Kur’ân’da
bazı terimler
Afv: Affetmek anlamına gelmektedir.
Çeşitli kullanılış şekilleriyle Kur’ân-ı Kerîm’de 35 yerde zikredilmektedir.
Genel
anlamda:
1- Allâh kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler;
kazandığı (iyilik) lehine, ettiği (kötülük) de aleyhinedir. Rabb’imiz! Eğer
unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Rabb’imiz Bizden öncekilere
yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabb’imiz! Bize gücümüzün
yetmeyeceği şeyi taşıtma, bizi afvet, bizi mağfiret et (bağışla), merhamet et
(bize acı). Sen Mevlamızsın, kâfirlere karşı bize yardım et. 2/Bakara: 286
2- ...Derken sizi mübtela kılmak için (denemek için) Allâh
sizi geri çevirip bozguna uğrattı. And olsun ki O, sizi afvetti. Allâh’ın
inananlara nimeti boldur. 3/Aliimrân: 152
3- Onlar bollukta ve darlıkta infâk ederler, öfkelerini
yenerler, insanları afvederler. Allâh muhsinleri (iyilik yapanları) sever.
3/Aliimrân: 134
4- ...Beyyineler (belgeler) kendilerine geldikten sonra
da, buzağıyı ilâh edindiler, fakat (vazgeçince) bundan dolayı onları
afvettik... 4/Nisâ: 153
5- Allâh seni afvetsin. Doğrular sana belli olup, yalancıları
bilmeden önce, niçin onlara izin verdin? 9/Tevbe: 43
Kimler
afvedilir:
1- Bir iyiliği açığa vurur veya gizler yahut bir kötülüğü
afvederseniz, şüphesiz ki Allâh Afuvv'dur Kadîr'dir. 4/ Nisâ: 149
2- Yahut yaptıklarına karşılık onları ortadan kaldırır
birçoğunu da afveder. 42/Şûrâ: 34
3- Allâh’ın rahmetinden dolayı, sen onlara karşı yumuşak davrandın.
Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi.
Onları afvet, onlar için istiğfar et. İş hakkında onlarla müşavere et
(danış), fakat azmetttin mi (karar verdin mi) Allâh’a tevekkül et (güven),
doğrusu Allâh tevekkül edenleri (güvenenleri) sever. 3/Aliimrân: 159
4- O, kullarını tevbesini kabul eden, kötülükleri afveden,
yaptıklarınızı bilendir. 42/Şûrâ: 25
5- Ey mü'minler! Eşleriniz ve çocuklarınızdan size
düşmanlık edenler olur. Onlardan sakının; ama siz afveder, kusurlarını örterseniz
(görmezlikten gelirseniz, bilin ki) Allâh Ğafûr Rahîm'dir. 64/Teğabun: 14
6- Ey îmân edenler! Katletme (öldürme hususun)’de size kısâs
farz kılındı: Hüre hür insan, köleye köle ve kadına kadın. Öldüren, ölenin
kardeşi tarafından afvedilirse, kendisine örfe ittiba (uymak) ve
(bağışlayana) ihsan ile (güzellikle diyeti) edâ (ödemek) gerekir. Bu,
Rabb’inizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana
elîm bir azâb vardır. 2/Bakara: 178
7- Ey îmân edenler! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek
şeyleri sormayın. Kur'ân indirilirken onları sorarsanız size açıklanır, (ama
üzülürsünüz). Allâh sorduğunuz şeyleri afvetmiştir. Allâh Ğafûr 'dur
Halîm'dir. 5/ Mâide: 101
8- Bir seyyienin (kötülüğün) cezası, ona denk bir seyyiedir
(kötülüktür). Ama kim afveder ve barışı sağlarsa, onun ecri Allâh’a aittir.
Doğrusu O, zalimleri sevmez. 42/Şûrâ: 40
9- Sen afv yolunu tut, marufu emret, cahillerden yüz çevir.
7/A'râf: 199
Kimler
afvedilmez:
1- Özür beyân etmeyin, îmândan sonra kâfir oldunuz. İçinizden
bir topluluğu afvetsek bile, suçlarından ötürü bir topluluğa da azâb ederiz.
9/Tevbe: 66
2- Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle
işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu afveder. 42/Şûrâ: 30
3- Böyledir. Kim kendisine verilen kadar ceza verirse ve kendisine
yine de saldırılırsa, Allâh ona, mutlaka yardım edecektir. Allâh hiç şüphesiz,
Afuvv'dur Ğafûr 'dur. 22/Hacc: 60
Akletmek: Aklı çalıştırarak bir
işin gereğini anlamak, asıl ve esas konuyu kavramaktır. Kur'ân-ı Kerim'de
akıl kelimesiyle alakalı ifadeler 49 civarında zikredilmektedir.
Akledilecek
konular:
1- Biz onu, akledesiniz diye, arabça bir Kur'ân olarak indirdik.
12/Yûsuf: 2
2- Allâh âyetlerini akledesiniz diye böylece beyân ediyor.
2/Bakara: 242
3- Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün
muhtelif şekilde (birbiri ardınca gelmesinde), insanlara yararlı şeylerle
denizde süzülen gemilerde, Allâh’ın gökten indirip yeri ölümünden sonra hayat
verdiği suda, her türlü canlını orada yaymasında, rüzgarları
ve yerle gök arasında musahhar (emir bekleyen) bulutları döndürmesinde,
akleden kavim için âyetler (deliller) vardır. 2/Bakara: 164
4- Ey îmân edenler! Sizden olmayanı sırdaş edinmeyin, onlar
sizi şaşırtmaktan geri durmazlar. Sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların öfkesi
ağızlarından taşmaktadır, kalblerinin gizlediği ise daha büyüktür. Eğer
aklediyorsanız, şüphesiz size âyetleri beyân ettik (açıkladık). 3/Aliimrân:
118
5- Geceyi-gündüzü, güneşi-ayı musahhar (sizin istifadenize
vermiştir) kılmıştır. Yıldızlar da O'nun emrine (buyruğuna) musahhar (boyun
eğmiş)’dır. Bunlarda, akleden kimseler için âyetler
(dersler) vardır. 16/Nahl: 12
6- Sizi turab (toprak)tan, sonra nutfeden, sonra alakadan
(kan pıhtısından) yaratan; sonra erginlik çağına ulaşmanız, sonra da yaşlanmanız
için sizi bebek olarak dünyaya çıkaran O'dur. Kiminiz daha önce öldürülür,
kiminiz de, belirtilmiş bir süreye ulaşırsınız. Belki artık akledersiniz.
40/Mü'min//âfir: 67
7- Biz bu misalleri insanlara veriyoruz, onları ancak
akletsinler diye. 29/Ankebût: 43
8- De ki: Gelin size Rabb’inizin haram kıldığı şeyleri
söyleyeyim: O'na hiçbir şeyi şirk (ortak) koşmayın. Ana-babaya iyilik yapın.
Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin sizin ve onların rızkını veren
Biziz. Gizli ve açık fahişelere (kötülüklere) yaklaşmayın.
Allâh’ın haram kıldığı cana haksız yere katletmeyin. Allâh bunları size akledesiniz
diye buyurmaktadır. 6/En'âm: 151
9- Yeryüzünde, hepsi de aynı su ile sulanan, birbirine komşu
toprak parçaları, tek ve çok köklü üzüm bağları, ekinler, hurma ağaçları vardır.
Fakat onları şekil ve lezzetçe birbirinden farklı kılmışızdır. Akleden kimseler
için bunda ibretler vardır. 13/Ra'd: 4
10- Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden şerbet,
şıra ve güzel rızık elde edersiniz. Akleden millet için bunda ibret vardır.
