Kur’ân’da bazı terimler

 

afv_affetme

akl_akıl

Avn_yardım

ayet

azab_azap

ba’s _tekrar diriliş

beğiyy

beyan_beyân

cahiliye_cahiliyye

cehennem

cilbab_celabib

cennet

cihat_cihad

cin_cinn

dalalet

din

dua

Ebsar_basiret

fahşa

fesat_fesad

fisk_fısk_fasık

fıtrat

fitne

fucur_fücur

furkan_furgan

gayb_ğayb

gurur_ğurur

hac_hacc

hamr_hamir

haşr

haşyet

havf

hayatuddunya

heva

hikmet

hisab_hesab_hesap

hizb_hizib_hizip

hub_hubb

humur

abd_ibadet

ibaen_iba_kaçınma

ibret

ibtila_imtihan

ifk_iftira

İftihar_fahr

iftira

ihtilaf

ilah

ilm_ilim

iman

infak

inkar

islam

İsm_günah

İsraf_savurganlık

istihza_alay

isyan

itaat

İttiba_uyma

İzzet_şeref

kader

kalb_kalp

kısas

Kıtal_savaş

kizb_ kizip_yalan

kur'ân_kuran

küfr_küfür_kafir

lanet

lub_lubb

mağfiret

mekr_mekir_hile

mele_meleun_eşraf

millet

mizan_terazi

Musafaha_hoşgörü

Mustadaf_ezilen

mücrim_hünahkar

hatem_mühür

münafık

müstekbir

nebi_nebe_peygamber

Neşr_tekrar diriliş

nur

urf_orf_örf

put

rabb_rab

Rehbe_korku

resul_resûl_peygamber

rics_ricis_pislik

ruh

sabr_sabır

sadaka

Sadd_engelleme

Salât_namaz

savm_oruç

Sefih_beyinsiz

selâm

Sirâtulmustakim

Şakiyy_eşkıya

şefaat

şeriat

şer_şerr

şeytan_iblis

şirk

Tağut_azgın

takva_ittika

tebliğ

tefrika

Telbis_giydirme

tevbe_tövbe

tevekkül

tevhit_tevhid

Tuğyan_taşkınlık

ümmet

vahy_vahiy

Veli_dost

vizr_vizir_günah_vebal

yevmul kıyame

zekat

zenb_suç_günah

zikir_zikr

zina

zulüm

 

afv_affetme

Afv: Affetmek anlamına gelmek­te­dir. Çeşitli kullanılış şekille­riyle Kur’ân-ı Kerîm’de 35 yerde zik­redilmek­te­dir.

Genel anlamda:

1- Allâh kişiye ancak gücünün yete­ceği ka­dar yükler; kazandığı (iyi­lik) le­hine, ettiği (kötülük) de aleyhi­nedir. Rabb’imiz! Eğer unu­tacak veya yanılacak olursak bizi so­rumlu tutma. Rabb’imiz Bizden ön­cekilere yükledi­ğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabb’imiz! Bize gücümü­zün yetmeyeceği şeyi taşıtma, bizi afvet, bizi mağfiret et (bağışla), mer­hamet et (bize acı). Sen Mevlamızsın, kâ­firlere karşı bize yardım et. 2/Bakara: 286

2- ...Derken sizi mübtela kılmak için (denemek için) Allâh sizi geri çe­vi­rip bozguna uğ­rattı. And ol­sun ki O, sizi afvetti. Allâh’ın inananlara nimeti bol­dur. 3/Aliimrân: 152

3- Onlar bollukta ve darlıkta infâk ederler, öfkelerini yenerler, in­san­ları afvederler. Allâh muhsinleri (iyilik yapanları) sever. 3/Aliimrân: 134

4- ...Beyyineler (belgeler) kendi­le­rine gel­dik­ten sonra da, buzağıyı ilâh edindiler, fakat (vazgeçince) bun­dan dolayı onları afvettik... 4/Nisâ: 153

5- Allâh seni afvetsin. Doğrular sana belli olup, yalancıları bil­meden önce, niçin onlara izin verdin? 9/Tevbe: 43

Kimler afvedilir:

1- Bir iyiliği açığa vurur veya giz­ler yahut bir kötülüğü afve­derse­niz, şüphesiz ki Allâh Afuvv'dur Kadîr'dir. 4/ Nisâ: 149

2- Yahut yaptıklarına karşılık on­ları ortadan kaldırır birçoğu­nu da af­ve­der. 42/Şûrâ: 34

3- Allâh’ın rahmetinden dolayı, sen onlara karşı yumuşak dav­randın. Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından dağı­lır gi­der­lerdi. Onları afvet, onlar için istiğ­far et. İş hak­kında onlarla müşa­vere et (danış), fa­kat azmetttin mi (karar verdin mi) Allâh’a tevek­kül et (güven), doğ­rusu Allâh tevekkül eden­leri (güvenen­leri) sever. 3/Aliimrân: 159

4- O, kullarını tevbesini kabul eden, kötü­lükleri afveden, yap­tık­la­rınızı bi­lendir. 42/Şûrâ: 25

5- Ey mü'minler! Eşleriniz ve ço­cuk­larınız­dan size düşmanlık edenler olur. Onlardan sa­kının; ama siz af­veder, kusurlarını örter­seniz (görmezlikten gelirseniz, bilin ki) Allâh Ğafûr Rahîm'dir. 64/Teğabun: 14

6- Ey îmân edenler! Katletme (öldürme hu­susun)’de size kısâs farz kılındı: Hüre hür in­san, köleye köle ve kadına ka­dın. Öldüren, ölenin kardeşi ta­rafından afvedi­lirse, kendi­sine örfe ittiba (uymak) ve (bağışlayana) ihsan ile (gü­zel­likle di­yeti) edâ (ödemek) gere­kir. Bu, Rabb’inizden bir hafif­letme ve rah­mettir. Bundan sonra teca­vüzde bu­lunana elîm bir azâb vardır. 2/Bakara: 178

7- Ey îmân edenler! Size açıkla­nınca hoşu­nuza gitmeyecek şeyleri sor­mayın. Kur'ân in­dirilirken onları sorarsanız size açıklanır, (ama üzü­lürsünüz). Allâh sor­duğunuz şey­leri af­vetmiştir. Allâh Ğafûr 'dur Halîm'dir. 5/ Mâide: 101

8- Bir seyyienin (kötülüğün) ce­zası, ona denk bir seyyiedir (kötülüktür). Ama kim af­ve­der ve barışı sağlarsa, onun ecri Allâh’a ait­tir. Doğrusu O, za­lim­leri sev­mez. 42/Şûrâ: 40

9- Sen afv yolunu tut, marufu em­ret, cahil­lerden yüz çevir. 7/A'râf: 199

Kimler afvedilmez:

1- Özür beyân etmeyin, îmândan sonra kâ­fir oldunuz. İçinizden bir top­luluğu afvetsek bile, suçların­dan ötürü bir topluluğa da azâb ederiz. 9/Tevbe: 66

2- Başınıza gelen herhangi bir musi­bet elle­rinizle işledikleriniz­den ötü­rü­dür. O, yine de ço­ğunu afve­der. 42/Şûrâ: 30

3- Böyledir. Kim kendisine veri­len kadar ceza verirse ve ken­di­sine yine de saldırılırsa, Allâh ona, mut­laka yardım edecektir. Allâh hiç şüphe­siz, Afuvv'dur Ğafûr 'dur. 22/Hacc: 60

 

akl_akıl

Akletmek: Aklı çalıştırarak bir işin gere­ğini anlamak, asıl ve esas ko­nuyu kavramak­tır. Kur'ân-ı Kerim'de akıl kelime­siyle alakalı ifa­deler 49 ci­va­rında zikredilmek­tedir.

Akledilecek konular:

1- Biz onu, akledesiniz diye, arabça bir Kur'ân olarak indir­dik. 12/Yûsuf: 2

2- Allâh âyetlerini akledesiniz diye böylece beyân ediyor. 2/Bakara: 242

3- Göklerin ve yerin yaratılma­sında, gece ile gündüzün muhtelif şekilde (birbiri ar­dınca gel­mesinde), insan­lara yararlı şeylerle denizde sü­zü­len gemi­lerde, Allâh’ın gökten in­dirip yeri ölümünden sonra hayat verdiği suda, her türlü canlını orada yay­masında, rüzgarları ve yerle gök ara­sında musahhar (emir bekleyen) bulut­ları döndürme­sinde, akleden kavim için âyetler (deliller) vardır. 2/Bakara: 164

4- Ey îmân edenler! Sizden olma­yanı sırdaş edinmeyin, onlar sizi şaşırt­maktan geri dur­mazlar. Sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların öf­kesi ağızlarından taşmak­tadır, kalbleri­nin gizlediği ise daha bü­yük­tür. Eğer akledi­yor­sanız, şüphesiz size âyetleri beyân ettik (açıkladık). 3/Aliimrân: 118

5- Geceyi-gündüzü, güneşi-ayı mu­sahhar (sizin istifadenize vermiş­tir) kılmıştır. Yıldızlar da O'nun em­rine (buyruğuna) mu­sahhar (boyun eğmiş)’dır. Bunlarda, ak­leden kim­se­ler için âyetler (dersler) var­dır. 16/Nahl: 12

6- Sizi turab (toprak)tan, sonra nut­fe­den, sonra alakadan (kan pıhtı­sın­dan) yara­tan; sonra erginlik ça­ğına ulaşmanız, sonra da yaşlan­manız için sizi be­bek ola­rak dün­yaya çı­ka­ran O'dur. Kiminiz daha önce öl­dü­rülür, kiminiz de, belir­tilmiş bir sü­reye ulaşırsınız. Belki artık akle­dersi­niz. 40/Mü'min//âfir: 67

7- Biz bu misalleri insanlara veri­yo­ruz, on­ları ancak akletsinler diye. 29/Ankebût: 43

8- De ki: Gelin size Rabb’inizin ha­ram kıl­dığı şeyleri söyleye­yim: O'na hiçbir şeyi şirk (ortak) koşma­yın. Ana-babaya iyilik yapın. Yoksulluk korku­suyla ço­cuklarınızı öldürme­yin sizin ve onların rızkını veren Biziz. Gizli ve açık fahişelere (kötülüklere) yak­laşma­yın. Allâh’ın haram kıldığı cana haksız yere kat­let­meyin. Allâh bunları size akle­desiniz diye bu­yurmaktadır. 6/En'âm: 151

9- Yeryüzünde, hepsi de aynı su ile sula­nan, birbirine komşu toprak par­çaları, tek ve çok köklü üzüm bağları, ekinler, hurma ağaç­ları var­dır. Fakat onları şekil ve lez­zetçe birbi­rin­den farklı kılmışızdır. Akleden kim­seler için bunda ibret­ler vardır. 13/Ra'd: 4

10- Hurma ağaçlarının meyvele­rin­den ve üzümlerden şerbet, şıra ve gü­zel rızık elde edersi­niz. Akleden millet için bunda ibret var­dır. 16/Nahl: 67

11- ...Evlere girdiğiniz zaman, ken­dinize ehlinize Allâh katın­dan mü­bâ­reket (bereket), tayyibe (esenlik ve güzellik) dileyerek selâm verin. Allâh size âyet­leri, akledesi­niz diye böylece açıklar. 24/Nûr: 61

12- Mubîn (apaçık) Kitâb’a and ol­sun ki, akledesiniz diye Kur'ân’ı arapça okunan bir kitâb kılmışız­dır. 43/Zuhruf: 2- 3

Anladıklarımız:

1- Allâh, Kur'ân-ı Kerim'i aklet­me­miz için indirmiştir.

2- Allâh, Ayetlerini akletmemiz için açıkla­mıştır.

3- Şu konularda akledenler için delil­ler var­dır: Yer-göğün ya­ra­tıl­ma­sında, gece-gündü­zün olu­şumunda, gemilerin yüzme­sinde, su­yun yer­yü­züne canlılık getirme­sinde, bulut­la­rın rüzgârla sağa sola dön­dürül­me­sinde...

4- Mü'minler, kâfirleri sırdaş edi­ne­mez. Onlar daima Müslüman­ları şaşırtmaya yelte­nir­ler. Müslümanlara karşı öfkelerini gizli tu­tar­lar. Akıllar çalıştırıl­malıdır.

5- Geceyle gündüz, ayla güneş in­san­lara sü­rekli olarak fayda sağ­la­mak­tadırlar. Yıldızlar da Allâh’ın em­rettiği şekilde varlı­ğını ve özel­likle­rini devam et­tirmektedirler. Akıllar çalıştırıl­malıdır.

6- İnsanın oluşum ve hayat devre­leri, ömür süreleri... üzerinde akıl çalış­tırılmalıdır.

7- İnsanlar akletsinler diye Allâh Kur’ân-ı Kerîm’de pek çok misaller ver­mek­tedir.

8- Akleden insanlar için Allâh bazı ha­ramlar koymuştur: Allâh’a ortak koşmayın. Ana-ba­baya iyilik edin. Çocuklarınızı öl­dürmeyin. Gizli ve açık günah­lara yaklaşmayın. Haksız yere cana kıymayın.

9- Hepsi de aynısu ile sulandığı halde, bü­tün meyva ve sebze­le­rin şekli, tadı, kokusu, besin değeri... ayrı ayrıdır. Akıllar çalıştırıl­malı­dır.

10- Hurma, üzüm... ağaçlarının mey­vele­rinde besleyici yiyecek ve içe­cek­ler elde edil­mektedir. Akıllar çalıştırılmalıdır.

11- Evlere girildiğinde Allâh’ın se­lâmı ev­dekilere verilmelidir. Akıllar ça­lıştırılmalıdır.

12- Allâh, Kur'ân’ı akledilsin diye arabça indirmiştir.

Akletmenin karşılığı:

1- ...Muttakiler için, dâru’l âhiret (âhiret yurdu) daha hayırlıdır. Akletmiyor mu­sunuz? 7/A'râf: 169

2- Size verilen herhangi bir şey, dünya ha­yatının bir metaı (geçimliği) ve zinetidir (süsüdür). Allâh katında olan daha hayırlı (iyi) ve ebkâ (daha bâki)’dir. Akletmez mi­si­niz? 28/Kasas: 60

Akletmeyenler:

1- Allâh katında, yeryüzündeki canlı­ların en şerlisi gerçeği ak­let­me­yen sağırlar ve dilsiz­lerdir. 8/Enfâl: 22

2- Aralarında sana kulak veren var­dır. Sen, sağırlara, üstelik akıl­ları da al­mazsa, işittirebi­lir misin? 10/Yûnus: 42

3- And olsun ki, o (Şeytân) sizden nice nesilleri dalâlete düşürmüştü (saptırmıştı), ak­letmez miydi­niz? 36/Yâsîn: 62

4- Onlar sizinle toplu olarak, an­cak surla çevrilmiş kasabalar içinde veya duvarlar arka­sından savaşı ka­bul edebilirler. Kendi arala­rın­daki çekişmeleri ise şiddetlidir; onları bir­lik sanırsın, oysa kalbleri bir­bi­rinden ayrı­dır. Bu, akletme­yen bir topluluk olmaların­dandır. 59/Haşr: 14

Anladıklarımız:

1- Allâh katında canlıların en şer­lisi aklet­meyenlerdir.

2- Allâh katında akletmeyenler sağır ve dil­sizdirler.

3- Bu sağır ve dilsizler Allâh’ın vah­yini işitmemezlikten gelir­ler.

4- Şeytân, nice nice kavimleri nesil­leri sa­pıttırmıştır. Bunu ak­let­me­miz ge­rekir.

5- Kâfirlerin arasındaki çekişme­ler çok sert­tir. Her ne kadar bir­lik ve be­ra­berlik içinde gö­rünse­ler de kalbleri birbirinden fark­lıdır. Bu onların ak­letmemele­rindendir.

Akletmeme nedenleri:

1- Yoksa onlar (putperestler) Allâh’tan başka şefaatçiler mi edindi­ler? De ki: Onlar bir şeye sa­hip ol­madıkları, akıl da ede­me­dik­leri halde mi şefaat ede­cekler? 39/Zümer: 43

2- And olsun ki, size içinde zikir (şeref)iniz içinde bulunan bir Kitâb indirdik. Akletmiyor mu­sunuz? 21/Enbiyâ: 10

3- Kitâb’ı okuyup durduğunuz halde ken­dinizi unutur da baş­ka­la­rına mı birr (iyilik)le emredersi­niz? Akletmez misiniz? 2/Bakara: 44

4- And olsun ki! Onlara: Gökten su indirip onunla, ölümünden sonra yere hayat veren kimdir? Diye sor­san; şüphesiz Allâh’tır, der­ler. De ki: Hamd Allâh’adır. Fakat ekseri­’si (çoğu) bunu akletmezler. 29/Ankebût: 63

5- Size inanacaklarını umuyor mu­su­nuz? Oysa onlardan bir ta­kımı Allâh’ın sözünü işiti­yor, ona akıl­ları yattıktan sonra, bile bile onu tahrif ediyor­lardı. 2/Bakara: 75

6- Onlara: Allâh’ın indirdiğine tabi olun (uyun), denilince, Hayır, ata­la­rımızı yapar bulduğumuz şeye it­tiba ederiz (uyarız), derler. Ya ata­ları bir şey akle­deme­yen ve hi­da­yette olma­yan kimseler idiyse­ler? 2/Bakara: 170

7- Küfredenlerin durumu, ça­ğırma ve ba­ğırmadan başkasını duy­maya­rak haykıran gi­bidir. Sağırdırlar, dil­sizdirler, kördür­ler, bu yüzden ak­lede­mezler. 2/Bakara: 171

8- (İbrâhîm dedi ki:) Size de, Allâh’ı bıra­kıp ibâdet (kulluk) ettik­lerinize de yuh olsun! Akletmiyor mu­su­nuz? 21/Enbiyâ: 66- 67

9- Yoksa çoklarının söz dinledik­le­rini veya aklettiklerini mi sa­nır­sın? Onlar şüphesiz enâm (davarlar) gi­bidir, belki yol (olarak) edall (daha da sapık)’dırlar. 25/Furkân: 44

Anladıklarımız:

1- Puta tapanlar; akletmeyen hey­kel­lerinin ve ilâhlarının Allâh yanında şefaatcı olacakla­rına inanırlar.

2- Puta tapanların heykelleri akle­de­mezler. Şefaatcı da olamaz­lar.

3- Allâh yeminle bildiriyor ki: Kur’ân-ı Kerîm’de sizin için öğüt var­dır. Yine Allâh so­ruyor: Akletmiyor mu­sunuz?

4- Allâh’ın kitabını okuyan, ken­dini ona göre ayarlar. Başkalarına iyi­lik­leri emrettiği halde kendisini unut­mak aklet­me­mektir.

5- İnsanları, heykelleri, fikirleri, sembol­leri... olduğundan fazla öv­mek yanlıştır. Övgü ancak Allâh’adır. İnsanların çoğu bunu pek bilmez.

6- Allâh’ın sözü kâfirlerin akılla­rına yattığı halde, yine kâfirlik­le­rine de­vam ederler.

7- Allâh’ın dînine uyun, denildi­ğinde: Hayır, biz atalarımızı böyle bulduk, derler. Ataları akletmeyen kimseler olmalarına rağ­men onlara uyup gi­derler.

8- Kâfirlerin durumu, kuru lafla­dan başka bir şey değildir. Hakkı duy­mayan sağır, dilsiz ve kördürler. Akletmezler.

9- İbrâhîm as. putcuları ve putla­rını yuhla­mış ve aklemiyor mu­su­nuz, diye sormuştur.

10- Gözükürde çok insanların Allâh’ın sö­zünü dinlediği sanı­lır. Hâlbuki onlar davar gibi hatta sap­kınlar.

Akletmemenin cezası:

1- Sabah-akşam, onlara (azaba uğ­ramış kâ­firlerin yerlerine) uğ­ru­yor­sunuz. Akletmez misiniz? 37/Sâffât: 137-138

2- Eğer kulak vermiş veya aklet­miş olsay­dık, çılgın alevli Cehennemlikler içinde ol­maz­dık, derler. 67/Mülk: 10

Anladıklarımız:

1- Dünya hayatı geçicidir. Nice kâfir­ler ve put heykelleri yok olmuş­tur. Hala insanlar, sabah-akşam on­ların yakınlarında geçmelerine rağ­men aklet­meye­cek mi?

2- Allâh’ın sözüne kulak verme­yen veya akletmeyenler Cehennem'in kudurgan alevleri içine girecektir.

 

Avn_yardım

Avn: Yardım etmek, yardımlaşmak, yardım istemek... gibi an­lam­ları ifade etmektedir. Kullanılış bi­çim­lerine göre farklı manalara ge­len bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de 10 civarında zik­re­dilmektedir.

Genel olarak:

1- Kâfir olanlar: Bu (Kur'ân) bir ifk­tir (uy­durmadır). Ona (Muhammed'e) başka bir topluluk iânede bulun­muştur (yardım et­miş­tir), dediler. Böylece, zulüm ve asıl­sız bir söze başvurdular. 25/Furkân: 4

2- (Zülkarneyn): Rabb’imin bana verdikleri sizinkinden daha hayır­lı­dır (iyi­dir). Bana kuv­vet(iniz)le iânede bulunun (yardım edin). Sizinle on­ların arasına sağ­lam bir sed ya­pa­yım, dedi. 18/Kehf: 95

Teâvun: Normal ölçüler dahi­linde yardım­laşma:

1- Ey îmân edenler! ...birr (iyilik)'de ve takvâda teâvun edin (yardımlaşın). Günah ve düşman­lık üzerine teâvun et­meyin (yardımlaşmayın). Allâh’tan ittikâ ediniz. Allâh’ın ikabı şiddetlidir. 5/Mâide: 2

İstian: Olağan ve olağanüstü du­rum­larda yar­dım dilemektir. İstiâne, genellikle olağa­nüstü du­rumlarda sözkonusudur.

