gök arasında hizmet yapan bulutları döndürmesinde,
akleden kavim için âyetler (deliller) vardır.[96]
Size verilen herhangi bir
şey, dünya hayatının bir geçimliği ve süsüdür. Allah
katında olan daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
Akletmez misiniz?[97]
Hazırlayan
Şadi
KUL
Emekli
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
Öğretmeni
[1] 5/Maide: 5
[2] 33/Ahzâb: 40
[3] 16/Nahl: 64, 2/Bakara: 213
[4] 4/Nisa: 46, 6/Maide: 13, 4
[5] 9/Tövbe: 124
[6] Alaka: Empriyon
[7] 96/Alak: 1-5
[8] 74/Müddesir: 1-7
[9] 26/Şuara: 223-216
[10] 4/Nisa: 136
[11] 33/Ahzâb: 48
[12] 16/Nahl: 127
[13] 17/İsrâ: 85
[14] 2/Bakara: 219
[15] 9/Tövbe: 65
[16] 63/Munâfikûn: 1
[17] 52/Tûr: 29
[18] 49/Hucurât: 6
[19] 49/Hucurât: 11
[20] 49/Hucurât: 12
[21] 39/Zümer: 71
[22] Ahmed bin Hanbel-Müsned 17240
[23] Türk asıllı Carullah Zemahşeri (ölümü 1144)
adındaki tefsir aliminin görüşüdür.
[24] 95/Tin: 4
[25] 95/Tin: 5
[26] 29/Ankebut:
2
[27] 28/Kasas: 70
[28] 2/Bakara: 165
[29] 4/Nisâ: 48
[30] 31/Lokmân: 33
[31] 4/Nisâ: 36
[32] 16/Nahl: 90
[33] 26/Şuarâ: 96, 97, 98, 99
[34] 3/Aliimran: 189
[35] 12/Yûsuf: 105
[36] 34/Sebe: 9
[37] 55/Rahmân: 33
[38] 11/Hud: 7
[39] 32/Secde: 4
[40] 21/Enbiya: 30
[41] 41/Fussilet: 11
[42] 25/Furkan: 59
[43] 46/Ahkaf: 3
[44] 41/Fussilet: 9
[45] 41/Fussilet: 10
[46] 57/Hadid: 4
[47] 41/Fussilet: 12
[48] 17/İsra: 44, 23/Muminun:
86, 41/Fussilet: 12, 65/Talak: 12, 67/Mülk: 3, 71/Nuh: 15, 78/Nebe:12
[49] 67/Mülk: 3, 71/Nuh: 15
[50] 78/Nebe:12
[51] 25/Farkân: 59, 32/Secde: 4, 50/Kaf: 38
[52] 36/Yasin: 40
[53] 7/Araf: 54
[54] 25/Furkân: 2
[55] Ayette geçen hêmide kelimesi; durağan, sessiz ve
sakinliği ifade ettiği gibi kül yığını
manasını da taşımaktadır. O zaman, dünyanın dış
yüzeyinin soğumuş kül kütlesiyle ilgili olduğunu ima etmektedir.
[56] 22/Hacc: 5
[57] 10/Yûnus: 66
[58] 65/Talak: 12
[59] 5/Maide: 119, 9/Tövbe: 72, 89, 100, 111, 10/Yunus: 64,
37/Saffat: 60, 40/Mümin: 9, 44/Duhan: 57, 57/Hadid: 12, 61/Saff: 12,
64/Teğabun: 9, 45/Casiye: 30, 85/Buruc: 11
[60] 2/Bakara: 208
[61] 9/Tövbe: 20
[62] 22/Hacc: 77
[63] 3/Aliimran: 104
[64] 6/Enam:
135, 28/Kasas: 37
[65] 10/Yunus: 17
[66] 10/Yunus: 77, 20/Taha: 69
[67] 23/Müminun: 117
[68] 10/Yunus: 69, 16/Nahl: 116
[69] 6/En'am: 153
[70] 5/Maide: 16
[71] 65/Talâk: 11
[72] 45/Casiye: 15
[73] 3/Aliimran: 138
[74] 5/Maide: 15
[75] 31/Lokman: 20
[76] 2/Bakara: 256
[77] 42/Şûrâ: 48
[78] 36/Yâsîn: 17
[79] 16/Nahl: 44
[80] 3/Aliimrân: 138
[81] 38/Sâd: 87
[82] Ebu Davud 4293, Müslim 82, Tirmizi,1849, Darimi 2810, Ahmed bin
Hanbel 3111, 7613, 16332, 16333, 16336,16337
[83] Tebliğ: Başka bir insana belli bir konunun
ulaştırılmasıdır.
[84] 7/Araf: 68
[85] 7/Araf: 79
[86]51/Zariyat: 55
[87] 88/Caşiye:21
[88] 50/Kâf: 45
[89] 57/Hadîd: 20
[90] 28/Kasas: 77
[91] 21/Enbiyâ: 35
[92] 99/Zilzal: 7-8
[93] 21/Enbiyâ: 47
[94] 2/Bakara: 156
[95] 31/Lokmân: 28
[96] 2/Bakara: 164
[97] 28/Kasas: 60