16/Nahl: 67
11- ...Evlere girdiğiniz zaman, kendinize ehlinize Allâh
katından mübâreket (bereket), tayyibe (esenlik ve güzellik) dileyerek selâm
verin. Allâh size âyetleri, akledesiniz diye böylece açıklar. 24/Nûr: 61
12- Mubîn (apaçık) Kitâb’a and olsun ki, akledesiniz diye
Kur'ân’ı arapça okunan bir kitâb kılmışızdır. 43/Zuhruf: 2- 3
Anladıklarımız:
1- Allâh, Kur'ân-ı Kerim'i akletmemiz için indirmiştir.
2- Allâh, Ayetlerini akletmemiz için açıklamıştır.
3- Şu konularda akledenler için deliller vardır: Yer-göğün
yaratılmasında, gece-gündüzün oluşumunda, gemilerin yüzmesinde, suyun
yeryüzüne canlılık getirmesinde, bulutların rüzgârla sağa sola döndürülmesinde...
4- Mü'minler, kâfirleri sırdaş edinemez. Onlar daima
Müslümanları şaşırtmaya yeltenirler. Müslümanlara karşı öfkelerini gizli tutarlar.
Akıllar çalıştırılmalıdır.
5- Geceyle gündüz, ayla güneş insanlara sürekli olarak
fayda sağlamaktadırlar. Yıldızlar da Allâh’ın emrettiği şekilde varlığını
ve özelliklerini devam ettirmektedirler. Akıllar çalıştırılmalıdır.
6- İnsanın oluşum ve hayat devreleri, ömür süreleri... üzerinde akıl çalıştırılmalıdır.
7- İnsanlar akletsinler diye Allâh Kur’ân-ı Kerîm’de pek çok
misaller vermektedir.
8- Akleden insanlar için Allâh bazı haramlar koymuştur:
Allâh’a ortak koşmayın. Ana-babaya iyilik edin. Çocuklarınızı öldürmeyin.
Gizli ve açık günahlara yaklaşmayın. Haksız yere cana kıymayın.
9- Hepsi de aynısu ile sulandığı halde, bütün meyva ve sebzelerin
şekli, tadı, kokusu, besin değeri... ayrı ayrıdır.
Akıllar çalıştırılmalıdır.
10- Hurma, üzüm... ağaçlarının meyvelerinde
besleyici yiyecek ve içecekler elde edilmektedir. Akıllar çalıştırılmalıdır.
11- Evlere girildiğinde Allâh’ın selâmı evdekilere
verilmelidir. Akıllar çalıştırılmalıdır.
12- Allâh, Kur'ân’ı akledilsin diye arabça indirmiştir.
Akletmenin
karşılığı:
1- ...Muttakiler için, dâru’l âhiret (âhiret yurdu) daha
hayırlıdır. Akletmiyor musunuz? 7/A'râf: 169
2- Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının bir metaı
(geçimliği) ve zinetidir (süsüdür). Allâh katında olan daha hayırlı (iyi) ve
ebkâ (daha bâki)’dir. Akletmez misiniz? 28/Kasas: 60
Akletmeyenler:
1- Allâh katında, yeryüzündeki canlıların en şerlisi gerçeği
akletmeyen sağırlar ve dilsizlerdir. 8/Enfâl: 22
2- Aralarında sana kulak veren vardır. Sen, sağırlara,
üstelik akılları da almazsa, işittirebilir misin? 10/Yûnus: 42
3- And olsun ki, o (Şeytân) sizden nice nesilleri dalâlete
düşürmüştü (saptırmıştı), akletmez miydiniz? 36/Yâsîn: 62
4- Onlar sizinle toplu olarak, ancak surla çevrilmiş
kasabalar içinde veya duvarlar arkasından savaşı kabul edebilirler. Kendi
aralarındaki çekişmeleri ise şiddetlidir; onları birlik sanırsın, oysa
kalbleri birbirinden ayrıdır. Bu, akletmeyen bir topluluk olmalarındandır.
59/Haşr: 14
Anladıklarımız:
1- Allâh katında canlıların en şerlisi akletmeyenlerdir.
2- Allâh katında akletmeyenler sağır ve dilsizdirler.
3- Bu sağır ve dilsizler Allâh’ın vahyini işitmemezlikten
gelirler.
4- Şeytân, nice nice kavimleri nesilleri sapıttırmıştır.
Bunu akletmemiz gerekir.
5- Kâfirlerin arasındaki çekişmeler çok serttir. Her ne
kadar birlik ve beraberlik içinde görünseler de kalbleri birbirinden farklıdır.
Bu onların akletmemelerindendir.
Akletmeme
nedenleri:
1- Yoksa onlar (putperestler) Allâh’tan başka şefaatçiler mi
edindiler? De ki: Onlar bir şeye sahip olmadıkları, akıl da edemedikleri
halde mi şefaat edecekler? 39/Zümer: 43
2- And olsun ki, size içinde zikir (şeref)iniz içinde bulunan
bir Kitâb indirdik. Akletmiyor musunuz? 21/Enbiyâ: 10
3- Kitâb’ı okuyup durduğunuz halde kendinizi unutur da başkalarına
mı birr (iyilik)le emredersiniz? Akletmez misiniz? 2/Bakara: 44
4- And olsun ki! Onlara: Gökten su indirip onunla, ölümünden
sonra yere hayat veren kimdir? Diye sorsan; şüphesiz Allâh’tır, derler. De
ki: Hamd Allâh’adır. Fakat ekseri’si (çoğu) bunu akletmezler. 29/Ankebût: 63
5- Size inanacaklarını umuyor musunuz? Oysa onlardan bir takımı
Allâh’ın sözünü işitiyor, ona akılları yattıktan sonra, bile bile onu tahrif
ediyorlardı. 2/Bakara: 75
6- Onlara: Allâh’ın indirdiğine tabi olun (uyun), denilince,
Hayır, atalarımızı yapar bulduğumuz şeye ittiba ederiz (uyarız), derler. Ya
ataları bir şey akledemeyen ve hidayette olmayan kimseler idiyseler?
2/Bakara: 170
7- Küfredenlerin durumu, çağırma ve bağırmadan başkasını duymayarak
haykıran gibidir. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden akledemezler.
2/Bakara: 171
8- (İbrâhîm dedi ki:) Size de, Allâh’ı bırakıp ibâdet
(kulluk) ettiklerinize de yuh olsun! Akletmiyor musunuz? 21/Enbiyâ: 66- 67
9- Yoksa çoklarının söz dinlediklerini veya aklettiklerini
mi sanırsın? Onlar şüphesiz enâm (davarlar) gibidir, belki yol (olarak)
edall (daha da sapık)’dırlar. 25/Furkân: 44
Anladıklarımız:
1- Puta tapanlar; akletmeyen heykellerinin ve ilâhlarının
Allâh yanında şefaatcı olacaklarına inanırlar.
2- Puta tapanların heykelleri akledemezler. Şefaatcı da
olamazlar.
3- Allâh yeminle bildiriyor ki: Kur’ân-ı Kerîm’de sizin için
öğüt vardır. Yine Allâh soruyor: Akletmiyor musunuz?
4- Allâh’ın kitabını okuyan, kendini ona göre ayarlar.
Başkalarına iyilikleri emrettiği halde kendisini unutmak akletmemektir.
5- İnsanları, heykelleri, fikirleri, sembolleri... olduğundan fazla övmek yanlıştır. Övgü ancak Allâh’adır.
İnsanların çoğu bunu pek bilmez.
6- Allâh’ın sözü kâfirlerin akıllarına yattığı halde, yine
kâfirliklerine devam ederler.