1- Ancak Sana ibâdet (kulluk) eder ve yal­nız Sen'den istiân ederiz (takadımız dâhilindeki ve üzerin­deki yardımı di­leriz). 1/Fatiha: 5

2- Mûsâ kavmine: Allâh’dan istiân edin (yardım isteyin) ve sabre­din. Yeryüzü şüphe­siz Allâh’ındır... dedi. 7/A'râf: 128

3- ... (Ya'kûb) dedi ki: Bilakis, nefis­leriniz size (kötü) bir işi güzel gös­terdi. (Bana dü­şen) artık güzel bir sabırdır. Anlattıklarınıza göre (bana) is­tiâne edilecek (yardım di­lenile­cek) ancak Allâh’dır. 12/Yûsuf: 18

4- (Muhammed): Rabb’im! (Müşrikler aleyhine) hakkıyla hük­münü ver. Anlattıklarınıza karşı an­cak istiâne (yardım di­lenilecek) ede­cek olan, bizim Rabb’imiz Rahmân'dır. 21/Enbiyâ: 112

Namaz ve sabırla olan is­tian:

1- Ey îmân edenler! Sabır ve sa­lâtla (na­mazla Allâh’dan) istiane’de bu­lunun (yardım dileyin). Allâh, mu­hakkak ki sabredenlerle be­ra­berdir. 2/Bakara: 153

2- Sabır ve salâtla (namazla) Allâh’dan isti­ane’de bulunun (yardım dileyin)... 2/Bakara: 45

 

ayet

Ayet: Ayet, açık alamet, yüksek bina, ib­ret, mucize... anlamla­rına gel­mektedir. Çeşitli şekillerde kul­lanılmıştır. Kur'ân-ı Kerîm’de 380 ci­va­rında zikredilmektedir. Fazla ay­rıntı­lara girmeden birkaç hu­susta mi­sal vereceğiz:

Genel anlam:

1- Göklerde ve yerde nice âyetler vardır. Orada geçip giderler de onda yüz çevirirler. 12/Yûsuf: 105

2- (Ey Firavn!..) bugün senin be­de­nini kurtaracağız. Senden sonraki­lere bir âyet ol­sun diye. İnsanların çoğu âyetlerimizden ga­fildir­ler. 10/Yûnus: 92

3- Ayetlerimizi, bile bile ancak zâ­lim­ler küfr (tanımamazlıktan) eder. 29/Ankebût: 49

4- Allâh’ın âyetlerinde kimse tar­tış­maz. Ancak kâfir olanlar müs­tesna. Onların beldede üs­tünmüş­ce­sine olmaları seni al­datma­sın. 40//âfir/Mü'min: 4

5- ...Onların durumu köpek mi­sali gibidir. Eğer üstüne varsan dilini çı­karıp solar. Bıraksan da dilini sarkı­tıp solar. İşte âyetle­ri­mizi ya­lanlayan kavmin du­rumu budur. Ne kötü! 7/A'râf: 176

6- ...Onlar âyetlerimizi yalanladı­lar. Allâh da onların zünûb (günahla­rın)’dan dolayı on­ları yakaladı... 3/Aliimrân: 11

7- Onlar âyetlerimizi yalanladılar. Onlar hu­susunda müstekbirlen (büyüklen)’di­ler. Onlar ateşin as­habı (dostları)’dır... 7/A'râf: 36

8- Onları âyetlerimizden uzaklaştıra­cağız. Onlar yer yüzünde haksız ola­rak müstekbirlen (büyüklen)’di­ler... 7/A'râf: 146

9- Onlar âyetlerimizi küfrettiler (tanımadılar). Onları yakında ateşe so­kaca­ğız... 4/Nisâ: 56

10- Onlar âyetlerimizi küfrettiler (tanımadılar). Yalanladılar da. İşte onlar ateşin dostlarıdır. Orada sü­rekli kalacaklar. Ne kötü bir gi­de­cek yer. 64/Teğâbûn: 10

11- Onlara âyetlerimiz beyyinât (apaçık) ola­rak okunduğu zaman, küfreden­lerin yüzle­rin­den münker­le­rini (inkârnarını) anlarsın. Nerdeyse, kendi­lerine âyetlerimizi okuyan­lara saldıracaklar. De ki: Size bundan daha şer­li­sini haber ve­reyim mi? Ateş'dir. Allâh küf­re­den­lere vadetti! Ne kötü bir dönüş­tür!.. 22/Hacc: 72

Allâh’ın âyetlerinden mi­sal:

1- O'nun âyetlerindendir. Sizi top­rak­tan ya­ratması... 30/Rûm: 21

2- O'nun âyetlerindendir. Sukünetiniz için size sizden eş­ler ya­rattı... 30/Rûm: 21

3- O'nun âyetlerindendir. Gece, gün­düz, güneş, ay... 41/Fussilet: 37

4- O'nun âyetlerindendir. Gökleri ve yeri yarattı. Bunlardaki canlı­ları ya­ratıp çoğalttı... 42/Şûrâ: 29

5- O'nun âyetlerindendir. Sen yeryü­zünü mahzun görürsün. Biz ona suyu indirdiğimiz za­man hare­kete geçer kabarır... 41/Fussilet: 39

6- O'nun âyetlerindendir. Denizde dağlar gibi gidenler (gemiler). 42/Şûrâ: 32 

7- O'nun âyetlerindendir. Gökleri ve yeri yarattı. Renklerinizi ve dille­ri­nizi değişik kıldı. Bunda âyetler vardır. Bilenler için... 30/Rûm: 22

8- O'nun âyetlerindendir. Geceleyin uyu­manız, gündüz de ara­manız O'nun lutfuyladır. Bunda âyetler vardır. Dinleyenler kavmi için. 30/Rûm: 23

9- O'nun âyetlerindendir. Size korku ve ümitle şimşek gösteri­yor. Gökten su indiri­yor. Ölü duru­mun­dan sonra yeryüzünü dirilti­yor. Bunda âyet­ler vardır. Akledenler kavmi için. 30/Rûm: 24

Felâket âyetleri:

1- Sonra ötekilerini de suda boğ­duk. Bunda bir âyet vardır. Onların çoğu mü'min değiller­dir. 26/Şuarâ: 8

2- Keşke (dünyaya) bir kere daha dö­nebil­sek ve mü'minlerden ol­sak. Bunda bir âyet vardır. Onların çoğu mü'min değillerdir. 26/Şuarâ: 102- 103

3- Sonra geri kalanları da boğduk (Nûh kavmini). Bunda bir âyet var­dır. Onların çoğu mü'min değil­ler­dir. 26/Şuarâ: 120- 121

4- Onu (Salih'i) yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Bunda bir âyet vardır. Onların çoğu mü­min değil­lerdir. 26/Şuarâ: 139 

5- Onlar deveyi kestiler. Pişman da oldular. Azab onları yaka­ladı. Bunda bir âyet var­dır. Onların çoğu mü'min değil­lerdir. 26/Şuarâ: 158

6- (Lut kavmi) üzerlerine bir yağ­mur yağ­dırdık. O uyarılan­ların yağ­muru ne kadar da kö­tüydü! Bunda bir âyet vardır. Onların çoğu mü­'min değillerdir. 26/Şuarâ: 173- 174 

7- Şehirde dokuz kişi vardı. Fesadlık yapı­yorlardı... Onları ve ka­vimle­rini toptan helak et­tik. İşte zu­lüm­lerinden dolayı çökmüş ev­leri. Bunda bir âyet vardır. Bilen bir ka­vim için. 27/Neml: 48- 52

Emir ve yasaklara misal:

1- ...Allâh âyetlerini böyle açıklı­yor. Allâh Alîm’dir Hakîm’dir. 24/Nûr: 59

2- ...Allâh âyetlerini böyle açıklı­yor. Umulur ki, ittikâ edersiniz. 2/Bakara: 187 

3- ...Allâh âyetlerini böyle açıklı­yor. Umulur ki, tezekkür eder­siniz. 2/Bakara: 221 

4- ...Allâh âyetlerini böyle açıklı­yor. Umulur ki, akledersiniz. 2/Bakara: 242

5- ...Allâh âyetlerini böyle açıklı­yor. Umulur ki, hidâyete erer­siniz. 3/Aliimrân: 103 

6- ...Allâh âyetlerini böyle açıklı­yor. Umulur ki, şükredersiniz. 5/Mâide: 89

Nimetlere mi­sal:

1- (Allâh) su sayesinde size ekin­ler, hurma­lar, üzümler ve diğer bü­tün meyveler bitirir. Bunda tefekkür eden bir kavim için bir âyet vardır. 16/Nahl: 11 

2- O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Diğer yıl­dızlar da O'nun emriyle hareket eder. Bunda akleden kavim için âyetler vardır. 16/Nahl: 12 

3- Yer yüzündeki şeyleri sizin için muhtelif renklerde yarattı. Bunda te­zek­kür eden kavim için bir âyet var­dır. 16/Nahl: 13 

4- ...Onların (arıların) karınla­rında muhtelif renklerde bir şa­rab (bal) çı­kar. Onda insanlar için şifa var­dır. Bunda tezekkür eden ka­vim için bir âyet vardır. 16/Nahl: 69

5- Yer yüzüne bir bakmadılar mı? Orada her güzel çiftten nice bitki­ler yetiştirmişiz. Bunda bir âyet var­dır. Onların çoğu mü­minler de­ğil­dir. 26/Şuarâ: 8

6- Görmedin mi? Allâh dilediğine rızkı ge­nişletiyor ve sınırlı da kı­lı­yor. Bunda âyetler vardır. İnananlar kavmi için. 20/Rûm: 37

 Allâh’ın ikazına iki misal:

1- Onlar gökten ve yerden önle­rinde ve ar­kalarında bulunan şeyleri gör­müyorlar mı? Dilesek onları yere batırırız. Yahut gökten üzerle­rine par­çalar düşü­rürüz. Bunda bir âyet vardır. Yönelen her kul için. 34/Sebe: 9

2- Bizi âyetler (mucize) gönder­mek­ten alı­koyan, ancak, ön­ceki­lerin onları yalanlamış olma­larıdır. Semûd milletine gözle görülebi­len (bir mu­cize), bir dişi deve vermiş­tik de ona zulmet­mişlerdi. Oysa Biz âyeti (mucizeyi) yalnız kor­kutmak için gönderi­riz. 17/İsrâ: 59

 

azab_azap

Azâb: Azap, işkence, bela, fela­ket, ceza­landırma... gibi yerine göre farklı anlamlara gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu kelime, bazı kullanılış şekilleriyle 370 civarında zik­re­dil­mek­tedir.

Genel anlam:

1- Benim azâbıma gelince; o elîm (acı, elem verici) bir azâbdır. 15/Hicr: 50

2- ...Hiçbir vâzira (günah yükü­nün sahibi), vizrâ uhra (başkasının gü­nah yükünü) vizr’­lenmez (çekmez). Biz resûl ba’s etmedikçe (gön­der­me­dikçe) kimseye azâbet­meyiz. 17/İsrâ: 15

3- Ve dediler ki: Biz mal ve evlâd ba­kımın­dan ekser (çok kalabalık olanlar)ız. Biz azâb­lanmayacağız da. 34/Sebe: 35

4- ... (Huneyn günü de) sizin gör­mediğiniz askerler indirdi. Kâfir olanları azâblandırdı. İşte bu kâfir­le­rin cezasıdır. 9/Tevbe: 26

5- (Allâh:) Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleri ile bera­ber ateşe gi­rin, der. Her üm­met girdikçe kendi bacısı (yoldaşı)’na la'net eder. Hepsi orada birbiri ardınca yaka­la­nınca; sonrakiler (aldatılanlar) ön­cekiler (aldatanlar) için: Ey Rabb’imiz! İşte bunlar bizi dalâlete (sapıklığa) düşürdüler. Onlara ateşten daha fazla bir azâb ver, di­yecekler. (Allâh) bu­yu­rur: (Aslında yeterince) herkese kat kat (azâb ve­rilmiştir). Lakin siz bilmezsiniz. 7/A'râf: 38

6- Nice Karye (kent) var ki, Rabb’lerinin ve resûllerinin emrine başkaldırdı. (Biz de) onları şiddetli bir hisâbla hisablandırdık. (Ayrıca) bi­linmedik bir azâbla azâblandırdık da. 65/Talâk: 8

7- Allâh buyurdu: Onu (sofrayı) size, ger­çekten de indirmiş olacağım. Ancak, daha sonra sizden onu küf­re­den olursa, gerçekten ben öyle bir azâbla azâblandıracağım ki; ben âlemlerden hiçbir kimseye azâb et­mediğimle. 5/Mâide: 115

8- Onlardan bir kısmı da: Ey Rabb’imiz! Bize dünyada bir ha­sene (iyilik), âhirette de bir hasene (iyilik) ver. Bizi azâbe’n nâr (ateş azâ­bın)’dan koru, derler. 2/Bakara: 201

9- Onlar dalâleti (sapık­lığı) hidâyet (doğruluk) karşılığında, azâbı da mağfiret karşılığında satın almışlar­dır. Onlar ateşe (karşı) ne kadar da sabırlıdırlar(!). 2/Bakara: 175

10- Yeryüzünde olan bütün şeyler ve onla­rın bir katı daha küf­re­den­lerin olsa da, Kıyâmet Günü'nün azâ­bın­dan kurtulmak için fidye verse­ler ka­bul edil­mez. Onlara elim bir azâb var­dır. 5/Mâide: 36

11- Fitneden it­tika edin. O sadece siz­den zulmederlere hususi olarak isa­bet etmez. Allâh’ın azâbının şid­detli olduğunu bilin. 8/Enfâl: 25

12- Allâh’ın, onların tevbelerini ka­bul veya onlara azâb etmesi işiyle senin bir ilişiğin yoktur. Çünkü onlar zâ­limlerdir. 3/Aliimrân: 128

13- Kıyâmet Günü'nden önce or­ta­dan he­lak etmeyeceğimiz veya şe­dîd (şiddetli) bir azâba uğratmaya­ca­ğımız bir şehir (memleket) yok­tur. Bu, Kitâb'da yazılıdır. 17/İsrâ: 58

14- Mücrimler Cehennem azâ­bında hâlidîn (ebedî kalıcılar)dır. 43/Zuhruf: 74

15- Mustadaf olanlar müstekbir olan­lara: (Hayır hayır sizin işiniz) gece-gündüz hilekar­lıktı. Çünkü siz bize Allâh’a küfretmemizi, O'na ben­zer (ortaklar) edinmemizi emrediyor­dunuz, derler. Azâbı gördükle­rinde, (ettiklerine karşılık) pişman­lıklarını gizlerler. Biz de o küfre­denlerin bo­yunlarına demir hal­kalar vururuz. Yaptıklarından başka bir şeyin mi ce­zasını çeker­ler? 34/Sebe: 33

16- İnsanların hepsi Allâh’ın hu­zu­runa çı­karlar. Mustadaflar müs­tek­birlere: Biz sizin te­banızdık (takibcilerinizdik). Allâh’ın azâbın­dan bir şeyi şimdi bizden uzaklaştırabilir mi­siniz? Derler. (Cevap ola­rak da müstekbirler): Allâh bize hi­dâyet etseydi; biz de size hidâyet eder­dik. Artık (bu azâb içinde) sız­lansak da sabret­sek de birdir (fark etmez). Çünkü sığınacak bir yeri­miz yoktur, derler. 14/İbrâhîm: 21

Bazı azâb sebebleri:

1- Allâh ile beraber başka bir ilâha (sıkıntılarından dolayı) duâ etme (yal­varma). Yoksa azâb edilecek­ler­den olursun. 26/Şuarâ: 213

2- ...İfsâd etmelerinden dolayı onlara azâb üzerine azãb artırdık. 16/Nahl: 88

3- Onların malları ve evlâdı da acâ­ibine (imrenmene) gitmesin, Allâh, dünya haya­tında onları onun (mal-evlâd)’la azâblandır­mak ister. (Yine onların), kâfirler olarak da (meşakkatle) canlarının çıkmasını da (ister). 9/Tevbe: 55, 85

4- Mü'minler arasında (o) malum fahşâ’nın (fuhşun) şu ­yuunu (yayılmasını) sevenler var­dır. İşte onlara, dünya ve âhirette elîm bir azâb vardır. Allâh bi­lir, siz ise bil­mezsiniz. 24/Nûr: 19

5- İnsanlardan öyleleri var ki, ilimsiz olarak Allâh yolundan dalâlete (sapıklığa) düşürmek için lehve’l hadis’i (boş lafı) satın alırlar. Onunla alay ederler. Onlara mühîn (rüs­vay edici) bir azâb vardır. 31/Lokmân: 6

6- Onlardan öncekiler mekr (tuzak) kur­muİlardı. Bunun üzerine Allâh, bi­nalarının teme­lini çökertti. Üstlerindeki tavan da başla­rına çöktü. Azâb, onlara farketme­dik­leri yer­den geldi. 16/Nahl: 26

7- And olsun ki: Nûh'u kavmine gönder­dik. Dedi ki: Ey kav­mim! Allâh’a ibâdet (kulluk) edin. Sizin için O'ndan başka İlâhınız yoktur. Sizin için bü­yük günün azâbından korkuyo­rum. 7/A'râf: 59

8- Onların kalblerinde marad (hastalık) var­dır. Allâh marad’ını (hastalıklarını) ziyadeleş­tirmiştir. Tekzîb etmelerine (yalanlamalarına) karşılık onlara elim bir azâb vardır. 2/Bakara: 10

9- ...Allâh’ın âyetlerini tekzîb eden (yalanla­yan)’dan ve onlardan yüz çevi­ren­den daha zâ­lim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevi­renleri, yüz çevir­mele­rinden ötürü, sûe’l azâb (kötü bir azâb)’la cezalandıra­cağız. 6/En'âm: 157

10- Seyyiât’ı (kötülükleri) işleyip du­rur­ken, ölüm kendisine geldiği za­man: şimdi tevbe et­tim, diyenler ile kâfir olarak ölenlerin tevbesi mak­bul değildir. İşte onlara elîm bir azâb ha­zırlamışızdır. 4/Nisâ: 18

11- (Firavn), adamlarını toplayıp seslendi: Sizin en yüce rabbiniz be­nim, dedi. Allâh bu­nun üze­rine onu dünya ve âhiret azâbına uğ­rattı. Doğrusu bunda Allâh’tan hu­şu ’ eden (korkan) kimseye ibret vardır. 79/Naziat: 23- 26

12- Şirk koşanlar: Allâh dileseydi ba­bala­rımız ve biz şirk koşmaz ve hiçbir şeyi haram kılmazdık, diye­cek­ler. Onlardan öncekiler de, Bizim şiddetli azâbımızı ta­dana ka­dar böyle demişlerdi. Onlara de ki: Bize karşı çıka­rabile­ceğiniz bir bil­giniz var mı? Siz ancak zanna tabi olu­yorsu­nuz ve sadece yalan söy­lüyorsu­nuz. 6/En'âm: 148

13- Allâh’ın âyetlerini küfreden­lere (tanımayanlara), haksız yere nebî­leri öl­düren­lere, insanlar­dan adaleti emredenleri öldüren­lere elîm bir azâbı tebıir et (müj­dele). 3/Aliimrân: 21

14- ...Kitâb'ın bir kısmına inanıp, bir kıs­mına küfür (görmemezlikten mi) mü edi­yor­su­nuz? Aranızda böyle ya­panın ce­zası ancak dünya haya­tında rezil olmaktır. Kıyâmet Günü'nde de azâbın eşedd (en şid­detli­si)’ne onlar itilirler. Allâh yap­tık­larınızdan gafil de­ğildir. 2/Bakara: 85

15- Gerçekten, Allâh’ın indirdiği Kitâb’dan bir şeyi gizleyip onu az bir değere satanlar var ya, onların karın­larına tıkındıkları ancak ateş­tir. Allâh Kıyâmet Günü onlarla ko­nuşmaz. Onları (günahlardan) da te­miz­leme­ye­cektir. Onlara elim bir azâb vardır. 2/Bakara: 174

16- Medyen'e de kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Şöyle dedi: Ey kav­mim! Allâh’a ibâdet (kul­luk) edin. O'ndan başka ilâhınız yoktur. Ölçüyü ve tartını nok­san yapma­yın. Doğrusu ben sizi hayır (bolluk) içinde görü­yo­rum. Sizi kuşatıcı bir günün azâbından kor­ku­yorum. 11/Hûd: 84

17- (Şeytân hakkında) şu gerçek ya­zılmış­tır: Kim onu velî edinirse (ona boyun eğerse); gerçekten o (Şeytân), o (kişiyi) seîr (alevli ateş) olan bir azâba hidâyetlendirir (yöneltir). 22/Hacc: 4

Azabın gelmediği bazı yer­ler:

1- Sen, o (kâfir)lerin içindeyken Allâh on­lara azâb etmez. Onların içinde istiğfar edenler oldukça, Allâh on­lara azâb edecek değildir. 8/Enfâl: 33

2- Küfredenler, kendilerine ver­miş olduğu­muz mühletin sakın kendi­leri için hayırlı oldu­ğunu sanmasın­lar. Biz onlara ancak, ism (gü­nah­lar)’ı ziyedelensin (çoğalsın) diye mühlet veriyoruz. Küçültücü azâb onla­ra­dır. 3/Aliimrân: 178

3- ...(Hûdeybiye anlaşması günü kâ­firlerle mü'minler Mekke’de iç-içeydiler.) Eğer bir­bir­lerinden ay­rıl­mış olsalardı; onlardan kâfir olan­ları mutlaka elîm bir azâbla ce­za­landıra­caktık. 48/Fetih: 25

4- İnsanlara hidâyet gelmişken, on­ları inanmaktan, Rabb’lerinden mağfi­ret dilmek­ten alıkoyan şey, an­cak daha önceki­lere uygu­lana­nın kendi­le­rine de uygulanmasını veya göz­leri göre göre azâba uğ­ra­manıbek­le­mele­ridir. 18/Kehf: 55

 Azâbın bazı özellikleri:

1- Allâh ona Azâbe’l Ekber (en bü­yük azâb)’le azâbeder. 88//aşiye: 24

2- (Münâfıkları) iki defa azâblan­dıra­cağız. Daha sonra da azîm bir azâba itileceklerdir. 9/Tevbe: 101

3- O (kâfir)ler içindir, mühîn (alçaltıcı) bir azâb. 3/Aliimrân: 178

4- ...(O kâfirlere) harîk (yangın) azâ­bını ta­dın, deriz. 3/Aliimrân: 181

5- O (kâfir)lere mukîm (devamlı muntazam) bir azâb vardır. 5/Mâide: 37

6- ...Bugün hûn (alçaklık) azâ­bıyla cezala­nacaksınız. Allâh’a hakk ğayrısında (sözler) konuşmanız­dan, ayrıca onun âyetlerine karşı müs­tek­birlenmenizden dolayı. 6/En'âm: 93

7- ...O zulmedenleri beîs (çetin-sı­kıntılı) bir azâbla yakaladık, fâsık­lık yapmalarına karşılık. 7/A'râf: 165

8- ...Şedîd (şiddetli) azâbdan dolayı kâfir­lere veyl (yazıklar) olsun. 14/İbrâhîm: 2

9- ...Onun (As b. Vâil) için azâbı uzattıkça uzatacağız. 19/Kehf: 79

10- ...Ahiretin azâbı eşedd (daha şid­detli) ve ebkâ (daha baki)’dir. 20/Tâhâ: 127

11- Onlar derler ki: Ey Rabb’imiz! Bizden Cehennem azâbını çevir. Muhakkak ki, o (Cehennem)’in azâbı ğarâm (sürekli-dâ­imi)’dir. 25/Furkân: 65

12- ...Yine de hizr’nızı (sakınılması gere­ken tedbirinizi) alın. Şübhesiz Allâh kâfirler için mühîn (alçaltıcı) bir azâbı hazırlamıştır. 4/Nisâ: 102

13- Doğrusu ben, size Azîm Gün’ün azâbının çarpmasından kor­kuyo­rum. 26/Şuarâ: 135

14- ...Sonra zulmedenlere denilir ki: Huld (ebedî) azâbı tadınız. 10/Yûnus: 52

15- ...Onları (Hûd ve ona îmân edenleri) ğalîz (şiddetli-katı) olan bir azâbdan kurtardık. 11/Hûd: 58

16- ...Onlar îmân edince, dünya ha­yatın­daki hızy (alçaltıcı, rezil rüs­vay eden) olan azâbı onlardan (Yûnus’un kavminden) kal­dırdık. 10/Yûnus: 98

17- Ona (deveye) sû’ (kötülük)le do­kun­mayın. Karîb (yakın) olan bir azâb sizi hemen yakalar. 11/Hûd: 64

18- (Melekler:) Ey İbrâhîm! Bundan vaz­geç. Artık Rabb’inin (helak) emri gelmiştir. Şûrâsı mu­hakkak ki, ğayre merdûd (geri dö­nüşü ol­mayan) bir azâb onlara gele­cektir. 11/Hûd: 76

19- O (Eyke kavmi Şuayb)’ı tek­zîb ettiler de; O Yevm’z Zulle (Gölge Günü)’nin azâbı onları yakaladı. Gerçekten o, Azîm Gün’ün azâ­bıydı. 26/Şuarâ: 189

20- O gün azâb, onları üzerlerin­den ve ayaklarının dibinden örter. (Allâh da) buyu­rur: Artık yaptıkla­rınızı tadın. 29/Ankebût: 55

21- Onlara, Azâbu’l Ekber öte­sinde mut­laka Azâbu’l Ednâ (dünyayken öldürülme korkusu ve açlık azâbı)’nıtaddıracağız... 32/Secde: 21

22- Ayetlerimiz hususunda (bizi) âcizler du­rumuna düşürmeye çalışır­lar. Onlar, kendi­leri için rics (pislik)’ten elîm bir azâb vadır. 34/Sebe: 5

23- (Onlar) kovulurlar. Vâsıb (ard-arda ge­len) bir azâb onlar için­dir. 37/Saffât: 9

24- Gerçekten de, işte o gün, on­lar azâb (çekmekten) müşterek (ortak)’tırlar. 37/Saffât: 33

25- Rabb’inizden size indirilen ah­sen (en güzel)’e ittiba edin. Size azâbın bağte (ansızın) gelmesinden önce. Şu uruna (farkına da) vara­mazsınız. 39/Zümer: 55

26- ...Onları (mü'minleri), Cehîm azâbın­dan koru. 40/Zümer: 7

27- O uğursuz günlerde, biz de on­lara sar­sar (yakıcı, soğuk ve güm­bür­tülü) rüzgârını gönderdik. Dünya hayatında hızy (alçaltıcı, rezil ve rüs­vay edici) olan bir azâbı taddır­mak içindir. Ahiret azâbına gelince ehzâ (daha al­çaltıcı, rezil ve rüsvay edici)’dir. (Orada) on­lara hiç yar­dım da edilmez. 41/Fussilet: 16

28- Sabah erkenleyin onları müs­te­karr (kararlaştırılmış) olan bir azâb (yakaladı). Azâbımı ve nüzur (uyarıları)’mı tadın. 54/Kamer: 38-39

29- ...Kim Rabb’inin zikr (vahy)’inden yüz çevirirse, onu sa­ada (git-gide artan çetin) bir azâba sokar. 72/Cin: 17

30- Biz, sizi karîb (yakın) olan bir azâb ile uyardık. 78/Nebe: 40

31- Allâh bize lutfetti ve semûm (vücudun ter gözeneklerine işleyen sıcak) azâbdan bizi korudu. 52/Tûr: 27

32- Kötü mekr (kendisine ters dü­şen­leri ya­kalama hesabı) düzenleyen­ler, Allâh’ın kendi­lerini yere batır­ma­sından yahut farketmedik­leri bir yer­den onlara azâbın gelme­sinden gü­vende midir­ler? 16/Nahl: 45

33- ...Derileri piştikçe, azâbı iyice tatsınlar diye, derilerini de­ğişti­rip yenile­yeceğiz... 4/Nisâ: 56

 

ba’s _tekrar diriliş

Ba's: Tekrar diriliş, göndermek, uyandır­mak... gibi anlamlara gel­mekte­dir. Kullanılış biçimle­rine göre farklı manalara gelen bu ke­lime Kur’ân-ı Kerîm’de 65 civa­rında zik­redilmek­tedir.

Genel anlam:

1- (Yıldırım çarpmasından) Ölümünüzden sonra, şükrede­siniz diye sizi tek­rar dirilttik. 2/Bakara: 56

2- Ancak (çağrıyı) işitenler (daveti) kabul ederler. Ölülere (gelince): Allâh ba’s edecektir (tekrar dirilte­cektir). Sonra O'na dönerler. 6/En'âm: 36

3- Geceleyin sizi öldüren O'dur. Gündüzün yaptıklarınızı bilir. Belirlenerek takdir edilen ecel içinde sizi ba’s edecektir (tekrar dirilte­cek­tir).. Sonra dönüşünüz O'nadır. İşlediklerinizi size haber vere­cektir. 6/En'âm: 60

4- De ki O (Allâh): Üstünüzden ve ayakla­rınızın altında size azâb ba’s etmeğe (gön­der­meğe) ...Kadîr'dir... 6/En'âm: 65

5- Sonra onları (ashabu'l kehf'i) ba’s ettik (tekrar dirilttik). (uyandırdık)... 18/Kehf: 12

6- De ki: Göklerde ve yerde gaybı Allâh’tan başka kimse bil­mez. Ne za­man ba’s olunacak­larının (tekrar di­riltileceklerinin) şu ­urunda da değil­ler. 27/Neml: 65

7- (İblis dedi ki:) Rabb’im! Ba’s olu­nacak­ları (dirilecekleri) güne ka­dar beni(m ecelimi) ertele. 38/Sâd: 79

8- (İblis Allâh’a) dedi ki: insanların ba’s olunacakları (tekrar diriltile­cek­leri) güne kadar bana süre ver. 7/A'râf: 14

9- Sonra siz şüphesiz Kıyâmet Günü ba’s olacaksınız (tekrar dirilti­lirsi­niz). 23/Mü'minûn: 16

10- (O ilâhlaştırılanlar) ölüdür, haya­tın dışındadırlar. Ne zaman ba’s olunacaklarının (tekrar diriltilecek­le­rinin) şu urunda da değil­ler. 16/Nahl: 21

Resûllerin gönderilmesi:

1- And olsun ki! Allâh, mü'min­lere, âyetle­rini okuyan, onları arıtan, onlara Kitâb ve hikmeti öğreten, kendilerinden bir resûl ba’s et­mekle (gönder­mekle) lutufda bu­lunmuş­tur. Hâlbuki onlar, daha önce­leri açık dalâlette (sa­pıklıkta) idiler. 3/Aliimrân: 164

2- And olsun ki: Her ümmete; Allâh’a ibâ­det (kulluk) edin, Tâğût'tan ka­çının, diye bir resûl ba’s ettik (gönder­dik)... 16/Nahl: 36

3- ...Hiçbir vâzira (günahkâr), vizrâ uhra (başkasının günah yü­künü) vizr’lenmez çek­mez. Biz resûl ba’s etmedikçe (gön­derme­dikçe) kim­seye aza­betmeyiz. 17/İsrâ: 15

4- Dileseydik, tüm kasaba(lara) bir nezîr (uyarıcı) ba’s ederdik (gönderirdik). 25/Furkân: 51

5- İnsanlar bir tek ümmetti. Allâh nebîleri beşîr (müjdeci) ve nezîr (uyarıcı) ola­rak ba’­setti (gön­derdi)... 2/Bakara: 213

Kâfirlerin dirilişi:

1- Biz kemik ve ufalanmış toprak ol­duğu­muz zaman, sahiden mut­laka yeni bir yaratı­lişla ba’s olunacağız mı (dirileceğiz)? derler. 17/İsrâ: 49

2- Dediler ki: Vah halimize! Yattığımız yer­den bizi kim ba’s etti (tekrar diriltti)? Onlara: İşte Rahmân'ın vadettiği budur. (Demek ki:) Resûller doğru söy­le­mişler. 36/Yâsîn: 52

Dirilişi kabul etmeyenler:

1- (Ey insanlar!) Sizin yaratılma­nız ve ba’s edilmeniz (tekrar diril­me­niz) tek bir nefsin (yaratılması ve tekrar diriltilmesi) gibidir. Şüphesiz Allâh Sem'dir Basîr'dir. 31/Lokmân: 28

2- Onlar yeminlerinin en şiddetli­siyle yemin ederek (derler ki:) Ölen kim­seyi Allâh, ba’s etmez (diriltmez). Hayır. Aleyhlerine olan hakk (yerini bulacaktır). Lakin insan­la­rın çoğu bilmezler. 16/Nahl: 38

3- (İşte) O dünya hayatımız: Ölürüz ve yaşarız. Biz ba’s olacak (tekrar dirilti­le­cek) de değiliz. 23/Mü'minûn: 37

4- Dediler ki: İşte o dünya haya­tın­dan başka (bir hayat) yoktur. Biz, ba’s olacak (tekrar dirilti­le­cek) de deği­liz. 6/En'âm: 29

 Dirilişde şüphe edenler:

1- Yahut duvarları çatıları yığılmış bir kasa­baya uğrayan kim­seyi (görmedin mi?): Allâh burayı ölü­münden sonra acaba nasıl ba’s ede­cek (dirilte­cek)? Dedi. Allâh onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra ba’s etti (diriltti). (Allâh:) Ne kadar kaldın? Dedi. (O da:) Bir gün veya bir gün­den az kaldım, dedi. (Allâh:) Hayır yüz yıl kaldın. Yiyeceğine içe­ce­ğine bak, bozul­ma­mış. Eşeğine bak ve hem seni insan­lar için bir ibret kıla­cağız kemik­le­rine bak, onları nasıl bir­leşti­rip, sonra onlara et giydiri­yo­ruz, dedi. Bu ona apaçık belli olunca şöyle dedi: Artık bili­yo­rum ki: Allâh her şeye Kadîr'dir. 2/Bakara: 259

2- Ey insanlar! Öldükten sonra ba’s edil­mekten (tekrar dirilmekten) şüphede ise­niz (bilin ki): Biz sizi top­raktan yarattık. Sonra nutfeden, sonra alaka­dan, sonra da yapısı belli belirsiz bir çiğnem etten yarat­mışız­dır. (Ne ol­duğunuzu) size açıklamak içindir. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tu­tarız. Sonra sizi çocuk olarak çı­kartırız. Böylece ye­tişip er­ginlik çağına va­rırsınız. Kiminiz öldürü­lür. Kiminiz de öm­rünün en fena za­manına ulaştırılır. Bilirken bir şey bil­mez olur (bunar)... 22/Hacc: 5

 

beğiyy

Beğiyy: Taşkınlık etmek, zul­met­mek, az­mak, hududu aşmak, kah­belik ve iffetsizlik yapmak... gibi anlamlara gelmektedir. Bu veya buna yakın anlamlara gelen kelime­ler Kur’ân-ı Kerîm’de 40’a yakındır. Ancak kullanılış bi­çimlerine göre anlamları istemek, aramak, arzu etmek... gibi değişik durumları da mev­cuttur.

1- Allâh’ın dîninden başkasını mı arı­yorlar? Oysa göklerde ve yerde olan­lar, tav’an (isteyerek) ve ker­hen (iste­meyerek) O (Allâh)’a tes­lim ol­muştur. O'na dönecekler­dir. 3/Aliimrân: 83

2- Onlar, lağiv (boş) söz işittikleri vakit on­dan yüz çevirirler: Bizim amellerimiz (iş­leri­miz) bize, sizin amelleriniz (işleriniz) si­zedir. Selâmun aleykum, cahil­leri de iste­meyiz, der (ve geçer)’ler. 28/Kasas: 55

3- Mü'minleri bırakıp da, kâfirleri ev­liyâ (dostlar) edinenler onların ya­nında izzet mi arıyorlar? Halbu ki: Bütün izzet (sadece) Allâh’ındır. 4/Nisâ: 139

4- De ki: Rabb’im; fevâhiş (fuhuİlardan)’dan zahir (açık) olanıve batın (gizli) olanı, ism (günah)’i, haksız yere olan bağıyy (saldırı), hakkında hiçbir sultan (delil) indir­mediği bir nesneyi Allâh’a şirk (ortak) koşmanıve Allâh hakkında bilmediğiniz şey­leri söylemenizi ha­ram kılmıştır. 7/A'râf: 33

5- Hiç şüphesiz; Allâh adaleti, ih­sanı, ya­kın­lara bakmanıemre­der. Fahşâyı, münkeri ve bağy’ı (az­gın­lığı) nehyeder. Tezekkür edersi­niz diye size öğüt veri­yor. 16/Nahl: 90

6- (Meryem): Benim nasıl bir oğ­lum olur? Bana bir beşer (insan) do­kunmamış da. Ayrıca, ben beğiyy (iffetsiz) de olmadım, dedi. 19/Meryem: 20

7- Ey Hârûn’un bacısı, senin ba­ban kötü işi olan biri değildi. Senin an­nen de beğiyy (iffetsiz) değildi. 19/Meryem: 28

 

beyan_ beyân

Beyan: Bu kelimenin çeşitli kullanılış şe­kil­leri 520'den fazladır. Ancak biz burada; bir şeyi açık­lığa kavuş­turmayla alakalı âyet­ler­den bazıla­rını alacağız.

1- ...Aklınız ersin diye, size âyet­leri beyân ettik (açıkladık). 57/Hadîd: 17

2- ...Biz Kitâb’da insanlara beyân et­tikten (açıkladıktan) sonra beyyi­nât açık delillleri in­dirdiğimiz şey­leri onlar ketmedi (gizli)’yorlardı. Onlara Allâh la'net ediyor, la­net ediciler de la'net ediyor... 2/Bakara: 159

3- İsa beyyine’lerle (açık delillerle) gelince, şöyle dedi: Ben size hik­met getir­dim. İhtilafa (ayrılığa) düştü­ğü­nüz şeylerden bir kısmını beyân et­mem (açıklamak) için gel­dim... 43/Zuhruf: 63

4- ...insanlara, kendilerine indiri­leni beyân etmen (açıklaman) için sana da bu Zikr’i inzal ettik (indir­dik)... 16/Nahl: 44

5- ...Böylece Allâh âyetlerini in­san­lara be­yan eder (açıklar)... 2/Bakara: 187

6- ...Bu Allâh’ın sınırlarıdır. Akleder bir kavim için onu beyân ediyor (açıklı­yor). 2/Bakara: 230  

7- Dinde ikrah (zorlama) yoktur. Artık rüşd (olgunluk) ğayy'dan (iğva edilmiş/ düzeni bo­zulmuş­dan) iyice tebeyyün (açıklanmıştır) edil­miştir. Kim Tâğût'a küfrederse (tanımazsa), Allâh’a da îmân ederse artık o kop­mak bilme­yen urvetü’l vüska’ya (sağlam bir kulpa) sa­rıl­mıştır. Allâh Semî'dir Alîm'dir. 2/Bakara: 256

8- ...İşte size de Rabb’inizden bey­yine (açıklayıcı) geldi. 6/En'âm: 157

9- Meryem oğlu İsa'ya beyyinât (mucizeler) verdik. Ve O'nu Ruhu'l Kuds ile desdekle­dik... 19/Meryem: 87

10- And olsun! Mûsâ size beyyi­nat (mucizeler) getirdi... 2/Bakara: 92

11- ...Resûl gönderdi. Allâh’ın mu­beyyinât (apaçık) âyetlerini oku­sun diye... 65/Talâk: 11

12- ...Çünkü o (Şeytân), sizin mu­bîn (apaçık) düşmanınızdır. 2/Bakara: 168

13- ... Bize düşen mubîn (apaçık) bir teb­liğdir. 36/Yâsîn: 17

14- Bu (Kur’ân), insanlar için bir be­yandır (açıklamadır), muttakiler için bir hidâyet ve mevi’ze (öğüttür)... 3/Aliimrân: 138

15- Ona (insana) Beyanıöğretti. 55/Rahmân: 4

16- Sonra şüphen olmasın! Onu (Kur'ân’ı) beyân (açıklamak) da bize düşer. 75/Kıyâmet: 19

 

cahiliye_cahiliyye

Cahiliyye: Bilmemek, kötüye mey­let­mek, yanlış yol, doğru ta­raf­tarı ol­mamak... gibi an­lam­larına gel­mektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu kelimi ve bu­nunla alkalı zik­redilen kelime­ler 24 civarın­da­dır.

Genel olarak:

1- ...Allâh dileseydi onları hidâyet üzere toplardı. Aman ha! Cahillerden olma. 6/En'âm: 35

2- Sen afv yolunu tut. Ma’rûf’u (herkesce bilinen iyilikleri) em­ret. Cahillerden yüz çevir. 7/A'râf: 199

3- Cahiliye devri hükmünü mü is­ti­yorlar? Yakinen bilen bir ka­vim için Allâh’tan daha iyi hü­küm ve­ren kimdir? 5/Mâide: 50

4- Allâh: Ey Nûh! O senin ailen­den olmadı. Çünkü salih olmayan bir iş (kötü bir iş) işle­miştir. Öyleyse sence bilgin olmayan bir şeyi Ben'den is­teme. Ben sana cahiller­den olma­manıtav­siye ederim, dedi. 11/Hûd: 46

5- Kâfir olanlar, kalblerindeki cahi­liyye ça­ğının asabiyet ateşini ateş­lendirdiklerinde, Allâh, Resûl’üne ve Mü'minlere huzur in­dirdi... 48/Fetih: 26

 Allâh’ın Resûllerinden:

1- Mûsâ milletine: ...Cahillerden ol­maktan Allâh’a sığınırım, dedi. 2/Bakara: 67

2- İsrâiloğullarının denizden geç­me­lerini sağladık. Esnâma (Puta) gö­nül­den tapan bir kavime rastladı­lar: Ey Mûsâ! Onların ilâhları gibi bize de bir ilâh yap, dediler. (Mûsâ): Doğrusu siz cahil bir kavimsiniz, dedi. 7/A'râf: 138

3- (Nûh): Ey milletim!... Fakat ben sizi cahil bir millet olarak gö­rü­yo­rum. 11/Hûd: 29

4- (Hûd): ...Fakat sizin cahil bir ka­vim ol­duğunuzu görüyorum, dedi. 46/Ahkâf: 23

5- (Lûd): ...Evet, siz cahil bir ka­vim­siniz. 27/Neml: 55

6- (Yûsuf): ...Eğer tuzaklarını ben­den uzaklaştırmazsan onlara mey­lede­rim ve cahil­lerden olu­rum, dedi. 12/Yûsuf: 33

 Mü'minlerin durumuna mi­sal:

1- Onlar, lağiv (boş) söz işittikleri vakit on­dan yüz çevirirler: Bizim amellerimiz (iş­leri­miz) bize, sizin amelleriniz (işleriniz) si­zedir. Selâmun aleykum, cahil­lerle işimiz yok, der (ve geçer)’ler. 28/Kasas: 55

2- Ayetlerimize inananlar sana ge­lince: Selâmun aleykum, de. Rabbiniz, ona rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır. Sizden kim ca­hil­likle kötü bir amel yapar ve sonra tevbe eder ve nefsini dü­zeltirse, (bilsin ki:) O, Ğafûr Rahîm'dir. 6/En'âm: 54

3- Evlerinizde oturun. Eski Cahiliyye'de ol­duğu gibi açılıp sa­çıl­ma­yın... 33/Ahzâb: 33

4- Rahmân'ın kulları yeryüzünde hevnen (mütevazi) yürürler. Cahiller kendi­lerine mu­hatab ol­duk­la­rında: Selâm, der ve geçerler. 25/Furkân: 63

 

cehennem

Cehennem: Ahirette ceza yeri­dir. Nar: Ateş, Cehennem yerine kul­la­nıldığı gibi azâb yeri ve şekli an­lam­larını da ifade etmek­tedir. Kur’ân-ı Kerîm’de Cehennem 77, Nar 145 civarında geçmektedir.