7- Allâh’ın dînine uyun, denildiğinde: Hayır, biz atalarımızı
böyle bulduk, derler. Ataları akletmeyen kimseler olmalarına rağmen onlara
uyup giderler.
8- Kâfirlerin durumu, kuru lafladan başka bir şey değildir.
Hakkı duymayan sağır, dilsiz ve kördürler. Akletmezler.
9- İbrâhîm as. putcuları ve putlarını yuhlamış ve aklemiyor
musunuz, diye sormuştur.
10- Gözükürde çok insanların Allâh’ın sözünü dinlediği sanılır.
Hâlbuki onlar davar gibi hatta sapkınlar.
Akletmemenin
cezası:
1- Sabah-akşam, onlara (azaba uğramış kâfirlerin yerlerine)
uğruyorsunuz. Akletmez misiniz? 37/Sâffât: 137-138
2- Eğer kulak vermiş veya akletmiş olsaydık, çılgın alevli
Cehennemlikler içinde olmazdık, derler. 67/Mülk: 10
Anladıklarımız:
1- Dünya hayatı geçicidir. Nice kâfirler ve put heykelleri
yok olmuştur. Hala insanlar, sabah-akşam onların yakınlarında geçmelerine rağmen
akletmeyecek mi?
2- Allâh’ın sözüne kulak vermeyen veya akletmeyenler
Cehennem'in kudurgan alevleri içine girecektir.
Avn: Yardım etmek,
yardımlaşmak, yardım istemek... gibi anlamları ifade
etmektedir. Kullanılış biçimlerine göre farklı manalara gelen bu kelime
Kur’ân-ı Kerîm’de 10 civarında zikredilmektedir.
Genel
olarak:
1- Kâfir olanlar: Bu (Kur'ân) bir ifktir (uydurmadır). Ona
(Muhammed'e) başka bir topluluk iânede bulunmuştur (yardım etmiştir),
dediler. Böylece, zulüm ve asılsız bir söze başvurdular. 25/Furkân: 4
2- (Zülkarneyn): Rabb’imin bana verdikleri sizinkinden daha
hayırlıdır (iyidir). Bana kuvvet(iniz)le iânede bulunun (yardım edin).
Sizinle onların arasına sağlam bir sed yapayım, dedi. 18/Kehf: 95
Teâvun: Normal ölçüler dahilinde yardımlaşma:
1- Ey îmân edenler! ...birr (iyilik)'de ve takvâda teâvun edin
(yardımlaşın). Günah ve düşmanlık üzerine teâvun etmeyin (yardımlaşmayın).
Allâh’tan ittikâ ediniz. Allâh’ın ikabı şiddetlidir. 5/Mâide: 2
İstian: Olağan ve olağanüstü
durumlarda yardım dilemektir. İstiâne, genellikle olağanüstü durumlarda
sözkonusudur.
1- Ancak Sana ibâdet (kulluk) eder ve yalnız Sen'den istiân
ederiz (takadımız dâhilindeki ve üzerindeki yardımı dileriz). 1/Fatiha: 5
2- Mûsâ kavmine: Allâh’dan istiân edin (yardım isteyin) ve
sabredin. Yeryüzü şüphesiz Allâh’ındır... dedi.
7/A'râf: 128
3- ... (Ya'kûb) dedi ki: Bilakis, nefisleriniz size (kötü)
bir işi güzel gösterdi. (Bana düşen) artık güzel bir sabırdır. Anlattıklarınıza
göre (bana) istiâne edilecek (yardım dilenilecek) ancak Allâh’dır. 12/Yûsuf:
18
4- (Muhammed): Rabb’im! (Müşrikler aleyhine) hakkıyla hükmünü
ver. Anlattıklarınıza karşı ancak istiâne (yardım dilenilecek) edecek olan,
bizim Rabb’imiz Rahmân'dır. 21/Enbiyâ: 112
Namaz ve
sabırla olan istian:
1- Ey îmân edenler! Sabır ve salâtla (namazla Allâh’dan)
istiane’de bulunun (yardım dileyin). Allâh, muhakkak ki sabredenlerle beraberdir.
2/Bakara: 153
2- Sabır ve salâtla (namazla) Allâh’dan istiane’de bulunun
(yardım dileyin)... 2/Bakara: 45
Ayet: Ayet, açık alamet,
yüksek bina, ibret, mucize... anlamlarına gelmektedir. Çeşitli şekillerde
kullanılmıştır. Kur'ân-ı Kerîm’de 380 civarında zikredilmektedir. Fazla ayrıntılara
girmeden birkaç hususta misal vereceğiz:
Genel anlam:
1- Göklerde ve yerde nice âyetler vardır. Orada geçip giderler
de onda yüz çevirirler. 12/Yûsuf: 105
2- (Ey Firavn!..) bugün senin bedenini
kurtaracağız. Senden sonrakilere bir âyet olsun diye. İnsanların çoğu
âyetlerimizden gafildirler. 10/Yûnus: 92
3- Ayetlerimizi, bile bile ancak zâlimler küfr
(tanımamazlıktan) eder. 29/Ankebût: 49
4- Allâh’ın âyetlerinde kimse tartışmaz. Ancak kâfir olanlar
müstesna. Onların beldede üstünmüşcesine olmaları seni aldatmasın.
40//âfir/Mü'min: 4
5- ...Onların durumu köpek misali gibidir. Eğer üstüne varsan
dilini çıkarıp solar. Bıraksan da dilini sarkıtıp solar. İşte âyetlerimizi
yalanlayan kavmin durumu budur. Ne kötü! 7/A'râf: 176
6- ...Onlar âyetlerimizi yalanladılar. Allâh da onların zünûb
(günahların)’dan dolayı onları yakaladı...
3/Aliimrân: 11
7- Onlar âyetlerimizi yalanladılar. Onlar hususunda
müstekbirlen (büyüklen)’diler. Onlar ateşin ashabı (dostları)’dır... 7/A'râf: 36
8- Onları âyetlerimizden uzaklaştıracağız. Onlar yer yüzünde haksız olarak müstekbirlen (büyüklen)’diler...
7/A'râf: 146
9- Onlar âyetlerimizi küfrettiler (tanımadılar). Onları
yakında ateşe sokacağız... 4/Nisâ: 56
10- Onlar âyetlerimizi küfrettiler (tanımadılar). Yalanladılar
da. İşte onlar ateşin dostlarıdır. Orada sürekli kalacaklar. Ne kötü bir gidecek
yer. 64/Teğâbûn: 10
11- Onlara âyetlerimiz beyyinât (apaçık) olarak okunduğu
zaman, küfredenlerin yüzlerinden münkerlerini (inkârnarını) anlarsın.
Nerdeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De ki: Size
bundan daha şerlisini haber vereyim mi? Ateş'dir. Allâh küfredenlere
vadetti! Ne kötü bir dönüştür!.. 22/Hacc: 72
Allâh’ın
âyetlerinden misal:
1- O'nun âyetlerindendir. Sizi topraktan yaratması...
30/Rûm: 21
2- O'nun âyetlerindendir. Sukünetiniz için size sizden eşler
yarattı... 30/Rûm: 21
3- O'nun âyetlerindendir. Gece, gündüz, güneş, ay...
41/Fussilet: 37
4- O'nun âyetlerindendir. Gökleri ve yeri yarattı. Bunlardaki
canlıları yaratıp çoğalttı... 42/Şûrâ: 29
5- O'nun âyetlerindendir. Sen yeryüzünü mahzun görürsün. Biz
ona suyu indirdiğimiz zaman harekete geçer kabarır... 41/Fussilet: 39
6- O'nun âyetlerindendir. Denizde dağlar gibi gidenler
(gemiler). 42/Şûrâ: 32
7- O'nun âyetlerindendir. Gökleri ve yeri yarattı.