Cehennem'in bazı özellik­leri:

1- Ey îmân edenler! Kendinizi, aile­nizi, yakıtı insan ve taş olan ateş­ten ko­ruyun. O'nun başında, iri göv­deli, sert tabiatlı, Allâh’ın kendi­le­rine em­retiği şeye asi olma­yan em­redildiklerini yapan me­lek­ler var­dır. 66/Tahrîm: 6

2- Ateşte bulunanlar Cehennem bekçi­le­rine... 40/Mü'min/Ğâfir: 49

3- Üzerinde 19 (bekçi) vardır. 74/Müddesir: 30

4- Kapkara dumandan bir gölge için­dedir­ler. 56/Vâkıa: 43

5- Bu kendilerine uzak bir yerden gö­zü­künce kaynayışını ve uğul­da­yişını duyacak­lardır. 25/Furkân: 12

6- O halde, içinde ebedi kalacağınız Cehennem'in kapılarından girin. Mütekebbirlerin (kibirlenenlerin) yeri ne kö­tüdü. 16/Nahl: 29

7- Kızgın ateşe atılır, kaynar su akı­tan pınardan içirilir... 88/Ğaşiye: 4

8- Siz zekkum ağacından yiye­ceksi­niz. Karınlarınızı hep on­dan dol­du­ra­caksınız. Üstüne de o kaynar su­dan içeceksiniz. Susamış de­ve­lerin suya saldırışı gibi içeceksi­niz. 56/Vâkıa: 52-55 

9- O Cehennem'in dibinde yetişen bir ağaç­tır. Tomurcukları şey­tan­la­rın başları gibidir. 37/Sâffât: 64-65 

10- İşte kaynar su ve irin tatsınlar. 38/Sâd: 57

11- Onlar için Cehennem'de dö­şek. Üzerlerine de örtüler var­dır... 7/A'râf: 41

12- O gün Cehenneme, doldu mu? Deriz. O da: Daha var mı? Der. 50/Kâf: 30

Cehennemlikler:

1- ...Bekçiler onlara dediler ki: İçinizden size Rabb’inizin âyet­le­rini oku­yan ve bu güne kavu­şaça­ğınızı ihtar eden resûller (elçiler) gel­medi mi? Onlar da: Evet geldi, dediler... 39/Zümer: 71

2- Onlara âyetlerimiz beyyinât (apaçık) ola­rak okunduğu zaman, küfreden­lerin yüzlerin­den münker­le­rini anlarsın. Nerdeyse, kendi­le­rine âyetlerimizi okuyan­lara saldıra­caklar. De ki: Size bundan daha şer­lisini ha­ber ve­reyim mi? Ateş'dir. Allâh küf­redenlere va­detti! Ne kötü bir dönüş­tür!.. 22/Hacc: 72

3- ...Rabb’inin: And olsun. Cehennem'i in­sanlar ve cinlerle top­tan mut­laka dolduraca­ğım, sözü ta­mamlandı (yerini buldu). 11/Hûd: 119

4- Ateş ehliyle, Cennet ehli bir olur mu?... 59/Haşr: 20

5- And olsun! Sen ve sana tabi olan­ların hepsini Cehenneme dolu­ra­ca­ğım. 38/Sâd: 85

6- Hayır! Kim seyyie (kötülük) iş­lerse, yaptığı hatalar kendi­sini ku­şa­tırsa, o ateşin ar­kadaş­larıdır... 2/Bakara: 81

7- Zulmedenlere meyletmeyin. Aksi halde ataş dokunur...11/ Hûd: 113

8- Mütekebbirler için Cehennem'de bir yer mi yok? 39/Zümer: 60

9- Mücrimler Cehennem azâbında ebedi ka­lacaklardır.. 43/Zuhruf: 74

10- O'na: Allâh’dan ittikâ et (Allâh’ın belit­tiği helal-haram sınırla­rını koru), denildiğinde (işlediği) gü­nah sebebiyle izzet-şerefli­liği tu­tar. Ona Cehennem yeter... 2/Bakara: 2O6

11- Münâfıklar Ateş'in derki’l es­fel (en alt ta­bakası)’dandır... 4/Nisâ: 145

12- Ateş içinde birbirleri ile çekişir­lerken... 40/Mü'min//âfir: 47

13- Allâh’ın düşmanları Ateş'e sü­rülmek üzere toplandıkları gün, hepsi bir araya getiri­lirler... 41/Fussilet: 1

 Cehennem azâbı:

1- ...Onlar, deve iğne deliğinden ge­çinceye kadar Cennet’e gi­remez­ler... 7/A'râf: 40

2- Mücrim’ler (suçlular) simala­rın­dan tanınır­lar. Perçemlerinden ve ayak­la­rın­dan tutu­lur­lar. 55/Rahmân: 41

3- (Allâh:) Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriye bera­ber ateşe gi­rin, der. Her üm­met girdikçe kendi bacısı (yoldaşı)’na la'net eder. Hepsi orada birbiri ardınca yaka­la­nınca; sonrakiler (aldatılanlar) ön­cekiler (aldatanlar) için: Ey Rabb’imiz! İşte bunlar bizi dalâlete (sapıklığa) düşürdüler. Onlara ateşten daha fazla bir azâb ver, di­yecekler. (Allâh) bu­yu­rur: (Aslında yeterince) herkese kat kat (azab ve­rilmiştir). Lakin siz bilmezsiniz. 7/A'râf: 38

4- De ki Cehennem ateşi daha sı­cak­tır... 9/Tevbe: 81

5- Siz ve Allâh’dan başka ibâdet (kulluk) ettikleriniz Cehennem odu­nu­dur... 21/Enbiyâ: 98

6- Rabb’ine and olsun! Mutlaka on­ları da, Şeytânları da Mahşer'de top­la­yacağız. Sonra onları dizüstü çök­müş vaziyette Cehennem'in et­ra­fında hazır bulunduracağız. 19/Meryem: 68

7- Onun yedi kapısı vardır... 15/Hicr: 44

8- Elleri boyunlarına bağlı olarak dar bir yerden atıldıkları za­man... 25/Furkân: 13

9- Onlara sabah akşam ateş arzo­lu­nur... 40/Mü'min//âfir: 46

10- Onların gömlekleri katran­dandır. Yüzlerini de ateş bürü­müş­tür. 14/İbrâhîm: 50

11- ...Derileri piştikçe, azâbı iyice tatsınlar diye, derilerini de­ğişti­rip yenile­yeceğiz... 4/Nisâ: 56

12- Yüzükoyun Cehennem'de topla­nacaklar var ya... 25/Furkân: 34

13- Küfredenler, bölükler şek­linde Cehennem'e sürülür... 39/Zümer: 71

14- ...Mücrîm’leri (günahkârları) da susuz olarak Cehenneme sürdü­ğü­müz gün. 19/Meryem: 86

15- ...Küfredenler için ateşten bir el­bise biçilmiştir... 22/Hacc: 19

16- ...Bu ateşte ebedi kalan ve bar­saklarını parçaparça edecek kay­nar su içirilen kimsele­rin durumu gibi olur mu hiç? 47/Muhammed: 15

17- Onu yudumlayacak ama yu­ta­ma­yacak­tır. Her taraftan ona ölüm geldiği halde öleme­yecektir... 14/İbrâhîm: 17

18- Burada karınlarındaki ve deri­leri eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir. 22/Hacc: 20-21

19- Orada (kendileri) inim inim inle­yecekler ve onlar orada bir şey de işitmeyeceklerdir. 21/Enbiyâ: 100

 

cilbab_celabib

Cilbâb: Kadınların evden dışarı çık­tıkla­rında üzerlerine giydikleri örtü. Kur'ân-ı Kerîm'de 1 yerde cil­bâb­’ın çoğulu celâbîb ola­rak geçmek­tedir.

1- Ey Nebî! Eşlerine, benât (kızlar)’ına ve mü'minlerin kadın­la­rına, de ki: (Dışarı çıktık­larında) cil­bâb’larını (dışarda giyilen örtüle­rini) üzerlerine salsınlar. Onların tanın­ması ve eza edilmemesi için ednâ (uygun) olan budur. Allâh Ğafûr Rahîm’dir. 33/Ahzâb: 59

 

cennet

Cennet: Ahirette mü'minlerin mü­kâ­fatlan­dırılacağı yerdir. Bahçe an­lamına da gelmekte dir. Kur’ân-ı Kerîm’de Cennet'e çeşitli isimler veril­mekte­dir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu kelime 135 civa­rında zikredilmektedir.

Genel anlam:

1- Ey Adem, dedik. Bu (İblis) senin ve eşinin düşmandır. Sakın sizi Cennet'ten çı­karmasın... 20/Tâhâ: 117

2- Yoksa siz, sizden önce gelip geç­miş ka­vimlerin başlarına ge­len­ler size de gelmeden Cennet'e gire­ce­ği­nizi mi sandınız? 2/Bakara: 214

3- Rabb’inin mağfiretine ve muttakiler için hazırlanmış olan gökler ve yer ka­dar ge­nişliği olan Cennet'e koşun. 3/Aliimrân: 133

4- Gökten bereketli bir su indir­dik. Onunla Cennetler ve biçile­cek tane­ler bitirdik... 50/Kâf: 9

Cennet'e girecekler:

1- İmân edip salih işler yapanları, al­tında İrmaklar akan ve içinde ebedi kalacakları Cennet köşk­lerine yer­leş­tireceğiz.. 29/Ankebût: 58

2- Allâh, kullarını Selâm Yurdu'na (Cennet) çağırır... 10/Yûnus: 25

3- Cennet muttakilere yaklaştırılır. 26/Şuarâ: 90

4- Rabb’lerine karşı gelmekten it­tikâ eden­ler (sakınanlar), bölük bö­lük Cennet'e sevk edi­lir­ler. Oraya va­rır­lar. Kapıları açılır. Bekçileri on­lara selâm size ter­temiz geldiniz. Ebedi kal­mak üzere buraya girin, derler. 39/Zümer: 73

5- Adn Cennet'leri. Oraya baba­la­rın­dan, eşlerinden ve çocukla­rın­dan sa­lih olanlarla be­raber gi­recekler... 13/R'ad: 23

Cennet'in durumu:

1- Rabb’inizden olan mağfirete koşun! Gökle yerin genişliği gibi olan Cennet'e koşun... 51/Hadîd: 21

2- ...Adn Cennet'lerindeki güzel mesken­lere koyar... 61/Saff:12

3- Naim Cennet'lerindedirler. 56/Vâkıa: 12

4- ...Onlara Cennet'ül Me'vâ'da ik­ramlı konaklama var. 32/Secde: 19

5- ...Onlara Cennetü’l Firdevs’de ik­ramlı konaklama var. 18/Kehf: 104

Cennet'in nimetleri:

1- ...Selâm üzerinize olsun. Yaptıklarınıza karşılık olarak Cennet'e giriniz. 16/Nahl: 32

2- O gün Cennet'liklerin kalacak­ları yer çok iyi, dinlenecekleri yer çok gü­zeldir. 25/Furkân: 24

3- Muttakilere va'dolunan Cennet'in du­rumu içinde bo­zulma­yan sudan İrmaklar, tadı değişmeyen sütten İrmaklar, içenlere lez­zet ve­ren şa­raptan İrmaklar, süzme baldan İr­mak­lar vardır. Orada meyvaların her çeşidi onla­rın­dır... 47/Muhammed: 15

4- Orada bir pınar var, Selsebil deni­lir. 76/İnsân: 18

5- Orada bir kaseden içirilir. Karışımında zencebil vardır. 76/İnsân:17

6- Mühürlü halis bir içecekten içirilir. 83/Mudaffifin: 25

7- Onun sonu misktir...  83/Mudaffifin: 26

8- Karışımı tesnimdendir. 83/Mudaffifin: 27

9- Allâh’a yakın olanların içecek­leri bir kay­naktır o. 83/Mudaffifin: 28

10- Çağlayan sular. 56/Vâkıa: 31

11- Biz sana Kevseri verdik. 108/Kevser: 1

12- Etraflarında ölümsüz Vildanlar dolaşır. Main'den doldu­rulmuş testi­ler, ibrikler ve ka­dehlerle. 56/Vâkıa: 19- 20

13- Orada onlara meyvalar var. Onlar için­dir, ne isterlerse. 36/Yâsîn: 57

14- Dikensiz kirazlar. 56/Vâkıa: 28

15- Dizi dizi muzlar. 56/Vâkıa: 29

16- İştahlandıkları kuş etleri. 56/Vâkıa: 21

17- Böylece, biz onları iri gözlü Huri'lerle evlendiririz. 44/Duhân: 54

18- Kurtuluş muttakileredir. Bahçeler ve üzüm bağları. Tomurcuklu yaşıt kızlar. 78/Nebe: 31- 32- 33 

19- ...Onlar Adn Cennet'lerinde taht­lar üzerinde kurulur. Orada al­tın bile­ziklerle beze­necekler. Yeşil Sündüs ve İstebrak'tan elbise gi­yer­ler... 18/Kehf: 31

20- Biz onların kalblerindeki kini söktük. Onlar köİkler üze­rinde karşı karşıya olan kar­deşlerdir. 15/Hicr: 4   

 

cihat_cihad

Cihad: Gayret etmek, bütün gü­cünü kul­lanmak, Allâh yolunda ma­lını harcamak, biz­zat insanın kendisi tevhide inanıp yayılması ve müda­fası konusunda takadı miktarınca çalışması... anlam­larına ge­lir. Çeşitli kullanılış bi­çimleriyle bu ke­lime Kur’ân-ı Kerîm’de 40 civarında zik­re­dilmek­te­dir.

Genel durum:

1- Ey îmân edenler! Allâh’dan it­tika edin (verdiği emir-yasak­la­rın hu­dut­larını yaşayarak koru­yun). Ona yaklaşmaya vesile (yol) ara­yın. O'nun yolunda cihâd edin ki, iflah olasınız. 5/Mâide: 35

2- Ey Nebî! Kâfirlere ve münâfık­lara karşı cihâd et, onlara karşı sert dav­ran. 9/Tevbe: 73

3- Yoksa Allâh içinizden cihâd eden­leri belli etmeden, sabre­denleri be­lirlemeden (or­taya çı­karmadan) Cennet'e gireceğinizi mi sandınız? 3/Aliimrân: 142

4- Deki: Eğer babalarınız, oğulla­rınız, kar­deşleriniz, eşleriniz, hİsım-akra­banız, kazan­dığınız mallar, ke­sada uğramasından kork­tu­ğunuz tica­ret, hoşlandı­ğınız meskenler... Allâh’tan, Resûl’ünden ve Allâh yo­lundan ci­had etmekten daha sevgili ise; artık Allâh em­rini geti­rinceye ka­dar bekleyin. Allâh fa­sık­lar toplulu­ğunu hidâyete erdir­mez. 9/Tevbe: 24

5- Kim cihâd ederse şüphesiz kendi nefsi için cihâd etmiştir. 28/Kasas: 6

6- Allâh (yolun)’da hakiki cihad’la ci­hâd edin. O (Allâh) sizi seçti. Dîn (hususun)’da size bir harec (zorluk)’dan yüklemedi. Babanız İbrahîm’in milleti de (böyleydi). O (Allâh) size müslimîn ismini ver­miş­tir... 22/Hacc: 78

Anladıklarımız:

1- Cihâd Allâh’a yaklaşmak için bir vesile araçtır.

2- Cihâd kâfirlere ve munafıklara karşı ya­pılır.

3- Cennet'in yolu cihad'ta geçer.

4- Mü'mini Allâh’tan, Resûl’ünden ve ci­hâd etmekten alı­koyan sevdik­leri hususlar esasında onu fasıklığa götürebi­lir.

5- Cihâd eden kendi menfaatı nef­sini kur­tarmak içindir.

Cihâd edenler:

1- Mü'min olan kimseler; Allâh’a ve Resûl’üne îmân eden, on­dan asla şüpheye düşmeyen, Allâh yolunda mallarıyla ve canla­rıyla ci­had eden­lerdir. 49/Hucurât: 15

2- ...Allâh yolunda cihâd edenler, hiçbir lâim’in levm’inden (kınayıcının kınamasın­dan) kork­maz­lar. Bu (haslet) ise; Allâh’ın fadlı’dır, dilediğine verir... 5/Mâide: 54

3- Kâfirlere itâat etme! Bu Kur'ân’la onlara karşı büyük bir ci­hadla ci­hâd et! 25/Furkân: 52

4- And olsun. İçinizde mücahid­lerle sabre­denleri belirleyinceye ka­dar ve haberlerinizi açıklayın­caya ka­dar sizi imtihan edece­ğiz. 47/Muhammed: 31

5- (O) îmân edenler(den), hicret edip Allâh yolunda cihâd edenler(e ge­lince;) onlar Allâh’ın rahmetini umanlardır. Allâh, Ğafûr Rahîm’dir. 2/Bakara: 218

 

cin_cinn

Cinn: insanların gözleriyle görü­le­meyen, yaptıklarından so­rumlu ya­ratıklardır. Bu keli­meyle alakalı kullanılış şekilleri Kur'ân-ı Kerîm’de 30'dan fazla geçmekte­der.

Genel anlamda:

1- Orada, bakışlarını yalnız eşle­rine çevir­miş (dilberler) vardır. Daha önce insan ve cin­ler de dokunma­mıştır. 55/Rahmân: 56

2- Onlara daha önce insan da, cin de do­kunmamıştır. 55/Rahmân: 74

3- De ki: Cinlerden bir topluluğun (Kur'ân’ı) dinlediği bana vah­yo­lundu. Şöyle demişlerdi: Doğrusu biz, şahane güzel bir Kur'ân din­le­dik. 72/Cinn: 1

4- Süleymân'ın cinlerden, insan­lar­dan ve kuİlardan müteşekkil olan or­dusu toplandı... 27/Neml: 17

5- Kur'ân’ı dinleyecek cinlerden bir takımını sana yöneltmiştik. Onlar Kur'ân’ı dinle­meğe hazır olunca (birbirlerine): Susun, dedi­ler. Kur'ân’ın okunması bitince, her­biri birer nezîr (uyarıcı)’ler kavim­lerine döndüler. 46/Ahkâf: 29

Cinlerin yaratılişı:

1- Cinleri ve insanları ancak Bana ibâdet (kulluk) etsinler diye yarat­tım. 51/Zâriyât: 56

2- (O Allâh), cinleri de yalın ateş­ten yarattı. 55/Rahmân: 15

3- Meleklere: Adem'e secde edin, demiştik. İblis'ten başka hepsi secde etmişti. O, cinler­dendi... 18/Kehf: 50

 Cinlerin sorumluluğu:

1- Allâh hepsini bir araya topla­dığı gün: Yâ ma’şera’l cinni (Ey cin top­luluğu)! insanların (bazısıyla) çok uğraştınız (yoldan çı­kardınız), der... 6/En'âm: 128

2- Yâ ma’şera’l cinni ve’l ins (Ey cin ve in­san topluluğu)! Size âyetle­rimi anlatan, bu­günle karşılaşmanız­dan sizi inzar eden (uyaran) re­sûller gelmedi mi? (diye soru­lur)... 6/En'âm: 130

3- ...Rabbinin: And olsun ki, Cehennem'i hep insan ve cin ile mut­laka dolduracağım, sözü yerine gelmiştir. 11/Hûd: 119

4- O gün, insan ve cin zenb’i (günahı hak­kında) sorgulanmaya (gerek kalmaya)’cak. 55/Rahmân: 39

Cehennemlik cinler:

1- And olsun ki: Cehennem için bir­çok cin ve insan yarattık. Onların kalb­leri vardır ama fıkh etmezler (an­lamazlar). Gözleri vardır ama basiret göstermezler (görmez­ler). Kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha dalâlet (sapıklık)’tedirler. İşte bun­lar gafil­lerdir. 7/A'râf: 179

2- ...Ben'den şu söz gerçekleşe­cek­tir: Cehennem'i tamamen cin ve in­san­ların bir kısmıyla mut­laka dol­dura­cağım. 32/Secde: 13

3- (Allâh:) Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriye bera­ber ateşe gi­rin, der. Her üm­met girdikçe kendi bacısı (yoldaşı)’na la'net eder. Hepsi orada birbiri ardınca yaka­la­nınca; sonrakiler (aldatılanlar) ön­cekiler (aldatanlar) için: Ey Rabb’imiz! İşte bunlar bizi dalâlete (sapıklığa) düşürdüler. Onlara ateşten daha fazla bir azâb ver, di­yecekler. (Allâh) bu­yu­rur: (Aslında yeterince) herkese kat kat (azab ve­rilmiştir). Lakin siz bilmezsiniz. 7/A'râf: 38

Cinlerin bazı özellikleri:

1- De ki: And olsun ki; insan ve cin­ler, bir­birine yardımcı olarak bu Kur'ân’ın bir benze­rini or­taya koy­mak için bir araya gel­seler, yine de benzerini ortaya koyamazlar. 17/İsrâ: 88

2- Cinlerden bir ifrit: Sen yerin­den kalma­dan önce sana onu getiri­rim... dedi. 27/Neml: 39

3- (Süleymân'ın) ölümüne hük­met­ti­ğimiz zaman, ancak değne­ğini yi­yen kurt onun ölü­münü cinlere gösterdi. O, (ölü olarak yere) düşünce, (ölümü) ortaya çıktı. Şayet cinler gö­rülmeyeni bilmiş olsa­lardı; mühîn (alçak düşü­ren) bir azâb içinde kalmazlardı (çalışmazlardı). 34/Sebe: 14

4- Kâfir olanlar (Cehennem'de): Rabbimiz! Cinlerden ve insan­lar­dan, bizi dalâlete (sapıklığa) düşü­renleri göster. Onları ayakla­rımızın altına ala­lım da esfel’lerden (en altta kalan­lardan) ol­sunlar, derler. 41/Fussilet: 29

5- (Vesveseci) Cinlerden ve insan­lar­dan (...insanların Rabbi olan Allâh’a sığınırım de). 114/Nâs: 6

6- Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin bucaklarını aşıp geç­meye gücünüz yeti­yorsa geçin! Ancak sultan (bir kudret) ile ge­çebi­lirsiniz! 55/Rahmân: 33

7- Böylece Biz, her nebîye insan ve cin Şeytânlarını düşman yap­tık. Birbirlerini aldat­mak için yaldızlı sözler vahyederlerdi (fısıldarlardı). 6/En'âm: 112

Kâfirler cinleri nasıl düşü­nür:

1- Gerçekten, bir takım insanlar, cin­lerin bir takımına sığınır­lardı da onların azgınlıkla­rını artırır­lardı. 72/Cinn: 6

2- O (Allâh’la) cinler arasında da bir soy bağı icadettiler. And ol­sun ki, cinler de, kendi­lerinin (hesap ye­rinde) hazır bulundu­ru­la­cakla­rını bi­lir­ler. 37/Sâffât: 158

3- (Melekler): Sen yücesin. Bizim vel­îmiz onlar değil, Sensin. Hayır; onlar (bize değil) cinlere ibâdet edi­yorlardı. Çoğu onlara îmân edi­yor­lardı, derler. 34/Sebe: 41

4- (Müşrikler), cinleri Allâh’a şirk koştular. O (Allâh) onları ya­rat­mış­tır... 6/En'âm: 100

 

dalalet

Dalâlet: Sapmak, sapıtmak, kay­bolmak, uzaklaşmak, dalâ­lete düşmek, doğru yolu bu­la­mamak, boşa gitmek, gider­mek... anlamına gel­mek­tedir. Bu kelimeyle alakalı kul­lanılmış biçimleri, Kur’ân-ı Kerîm’de 185'den fazla zikredil­mektedir.

Genel anlam:

1- Allâh, îmân edenleri dünya ha­ya­tında da âhirette de sabit (değiş­me­yen) bir sözle (sağlam yolda) sabit kılar (yürütür). Allâh zâ­limleri de (zulümleri nedeniyle) dalâlete (sapıklığa) düşü­rür. Allâh dile­di­ğini yapar. 14/İbrâhîm 27

2- Ey imân edenler! Allâh’a, Resûl’üne, Resûl’üne indirdiği Kitâb’a ve daha önce in­dirdiği Kitâb'a îmân edin. Kim Allâh’ı, me­lek­lerini, kitâb­larını, resûllerini ve âhiret gü­nünü küfre­derse (umursamayıp görmemezlik­ten ge­lirse) uzak bir dalâlet(in) dalâletine (sapıklık çukuruna) düşmüştür. 4/Nisâ: 136

3- Kim ilimsizlikle insanları dalâ­lete düşür­mek (saptırmak) için Allâh’a karşı iftira eden­lerden daha zâlim­dir... 6/En'âm: 144

4- De ki: Eğer dalâlete düşersem (saparsam), kendi aleyhime da­lâ­lete (sapıklığa) düşmüş (olu­rum). 34/Sebe: 50

5- Doğrusu Rabb’in, kendi yo­lun­dan dalâ­lete düşeni (sapanı) en iyi bi­lendir. 68/Kalem: 7

6- Ey îmân edenler! Siz kendinize bakın. Siz hidâyette olunca dala­lete düşen (sapan) kimse size zarar ve­re­mez. 5/Mâide: 105

7- Denizde size bir zarar (sıkıntı) oduğunda O (Allâh)’dan başka duâ ettikleriniz (yalvardıklarınız) dalâ­lete düşer (Yok olur, kaybolur). 17/İsrâ: 67

8- Rabb’im dalâlete (yanılgıya) düşmez. Unutmaz da. 20/Tâhâ: 52

9- Dünya hayatında onların (bütün) çalışma­ları dalâlete (boşa) düşmüş­tür. Onlar kendi­le­rinin iyi iş yaptık­larını sanıyorlar. 18/Kehf: 104

10- ...Ama bugün (âhirette) zâlim­lere ge­lince mubîn (apaçık) bir dalâlet (sapıklık) için­dedirler. 19/Meryem: 38

 Dalâlet (sapıklık) nedir?

1- Kim îmânıküfür ile değişti­rirse, tesvi­yeli (dümdüz) yoldan da­la­lete (sapıklığa) düşmüş­tür. 2/Bakara: 108

2- Ey imân edenler! Allâh’a, Resûl’üne, Resûl’üne indirdiği Kitâb’a ve daha önce in­dirdiği Kitâb'a îmân edin. Kim Allâh’ı, me­lek­lerini, kitâb­larını, resûllerini ve âhiret gü­nünü küfre­derse (umursamayıp görmemezlik­ten ge­lirse) uzak bir dalâlet(in) dalâletine (sapıklık çukuruna) düşmüştür. 4/Nisâ: 136

3- Allâh, kendisine şirk (ortak) koşulmasını asla mağfiret etmez (bağışlamaz). Ondan baş­kalarını (günahları) dilediği kimse için mağfi­ret eder. Kim Allâh’a şirk (ortak) ko­şarsa, uzak bir dalâlete (sapıklığa) düşmüştür. 4/Nisâ: 116

4- Allâh ve Resûl’ü bir işe hüküm verdiği zaman, mü'min kadın ve er­keğe o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allâh ve Resûl’üne karşı asi olursa, mu­bîn (apaçık) bir dalâlete (sapıklığa) düşmüştür. 33/Ahzâb: 36

5- Bak hele. Sana nasıl benzetme­ler yaptı­lar. Dalâlete (sapıklığa) düş­tü­ler. Daha da başka bir yol bula­maz­lar. 25/Furkân: 9

6- Allâh’dan başka kendilerine kur­bi­yet (yakınlık) sağlamak için edin­dikleri ilâhlar kendile­rine yar­dım et­seydi ya? Ama (ilâhları) on­lardan dalâlete düştüler (kaybolup uzak­laştı­lar). Bu, on­ların ifk (uydurma) ve if­tira­ların­dan başka bir şey de­ğildir. 46/Ahkâf: 28

7- İnsanlardan öyleleri var ki, ilimsiz olarak Allâh yolundan dalâlete (sapıklığa) düşürmek için lehve’l hadis’i (boş lafı) satın alırlar. Onunla alay ederler. Onlara (rüs­vay edici) mühin bir azâb vardır. 31/Lokmân: 6

Allâh kimleri dalâlete düşü­rür:

1- Hevâsını kendisine ilâh edi­neni gördün mü? Allâh, onu bir bilgi üzere dalâlete düşür­müştür (şaşırtmıştır). Kulağını ve kalbini mü­hürlemiştir. Gözünü de perde­le­miştir. Onu Allâh’tan başka kim hi­dâyete eriştirebilir? Tezekkür et­mez misi­niz? 45/Câsiye: 23

2- ...Allâh verdiği misallerle fa­sık­ları dalâ­lete (sapıklığa) düşürür. 2/Bakara: 27

3- Allâh bir kavmi hidâyete erdir­dik­ten sonra, ittikâ (sakınacakları) ko­nularını kendi­le­rine açıklayıncaya kadar onları dalâlete (sapıklığa) düşürecek değildir. 9/Tevbe: 115

4- ...De ki: Allâh dilediğini dala­lete (sapıklığa) düşürür. Kendisine yö­neleni de hi­da­yete erdirir. 13/Ra'd: 27

5- Allâh kuluna kâfi değil mi? Seni O'ndan başkasıyla (putlarla) kor­ku­tu­yor­lar. Allâh kimi dalâlete (sapıklığa) düşürürse artık onu hi­dâ­yete erdirici biri yoktur. 39/Zümer: 36

6- Allâh kimi hidâyete (doğru yola) iletmek isterse onun göğ­sünü İslâm'a açar. Kimi de da­lâlete (sapıklığa) düşürmek isterse onun göğsünü daraltarak sıkar. Sanki göğe çıka­rı­yormuş gibi meşakkat­lendirir. Allâh böylesi inanmayan­ların üze­rine rics (murdarlık) geti­rir. 6/En'âm: 125

7- Sen, onların çoğunun söz din­leye­ceğini yahut akıllanacağını mı sa­nı­yorsun? Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha da dalâlettedirler (sapıklıktalard). 25/Furkân: 44

8- Onlar, hidâyete karşılık dalâleti (sapıklığı) satın aldılar. Onların bu ti­careti ka­zanmadı. Hidayette de değil­lerdir. 2/Bakara: 16

Anladıklarımız:

1- Hevâsına ilâh edineni, Allâh dalâ­lete düşürür (sap­tırır).

2- Kur’ân-ı Kerîm’deki misalleri okuyan mü­'minin îmânı, sapığın sapık­lığı ar­tar.

3- Allâh kendi dîninin ulaşmadığı in­sanları saptırmaz.

4- Allâh kendisine yöneleni hida­yete erdi­rir. Sapıklardan da dile­diğini saptırır.

5- Putlarla, insanları ve Resûlleri kor­kut­maya çalışan sapıktır.

6- Kendisine yönelen insanları, Allâh doğru yola iletmek isterse göğ­sünü İslâm'a ısındırır. Sapıkların ise göğsünü daraltır.

7- İnsanların çoğuna göre hareket edilmez.

8- İnsanların çoğu insanları sapıt­tırır.

9- Sapıttıran insanlar hayvan gi­bidir.

10- Hatta daha da sapıktırlar.

Dalâlet’ciler:

1- Ey Rabb’imiz! Biz reislerimize ve bü­yük­lerimize uyduk da on­lar bizi dalâlete (sapıklığa) düşürdüler, der­ler. 33/Ahzâb: 67

2- Bizi, ancak o mücrimler (günahkârlar) dalâlete (sapıklığa) düşürdüler. 26/Şuarâ: 99

3- Rabb’im! O esnam (put heykel­leri) in­san­lardan çoğunu dalâlete (sapıklığa) düşür­dü­ler... 14/İbrâhîm: 36

4- Kâfir olanların ve Allâh yolun­dan engel olanların amellerini Allâh da­lâlete (sapıklığa, bolluğa) düşür­müştür. 47/Muhammed: 1

5- Firavn; kavmini dalâlete (sapıklığa) düşürdü, hidâyete sev­ketmedi. 20/Tâhâ: 79

6- (Şeytân), onları mutlaka dala­lete (sapıklığa) düşüreceğim. Onları boş ku­runtu­lara boğacağım (âhireti önemsemeyip boş şeylerin arka­sına koşturarak hayatını mahve­de­ce­ğim). Mutlaka emredeceğim... 4/Nisâ: 119

7- ...Allâh’ın yolundan dalâlete (sapıklığa) düşürmek için O'na en­dâd (eşler) koşar... 39/Zümer: 8

8- Eğer yeryüzündekilerin ço­ğuna itâat ede­cek olursan, seni Allâh’ın yo­lundan dalâlete (sapıklığa) düşü­rürler... 6/En'âm: 116

9- And olsun ki: Cehennem için bir­çok cin ve insan yarattık. Onların kalb­leri vardır ama fıkh etmezler (an­lamazlar). Gözleri vardır ama basiret göstermezler (görmez­ler). Kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha dalâlet (sapıklık)’tedirler. İşte bun­lar gafil­lerdir. 7/A'râf: 179

1O- Allâh’ı bırakıp da Kıyâmet Günü’ne kadar kendisine cevap ve­reme­ye­cek şeylere duâ edenden (yalvarandan) daha dalâlete (sapıklığa) düşen kim olabilir? Onlarsa, bun­ların dualarından (yalvarmaların­dan) haber­sizdirler. 46/Ahkâf: 5

11- Allâh der ki: şu kullarımı siz mi dalâ­lete düşürdünüz (saptırdınız)? Yoksa kendi­leri mi yoldan dalâlete (sapıklığa) düştüler? 25/Furkân: 17

Anladıklarımız:

1- İdareci ve toplumun ileri gelen­leri sapık ve saptırıcı olabilir.

2- Günahkarlar, toplumu ve ferd­leri saptırır­lar.

3- Put ve putçuluk insanları saptırır.

4- Kâfir ve Allâh yoluna engel olan­ların amelini Allâh redet­miştir.

5- Kâfir yönetici toplumunu sap­tırır. Hidayete iletmezler.

6- Şeytân insanısaptırır. Sapıklar boş işlere koşar. Şeytâni kişi­le­rin em­rini yerine getirir­ler.

7- İlâhlaştırılmışlar insanları Allâh yolun­dan saptırırlar.

8- İnsanların çoğuna uyulacak olursa, sap­tırırlar.

9- Allâh’ın yolunda gitmeyenler hay­van gi­bidir. Daha da sapık­tırlar.

1O-Allâh’dan başkasına yalvarıp-ça­ğıran­lar, en sapıklardır.

11- İnsanları saptıranlar Kıyâmette hesaba çekilecektir.

Dalâletin (sapıklığın) sonu:

1- (Allâh:) Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriye bera­ber ateşe gi­rin, der. Her üm­met girdikçe kendi bacısı (yoldaşı)’na la'net eder. Hepsi orada birbiri ardınca yaka­la­nınca; sonrakiler (aldatılanlar) ön­cekiler (aldatanlar) için: Ey Rabb’imiz! İşte bunlar bizi dalâlete (sapıklığa) düşürdüler. Onlara ateşten daha fazla bir azâb ver, di­yecekler. (Allâh) bu­yu­rur: (Aslında yeterince) herkese kat kat (azab ve­rilmiştir). Lakin siz bilmezsiniz. 7/A'râf: 38

2- Hakk duâ ancak O (Allâh)’adır. O'nun dışında duâ ettikleri (yalvardık­ları) kendile­rine bir şeyle cevap veremezler. Onlar an­cak ağız­larına ulaşsın diye suya doğru iki avucunu açan gibidir. O (adamın), ona (suya) ulaşacağı da mümkün değildir. Kâfirlerin du­asına (yalvarmasına) gelince, dalâ­letten (sapıklıktan) başka bir şey değildir (Kâfirlerin duası, mak­sat­larına ulaşmamıştır). 13/Ra'd: 14

 

din

Din: ınanç yolu, tutulan yol, hayat ni­zamı, ilâhi kanunlar bütünü, he­sab günü... an­lamla­rına gelmekte­dir. Bu kelimeyle alakalı kullanılış şe­kil­leri Kur'ân-ı Kerim'de 90'dan fazla geç­mek­teder.

Genel anlamda:

1- Dîn Günü'nün Mâlik'idir. 1/Fatiha: 4

2- (Allâ Şeytân’a buyurdu:) Tâ, Dîn Günü'ne kadar la'net sanadır. 15/Hicr: 35

3- (Allâh, Şeytân'a:) Dîn Günü'ne kadar la­netim senin üzerine­dir, dedi. 38/Sâd: 78

4- Dîn Günü oraya (Cehennem'e) gi­rerler. 82/ınfitar: 15

5- Allâh ve Resûl’ünün haram kıldı­ğını ha­ram saymayan ve Hakk Dîni dîn edinmeyen­lerle savaşın... 9/Tevbe: 29

6- De ki: Dini Allâh’a halis kılarak O'na ibâdet (kulluk) yapmakla em­ro­lun­dum. 39/Zümer: 11

7- Dini yalnız Allâh’a halis kılarak O'na ça­ğır. Kâfirler istemese de. 40/Mü'min//âfir: 14

8- Biz sana Kitâb’ı hakk ile in­dirdik. Öyle ise dîni Allâh için ha­lis kıla­rak O'na ibâdet et (kul ol). 39/Zümer: 2

9- O, Hayy'dır. O'ndan başka ilâh yoktur. Dîni yalnız O'na halis kıla­rak çağırın. Hamd, âlemlerin Rabb’i Allâh’adır. 40/Mü'min//âfir: 65

Allâh katındaki dîn:

1- Din, Allâh indindeki (huzurundaki) İslâm'dır. Ancak, Kitâb verilen­ler, kendi­le­rine ilim geldikten, araların­daki bağilik (taşkınlık, ihtiras) yü­zünden ihti­lâfa (ayrılığa) düştüler. Allâh’ın âyetlerini kim küfrederse (tanımaz, görmemezlikte ge­lirse, bil­sin ki;) Allâh, hesabı çok seri’ olan­dır. 3/Aliimrân: 19

2- Göklerde ve yerde olan O'nundur. Dîn de daima O'nadır. Allâh’tan baş­kasından mı ittikâ ediyorsunuz? 16/Nahl: 52

3- O (Allâh), Resûl’ünü hüdâ (hidâyet) ve hakk dînle tüm dînle­rin üze­rine çıkarmak için gönderdi. Müşrikler ikrâh etseler (hoşlanmasalar) bile. 9/Tevbe: 33

4- Allâh’ın dîninden başkasını mı arı­yorlar? Oysa göklerde ve yerde olan­lar, tav’an (isteyerek) ve ker­hen (iste­meyerek) O (Allâh)’a tes­lim olmuş­tur. O'na dönecekler­dir. 3/Aliimrân: 83

5- Onlarla savaşın ki, fitne kal­masın. Dîn yalnız Allâh’ın ol­sun. Eğer vaz­geçerlerse zâ­lim­lerden başka­sına düşmanlık yoktur. 2/Bakara: 193

6- Hanîf (tertemiz-berrak) şekilde vech’ini (yüzünü) dîne (hilkat usû­lüne) ikâme et (çevir)! Zira Allâh’ın fıtratı (yaratış özü bu­dur), insanları o (yaratıliş özüne)’na göre fıt­rat­landır­mıştır (yaratmışdır). Allâh’ın yarattığı (bu tabii hal) değiştirile­mez. İşte Kayyim (dosdoğru) olan dîn (hilkat usûlü) budur. Fakat in­san­la­rın çoğu bilmezler. 30/Rûm: 30

İnsanların dîni:

1- Kim (Allâh huzurundaki) İslâm'dan başka bir dîn ararsa, on­dan kabul edilmeye­cektir. O ahi­rette de kaybeden­lerdendir. 3/Aliimrân: 85

2- Gemiye bindikleri zaman, dîni yalnız Allâh’a has kılarak O'na duâ edeler (yal­varır­lar)... 29/Ankebût: 65

3- De ki: Allâh’a dîninizi mi öğre­ti­yorsu­nuz? Oysa Allâh gök­lerde ve yerde olanları da bilir. Allâh her şeyi bilendir. 49/Hucurât: 16

4- Allâh, dîn uğrunda sizinle mukâ­tele et­meyen (sa­vaşmayan), sizi yurt­la­rınızdan çı­karmayan kimse­lere birr (gerçek iyilik) yap­manızı ve onlara karşı adil davaran­manızı ya­sakla­maz. Doğrusu Allâh adil olanları sever. 60/Mümtehine: 8

5- Dinde ikrah (zorlama) yoktur. Artık rüşd (olgunluk) ğayy'dan (‘iğva edilmiş’ düzeni bozulmuş­dan) iyice tebeyyün (açıklanmıştır) edil­miştir. Kim Tâğût'a küfrederse (tanımazsa), Allâh’a da îmân ederse artık o kop­mak bilme­yen urvetü’l vüska’ya (sağlam bir kulpa) sa­rıl­mıştır. Allâh Semî'dir Alîm'dir. 2/Bakara: 256

Mü'minlerin dîni:

1- Meyte (leş), dem (kan), lahme’l hınzîr (domuz eti), Allâh’tan baş­ka­sına boğazlanan, boğul­muş, vu­ru­lup öldürülmüş, yu­karıdan yu­var­lanıp ölmüş, boy­nuzla­nıp öl­müş, ca­na­var­ların yediği hayvan­lar, -ölmeden ye­tişip kestìk­leriniz müs­tesna- nusub (dikili taşlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ve ezlâm (fal okla­rıy)la kıs­met ara­manız size haram kı­lındı. Bunlar fısk'tır. Bugün, küfredenler sizi di­ni­nizden (mahrum etmekten) umut­larını kesmiş­lerdir. Onlardan hu­şu ’ et­meyin (korkmayın). Benden huşu ’ edin. Bugün, size di­ninizi ik­mal et­tim. Size olan ni­metimi tamam­la­dım. Dîn olarak sizin için İslâm’ı razı oldum (beğendim)... 5/Mâide: 3

2- Zâniye (zina eden kadın) ve zânî (zina eden erkek)’in her birine yüz­’er celde (değnek) vurun. Eğer, Allâh’a ve Ahiret Günü’ne îmân ediyorsanız; ikisine Allâh’ın dîni konusunda size re’fe (acıma) tut­masın. Mü'minlerden bir tâife de ikisinin azâbına (cezalandırılmasına) şahid olsun. 24/Nûr: 2

3- Yüzünü hanîf olan dîne ikâme et (çevir)! Sakın ha! Müşriklerden olma. 10/Yûnus: 105

Din kardeşi:

1- (Müşrikler) eğer tevbe eder, salâtı ikâme eder (namaz kılar) ve zekât ve­rirlerse, si­zin dîn kardeşiniz olurlar... 9/Tevbe: 11

2- Onları (evlatlıkları), babalarına nis­bet edin, bu Allâh katında daha ada­letlidir. Eğer babala­rını bilmi­yor­sanız, onlar dîn kardeşi ve mevla­nız­dır (dost­larınızdır)... 33/Ahzâb: 5

3- ...Fakat dîn uğrunda yardım ister­lerse, aranızda anlaşma ol­ma­yan ka­vimden başka­sına karşı onlara yardım etmeniz ge­rekir. Allâh iş­le­diklerinizi gö­rür. 8/Enfâl: 72

Kâfirlerin dîni:

1- ...Çünkü hükümdarın dînine (kanunlarına) göre, (Yûsuf) kar­deşini alıko­yamazdı, meğer ki Allâh di­leye... 12/Yûsuf: 76

2- Firavun: Beni bırakın da Mûsâ'nıöldü­reyim, o, Rabb’ine duâ etsin (yal­vara­dur­sun). Onun, sizin dî­ni­nizi değiştireceğinden veya yer­yü­zünde fe­sad çıkara­cağından kor­ku­yo­rum, dedi. 40/Mü'min//âfir: 26

3- Sizin dîniniz size, benim dînim ba­nadır. 109/Kâfirun: 6

4- Yoksa, onların kendilerine Allâh’ın izin vermediği dînden şe­riat olarak koyan ortakları mı var?... 42/Şûrâ: 21

 Kâfirlerin tavır­ları:

1- Ey îmân edenler! Sizden önce ki­tâb veri­lenlerden, dîninizi alaya ve eğ­len­ceye alanları ve kâfirleri ev­liyâ (dostlar) edinmeyin. İnanıyorsanız Allâh’tan ittikâ edin. 5/Mâide: 57

2- ...Fitne, katl’den (öldürmekten) ekber’dir... Güçleri yetse, dîniniz­den dön­dü­rün­ceye kadar sizinle sa­vaşa devam ederler. İçinizden kim dînin­den dö­nüp kâfir olarak ölürse, bunla­rın amelleri dünya ve ahi­rette boşa gitmiştir. İşte onlar ateş hal­kıdır. Onlar orada temelli kalacak­lardır. 2/Bakara: 217

3- Allâh, ancak sizinle dîn uğ­runda makâtele eden, sizi yurtlarınız­dan çı­ka­ranları ve çı­karıl­ma­nıza yardım eden­leri veli (dost) edin­menizi ya­sak­lar. Kim onları veli (dost) edi­nirse, işte onlar zâlim­dir. 60/Mümtehine: 9

4- Eğer andlaşmalarından sonra, ye­minle­rini bozarlar, dîninize dil uza­tır­larsa, küfrün önder­leriyle sa­vaşın. Çünkü onların ye­min­leri sa­yılmaz, belki vaz­geçerler. 9/Tevbe: 12

 

dua

Duâ: Yalvarmak, istemek, çağır­mak, bir şeyi arzetmek... anla­mına gel­mektedir. Kullanılış biçimlerine göre farklı manalara ge­len bu ke­lime Kur’ân-ı Kerîm’de 210 civarında zik­re­dil­mektedir.

Neye duâ ediyorlar:

1- Allâh ile beraber başka bir ilâha (sıkıntılarından dolayı) duâ etme (yal­varma). Yoksa azâb edilecek­ler­den olursun. 26/Şuarâ: 213

2- Allâh’tan başka duâ ettiğiniz (yalvar­dık­larınız da), sizin gibi ibâd (kullar­)dır. Eğer (yaptıklarınızda) sadık iseniz, on­ları çağırın da (gelip) size ce­vap versinler. 7/A'râf: 194

3- İlyas (as) kavmine: Allâh’dan it­tikâ et­mez misiniz (sakınmaz mısınız)? Ba'l (put)’e mi duâ ediyorsu­nuz?... 37/Sâffât: 124- 125

4- Onlar (müşrikler) O'nu (Allâh’ı) bırakıp inas’a (dişilere, tan­rıçalara) duâ ediyorlar (yal­varıyor­lar). (Aslında) inatçı şey­tandan baş­ka­sına duâ etmiyorlar (yal­varmıyor­lar). 4/Nisâ: 117

5- Allâh’tan başka duâ ettiğiniz (yalvar­dık­larınız da), sizin gibi ibâd (kullar­)dır. Eğer (yaptıklarınızda) sadık iseniz, on­ları çağırın da (gelip) size ce­vap versinler. 7/A'râf: 194

6- Deki : Eğer duanız olmasaydı Rabbim size değer verirmiydi? Durup dururken tekzîb ettiniz (yalanladınız). O halde size (bir azâb) lazım oluyor (gerekiyor). 25/Furkân: 77

7- De ki: Allâh’dan başkasına mı duâ ede­lim (yalvaralım)? Onlar, bize ne fayda ve ne de za­rar verirler. Allâh, bizi hidâyete eriştir­dikten sonra ge­risin geriye mi dönelim? Şeytânların yeryüzünde hevâla­ndırıp çöllere (düşürdükleri) kimseler gibi... De ki: Allâh’ın hidâyeti, (asıl) hidâyetin ta kendisidir. 6/En'âm: 71

8- De ki: İster Allâh (diye) duâ edin, ister Rahmân (diye) duâ edin. Hangisiyle duâ eder­seniz (edin), en güzel isimler O'nundur. Salât’ında (namazında) se­sini yük­seltme, gizli de okuma, ikisi orta­sında bir yol tut. 17/İsrâ: 110

9- Allâh’a davet edenden, sâlih amel işle­yen ve “Hiç şüphesiz ben müs­limîn’denim” diyen­den kimin sözü daha güzeldir? 41/Fussilet: 33

10- Resûl’ü, kendi aranızda birbi­ri­nizi ça­ğırdığınız gibi çağırmayın (davet etmeyin)... 24/Nûr: 63

Anlayabidiğimiz:

1- Allâh’tan başka bir ilâha yal­var­mak ha­ramdır, küfürdür.