Renklerinizi ve dillerinizi değişik kıldı. Bunda âyetler vardır. Bilenler
için... 30/Rûm: 22
8- O'nun âyetlerindendir. Geceleyin uyumanız, gündüz de aramanız
O'nun lutfuyladır. Bunda âyetler vardır. Dinleyenler kavmi için. 30/Rûm: 23
9- O'nun âyetlerindendir. Size korku ve ümitle şimşek gösteriyor.
Gökten su indiriyor. Ölü durumundan sonra yeryüzünü diriltiyor. Bunda âyetler
vardır. Akledenler kavmi için. 30/Rûm: 24
Felâket
âyetleri:
1- Sonra ötekilerini de suda boğduk. Bunda bir âyet vardır.
Onların çoğu mü'min değillerdir. 26/Şuarâ: 8
2- Keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek ve mü'minlerden
olsak. Bunda bir âyet vardır. Onların çoğu mü'min değillerdir. 26/Şuarâ: 102-
103
3- Sonra geri kalanları da boğduk (Nûh kavmini). Bunda bir
âyet vardır. Onların çoğu mü'min değillerdir. 26/Şuarâ: 120- 121
4- Onu (Salih'i) yalanladılar. Biz de onları helak ettik.
Bunda bir âyet vardır. Onların çoğu mümin değillerdir. 26/Şuarâ: 139
5- Onlar deveyi kestiler. Pişman da oldular. Azab onları yakaladı.
Bunda bir âyet vardır. Onların çoğu mü'min değillerdir. 26/Şuarâ: 158
6- (Lut kavmi) üzerlerine bir yağmur yağdırdık. O uyarılanların
yağmuru ne kadar da kötüydü! Bunda bir âyet vardır. Onların çoğu mü'min
değillerdir. 26/Şuarâ: 173- 174
7- Şehirde dokuz kişi vardı. Fesadlık yapıyorlardı... Onları
ve kavimlerini toptan helak ettik. İşte zulümlerinden dolayı çökmüş evleri.
Bunda bir âyet vardır. Bilen bir kavim için. 27/Neml: 48- 52
Emir ve
yasaklara misal:
1- ...Allâh âyetlerini böyle açıklıyor. Allâh Alîm’dir
Hakîm’dir. 24/Nûr: 59
2- ...Allâh âyetlerini böyle açıklıyor. Umulur ki, ittikâ
edersiniz. 2/Bakara: 187
3- ...Allâh âyetlerini böyle açıklıyor. Umulur ki, tezekkür
edersiniz. 2/Bakara: 221
4- ...Allâh âyetlerini böyle açıklıyor. Umulur ki,
akledersiniz. 2/Bakara: 242
5- ...Allâh âyetlerini böyle açıklıyor. Umulur ki, hidâyete
erersiniz. 3/Aliimrân: 103
6- ...Allâh âyetlerini böyle açıklıyor. Umulur ki,
şükredersiniz. 5/Mâide: 89
Nimetlere misal:
1- (Allâh) su sayesinde size ekinler, hurmalar, üzümler ve
diğer bütün meyveler bitirir. Bunda tefekkür eden bir kavim için bir âyet
vardır. 16/Nahl: 11
2- O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi.
Diğer yıldızlar da O'nun emriyle hareket eder. Bunda akleden kavim için
âyetler vardır. 16/Nahl: 12
3- Yer yüzündeki şeyleri sizin için
muhtelif renklerde yarattı. Bunda tezekkür eden kavim için bir âyet vardır.
16/Nahl: 13
4- ...Onların (arıların) karınlarında muhtelif renklerde bir
şarab (bal) çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Bunda tezekkür eden kavim
için bir âyet vardır. 16/Nahl: 69
5- Yer yüzüne bir bakmadılar mı?
Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz. Bunda bir âyet vardır.
Onların çoğu müminler değildir. 26/Şuarâ: 8
6- Görmedin mi? Allâh dilediğine rızkı genişletiyor ve
sınırlı da kılıyor. Bunda âyetler vardır. İnananlar kavmi için. 20/Rûm: 37
Allâh’ın ikazına iki misal:
1- Onlar gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında bulunan
şeyleri görmüyorlar mı? Dilesek onları yere batırırız. Yahut gökten üzerlerine
parçalar düşürürüz. Bunda bir âyet vardır. Yönelen her kul için. 34/Sebe: 9
2- Bizi âyetler (mucize) göndermekten alıkoyan, ancak, öncekilerin
onları yalanlamış olmalarıdır. Semûd milletine gözle görülebilen (bir mucize),
bir dişi deve vermiştik de ona zulmetmişlerdi. Oysa Biz âyeti (mucizeyi)
yalnız korkutmak için göndeririz. 17/İsrâ: 59
Azâb: Azap, işkence, bela,
felaket, cezalandırma... gibi yerine göre farklı
anlamlara gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu kelime, bazı kullanılış
şekilleriyle 370 civarında zikredilmektedir.
Genel anlam:
1- Benim azâbıma gelince; o elîm (acı, elem verici) bir
azâbdır. 15/Hicr: 50
2- ...Hiçbir vâzira (günah yükünün sahibi), vizrâ uhra
(başkasının günah yükünü) vizr’lenmez (çekmez). Biz resûl ba’s etmedikçe (göndermedikçe)
kimseye azâbetmeyiz. 17/İsrâ: 15
3- Ve dediler ki: Biz mal ve evlâd bakımından ekser (çok
kalabalık olanlar)ız. Biz azâblanmayacağız da. 34/Sebe: 35
4- ... (Huneyn günü de) sizin görmediğiniz askerler indirdi.
Kâfir olanları azâblandırdı. İşte bu kâfirlerin cezasıdır. 9/Tevbe: 26
5- (Allâh:) Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleri ile beraber
ateşe girin, der. Her ümmet girdikçe kendi bacısı (yoldaşı)’na la'net eder.
Hepsi orada birbiri ardınca yakalanınca; sonrakiler (aldatılanlar) öncekiler
(aldatanlar) için: Ey Rabb’imiz! İşte bunlar bizi dalâlete (sapıklığa)
düşürdüler. Onlara ateşten daha fazla bir azâb ver, diyecekler. (Allâh) buyurur:
(Aslında yeterince) herkese kat kat (azâb verilmiştir). Lakin siz bilmezsiniz.
7/A'râf: 38
6- Nice Karye (kent) var ki, Rabb’lerinin ve resûllerinin emrine
başkaldırdı. (Biz de) onları şiddetli bir hisâbla hisablandırdık. (Ayrıca) bilinmedik
bir azâbla azâblandırdık da. 65/Talâk: 8
7- Allâh buyurdu: Onu (sofrayı) size, gerçekten de indirmiş
olacağım. Ancak, daha sonra sizden onu küfreden olursa, gerçekten ben öyle
bir azâbla azâblandıracağım ki; ben âlemlerden hiçbir kimseye azâb etmediğimle.
5/Mâide: 115
8- Onlardan bir kısmı da: Ey Rabb’imiz! Bize dünyada bir hasene
(iyilik), âhirette de bir hasene (iyilik) ver. Bizi azâbe’n nâr (ateş azâbın)’dan koru, derler. 2/Bakara: 201
9- Onlar dalâleti (sapıklığı) hidâyet (doğruluk)
karşılığında, azâbı da mağfiret karşılığında satın almışlardır. Onlar ateşe
(karşı) ne kadar da sabırlıdırlar(!). 2/Bakara: 175
10- Yeryüzünde olan bütün şeyler ve onların bir katı daha küfredenlerin
olsa da, Kıyâmet Günü'nün azâbından kurtulmak için fidye verseler kabul
edilmez. Onlara elim bir azâb vardır. 5/Mâide: 36
11- Fitneden ittika edin. O sadece sizden zulmederlere
hususi olarak isabet etmez. Allâh’ın azâbının şiddetli olduğunu bilin.
8/Enfâl: 25
12- Allâh’ın, onların tevbelerini kabul veya onlara azâb
etmesi işiyle senin bir ilişiğin yoktur. Çünkü onlar zâlimlerdir. 3/Aliimrân:
128
13- Kıyâmet Günü'nden önce ortadan helak etmeyeceğimiz veya
şedîd (şiddetli) bir azâba uğratmayacağımız bir şehir (memleket) yoktur.
Bu, Kitâb'da yazılıdır. 17/İsrâ: 58
14- Mücrimler Cehennem azâbında hâlidîn (ebedî kalıcılar)dır. 43/Zuhruf: 74
15- Mustadaf olanlar müstekbir olanlara: (Hayır hayır sizin
işiniz) gece-gündüz hilekarlıktı. Çünkü siz bize
Allâh’a küfretmemizi, O'na benzer (ortaklar) edinmemizi emrediyordunuz,
derler. Azâbı gördüklerinde, (ettiklerine karşılık) pişmanlıklarını
gizlerler. Biz de o küfredenlerin boyunlarına demir halkalar vururuz.
Yaptıklarından başka bir şeyin mi cezasını çekerler? 34/Sebe: 33
16- İnsanların hepsi Allâh’ın huzuruna çıkarlar.
Mustadaflar müstekbirlere: Biz sizin tebanızdık (takibcilerinizdik).
Allâh’ın azâbından bir şeyi şimdi bizden uzaklaştırabilir misiniz? Derler.
(Cevap olarak da müstekbirler): Allâh bize hidâyet etseydi; biz de size
hidâyet ederdik. Artık (bu azâb içinde) sızlansak da sabretsek de birdir
(fark etmez). Çünkü sığınacak bir yerimiz yoktur, derler. 14/İbrâhîm: 21
Bazı azâb
sebebleri:
1- Allâh ile beraber başka bir ilâha (sıkıntılarından dolayı)
duâ etme (yalvarma). Yoksa azâb edileceklerden olursun. 26/Şuarâ: 213
2- ...İfsâd etmelerinden dolayı onlara azâb üzerine azãb
artırdık. 16/Nahl: 88
3- Onların malları ve evlâdı da acâibine (imrenmene)
gitmesin, Allâh, dünya hayatında onları onun (mal-evlâd)’la azâblandırmak
ister. (Yine onların), kâfirler olarak da (meşakkatle) canlarının çıkmasını da
(ister). 9/Tevbe: 55, 85
4- Mü'minler arasında (o) malum fahşâ’nın (fuhşun) şu yuunu
(yayılmasını) sevenler vardır. İşte onlara, dünya ve âhirette elîm bir azâb
vardır. Allâh bilir, siz ise bilmezsiniz. 24/Nûr: 19
5- İnsanlardan öyleleri var ki, ilimsiz olarak Allâh yolundan
dalâlete (sapıklığa) düşürmek için lehve’l hadis’i (boş lafı) satın alırlar.
Onunla alay ederler. Onlara mühîn (rüsvay edici) bir azâb vardır. 31/Lokmân: 6
6- Onlardan öncekiler mekr (tuzak) kurmuİlardı. Bunun üzerine
Allâh, binalarının temelini çökertti. Üstlerindeki tavan da başlarına çöktü.
Azâb, onlara farketmedikleri yerden geldi. 16/Nahl: 26
7- And olsun ki: Nûh'u kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim!
Allâh’a ibâdet (kulluk) edin. Sizin için O'ndan başka İlâhınız yoktur. Sizin
için büyük günün azâbından korkuyorum. 7/A'râf: 59
8- Onların kalblerinde marad (hastalık) vardır. Allâh
marad’ını (hastalıklarını) ziyadeleştirmiştir. Tekzîb etmelerine
(yalanlamalarına) karşılık onlara elim bir azâb vardır. 2/Bakara: 10
9- ...Allâh’ın âyetlerini tekzîb eden (yalanlayan)’dan ve onlardan yüz çevirenden daha zâlim kimdir?
Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, sûe’l azâb (kötü
bir azâb)’la cezalandıracağız. 6/En'âm: 157
10- Seyyiât’ı (kötülükleri) işleyip dururken, ölüm kendisine
geldiği zaman: şimdi tevbe ettim, diyenler ile kâfir olarak ölenlerin tevbesi
makbul değildir. İşte onlara elîm bir azâb hazırlamışızdır. 4/Nisâ: 18
11- (Firavn), adamlarını toplayıp seslendi: Sizin en yüce
rabbiniz benim, dedi. Allâh bunun üzerine onu dünya ve âhiret azâbına uğrattı.
Doğrusu bunda Allâh’tan huşu ’ eden (korkan) kimseye ibret vardır. 79/Naziat:
23- 26
12- Şirk koşanlar: Allâh dileseydi babalarımız ve biz şirk
koşmaz ve hiçbir şeyi haram kılmazdık, diyecekler. Onlardan öncekiler de,
Bizim şiddetli azâbımızı tadana kadar böyle demişlerdi. Onlara de ki: Bize
karşı çıkarabileceğiniz bir bilginiz var mı? Siz ancak zanna tabi oluyorsunuz
ve sadece yalan söylüyorsunuz. 6/En'âm: 148
13- Allâh’ın âyetlerini küfredenlere (tanımayanlara), haksız
yere nebîleri öldürenlere, insanlardan adaleti emredenleri öldürenlere
elîm bir azâbı tebıir et (müjdele). 3/Aliimrân: 21
14- ...Kitâb'ın bir kısmına inanıp, bir kısmına küfür
(görmemezlikten mi) mü ediyorsunuz? Aranızda böyle yapanın cezası ancak
dünya hayatında rezil olmaktır. Kıyâmet Günü'nde de azâbın eşedd (en şiddetlisi)’ne
onlar itilirler. Allâh yaptıklarınızdan gafil değildir. 2/Bakara: 85
15- Gerçekten, Allâh’ın indirdiği Kitâb’dan bir şeyi gizleyip
onu az bir değere satanlar var ya, onların karınlarına tıkındıkları ancak ateştir.
Allâh Kıyâmet Günü onlarla konuşmaz. Onları (günahlardan) da temizlemeyecektir.
Onlara elim bir azâb vardır. 2/Bakara: 174
16- Medyen'e de kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Şöyle dedi: Ey
kavmim! Allâh’a ibâdet (kulluk) edin. O'ndan başka ilâhınız yoktur. Ölçüyü ve
tartını noksan yapmayın. Doğrusu ben sizi hayır (bolluk) içinde görüyorum.
Sizi kuşatıcı bir günün azâbından korkuyorum. 11/Hûd: 84
17- (Şeytân hakkında) şu gerçek yazılmıştır: Kim onu velî
edinirse (ona boyun eğerse); gerçekten o (Şeytân), o (kişiyi) seîr (alevli
ateş) olan bir azâba hidâyetlendirir (yöneltir). 22/Hacc: 4
Azabın
gelmediği bazı yerler:
1- Sen, o (kâfir)lerin içindeyken Allâh onlara azâb etmez. Onların içinde istiğfar
edenler oldukça, Allâh onlara azâb edecek değildir. 8/Enfâl: 33
2- Küfredenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin sakın kendileri
için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara ancak, ism (günahlar)’ı
ziyedelensin (çoğalsın) diye mühlet veriyoruz. Küçültücü azâb onlaradır.