2- Bunu yapanlar azâbı hak etmiş­ler­dir.

3- Allâh’dan başkasına insanlar yal­va­rıp-çağırmaktadır.

4- Çağırdıkları arasında Allâh’ın kul­lar da mevcuttur.

5- Yalvaran ve yalvarılan esasında hepsi Allâh’ın kuludur.

8- İnsanlar arasında Allâh’dan sa­kın­mayan­lar mevcuttur.

9- Bunlar Ba'l gibi heykellere yal­va­rıp ça­ğırırlar.

10- Allâh’tan sakınananlar Allâh’a yalvarır, sakınmayanlar edin­dik­leri put­lara yalvarır.

Niçin duâ ediyorlar?

1- De ki: Allâh’tan başka duâ etti­ği­niz şey­lere (yalvardıklarınıza) ibâ­det (kulluk) etmem bana ya­sak­landı. (Yine) de ki: Sizin hevâlarınıza tabi olmayacağım. Yoksa dalâ­lete düşe­rim (sapı­tırım) ve hidâ­yette olanlar­dan ola­mam. 6/En'âm: 56

2- Allâh’ı bırakıp da kendilerine duâ ettikle­riniz hiç bir şey yarat­amaz­lar, onların kendi­leri yaratılmıştır. 16/Nahl: 20

3- O (Allâh)’ı bırakıp da duâ ettik­leri şey­ler, şefaat et­meye malik değil­lerdir... 43/Zuhruf: 86

4- De ki: O (Allâh)’ı bırakıp da (ilah olarak) ileri sürdüklerinize duâ edin (yalvarın). Onlar sıkıntılarınızı ne uzaklaştırabilirler, ne de de­ğişti­re­bilir­ler. 17/İsrâ: 56

5- Onların duâ ettikleri (yalvardıkları heykel putlarını), kendilerini Rablerine daha fazla yak­laştırıcı vesîle (yakın olma) için ya­parlar... 17/İsrâ: 57

Anlayabidiğimiz:

1- İnsanlardan bazıları Allâh’dan baş­kala­rına kul oluyor.

2- Kul oldukları şeylere duâ eder­ler.

3- Bu kötü hareketleri yapanlar sapıt­mıştır.

4- İmân edenlere bu kötü işler ve ta­vİr­lar yasaktır.

5- Yalvarıp-çağırdıkları şeyler bir şey ya­ratmaya kadir değil­ler.

6- Onların kendileri yaratılmıştır.

7- Hiç bir şeye kadir değiller, şe­faat da edemezler

8- Yalvarıp-çağırıyorlar ki, ya sı­kınt­ları git­sin, ya da değiştiril­sin.

9- Onlar hiçbir sıkıntını kaldır­maya da de­ğiştirmeye de güçleri yetmez.

Yalvardıkları şeylerin du­rumu:

1- Hakk duâ ancak O (Allâh)’adır. O'nun dışında duâ ettikleri (yalvardık­ları) kendile­rine bir şeyle cevap veremezler. Onlar an­cak ağız­larına ulaşsın diye suya doğru iki avucunu açan gibidir. O (adamın), ona (suya) ulaşacağı da mümkün değildir. Kâfirlerin du­asına (yalvarmasına) gelince, dalâ­letten (sapıklıktan) başka bir şey değildir (Kâfirlerin duası, mak­sat­larına ulaşmamıştır). 13/Ra'd: 14

2- Allâh’ı bırakıp da sana fayda yada zarar vermeyecek şeylere duâ etme (yalvarma)!.. 10/Yûnus: 106

3- Ey insanlar! Size bir misâl ve­rildi. Onu dinleyin. Allâh’dan baş­kasına duâ ettikleriniz (yalvardıklarınız), bir araya gelseler bir sineği bile ya­ratamazlar. Sinek onlar­dan bir şey kapsa, onu da geri alamazlar. İsteyen de za­yıf, kendinden istenen de! 22/Hacc: 73

4- Allâh adaletle hükmeder. O'nu bı­rakıp, duâ ettikleriniz (yalvardıklarınız) ise; hiç bir şeye hükmedemez­ler... 40/Mü'min/Gâfir: 20

5- Duâ ettiğinizde sizi onlar işiti­yor­lar mı? 26/Şuarâ: 72

 Anladıklarımız:

1- Hak duâ Allâh’a aittir.

2- O'nun dışındakilere yalvarıp-ça­ğır­mak yasaktır. Çağıranlara ce­vap ver­mezler de.

3- Allâh’dan başkasına yalvarıp-çağrılmaz.

4- Allâh’dan başkasına yalvarp-ça­ğır­dık­ları, ne fayda, ne de za­rar verir.

5- Allâh tüm insanları uyarıyor.

6- Allâh’dan başkasına yalvarıp-çağrı­lanla­rın tümü bir araya gelse basit gözüken sineği dahi yarata­maz­lar.

7- Onlardan sinek bir şey alsa, onu bile si­nekten geri almaya gücü­leri yetmez.

8- Allâh her şeye hükmeder. Hükmettiği her şey adalet üzere­dir.

9- Allâh’ttan başka duâ edilenler hiç bir şeye hükme­de­mez. Onlar adına uydurulanlar adalet­ten yoksun­dur. Sapıklıktan başka bir şey de­ğil­dir.

Bazı âyetler:

1- ...İşte onlar ateşe davet ederler (çağırırlar), Allâh ise izniyle Cennet'e ve mağfi­rete çağırır ve in­sanlar te­zekkür etsinler diye âyetle­rini açık­lar. 2/Bakara: 221

2- Sizden, hayıra çağıran, marufu (iyiliği) emreden ve münkeri (kötülüğü) mene­den bir üm­met ol­sun. İşte onlar, iflah olanlar­dır. 3/Aliimrân: 104

3- Onların, Allâh’tan başka duâ ettik­leri (yal­vardıkları) şeylere söv­me­yin. Sonra onlar da bil­meyerek Allâh’a sö­verler... 6/En'âm: 108

4- Allâh’a karşı yalan yere iftira eden veya âyetlerini yalan sa­yan­dan daha zâlim kimdir? Kitâb'daki na­sib­leri kendilerine erişe­cek olan­lar on­lar­dır. Elçilerimiz canlarını al­mak üzere geldiklerinde on­lara şöyle der­ler: Allâh’tan başka duâ ettikle­riniz (yalvardıklarınız) ne­rede? (Cevap olarak) derler ki: (Hepsi de) biz­den dalâlete düştüler (bizi bıra­kıp kaçtı­lar). Böylece, kâfir olduk­larına dair kendi aleyh­le­rine şahid­lik ederler. 7/A'râf: 37

5- O'nu bırakıp da duâ ettiklere­niz, kendile­rine yardım edemezler ki, size de yardım et­sin­ler. 7/A'râf: 197

6- Dikkat edin! Göklerde ve yerde kim (ve ne) varsa hepsi Allâh’ındır. Allâh’ı bırakıp duâ et­tikleri ortaklar nedir? Onlar sadece zanna uyarlar. Onlar ancak yalan­cıdırlar. 10/Yûnus: 66

7- Biz, onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabb’inin buyruğu ge­lince, Allâh’ı bırakıp duâ ettikleri (yalvar­dık­ları) ilâhlar kendilerine bir fayda ver­mez. Kayıplarını ziyadeleştirmek­ten başka bir şeye ya­ra­madı. 11/Hûd: 101

8- Rabbinin yoluna, Hikmet'le, me­vi­zetü’l hasene’yle (güzel öğütle) ça­ğır. Onlarla en gü­zel şekilde mü­ca­dele et!.. 16/Nahl: 125

9- İnsan hayrı istediği gibi, şerri de ister. İnsan çok acelecidir. 17/İsrâ: 11

10- (Bu) böyledir. Hakk yalnız O, Allâh’tır. O'nu (Allâh’ı) bıra­kıp duâ ettikleri o şey, batı­lın kendisi­dir. Doğrusu Allâh yü­cedir büyük­tür. 22/Hacc: 62

11- Onları, ateşe çağıran önderler kıldık. Kıyâmet Günü de yar­dım edil­mez­ler. 28/Kasas: 41

12- De ki: Allâh’ı bırakıp da duâ et­ti­ğiniz ortaklarınıza (putlarınıza) hiç baktınız mı? Bana gösteriniz: Onlar yerde neyi ya­rattılar?.. 35/Fâtır: 40

13- Firavn dedi ki: Beni bırakın da Mûsâ'nıöldüreyim. O, Rabbine duâ etsin. Onun, sizin dîninizi de­ğiştire­ceğinden veya yer­yü­zünde fe­sad çı­karacağından korkuyo­rum. 40//âfir /Mü'min: 26

14- (Firavn devrinde mü'min olan bir şahıs): Ey kavmim! Bana (bu ha­limize) ne olu­yor? Ben sizi ne­cata (kurtuluşa) davet ediyo­rum (çağırıyo­rum). Siz beni ateşe çağı­rı­yorsu­nuz. 40//afir/Mü'min: 41

 

Ebsar_basiret

Ebsar: Görme, anlayiş, gözler an­la­mına ge­len bu kelimenin çeşitli kullanılış şekilleri ol­dukça fazladır. Ancak biz burada, sa­dece 36 ci­va­rında zikredilen eb­sarla ilgili olan mi­sal­lerle yeti­neceğiz.

1- Karşı karşıya gelen iki toplulu­ğun du­rumlarında sizin için ib­ret var­dır. Biri Allâh yolunda mukâtele (savaş) edenlerdir. Diğeri, kâfir­lerdir ki, bun­lar karşı tarafı gözle­riyle kendi­lerinin iki misli görürler. Allâh dile­diğini nasr (yardım)İyla te’yid eder (des­tekler). Bunda ba­si­ret sahib­leri için ibret var­dır. 3/Aliimrân: 13

2- Gözler O'nu görmez, O bütün gözleri gö­rür. O Latîf Habîr’dir. 6/En'âm: 103

3- Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı? Orada olanları akledecek kalb­leri, işitecek kulakları ol­sun. Ama yal­nız ebsar (gözler) kör ol­maz, fakat gö­ğüslerde olan kalbler de körleşir. 22/Hacc: 46

4- Allâh geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirir. Doğrusu, ulu’l eb­sar (gö­rebi­lenler) için bunda ibret­ler vardır. 24/Nûr: 44

5- Güçlü ve basiretli (anlayişlı) olan kulla­rımız İbrâhîm, İshâk ve Ya'kûb'u da an. 38/Sâd: 45

6- De ki: O sizi varetti, yine size sem’ (kulaklar), ebsar (gözler) ve efide (kalbler) verdi. Ne az şükre­di­yor­sunuz! 67/Mülk: 23

7- Allâh onların kalblerini ve ku­lak­la­rını mühürlemiştir, ebsar (göz­le­r)inde de perde vardır ve büyük azâb onlar içindir. 2/Bakara: 7

8- Onların efide’sini (kalblerini), eb­sarını (gözlerini), ona ilk defa inanmadıkları gibisine tekallub et­ti­ri­riz (çe­viririz); on­ları tuğyanları (taşkınlıkları) içinde bırakırız. (Başıboş serse­riyane) bocalayıp do­laşırlar. 6/En'âm: 110

9- Sonunda oraya varınca, kulak­ları, ebsar (gözleri) ve derileri, yap­tık­ları hakkında onla­rın aleyhinde şa­hidlik ederler. 41/Fussilet: 20

10- Mûsâ da: And olsun ki, bun­ları gökle­rin ve yerin Rabb’inin ba­si­ret bel­geleri olarak in­dirdi­ğini bili­yor­sun. Ey Firavn! Doğrusu se­nin mah­vo­lacağını sanıyorum, demişti. 17/İsrâ: 102

11- Muttakiler, Şeytânlar taifesin­den birine maruz kalınca, Allâh’ı te­zek­kür ederler (anarlar) ve hemen basi­retli olur­lar (gerçeği göürler). 7/A'râf: 201

 

fahşa

Fahşâ: Yüz kızartıcı günah olan fu­huş, edebsizlik, zina... gibi anlam­lara gelmektedir. Bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de 24 civarında zikre­dil­mek­tedir.

1- Hiç şüphesiz; Allâh adaleti, ih­sânıve itâi zi’l kurbâ (yakınlara bak­mayı) emre­der. Fahşâyı, münkeri ve bağy’ı (az­gınlığı) nehye­der. Tezekkür edersiniz diye size va’­zedi­yor (öğüt veri­yor). 16/Nahl: 90

2- Ey îmân edenler! Şeytânın hu­tuvât (adımlar)’ına tabi olmayın. Kim Şeytân’ın adımlarına tabi olursa; o, fahşânıve münkeri emreder. 24/Nûr: 21

3- Kitâb'tan sana vahyolunanıoku. Salâtı ikâme et (namaz kıl); mu­hak­kak ki salât (namaz) fahşâ (hayasızlık)’dan ve münker (fenalık)’tan alı­kor. Zikrullâh (Allâh’ı anma) en büyük şey­dir! Allâh yaptıklarınızı bilir. 29/Ankebût: 45

4- Şeytân fakirlikle tehdit eder. Size fahşâ (fuhuş)’nıemreder... 2/Bakara: 268

5- De ki: Rabb’im; fevâhiş (fuhuİlardan)’dan zahir (açık) olanıve batın (gizli) olanı, ism (günah)’i, haksız yere olan bağıyy (saldırı), hakkında hiçbir sultan (delil) indir­mediği bir nesneyi Allâh’a şirk (ortak) koşmanıve Allâh hakkında bilmediğiniz şey­leri söylemenizi ha­ram kılmıştır. 7/A'râf: 33

6- Kadınlarınızdan fâhişe (fuhûİ) ya­panlara dört şahid getirin... 4/Nisâ: 15

7- Zina’ya yaklaşmayın. Gerçekten o, fâ­hişe (hayasızlık)’tır. (Aynıza­manda da) kötü bir yoldur. 17/İsrâ: 32

8- De ki: Gelin size Rabb’inizin ha­ram kıl­dığı şeyleri söyleye­yim: O'na hiçbir şeyi şirk (ortak) koşma­yın. Ana-babaya iyilik yapın. Yoksulluk korku­suyla ço­cuklarınızı öldürme­yin sizin ve onların rızkını veren Biziz. Gizli ve açık fahişe’­lere (kötülüklere) yak­laşmayın. Allâh’ın haram kıldığı canıhaksız yere katlet­meyin. Allâh bunları size akle­desiniz diye bu­yurmaktadır. 6/En'âm: 151

9- Şûrâsı bir gerçektir ki: O (Şeytân), size sû’ (kötülük)’ü, fahşâ (fuhı)’u ve Allâh ka­tında bilmedi­ği­niz şey­leri emreder. 2/Bakara: 169

10- Onlar bir fâhişe(lik) yaptıkla­rında; ba­ba­larımızı da bunu (fâhişeliği) yaparken böyle bulduk. Aslında bize Allâh da bunu yapmanı emretmiştir, derler. (Onlara) deki: Allâh fahşâ­’yı emretmez... 7/A'râf: 28

11- Lûd’u da (hatırla). Kavmine de­mişti ki: Sizden önceki hiçbir âle­m’­lerin yapmadığını, (o) malum fâ­hişe(liği göz göre göre) siz yapı­yor­sunuz ha? Siz kadınların öte­sin­den erkek­lere şehvetle gidiyor­su­nuz. (Gerçeğe karşı) bilakis siz, müsrif­ler (haddi aşan cahiller) kavmisiniz 7/A'râf: 80-81

12- Onlar bir fâ­hişe(lik) yaptıklarında, ya da (dokunma veya bakmakla) nefisle­rine zulmet­tiklerinde Allâh’ı hatır­lar­lar. Zunûb (günahlar)’ı için is­tiğfar ederler. 3/Aliimrân: 135

13- Mü'minler arasında (o) malum fahşâ’­nın (fuhşun) şuyuunu (yayılmasını) sevenler var­dır. İşte onlara, dünya ve âhirette elîm bir azâb vardır. Allâh bi­lir, siz ise bil­mezsiniz. 24/Nûr: 19

14- Onlar kebâir (büyük) ism’den ic­tinâb ederler (çekinirler) fevâhiş (fâhişelikler)’den de, gazablandık­la­rında (öfkelendiklerinde) mağfi­ret ederler. 42/Şûrâ: 37

15- Onlar kebâir (büyük) ism’den ve fevâ­hiş (fâhişelikler)’den ictinâb ederler (çekinirler) ancak lememe (bazı kusurlar) ha­riç. Hiç şüphesiz senin Rabb’inin mağfiret (sınırı) ge­niştir... 53/Necm: 32

 

fesat_fesad

Fesad: Doğru işleyen bir işi boz­mak, batı­lın yayılmasına ça­lış­mak, den­geyi bozmak... an­lamlarına gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de 50 'den fazla çeşitli şekillerde kulllanılmak­tadır.

Genel olarak:

1- ...Yer yüzünde fesâdcılığı arzu­lama. Allâh fesâdcıları sevmez. 28/Kasas:77

2- O (münâfık)’lara yer yüzünde fe­sâd çı­karmayın denildiğinde, biz isla­hatcılarız, der­ler. 2/Bakara:11

3- ..Onlar yer yüzünde fesâda ko­şar­lar. Allâh fesâdcıları sevmez. 5/Mâide:44

4- Eğer hakk, onların hevâlarına uy­saydı; gökler ve yer ile bun­larda bulu­nanlar fesâda uğ­rardı... 23/Mü'minûn:71

5- Siz ha!.. İş başına geldiği­nizde, yer yü­zünde fesâd çıka­racak­sınız? Akrabalık bağla­rını da keseceksi­niz? 47/Muhammed: 22

6- Allâh’a ve Resûl’üne karşı sa­vaşanların ve yer yüzünde fe­sada ko­şanların cezası; an­cak ya acımadan öldürülmeleri ya asılmaları, ya da el ve ayaklarının çaprazlama esil­mesi yahut da bulundukları yerden sü­rül­mesidir... 5/Mâide: 33

7- Firavn'un kavminden koda­man­lar dedi ki: Mûsâ'nıve kav­mini kendi hallerine mi bı­rakı­yorsun? Onlar yer yüzünde fe­sat çı­karsın­lar diye. (Ayrıca) seni ve ilâhlarını bı­raksın­lar diye (Bunları böyle mi bı­raka­caksın). 7/A'râf: 127

8- ...Eğer Allâh, insanlardan ba­zısını diğer bazılarıyla defetme­seydi yer­yüzü fesâda uğ­rardı... 2/Bakara: 251

9- Eğer ikisinde (yerde ve gökte) Allâh’tan başka ilâhlar ol­saydı, ikisi de fesâda uğ­rardı... 21/Enbiyâ: 21

Anladıklarımız:

1- Fesadcılık arzulanamaz.

2- Allâh fesâdcıları sevmez.

3- Fesadcılar, kendilerini İslahatcı ola­rak kabul ederler.

4- Bazı insanlar, sürekli fesâda ko­şar­lar.

5- Fesad hakim olsaydı, gökler ve yeryüzü­nün düzeni bozu­lurdu.

6- Fesadcılar işbaşına gelmeye ça­lışır­lar.

7- Fesadcılar işbaşında insanların ak­rabalık bağlarını keserler.

8- Fesadcılar Allâh’a ve Resûlüne karşı sa­vaşırlar.

9- Firavn gibilerine göre, Resûller ve mü'­minler fesâdcıdırlar.

10- Firavn gibilerine göre, zâlim kı­ral­lar ve ilâhları terk edile­mez.

11- Allâh bazı fesâdcılarla diğer fe­sâdcıları defetmektedir.

12- Allâh’dan başka ilâhlar edi­nildi­ğinde fe­sad kendisini gös­terir.

 

fisk_fısk_fasık

Fısk: Meşru zeminlerin dışına çık­mak, is­tenilmeyen şeyin ya­pıl­ması, kötü huylu... gibi an­lamlara gel­mektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de 50'den fazla çeşitli an­lam ve şekillerde kullanı­lır.

Genel anlamda:

1- And olsun! Sana indirdiğimiz apa­çık âyetlerdir. O'nu fâsık­lar­dan başkası küfret­mez. 2/Bakara: 99

2- ...Allâh’ı unuttular. O da, on­ları unuttu. Münâfıklar fâsıkla­rın kendi­leri­dir. 9/Tevbe: 67

3- ...Onlar (hakktan) kayınca, Allâh da on­ların kalblerini kaydırdı. Allâh fâsık­lar kav­mini hidâyete erdir­mez. 61/Saff: 5

4- ...Allâh îmânısize sevdirdi. Onu da kalblerinize süsledi. Küfrü, fıskı ve isyânıda kerih (çirkin) gös­ter­miştir. Raşid (olgun) olanlar bun­lardır. 49/Hucurât: 7

Fasık ve özellikleri:

1- Meyte (leş), dem (kan), lahme’l hınzîr (domuz eti), Allâh’tan baş­ka­sına boğazlanan, boğul­muş, vu­ru­lup öldürülmüş, yu­karıdan yu­var­lanıp ölmüş, boy­nuzla­nıp öl­müş, ca­na­var­ların yediği hayvan­lar, -ölmeden ye­tişip kestìk­leriniz müs­tesna- nusub (dikili taşlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ve ezlâm (fal okla­rıy)la kıs­met ara­manız size haram kı­lındı. Bunlar fısk'tır. Bugün, küfredenler sizi di­ni­nizden (mahrum etme) umut­la­rını kesmiş­ler­dir. Onlardan kork­mayın. Benden ittikâ edin. Bugün, size di­ninizi ikmal ettim. Size olan ni­me­timi tamamladım. Dîn olarak si­zin için de İslâm’ı beğendim... 5/Mâide: 3

2- Üzerine Allâh’ın ismi zikredil­me­miş (anılma­mış) olanlardan ye­me­yin. O bir fısk'­tır... 6/En'âm: 121

3- Ey îmân edenler! Eğer fâsık size bir ha­ber getirirse, onu araştırın... 49/Hucurât: 6

4- ...Kim Allâh’ìn indirdiği ile hük­met­mezse, işte onlar fâsıkla­rın kendisidir. 5/Mâide: 47

5- Firavn, kendi kavmini istihfâf’a (hafife) aldı. Onlar da ona itâat etti­ler. Çünkü onlar fâ­sıklar kavim idi­ler. 43/Zuhruf: 54

6- ...Onu (Lut'u), habâis (pis iş­leri) ya­pan memleketten kurtardık. Gerçekten kö­tülüğe sahip fâsık bir kavimdiler. 21/Enbiyâ: 74

7- ...Yazana ve şahit olana zarar veri­lemez. Eğer bu yapılırsa, o sizin için bir fâsıklıktır... Bakara : 282

8- ...Kendi kendinizi lemzetmeyin (ayıplayarak çağırmayın). Birbirinizi (aşağılayan) kötü lakab­larla lemzet­meyin (ayıblayarak ça­ğır­mayın). İmândan sonra fâ­sıklık ne kötü bir isimdir!.. 49/Hucurât: 11

Fasıkların cezası :

1- ...Siz onlardan razı olsanız bile, Allâh fâsıklar kavminde razı ol­maz. 9/Tevbe: 96

2- Fasık olanların yeri ateştir... 32/Secde: 20

3- Ayetlerimizi tekzîb edenlere (yalanlayanlara) ge­lince, onlara azâb dokuna­cak­tır. Yaptıkları fâ­sıklık se­bebiyle. 6/En'âm: 49

 

1.   fıtrat

Fıtrat: Özde bulunan teferruat (ayrıntılar), kendinden önceki nes­li­nin özünü muhafaza edip ve aynızamanda kendinden sonra gelen yeni nesle aynıözellikleri aktarma vasıf­ları, yarılma, parçalanma... gibi an­lamlara gelen bu kelime farklı biçim­leriyle Kur’ân-ı Kerîm’de 20 civa­rında zikredil­mek­tedir.