3/Aliimrân: 178
3- ...(Hûdeybiye anlaşması günü kâfirlerle mü'minler Mekke’de
iç-içeydiler.) Eğer birbirlerinden ayrılmış olsalardı; onlardan kâfir olanları
mutlaka elîm bir azâbla cezalandıracaktık. 48/Fetih: 25
4- İnsanlara hidâyet gelmişken, onları inanmaktan,
Rabb’lerinden mağfiret dilmekten alıkoyan şey, ancak daha öncekilere uygulananın
kendilerine de uygulanmasını veya gözleri göre göre azâba uğramanıbeklemeleridir.
18/Kehf: 55
Azâbın bazı özellikleri:
1- Allâh ona Azâbe’l Ekber (en büyük azâb)’le azâbeder.
88//aşiye: 24
2- (Münâfıkları) iki defa azâblandıracağız. Daha sonra da
azîm bir azâba itileceklerdir. 9/Tevbe: 101
3- O (kâfir)ler içindir, mühîn (alçaltıcı) bir azâb.
3/Aliimrân: 178
4- ...(O kâfirlere) harîk (yangın) azâbını tadın, deriz.
3/Aliimrân: 181
5- O (kâfir)lere mukîm (devamlı muntazam) bir azâb vardır.
5/Mâide: 37
6- ...Bugün hûn (alçaklık) azâbıyla cezalanacaksınız.
Allâh’a hakk ğayrısında (sözler) konuşmanızdan, ayrıca onun âyetlerine karşı
müstekbirlenmenizden dolayı. 6/En'âm: 93
7- ...O zulmedenleri beîs (çetin-sıkıntılı) bir azâbla
yakaladık, fâsıklık yapmalarına karşılık. 7/A'râf: 165
8- ...Şedîd (şiddetli) azâbdan dolayı kâfirlere veyl
(yazıklar) olsun. 14/İbrâhîm: 2
9- ...Onun (As b. Vâil) için azâbı uzattıkça uzatacağız.
19/Kehf: 79
10- ...Ahiretin azâbı eşedd (daha şiddetli) ve ebkâ (daha
baki)’dir. 20/Tâhâ: 127
11- Onlar derler ki: Ey Rabb’imiz! Bizden Cehennem azâbını
çevir. Muhakkak ki, o (Cehennem)’in azâbı ğarâm (sürekli-dâimi)’dir.
25/Furkân: 65
12- ...Yine de hizr’nızı (sakınılması gereken tedbirinizi)
alın. Şübhesiz Allâh kâfirler için mühîn (alçaltıcı) bir azâbı hazırlamıştır.
4/Nisâ: 102
13- Doğrusu ben, size Azîm Gün’ün azâbının çarpmasından korkuyorum.
26/Şuarâ: 135
14- ...Sonra zulmedenlere denilir ki: Huld (ebedî) azâbı
tadınız. 10/Yûnus: 52
15- ...Onları (Hûd ve ona îmân edenleri) ğalîz (şiddetli-katı)
olan bir azâbdan kurtardık. 11/Hûd: 58
16- ...Onlar îmân edince, dünya hayatındaki hızy (alçaltıcı,
rezil rüsvay eden) olan azâbı onlardan (Yûnus’un kavminden) kaldırdık.
10/Yûnus: 98
17- Ona (deveye) sû’ (kötülük)le dokunmayın. Karîb (yakın)
olan bir azâb sizi hemen yakalar. 11/Hûd: 64
18- (Melekler:) Ey İbrâhîm! Bundan vazgeç. Artık Rabb’inin
(helak) emri gelmiştir. Şûrâsı muhakkak ki, ğayre merdûd (geri dönüşü olmayan)
bir azâb onlara gelecektir. 11/Hûd: 76
19- O (Eyke kavmi Şuayb)’ı tekzîb ettiler de; O Yevm’z Zulle (Gölge
Günü)’nin azâbı onları yakaladı. Gerçekten o, Azîm Gün’ün azâbıydı. 26/Şuarâ:
189
20- O gün azâb, onları üzerlerinden ve ayaklarının dibinden
örter. (Allâh da) buyurur: Artık yaptıklarınızı tadın. 29/Ankebût: 55
21- Onlara, Azâbu’l Ekber ötesinde mutlaka Azâbu’l Ednâ
(dünyayken öldürülme korkusu ve açlık azâbı)’nıtaddıracağız... 32/Secde: 21
22- Ayetlerimiz hususunda (bizi) âcizler durumuna düşürmeye
çalışırlar. Onlar, kendileri için rics (pislik)’ten elîm bir azâb vadır.
34/Sebe: 5
23- (Onlar) kovulurlar. Vâsıb (ard-arda gelen) bir azâb onlar
içindir. 37/Saffât: 9
24- Gerçekten de, işte o gün, onlar azâb (çekmekten) müşterek
(ortak)’tırlar. 37/Saffât: 33
25- Rabb’inizden size indirilen ahsen (en güzel)’e ittiba
edin. Size azâbın bağte (ansızın) gelmesinden önce. Şu uruna (farkına da) varamazsınız.
39/Zümer: 55
26- ...Onları (mü'minleri), Cehîm azâbından koru. 40/Zümer: 7
27- O uğursuz günlerde, biz de onlara sarsar (yakıcı, soğuk
ve gümbürtülü) rüzgârını gönderdik. Dünya hayatında hızy (alçaltıcı, rezil ve
rüsvay edici) olan bir azâbı taddırmak içindir. Ahiret azâbına gelince ehzâ
(daha alçaltıcı, rezil ve rüsvay edici)’dir. (Orada) onlara hiç yardım da
edilmez. 41/Fussilet: 16
28- Sabah erkenleyin onları müstekarr (kararlaştırılmış)
olan bir azâb (yakaladı). Azâbımı ve nüzur (uyarıları)’mı tadın. 54/Kamer:
38-39
29- ...Kim Rabb’inin zikr (vahy)’inden yüz çevirirse, onu saada
(git-gide artan çetin) bir azâba sokar. 72/Cin: 17
30- Biz, sizi karîb (yakın) olan bir azâb ile uyardık.
78/Nebe: 40
31- Allâh bize lutfetti ve semûm (vücudun ter gözeneklerine
işleyen sıcak) azâbdan bizi korudu. 52/Tûr: 27
32- Kötü mekr (kendisine ters düşenleri yakalama hesabı)
düzenleyenler, Allâh’ın kendilerini yere batırmasından yahut farketmedikleri
bir yerden onlara azâbın gelmesinden güvende midirler? 16/Nahl: 45
33- ...Derileri piştikçe, azâbı iyice tatsınlar diye,
derilerini değiştirip yenileyeceğiz... 4/Nisâ: 56
Ba's: Tekrar diriliş,
göndermek, uyandırmak... gibi anlamlara gelmektedir.
Kullanılış biçimlerine göre farklı manalara gelen bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de
65 civarında zikredilmektedir.
Genel anlam:
1- (Yıldırım çarpmasından) Ölümünüzden sonra, şükredesiniz
diye sizi tekrar dirilttik. 2/Bakara: 56
2- Ancak (çağrıyı) işitenler (daveti) kabul ederler. Ölülere
(gelince): Allâh ba’s edecektir (tekrar diriltecektir). Sonra O'na dönerler.
6/En'âm: 36
3- Geceleyin sizi öldüren O'dur. Gündüzün yaptıklarınızı bilir.
Belirlenerek takdir edilen ecel içinde sizi ba’s edecektir (tekrar diriltecektir).. Sonra dönüşünüz O'nadır.