İlgili misaller

1- Ben, vech’imi (yüzümü) hanîf (tertemiz-barrak) şekilde yeryü­zünü ve gökleri fıtratlan­diran (yaratan)’a tevcih ettim (yönelttim). 6/En'âm: 79

2- Hanîf (tertemiz-berrak) şekilde vech’in (yüzünü) dîne (hilkat usu­lüne) ikâme et (çevir)! Zira Allâh’ın fıtratı (yaratış özü bu­dur), insanları o (yaratıliş özüne)’na göre fıt­ratlan­dırmıştır (yaratmışdır). Allâh’ın ya­rattığı (bu tabii hal) değiştirilemez. İşte Kayyim olan (dosdoğru) dîn bu­dur. Fakat insanla­rın çoğu bil­mez­ler. 30/Rûm: 30

3- ...Deki: Sizi ilk defa fıtratlandıran (teferruatlı özellikleri verip yara­tan, yeni bir yaratılişla tekrar aynışe­kilde diriltecektir). 17/İsrâ: 51

4- (Hûd:) Ey kavmim! (Tebliğe karşılık ola­rak) sizden bir ücret is­temi­yorum. Benim üc­retim ancak beni fıtratlandırana aittir... 11/Hûd: 51

5- (İbrâhîm,) hayır sizin Rabb’iniz; gökle­rin ve yerin Rabb’idir. O, onları (gökleri ve yeri) fıtratlan­dırdı (yarattı)... 21/Enbiyâ: 56

6- Nerdeyse gökler o (iftira)’dan dolayı taft­îrlenecek (çatlayıp parça­la­nacak), yer inıi­kâk­lanacak (şakka şakka yarılacak), dağlar da çö­küp (yere, secdeye) kapanacak­tır. 19/Meryem: 90

7- Nerdeyse üzerlerinde bulunan gökler, taftîrlenecek (çatlayıp par­ça­lanacak)... 42/Şûrâ: 5

8- Gökler, infitârlanınca (çatlayıp par­çalan­dığı zaman). 82/ınfitâr: 1

9- De ki: Allâh’tan ğayrı bir velî mi edine­yim? (O Allâh,) göklerin ve yerin fâtır (fıtratlandıran)’ıdır... 14/İbrâhîm: 10

10- Hamd Allâh’adır. (O Allâh,) göklerin ve yerin fâtır (fıtratlandıran)’ıdır. Melekleri de re­sûller (elçiler) kılmıştır.35/Fâtır: 1

11- De ki: Ey Allâh’ım!.. Göklerin ve yerin fâtır (fıtratlandıran)’ı. /ayb’ı bilen, görüleni de (bilen Sensin)... 39/Zümer: 46

12- (O Allâh,) göklerin ve yerin fâtır (fıtratlandıran)’ıdır. Size kendi­nizde (hemcinsinizde) zevceler kıldı. Hayvanlardan da zevceler (kıldı). (Bununla) sizi üretip türe­tir. (İşin as­lına gelince:) onun ben­zer bir şey yoktur... 42/Şûrâ: 11

13- O gökleri tabaka (kat kat) ya­rattı. Rahmân’ın hİlkatında (yaratmasında) tefâvut (birbirine ay­kırı düzensizlik) göremezsin. Basar’ını (gözünü) geri çevir de bak hele, fu­tûr’dan (fıtratından bir aykı­rılık yani yarık-yır­tıktan bir eser) gö­recek misin? 66/Mülk: 3

14- (O gün,) gökler munfatır (asıl fıt­ratın­dan aykırı halde yarık-yır­tık)’lanır. (Allâh’ın) va’di mef’ûl olur (yerine gelir). 73/Müzemmil: 18

 

fitne

Fitne: Hayır-şer'le imti­han, yak­mak, ateşe atmak, eziyet etmek, dene­mek, hayrette bı­rakmak, fitne çı­karmak... an­lamlarına gel­mek­te­dir. Ku'an'da 60'dan fazla kulla­nılmış­tır.

Genel olarak:

1- Ey insanoğulları! Şeytân, ayıp yerlerini kendilerine göster­mek için elbi­selerini soyarak ebeveyninizi (ananızı-babanızı) Cennet’ten çı­kar­dığı gibi sizi de, sakın ha fit­neye düşürme­sin. Sizin onları görmedi­ğiniz yerlerden o ve ta­raf­tarları sizi görür­ler. Biz Şeytânları, inan­ma­yanlara evliyâ (dostlar) kı­larız. 7/A'râf: 27

2- Fitneden it­tika edin. O sadece siz­den zulmederlere hususi olarak isa­bet etmez. Allâh’ın azâbının şid­detli olduğunu bilin. 8/Enfâl: 25

3- Aralarında Allâh’ın indirdiği ile hükmet ve onların hevâlarına tabi olma. Allâh’ın sana indirdiği hü­küm­lerin bir kısmından seni fit­neye düşürmeleri konusunda dik­kat et. 5/Mâide: 49

4- Müşrikler, sana vahyettiğimiz­den başka bir şeyi yalan yere if­tira et­men için seni, ner­deyse, sana vah­yettiğimizden fitneye düşüre­cekler. Seni de velî (dost) edi­neceklerdi. 17/İsrâ: 73

5- Onları yakaladığınız yerde öl­dü­rün. Sizi sürdükleri yerden siz de onları sürün. Fitne çı­karmak katlet­mekten daha şid­detlidir... 2/Bakara: 191

6- İnsanlardan kimileri vardır ki; Allâh’a inandık, der. Fakat Allâh uğ­runda fitneye uğ­radık­larında Allâh’ın azâbı gibi tu­tar... 29/Ankebût: 10

7- ... Sizin bazınızı bazınıza fitne kıl­dık. Sabredebilecek misiniz?... 25/Furkân: 20

8- İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize duâ eder (yalvarır). Sonra kendi­sine ta­rafımız­dan bir ni­met verdiğimiz vakit: Bu bana ancak bil­gimden dolayı verilmiştir, der. Hayır, o bir fitnedir. Fakat çokları bilmezler. 39/Zümer: 49

9- Biliniz ki! Malınız ve çocukla­rınız birer fitnedir. 8/Enfâl: 28

Fitne konuları:

1- Şeytâna uymak,

2- Allâh’ın indirdiği hukukun dışında bir çözüm aramak,      

3- Allâh’ın indirdiği vahyin; in­di­ril­medi­ğini, yahut konuyla ala­kası olmayan bir husu­sun var olduğunu söylemekle Allâh’a iftira etmek,

4- Haksız yere insanları başka mem­leket­lere sürmek,        

5- Bazı nimetler,

6- Mal ve çocuklar,

7- Allâh yolunda devam edenlerin uğ­radığı sıkıntı ve eziyet fitne­dir.

8- Allâh’ın indirdiği hukukun tümü veya bir kısmına, gevşek dav­ran­mak fitne konula­rıdır.

 

fucur_fücur

Fucur: imân bakımından, kişiyi teh­likeli durume düşüren hal ve ha­re­ketlerde bulunma. Küfür ve mü­nâ­fıklık gereği mü'minlere zu­lümde bulunma... gibi anlamlara gelen bu ke­lime topluluğu Kur’ân-ı Kerîm’de 7 civa­rında zikre­dilmek­tedir.

1- Sen onları (öldürmez de) bıra­kır­sın, kul­larını dalâlete (sapıklığa) düşürürler. (Bir de onlar) fâcir ve keffâr (olacak kimseleri) doğ­rurlar. 71/Nûh: 27

2- O (âhirette bunala)’nlar kefere (kâfir) ve fecere (kötülük yapan­lar)’dır. 8/Abese: 42

3- Hayır, hayır, füccâr (kötülerin)’ın kitabı Siccîn’dedir. 83/Mutaffifîn: 7

4- ...Muttakileri, fuccâr (fucuratı ya­panlar) gibi mi kabul edeceğiz? (Asla). 38/Sâd: 28

5- Şüphesiz fuccâr da (kötülük ya­pan­lar) tabi ki, Cehîm’dedir. 82/ınfitar: 14

6- Ona (nefis’e) fucur (kötülük)’unu ve tak­vâsını ilham edene de. 91/Şems: 8

 

furkan_furgan

Furkân: İyi-kötü, hakk-bâtıl...’ı birbirin­den ayıran yetenek, Getirdiği hükümlerle hakla batılı birbirinden ayıran Kur’ân, hüccet, de­lil... anlam­larına gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de 7 yerde zikredilmekte­dir.

1- Ramazan ayı, ki onda Kur'ân, in­sanlara hidâyet edici olarak indi­rildi. Hidayet ve Furkân (bakımın)’dan beyyinât (açık delil­ler)’tır. Sizden bu anıidrak eden, onda savm (oruç) tutsun... 2/Bakara: 185

2- Şanıçok yüce olan (O Allâh), âlemlere nezîr (uyarıcı) olsun diye kendi kulu (Muhammed as)’a Furkân’ı (getirdiği hüküm­lerle hakla batılı birbirinden ayıran Kur'ân’ı) indirdi. 25/Furkân: 1

3- Mûsâ’ya Kitâb, Furkân verdik ki, siz hi­dâyetlenesiniz (hidâyete ere­siniz). 2/Bakara: 53

4- Eğer Allâh’a ve Furkân Günü’ne (hak-batılın ayrıldığı güne) ve iki toplumun birbi­riyle karşılaştığı güne îmân etmişseniz... 8/Enfâl: 41

5- Ey îmân edenler! Eğer siz Allâh’dan it­tikâ ederseniz; size fur­kân (iyi-kötü, hakk-bâtıl...’ı birbi­rinden ayıran yeteneği) kılar (verir). Sizde bulunan seyyiâtınızı(n bazı­sını ) tekfîr (örter) eder. Ve sizi mağfiret eder. Ve Allâh azîm (büyük) fadl(et) sahibidir. 8/Enfâl: 29

6- And olsun!.. Mûsâ ve Hârûn’a Furkân verdik. Muttakiler için zikrâ (öğüt) ve diyâ (ışık) olsun diye. 21/Enbiyâ: 48

 

2.   gayb_ğayb

Ğayb: Hazırda olmayan, gizli, bili­neme­yen hususlardır. Terimleştirilince; beş duyu organ­la­rıyla algılanamayan bazı husus­lar­dır: Allâh, melek, ahîret, hesâb, mîzân, Cennet, Cehennem... gibi. Resûl ve nebîlerin verdik­leri bu tür haberlere akıl sahibi kişiler düşü­ne­rek îmân ederler. Çeşitli kullanılış şekilleriyle bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de 60’a yakın zik­redil­mek­te­dir.

Bazı misal:

1- Onlar, gayb’e (beş duyu organ­la­rıyla algılanamayan bazı hususlar­dır: Allâh, melek, ahîret, hesâb, mî­zân, Cennet, Cehennem... gibi. Resûl ve nebîlerin verdikleri bu tür ha­ber­leri akıl sahibi kişiler düşüne­rek) îmân ederler. Salâtı (namazı) ikâme ederler. Kendilerini rızıklan­dırdığımız şeylerden de in­fâk eder­ler. 2/Bakara: 3

2- (Azaba müstehak olan kâfirlere) de ki: Size Allâh’ın hazineleri ya­nım­dadır (elimdedir), demiyorum. /aybı da bilmiyo­rum. Size, ben meleğim de demiyorum. Ben, an­cak bana vahyolunana ittiba ediyo­rum (uyuyorum). De ki: (Gerçeği) gö­renle a’mâ (kör) birbirine mü­savi (denk) mi? (Hiç) tefek­kür et­meye­cek misiniz? 6/En'âm: 50

3- Göklerin ve yerin gaybı Allâh’a aittir. Bütün işler O'na döndürülür. Öyleyse O'na ibâdet (kulluk) et, O'na tevekkül et (güven). Rabbin, yaptıklarınızdan ğâfil (habersiz) de­ğildir. 11/Hûd: 123

4- İşte bu; sana vahyettiğimiz (Yusûf’un kıssası), ğayb enbâİ (haberleri)ndan’dır. (O zaman) sen onların yanında da değildin... 12/Yûsuf: 102

5- (Allâh) buyurdu: Ey Adem! Onlara (meleklere), onların (nesnelerin) isimleri hak­kında bilgi ver. Adem onlara (meleklere), on­la­rın (nesnelerin) isimleri hakkında bilgi veri­rince; Allâh: Ben size de­medim mi ki; Ben gökler ve yerin ğaybını biliyorum. Sizin açık­ladı­ğınızı da gizlediklerinizi de bilirim. 2/Bakara: 33

6- (O) gün, Allâh resûlleri toplar şöyle bu­yurur: (insanlar tarafında ri­salet ve nübüvvet konusunda) size ne cevap verildi? Onlar (resûller): (şu anda sana verecek) bir bildiği­miz yoktur (her şey bit­miştir). Hiç şüphesiz Sen, ğaybleri (görülmeyenleri) en iyi bilensin, derler. 5/Mâide: 109

7- Ğaybın anahtarları O'nun (Allâh’ın) ya­nındadır (katındadır). O’ndan (Allâh’dan) baş­kası onu (ğaybı) bilemez. Karada ve de­nizde olanıbilir. (O Allâh’ın) bil­mesi dışında bir yaprak bile düşe­mez. Yerin karanlıklarında olan tane de, yaş-kuru da (her şey) Mubîn olan Kitâb'tadır. 6/En'âm: 59

8- O (Allâh), gökleri ve yeri hak­k’la yara­tandır. O gün (bir şeye): Ol, dediğinde; o (nesne) de hemen olu­ruverir. O’nun (Allâh’ın) sözü hakk­tır (gerçektir). Sûr’a üf­lene­ceği gün mülk (hükümranlık) O'nundur. (O Allâh,) ğaybı (görülmeyeni) ve şahid olu­nanı(görüleni) bilendir. O (Allâh, her şeye) Hakîm'dir (yine her şey­den) Habîr’dir (haberdârdır). 6/En'âm: 73

9- De ki: Ben kendime bir fayda ve zarar vermeğe malik değilim, Allâh’ın dilemesi müstesnadır. /ayb’ı (görülmeyeni) bilsey­dim, mutlaka hayır’dan (olan işlerimi) ço­ğal­tırdım. (O zaman da) bana sû’ (kötülük) do­kunmazdı. Ben sa­dece, inanan bir kavim için nezîr (uyarıcı) ve beşîr (müjdeleyen)im. 7/A'râf: 188

 

gurur_ğurur

Ğurûr: Övünerek aldatma, övün­mekle al­danma, kan­dırma, kuru vaad, yanılmak... an­lam­larına gel­mektedir. Çeşitli şekillerde kul­la­nıl­mıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de bu kelime 27 ci­va­rında zikredilmektedir.

Genel anlamda:

1- Ey insan! Kerîm olan Rabbine karşı seni ğururlandıran (aldatan) nedir? 82/ınfitar: 6

2- Böylece (Şeytân) onların (Adem'le Havva'nın) ğurûr ile (yanılması­yla) delâlet etti (yol gös­terdi, yanılttı)... 7/A'râf: 22

3- Münâfıklar ve kalblerinde ma­rad (has­ta­lık) bulunanlar bunları (Müslüman­ları) dînleri gururlan­dırdı (aldattı), diyorlardı. Oysa, kim Allâh’a tevekül eder (güvenirse) bil­meli­dir ki Allâh Aziz'dir Hakîm'dir. 8/Enfâl: 49

4- Ey insanlar! Rabb’inizden ittikâ edin (Rabb’inizin ortaya koy­duğu emir-yasakların hudutla­rını yaşaya­rak koruyun). Ne ba­banın ev­ladı, ne ev­ladın babası için bir şey ödü­yemi­yeceği gün­den korkun. Bilin ki: Allâh’ın va’di (verdiği söz) hak­k’tır (gerçektir). Sakın dünya hayatı sizi ğarurlandırmasın (al­datmasın). /arûr (olan Şeytân) Allâh’la (affına gü­vendi­re­rek) sizi ğarurlandırmasın (al­datmasın). 31/Lokmân: 33

5- ...Dünya hayatı, gururlanma (aldatma) meta­ından başka bir şey değildir. 3/Aliimrân: 185

6- Biliniz ki: Dünya hayatı; laib (oyun), lehv (eğlence), zînet (süslenme), aranızda te­fâhur (if­ti­har etme) ile mal ve evlâdı tekâsur (çoğaltmaktan) ibarettir. Sanki bir yağmur gi­bidir. (Meydana getir­diği) nebat küffâr’ın (çifçinin) hoşuna gi­der... Dünya hayatı, gu­rur­lanma (al­datma) metaın­dan başka bir şey de­ğildir. 57/Hadîd: 20

7- (Ey İblis:)Onlardan gücünün yet­tiği kim­seleri davetinle şaşırt. Suvarilerinle, ya­ya­la­rınla onları yay­garaya boğ. Mallarına, ço­cuk­la­rına ortak ol. Onlara vaad­lerde bu­lun. Şeytân onlara gururlanmak (al­dat­mak)’tan başka bir şey vaad­mez. 17/İsrâ: 64

Aldatıcılar:

1- Küfredenlerin diyar diyar do­laşması sa­kın seni gururlandırmasın (aldatmasın). 3/Aliimrân: 196

2- (Yahudileri) iftira ettikleri şey­ler, dînleri hakkında kendile­rini gu­rur­landırmış (yanıltmıştır). 3/Aliimrân: 24

3- Böylece biz, her nebîye insan ve cin Şeytânlarını düşman kıl­dık. Aldatmak için bir­birlerine cazip söz­ler fısıldarlar. 6/En'âm: 112

4- De ki: Allâh’ı bırakıp da çağır­dı­ğınız or­taklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana! Yoksa on­ların Allâh’la ortaklığı göklerde mi­dir? Yoksa Biz onlara kitâb verdik de on­daki beyyineye mi dayanırlar? Hayır. Zalimler, bir­bir­le­rine gurur­lanmaktan (aldatmaktan) başka bir şey vaad etmi­yorlar. 35/Fâtır: 40

5- Onlara vadeder, onları ümit­lendi­rir, an­cak Şeytânın söz ver­mesi gu­rur­landırmaktan (aldat­maktan) başka bir şey değildir. 4/Nisâ: 120

6- ...Dünya hayatı onları gurur­lan­dırdı (aldattı) da kâfir olduklarına, kendi aleyh­le­rinde şahidlik ettiler. 6/En'âm: 130

7- ...Kuruntular sizi gururlandırdı (aldattı). /arûr (olan Şeytân) Allâh('ın afvına gü­vendi­rmek­)le sizi gururlandırdı (kan­dırdı). Nihâyet Allâh’ın emri ge­lip çattı. 57/Hadîd: 14

8- Ey insanlar! Allâh’ın verdiği söz gerçek­tir. Sakın ha! Dünya ha­yatı sizi gururlanmasın (aldatmasın). /arûr (olan Şeytân) Allâh('ın af­fına güvendi­rmek)le sizi gururlan­dırma­sın (kandırmasın). 35/Fâtır: 5

Aldanmanın sonucu:

1- Dinlerini oyun ve eğlence edi­nen­leri bı­rak. Dünya hayatı on­ları gu­rurlandırmıştır (al­datmıştır)... 6/En'âm: 70

2- Münâfıklar ve kalblerinde ma­rad (has­ta­lık) olanlar: Allâh ve Resûl'ü bize gururdan (aldatmadan) başka bir vaadde bulunmadı, di­yor­lardı. 33/Ahzâb: 12

3- ...Kâfirler sadece gururlanma (aldanma) içindedirler. 67/Mülk: 20

4- Küfredenlerden başkası, Allâh’ın âyet­leri üzerinde tartişmaya giriş­mez. Küfredenlerin tekallübü (diyar diyar üstün­müşcesine dolaşması) sakın seni gururlandır­masın (yanılt­ma­sın). 40//âfir/Mü'min: 4

 

hac_hacc

Hacc: Bu kelimenin türetilmiş şekil­leri çeşitli anlamlara gel­mekte­dir. Biz burada hacc et­mek için Mescîdu'l Haram’a doğru yola ko­yulmakla ilgili âyetlere bakacağız. Bu kelime­nin haccla ilgili olanları Kur’ân-ı Kerîm’de 12 ci­va­rında zikre­dil­mek­tedir.

Genel olarak:

1- Şüphesiz Safa ile Merve şeâiril­lâh (Allâh’ın nişanelerindendir). Kim Beyti (Kâbe'yi) hac­ce­der veya umre yaparsa, bu ikisini de tavaf et­me­sinde bir beis yok­tur... 2/Bakara: 158

2- Sana hilal halindeki ayları so­rar­lar. De ki: Onlar, insanların ve hac va­kit­lerinin ölçü­sü­dür... 2/Bakara: 189

3- Başladığınız hac ve umreyi Allâh için ta­mamlayın. Alıkonursanız, ko­layınıza gelen bir kurban gön­de­rin. Kurban, yerine ulaşıncaya ka­dar, başla­rınızı tıraş et­meyin. İçinizde hasta olan veya başından rahat­sız bulunan varsa fidye olarak ya savm (oruç) tutması, ya sa­daka ver­mesi ya da kurban kesmesi ge­rekir. Güven içinde olur­sanız, hacca kadar umre­den faydala­nabi­len kimseye kolayına gelen bir kur­ban kesmek, bula­ma­yana, hac es­nasında üç gün ve döndüğü­nüzde yedi gün, ki o tam on gün­dür savm (oruç) tut­mak ge­rekir. Bu, ailesi Mescîdu'l Harâm'da oturma­yan kimse­ler için­dir. Allâh’tan ittikâ edin ve Allâh’ın ikâbının (cezasının) şedîd (şiddetli) ola­ca­ğını bilin. 2/Bakara: 196

4- Hac bilinen aylardadır. O ay­larda hacca girişen kimse bilme­lidir ki, hacda refs (mukarenet), sövüşmek, döğüşmek yoktur. Ne hayır ya­par­sanız Allâh onu bilir. Kendinize (âhiret için) azık edinin, şüphe yok ki azı­ğın en hayırlısı takvâ’dır. Ey ulu’l elbâb (akıl sa­hib­leri)! Benden ittikâ edin. 2/Bakara: 197

5- Hac manâsik’nizi (temel kaide­le­rini) bi­tirdiğinizde, babalarınızı zik­rettiğiniz (andığınız) gibi, hatta on­dan daha kuvvetli bir zikirle (anişla) Allâh’ı zikredin (anın). ‘Rabb’imiz! Bize dün­yada ver’, di­yen insan­lar vardır, öylesine, âhi­rette bir pay yok­tur. 2/Bakara: 200

6- Orada âyâtün beyyinâtun (apaçık deliller) vardır, İbrâhîm'in makamı vardır; kim oraya gi­rerse, güvenlik içinde olur; oraya yol bu­labi­len in­sana Allâh için Beyt’i (Kâbe'yi) hac­cet­mesi gereklidir... 3/Aliimran: 97

7- Haccu'l Ekber gününde Allâh ve Resûlünden insanlara bildi­ridir: Allâh ve Resûlü müşrik­lerden beri­dir... 9/Tevbe: 3

8- Hacca gelenlere su vermeyi, Mescîdu'l Haramı onarmayı; Allâh’a ve ahi­ret gününe ina­nıp Allâh yo­lunda cihâd eden (kişiy)le bir mi tut­tu­nuz? Allâh katında mü­sâvî (eşit olmaz­lar); Allâh zul­me­den kavmi hi­dâyete erdirmez. 9/Tevbe: 19

9- (İbrâhîm) insanları hacca çağır; yü­rüye­rek veya binekler üstünde her uzak bölgeden sana gelsinler. 22/Hacc: 27

 

hamr_hamir

Hamr: İçki, sarhoşluk veren içe­cek... gibi anlamlara gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu kelime 6 yerde zikre­dilmektedir.

şarâb: İçilen şey, içki... gibi an­lam­lara gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu ke­lime 11 yerde zikredilmektedir.

Sekr: Farklı kullanılış şekilleriyle; sarhoşluk, baygınlık veren madde anlamına gelen bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de 7 yerde zikredilmekte­dir.

İçkinin tedricen kaldırılması:

1- Hurma ve üzüm meyvelerinden se­ker (sarhoşluk veren içki) edinir­si­niz, hasen rızk (güzel rızıklar) da (edinirsiniz). Şübhesiz bunda akle­den bir kavim için âyet (ibret) var­dır. 16/Nahl: 67

2- Sana hamr (içki) ve meysir (kumar)’ı so­rarlar. De ki: İkisinde hem büyük ism (gü­nah) ve hem in­sanlara bazı fay­dalar vardır. İsm (günahları) fayda­sından daha bü­yük­tür... 2/Bakara: 219

3- Ey îmân edenler!.. Siz sükârâ (sarhoş) iken, Salât’a (namaza) yak­laşmayın. Tâ ki, ne dediğinizi bilin­ceye kadar... 4/Nisâ: 43

4- Ey imân edenler! Hamr (şarap), meysir (ku­mar), ensâb (dikili taş­lar), ezlâm (fal ve şans okları) Şeytân amelinden bir rics (pislik)‘tir... Şeytân hamr’da (içkide), meysi­r­’de (kumarda) ara­nıza düşmanlık ve bu­ğuz (kin) sokmak, sizi de zikrullâh (Allâh’ı an­mak)’tan ve salât’tan (namaz­dan) alıkoymak ister... 5/Mâide: 90-91

Farklı durumları:

1- ...Onların (arıların) karınla­rında muhtelif renklerde bir şa­rab (bal) çı­kar. Onda insanlar için şifa var­dır. Bunda tezekkür eden ka­vim için bir âyet vardır. 16/Nahl: 69

2- Muttakilere söz verilen Cennet şöyledir: Orada temiz su İr­mak­ları, tadı bozulmayan süt İrmak­ları, içen­lere zevk veren hamr İr­makları, süzme bal İrmakları vardır. Onlara orada her türlü ürün ve Rabb’lerinden mağfiret vardır. Bunların durumu, ateşte temelli ka­la­cak ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kim­se­le­rin du­rumu gibi olur mu? 47/Muhammed: 15

3- Muttakilere va'dolunan Cennet'in du­rumu içinde bo­zulma­yan sudan İrmaklar, tadı değişmeyen sütten İrmaklar, içenlere lez­zet ve­ren şa­râ­b’dan İrmaklar, süzme baldan İr­maklar vardır. Orada meyvaların her çeşidi onların­dır... 47/Muhammed: 15

4- (Zelzele Saat’i olan Kıyâmet Günü’nün dehşetinde)... İnsanları sükârâ (sarhoş) görür­sün. Ama as­lında onlar sükârâ (sarhoş) değil­ler­dir. Velâkin Allâh’ın azâbı şedîd (şiddetli)’dir. 22/Hacc: 2

 

haşr

Haşır: Toplanma, bir araya ge­ti­rilme... gibi anlamlara gelmek­te­dir. Kullanılış biçimle­rine göre farklı ma­nalara gelen bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de 35 civarında zikredil­mektedir.

Genel anlamda:

1- O gün, yer yarılır. Onlar (kabirlerinde) süratle (ayrılırlar). İşte bu, Haşır'dır. Bize göre (çok) ko­laydır. 50/Kâf: 44

2- Mesîh de, mukarreb melekler de Allâh’a ibâdet etmekten (kul ol­mak­tan) asla çe­kinmez­ler. Kim O'na kulluktan çekinir ve büyük­lük tas­larsa, (bilsin ki) O, hepsini huzu­runa ya­kında haşredecekdir (toplayacaktır). 4/Nisâ: 172

3- ...Huzuruna haşrolacağınız Allâh’dan it­tikâ edin. 5/Mâide: 96

4- Yerde yürüyen hayvanlar ve ka­nat­larıyla uçan kuİlar da an­cak si­zin gibi birer ümmet­lerdir (topluluklardır). Kitâb'da Biz hiç­bir şeyi eksik bırakmadık. Sonra onlar Rabb’lerine haşrolacaklardır (topla­nacaklar­dır). 6/En'âm: 38

5- Onları haşredeceği (toplayacağı Kıyâmet) Günü, sanki gündüz, bir­birle­riyle sadece tanişacakları bir saat kadar kalmış gi­bidirler... 10/Yûnus: 45

6- Vahşi hayvanlar haşrolunduğu (bir araya top­landığı) zaman... 81/Tekvir: 5

7- ...Biz onları Kıyâmet Günü yü­zü­koyun, körler, dilsizler ve sa­ğırlar olarak haşrederiz. Varacakları yer Cehennem'dir... 17/İsrâ: 97

İnsanların ve cinlerin haşrı:

1- O gün dağları yürütürüz. Yeri dümdüz görürsün. Hiç birini bı­rak­maksızın diriltip haş­rederiz (bir araya toplarız). 18/Kehf: 47

2- (Allâh, o) gün tümünü haşreder (toplar): Ey cin topluluğu! insanlarla çok uğraştınız... 6/En'âm: 128

3- And olsun ki: Ölseniz de, kat­ledil­seniz de Allâh (huzurunda) haş­ro­lunacaksınız. 3/Aliimrân: 158

Mü'minlerin haşrı:

1- O gün muttakileri Rahmân'ın (huzurunda) heyetler halinde haş­re­deriz. 19/Meryem: 85

2- Ey imân edenler! Aranızda gizli konuş­tu­ğunuz zaman ism’i (gü­nahı), udvân’ı (düşmanlığı) ve Resûl’e masiye’yi (isyanı) fısılda­mayın. Birr (iyilik) ve takvâ üzere ko­nu­şu n. Huzurunda haşroluna­ca­ğınız Allâh’dan ittikâ edi­niz. 58/Mücâdele: 9

3- Rabb’lerinin (huzurunda) haş­ro­lu­nacak­larından korkanları uyar. O (Allâh)'dan başka bir velî (dost) ve şefaatcı yoktur. Umulur ki it­tikâ (kendilerine belirtilen helal-ha­ram sınır­la­rını korurlar) ederler. 6/En'âm: 51

Kâfirlerin haşrı:

1- Rabb’ine and olsun ki Biz on­ları ve şey­tanları mutlaka haş­re­de­ce­ğiz. Sonra onları Cehennem’in etra­fında diz çöktürerek hazır bu­lun­du­ra­ca­ğız. 19/Meryem: 68

2- Allâh’ın düşmanları o gün Ateş'e (Cehennem'e) sürülmek üzere (hepsi) haşro­lunurlar. 41/Fussilet: 19

3- Küfredenlere de ki: Mağlûb ola­caksınız. Cehennem'e haşrolunup sü­rüle­ceksiniz. (Orası) ne kötü ya­taktır. 3/Aliimrân: 12

4- Bir gün hepsini haşrederiz. Sonra şirk koşanlara deriz ki: O id­dia et­tiğiniz ortaklarınız nerede? 6/En'âm: 22

5- O gün onların tümünü haşrede­riz. Sonra şirk koşanlara deriz: Siz ve şirk (ortak) koştu­ğunuz (nesneler) yerlerinize (bulunduğunuz mekanınızda durun.) Artık (ilahlarıyla) on­ların arala­rını açmış oluruz. Ortak koştukları nesne­ler: Siz sa­dece bize ibâdet etmiyordunuz, di­ye­cekler. 10/Yûnus: 28

6- O gün (Allâh) onları ve Allâh’ı bı­rakıp da ibâdet ettikleri (kul olduk­ları) şey­leri haş­reder de şöyle der: Bu kullarımı siz mi dalâlete düşür­dünüz (saptırdınız)? Yoksa kendi­leri mi yolu sapıttılar. 25/Furkân: 17

7- İnsanlar (Mahşerde) haşredi­lince, ibâdet ettikleri (kul oldukları ilâh­ları) on­lara düşman olurlar. Onların kendi­lerine ibâdet ettikle­rini (kul olduklarını) küfreder­ler (kabullenmezler). 46/Ahkâf: 6

8- O gün Sur’a üflenir. İşte o za­man, müc­rimleri (gözleri korkudan) gö­ğermiş olarak haş­re­de­riz (toplarız). 20/Tâhâ: 102

 

haşyet

Haşyet: Korkmak anlamına gelen bu ke­lime çeşitli kullanılış biçimleriyle Kur’ân-ı Kerîm’de 48 civarında zikredil­mek­tedir.

1- ...insanlardan korkmayın, Ben’den korkun... 5/Mâide: 44

2- ...insanlardan korkuyorsun. Allâh korkmağa ehakk (daha la­yık)’tır... 33/Ahzâb: 37

3- ...Onlardan korkmayın, Ben’den kor­kun... 2/Bakara:150, 5/Mâide: 3

4- ...Onlardan korkuyor musunuz? Allâh, kendisinden korkmanıza ehakk (daha la­yık)’tır. Eğer mü’­minlerseniz. 9/Tevbe: 13

5- ...Taşların bir kısmı da, Allâh kor­ku­sundan (yukardan) aşağı iner (düşer)... 2/Bakara: 74

6- Onlar (enbiyâ), Allâh’ın risâle­tini tebliğ ederler. Ondan da korkarlar ve Allâh’dan baş­kasından da kork­mazlar. Hisâb (görme) ba­kımından Allâh kâfidir. 33/Ahzâb: 39

7- Sen ancak, Zikr (Kur’ân)’e ittiba eden, ve ğıyeben (görmeden) Rahmân’dan korkan kimseyi inzâr edersin (uyarırsın)... 36/Yâsîn: 11

8- Allâh’ın mescîdlerini sadece, Allâh’a ve âhiret gününe ina­nan, salâ­t’ı ikâme eden (na­maz kılan), zekât veren ve ancak Allâh’tan kor­kan kim­seler imâr eder. İşte onlar muhtedîn (doğru yolda bulunanlar­dan) olabilir­ler. 9/Tevbe: 18

9- Kendilerine ellerinizi (savaştan) çekin salâtı ikâme edin (na­mazı kı­lın) ve zekâtı verin deni­len kimse­leri gör­medin mi? Üzerlerine mukâ­tele (savaş) yazılınca (farz olunca) içle­rin­den bir fırka, insanlar­dan Allâh’tan korkar gibi yahut daha eşedd (şiddetli) bir korku ile kork­maya baş­ladılar... 4/Nisâ: 77

10- Bir takım insanlar onlara (Müslümanlara): (Size düşman olan) insanlar, size karşı toplandı­lar. Onlardan korkun, dedi­ler. Bu (gibi sözler), onların (mü'minlerin) îmânını ziyadeleştirdi ve: Allâh bize yeter. O ne güzel Vekîl'dir (tevekkül edilen­dir), dedi­ler. 3/Aliimrân: 173

11- Şurası gerçektir ki: Allâh’dan kendi kullarından ulemâ (alimler) korkar... 35/Fâtır: 28

 

havf

Havf: Korkmak anlamına gelen bu kelime çeşitli kullanılış biçimleriyle Kur’ân-ı Kerîm’de 124 ci­varında zikredil­mek­tedir.

Ahiret azâbından korkmak:

1- De ki: Ben, eğer Rabb’ime isyân eder­sem Azîm Gün’ün azâbından korkarım. 6/En’âm: 15

2- ...Şüphesiz ben, eğer Rabb’ime isyân edersem Azîm Gün’ün azâ­bın­dan korkarım. 10/Yunus: 15

3- ...Eğer yüz çevirirseniz, aleyhi­nize ola­cak Kebîr Gün’ün azâbından korkarım. 11/Hûd: 3

4- ...Çünkü ben, aleyhinize olacak Muhîd (ihata eden) Gün’ün azâbın­dan korkarım. 11/Hûd: 84

5- Allâh’dan başkasına ibâdet (kulluk) et­meyin. Çünkü ben, aley­hinize olacak Elîm Gün’ün azâbından korkarım. 11/Hûd: 26

6- İşte bunda, Ahiret azâbından kor­kan kimse için bir âyet (ibret) var­dır. 11/Hûd: 103

7- ...O halde vaîd (tehdid)’imde kor­kan­ları, Kur'ân’la tezkîr et (öğüt ver). 50/Kâf: 45

8- Onlar Allâh’ın emrettiği şeyler­den ulaş­tırılması gerekenleri ulaştırır­lar. Rabb’lerinden huşu duyarlar (korkarlar). Kötü hisâbdan da kor­kar­lar. 13/Ra’d: 21

9- ...Onlar, kulûb (kalbler)’in ve gözlerin tekallub ettiği (allak-bul­lak) olacağı günden kor­karlar. 24/Nûr: 37

10- Onların üzerinden ateşten bir zulel (gölge, ateş tabakası) vardır, altla­rından da bir zulul vardır. İşte Allâh, kendi kullarını bu­nunla kor­ku­tuyor. Ey kullarım!.. O halde, benden ittikâ edin. 39/Zümer: 16

Allâh’dan korkmak:

1- Rabb’inin makamından (suçlu ola­rak gelmekten) korkan kimse ve nefsini hevâdan nehyeden kimse(nin durumu), elbette o barınak olan Cennet’tir. 79/Nâziât: 40-41

2- Ra’d (gök gürültüsü) Onu (Allâh’ı), hamdıyla tesbih eder. Melekler de O (Allâh)’ın korkusun­dan (tesbih eder)... 13/Ra’d: 13

3- Şeytân kendi evliyâ (dostlar)’ını kor­ku­tur. Eğer îmân etmişseniz; on­lardan kork­ma­yın. Ben'den kor­kun. 3/Aliimrân: 175

4- Allâh, kendine ibâdet (kulluk) edene kâfi değil mi? Seni O'ndan başka şeylerle kor­ku­tu­yor­lar... 39/Zümer: 36

5- Onun âyetlerinden (biri de;) size korku ve ümit (veren) berk (şimşek)’i göstermesidir. 30/Rûm: 24

6- Sizin şirk koştuğunuz şeylerden nasıl korkarmışım? 6/En’âm: 81

Diğer korkular:

1- (Mûsâ) dedi ki: Rabb’im!.. Ben onlar­dan bir nefsi (kişiyi) katlettiy­dim. Beni katlme­lerinden korkuyo­rum. 28/Kasas: 33

2- ...Allâh yolunda cihâd edenler, hiçbir lâim’in levm’inden (kınayıcının kınamasın­dan) kork­maz­lar. Bu (haslet) ise; Allâh’ın fadlı’dır, diledi­ğine verir... 5/Mâide: 54

3- ...Ben, O (Allâh)’a şirk koştu­ğu­nuz şeylerden korkmuyorum. Ancak Rabb’imin bir şey dileyeceği müstesnadır... 6/En’âm: 80

4- Hayır onlar, aksine Ahidet’ten korkmu­yorlar. 74/Müddesir: 53

 

hayatuddunya

Kur'ân-ı Kerim'de dünya 115, hayat ise 71 civarında zikredil­mek­tedir. Genellikle beraber zikredilir. Ancak dünya hayatı hak­kında bah­se­den âyetler ol­dukça fazladır. Konuyu fazla ayrıntılı hale ge­tir­me­yeceğiz.

Genel anlam:

1- İnsanlardan öyleleri var ki: Ey Rabb’imiz! Bize dünyada ver, der­ler. Böyle isteyenlerin ahi­rette hiç nasibi yoktur. 2/Bakara: 200

2- Onlardan bir kısmı da: Ey Rabb’imiz! Bize dünyada bir ha­sene (iyilik), âhirette de bir hasene (iyilik) ver. Bizi ateş azâbından koru, derler. 2/Bakara: 201

3- ...Yoksa siz Kitâb’ın bir kıs­mına inanıp, bir kısmınıda küf­re­di­yor­sunuz (tanımıyorsunuz)? Sizden öyle davrananların ce­zası, dünya ha­yatında hızyun (rüsvay­lıktır). 2/Bakara: 85

4- Allâh, îmân edenleri dünya ha­ya­tında ve âhirette sabit (sağlam) bir sözle sapasağlam tu­tar... 14/İbrâhîm: 27

 Dünya hayatı:

1- Dünya hayatının durumu, gök­ten indir­diğimiz bir su gibi­dir... 10/Yûnus: 24

2- ...De ki: Dünya metaş (menfaatı) azdır (önemsizdir). Muttakiler için Ahiret ise, daha ha­yırlıdır. Size hurma çekirdeğinin ince ipi ka­dar zulmedilmez. 4/Nisâ: 77

3- Kadınlardan, oğullardan, yığın yı­ğın bi­riktirilmiş altın ve gü­müş­ten, salma atlardan, sağmal hay­van­lar­dan ve ekinlerden ge­len zevklere düşkün­lük ve mu­habbet insanlar için süslü gös­terildi. Bunlar dünya hayatının metaşdır. 3/Aliimrân: 14

4- Biliniz ki: Dünya hayatı; laib (oyun), lehv (eğlence), zînet (süslenme), aranızda te­fâhur (if­ti­har etme) ile mal ve evlâdı tekâsur (çoğaltmaktan) ibarettir. Sanki bir yağmur gi­bidir. (Meydana getir­diği) nebat küffâr’ın (çifçinin) hoşuna gi­der... Dünya hayatı, gu­rur­lanma (al­datma) metaın­dan başka bir şey de­ğildir. 57/Hadîd: 20

5- Mal (servet ve oğullar dünya ha­ya­tının süsüdür... 18/Kehf: 46

6- Dünya hayatının mettaş ile (geçici zev­kiyle) metalandırdığımız (yaşattığımız) gibi... 28/Kasas: 61

Dünya hayatına aldananlar:

1- Küfredenlere, dünya hayatı süs­lendi. Bu yüzden onlar, îmân edenler­den bazısı ile alay ederler. Halbu ki, ittikâ edenler Kıyâmet Günü’nde onlardan üstün duru­mun­dadır. Allâh, dilediğine he­sab­sız rızık verir. 2/Bakara: 212

2- Kim dünya hayatını ve onun zi­ne­tini is­terse, onların amelleri­nin karşılığını orada tam olarak ve­riri­riz... 11/Hûd: 15

3- Dünya hayatını âhirete tercih eden­ler, Allâh yolundan alıko­yan­lar, onun eğriliğini isteyen­ler var ya, işte onlar uzak bir dalâlet (sapıklık) için­dedirler. 14/İbrâhîm: 3 

4- De ki: Siz, sırf aranızdaki dünya haya­tına muhabbet uğ­runa Allâh’ı bırakıp bir takım ev­san (putlar) edindiniz. 29/Ankebût: 25 

5- Onlar dünya hayatının zahirini (gözüken yüzünü) görürler, onlar âhiret hususunda tam gâfildirler. 30/Rûm: 7 

6- Dediler ki: Hayat ancak bu dün­yada yaşadığımızdır. Ölürüz. Yaşarız. Bizi ancak za­man helak eder. Bu hususta onların hiçbir bil­gisi de yok­tur. Onlar sadece zanne­diyorlar. 45/Câsiye: 24 

7- Onlar, âhirete karşılık dünya ha­ya­tını sa­tın alanlardır. 2/Bakara: 86

Dünya hayatına aldanmayan­lar:

1- Dünya hayatını âhirete karşılık sa­tanlar, Allâh yolunda mukâtele et­sinler (sa­vaş­sın­lar)... 4/Nisâ: 74

2- İttika edenlere: Rabb’iniz ne in­dirdi? denildiğinde: Hayır indirdi, derler. Bu dün­yada güzel davra­nan­lara, hasene (güzel müka­fat) vardır. Dâru’l âhire (Ahiret Yurdu) ise, daha hayırlıdır. Dâru’l mutta­kîn (Muttakiler Yurdu)ise, ne ka­dar da güzeldir. 16/Nahl: 30

3- Allâh’ın sana verdiğinden Dâru’l âhire (Ahiret Yurdu)’nu iste (gözet). Ama dün­yada da na­sibini unutma. Allâh’ın sana ihsan ettiği gibi sen de ihsanda bulun. Yeryüzünde fesâdı isteme. Allâh müfsidleri sevmez. 28/Kasas: 77

4- Dünya hayatı bir oyun ve eğ­len­ce­dir. Eğer îmân eder ve it­tika ederse­niz (dinin helal ve h