İşlediklerinizi size haber verecektir. 6/En'âm: 60
4- De ki O (Allâh): Üstünüzden ve ayaklarınızın altında size
azâb ba’s etmeğe (göndermeğe) ...Kadîr'dir... 6/En'âm: 65
5- Sonra onları (ashabu'l kehf'i) ba’s ettik (tekrar
dirilttik). (uyandırdık)... 18/Kehf: 12
6- De ki: Göklerde ve yerde gaybı Allâh’tan başka kimse bilmez.
Ne zaman ba’s olunacaklarının (tekrar diriltileceklerinin) şu urunda da
değiller. 27/Neml: 65
7- (İblis dedi ki:) Rabb’im! Ba’s olunacakları
(dirilecekleri) güne kadar beni(m ecelimi) ertele. 38/Sâd: 79
8- (İblis Allâh’a) dedi ki: insanların ba’s olunacakları
(tekrar diriltilecekleri) güne kadar bana süre ver. 7/A'râf: 14
9- Sonra siz şüphesiz Kıyâmet Günü ba’s olacaksınız (tekrar
diriltilirsiniz). 23/Mü'minûn: 16
10- (O ilâhlaştırılanlar) ölüdür, hayatın dışındadırlar. Ne
zaman ba’s olunacaklarının (tekrar diriltileceklerinin) şu urunda da değiller.
16/Nahl: 21
Resûllerin
gönderilmesi:
1- And olsun ki! Allâh, mü'minlere, âyetlerini okuyan,
onları arıtan, onlara Kitâb ve hikmeti öğreten, kendilerinden bir resûl ba’s etmekle
(göndermekle) lutufda bulunmuştur. Hâlbuki onlar, daha önceleri açık dalâlette
(sapıklıkta) idiler. 3/Aliimrân: 164
2- And olsun ki: Her ümmete; Allâh’a ibâdet (kulluk) edin,
Tâğût'tan kaçının, diye bir resûl ba’s ettik (gönderdik)... 16/Nahl: 36
3- ...Hiçbir vâzira (günahkâr), vizrâ uhra (başkasının günah
yükünü) vizr’lenmez çekmez. Biz resûl ba’s etmedikçe (göndermedikçe) kimseye
azabetmeyiz. 17/İsrâ: 15
4- Dileseydik, tüm kasaba(lara) bir nezîr (uyarıcı) ba’s
ederdik (gönderirdik). 25/Furkân: 51
5- İnsanlar bir tek ümmetti. Allâh nebîleri beşîr (müjdeci) ve
nezîr (uyarıcı) olarak ba’setti (gönderdi)... 2/Bakara: 213
Kâfirlerin
dirilişi:
1- Biz kemik ve ufalanmış toprak olduğumuz zaman, sahiden
mutlaka yeni bir yaratılişla ba’s olunacağız mı (dirileceğiz)? derler. 17/İsrâ: 49
2- Dediler ki: Vah halimize! Yattığımız yerden bizi kim ba’s
etti (tekrar diriltti)? Onlara: İşte Rahmân'ın vadettiği budur. (Demek ki:)
Resûller doğru söylemişler. 36/Yâsîn: 52
Dirilişi
kabul etmeyenler:
1- (Ey insanlar!) Sizin yaratılmanız ve ba’s edilmeniz
(tekrar dirilmeniz) tek bir nefsin (yaratılması ve tekrar diriltilmesi)
gibidir. Şüphesiz Allâh Sem'dir Basîr'dir. 31/Lokmân: 28
2- Onlar yeminlerinin en şiddetlisiyle yemin ederek (derler
ki:) Ölen kimseyi Allâh, ba’s etmez (diriltmez). Hayır. Aleyhlerine olan hakk
(yerini bulacaktır). Lakin insanların çoğu bilmezler. 16/Nahl: 38
3- (İşte) O dünya hayatımız: Ölürüz ve yaşarız. Biz ba’s
olacak (tekrar diriltilecek) de değiliz. 23/Mü'minûn: 37
4- Dediler ki: İşte o dünya hayatından başka (bir hayat)
yoktur. Biz, ba’s olacak (tekrar diriltilecek) de değiliz. 6/En'âm: 29
Dirilişde şüphe edenler:
1- Yahut duvarları çatıları yığılmış bir kasabaya uğrayan kimseyi
(görmedin mi?): Allâh burayı ölümünden sonra acaba nasıl ba’s edecek (diriltecek)?
Dedi. Allâh onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra ba’s etti (diriltti). (Allâh:) Ne
kadar kaldın? Dedi. (O da:) Bir gün veya bir günden az kaldım, dedi. (Allâh:)
Hayır yüz yıl kaldın. Yiyeceğine içeceğine bak, bozulmamış. Eşeğine bak ve
hem seni insanlar için bir ibret kılacağız kemiklerine bak, onları nasıl
birleştirip, sonra onlara et giydiriyoruz, dedi. Bu ona apaçık belli olunca
şöyle dedi: Artık biliyorum ki: Allâh her şeye Kadîr'dir. 2/Bakara: 259
2- Ey insanlar! Öldükten sonra ba’s edilmekten (tekrar dirilmekten)
şüphede iseniz (bilin ki): Biz sizi topraktan yarattık. Sonra nutfeden, sonra
alakadan, sonra da yapısı belli belirsiz bir çiğnem etten yaratmışızdır. (Ne
olduğunuzu) size açıklamak içindir. Dilediğimizi belli bir süreye kadar
rahimlerde tutarız. Sonra sizi çocuk olarak çıkartırız. Böylece yetişip erginlik
çağına varırsınız. Kiminiz öldürülür. Kiminiz de ömrünün en fena zamanına
ulaştırılır. Bilirken bir şey bilmez olur (bunar)... 22/Hacc: 5
Beğiyy: Taşkınlık etmek, zulmetmek,
azmak, hududu aşmak, kahbelik ve iffetsizlik yapmak... gibi
anlamlara gelmektedir. Bu veya buna yakın anlamlara gelen kelimeler Kur’ân-ı
Kerîm’de 40’a yakındır. Ancak kullanılış biçimlerine göre anlamları istemek,
aramak, arzu etmek... gibi değişik durumları da mevcuttur.
1- Allâh’ın dîninden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve
yerde olanlar, tav’an (isteyerek) ve kerhen (istemeyerek) O (Allâh)’a teslim
olmuştur. O'na döneceklerdir. 3/Aliimrân: 83
2- Onlar, lağiv (boş) söz işittikleri vakit ondan yüz
çevirirler: Bizim amellerimiz (işlerimiz) bize, sizin amelleriniz (işleriniz)
sizedir. Selâmun aleykum, cahilleri de istemeyiz, der (ve geçer)’ler.
28/Kasas: 55
3- Mü'minleri bırakıp da, kâfirleri evliyâ (dostlar)
edinenler onların yanında izzet mi arıyorlar? Halbu ki: Bütün izzet (sadece)
Allâh’ındır. 4/Nisâ: 139
4- De ki: Rabb’im; fevâhiş (fuhuİlardan)’dan
zahir (açık) olanıve batın (gizli) olanı, ism (günah)’i, haksız yere olan
bağıyy (saldırı), hakkında hiçbir sultan (delil) indirmediği bir nesneyi
Allâh’a şirk (ortak) koşmanıve Allâh hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi
haram kılmıştır. 7/A'râf: 33
5- Hiç şüphesiz; Allâh adaleti, ihsanı, yakınlara
bakmanıemreder. Fahşâyı, münkeri ve bağy’ı (azgınlığı) nehyeder. Tezekkür
edersiniz diye size öğüt veriyor. 16/Nahl: 90
6- (Meryem): Benim nasıl bir oğlum olur? Bana bir beşer
(insan) dokunmamış da. Ayrıca, ben beğiyy (iffetsiz) de olmadım, dedi.
19/Meryem: 20
7- Ey Hârûn’un bacısı, senin baban kötü işi olan biri değildi.
Senin annen de beğiyy (iffetsiz) değildi. 19/Meryem: 28
Beyan: Bu kelimenin çeşitli
kullanılış şekilleri 520'den fazladır. Ancak biz burada; bir şeyi açıklığa
kavuşturmayla alakalı âyetlerden bazılarını alacağız.
1- ...Aklınız ersin diye, size âyetleri beyân ettik
(açıkladık). 57/Hadîd: 17
2- ...Biz Kitâb’da insanlara beyân ettikten (açıkladıktan)
sonra beyyinât açık delillleri indirdiğimiz şeyleri onlar ketmedi
(gizli)’yorlardı. Onlara Allâh la'net ediyor, lanet ediciler de la'net
ediyor... 2/Bakara: 159
3- İsa beyyine’lerle (açık delillerle) gelince, şöyle dedi:
Ben size hikmet getirdim. İhtilafa (ayrılığa) düştüğünüz şeylerden bir
kısmını beyân etmem (açıklamak) için geldim... 43/Zuhruf: 63
4- ...insanlara, kendilerine indirileni beyân etmen
(açıklaman) için sana da bu Zikr’i inzal ettik (indirdik)... 16/Nahl: 44
5- ...Böylece Allâh âyetlerini insanlara beyan eder
(açıklar)... 2/Bakara: 187
6- ...Bu Allâh’ın sınırlarıdır. Akleder bir kavim için onu
beyân ediyor (açıklıyor). 2/Bakara: 230
7- Dinde ikrah (zorlama) yoktur. Artık rüşd (olgunluk)
ğayy'dan (iğva edilmiş/ düzeni bozulmuşdan) iyice tebeyyün (açıklanmıştır)
edilmiştir. Kim Tâğût'a küfrederse (tanımazsa), Allâh’a da îmân ederse artık o
kopmak bilmeyen urvetü’l vüska’ya (sağlam bir kulpa) sarılmıştır. Allâh
Semî'dir Alîm'dir. 2/Bakara: 256
8- ...İşte size de Rabb’inizden beyyine (açıklayıcı) geldi.
6/En'âm: 157
9- Meryem oğlu İsa'ya beyyinât (mucizeler) verdik. Ve O'nu Ruhu'l
Kuds ile desdekledik... 19/Meryem: 87
10- And olsun! Mûsâ size beyyinat (mucizeler) getirdi...
2/Bakara: 92
11- ...Resûl gönderdi. Allâh’ın mubeyyinât (apaçık)
âyetlerini okusun diye... 65/Talâk: 11
12- ...Çünkü o (Şeytân), sizin mubîn (apaçık) düşmanınızdır.
2/Bakara: 168
13- ... Bize düşen mubîn (apaçık) bir tebliğdir. 36/Yâsîn: 17
14- Bu (Kur’ân), insanlar için bir beyandır (açıklamadır),
muttakiler için bir hidâyet ve mevi’ze (öğüttür)... 3/Aliimrân: 138
15- Ona (insana) Beyanıöğretti. 55/Rahmân: 4
16- Sonra şüphen olmasın! Onu (Kur'ân’ı) beyân (açıklamak) da
bize düşer. 75/Kıyâmet: 19
Cahiliyye: Bilmemek, kötüye meyletmek,
yanlış yol, doğru taraftarı olmamak... gibi anlamlarına
gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu kelimi ve bununla alkalı zikredilen kelimeler
24 civarındadır.
Genel
olarak:
1- ...Allâh dileseydi onları hidâyet üzere toplardı. Aman ha!
Cahillerden olma. 6/En'âm: 35
2- Sen afv yolunu tut. Ma’rûf’u (herkesce bilinen iyilikleri)
emret. Cahillerden yüz çevir. 7/A'râf: 199
3- Cahiliye devri hükmünü mü istiyorlar? Yakinen bilen bir
kavim için Allâh’tan daha iyi hüküm veren kimdir? 5/Mâide: 50
4- Allâh: Ey Nûh! O senin ailenden olmadı. Çünkü salih
olmayan bir iş (kötü bir iş) işlemiştir. Öyleyse sence bilgin olmayan bir şeyi
Ben'den isteme. Ben sana cahillerden olmamanıtavsiye ederim, dedi. 11/Hûd:
46
5- Kâfir olanlar, kalblerindeki cahiliyye çağının asabiyet
ateşini ateşlendirdiklerinde, Allâh, Resûl’üne ve Mü'minlere huzur indirdi...
48/Fetih: 26
Allâh’ın Resûllerinden:
1- Mûsâ milletine: ...Cahillerden olmaktan Allâh’a sığınırım,
dedi. 2/Bakara: 67
2- İsrâiloğullarının denizden geçmelerini sağladık. Esnâma
(Puta) gönülden tapan bir kavime rastladılar: Ey Mûsâ! Onların ilâhları gibi
bize de bir ilâh yap, dediler. (Mûsâ): Doğrusu siz cahil bir kavimsiniz, dedi.
7/A'râf: 138
3- (Nûh): Ey milletim!... Fakat ben
sizi cahil bir millet olarak görüyorum. 11/Hûd: 29
4- (Hûd): ...Fakat sizin cahil bir kavim olduğunuzu
görüyorum, dedi. 46/Ahkâf: 23
5- (Lûd): ...Evet, siz cahil bir kavimsiniz. 27/Neml: 55
6- (Yûsuf): ...Eğer tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan
onlara meylederim ve cahillerden olurum, dedi. 12/Yûsuf: 33
Mü'minlerin durumuna misal:
1- Onlar, lağiv (boş) söz işittikleri vakit ondan yüz
çevirirler: Bizim amellerimiz (işlerimiz) bize, sizin amelleriniz (işleriniz)
sizedir. Selâmun aleykum, cahillerle işimiz yok, der (ve geçer)’ler.
28/Kasas: 55
2- Ayetlerimize inananlar sana gelince: Selâmun aleykum, de.
Rabbiniz, ona rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır. Sizden kim cahillikle
kötü bir amel yapar ve sonra tevbe eder ve nefsini düzeltirse, (bilsin ki:) O,
Ğafûr Rahîm'dir. 6/En'âm: 54
3- Evlerinizde oturun. Eski Cahiliyye'de olduğu gibi açılıp
saçılmayın... 33/Ahzâb: 33
4- Rahmân'ın kulları yeryüzünde hevnen (mütevazi)
yürürler. Cahiller kendilerine muhatab olduklarında: Selâm, der ve
geçerler. 25/Furkân: 63
Cehennem: Ahirette ceza yeridir.
Nar: Ateş, Cehennem yerine kullanıldığı gibi azâb yeri ve şekli anlamlarını
da ifade etmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de Cehennem 77, Nar 145 civarında
geçmektedir.
Cehennem'in
bazı özellikleri:
1- Ey îmân edenler! Kendinizi, ailenizi, yakıtı insan ve taş
olan ateşten koruyun. O'nun başında, iri gövdeli, sert tabiatlı, Allâh’ın
kendilerine emretiği şeye asi olmayan emredildiklerini yapan melekler
vardır. 66/Tahrîm: 6
2- Ateşte bulunanlar Cehennem bekçilerine...
40/Mü'min/Ğâfir: 49
3- Üzerinde 19 (bekçi) vardır. 74/Müddesir: 30
4- Kapkara dumandan bir gölge içindedirler. 56/Vâkıa: 43
5- Bu kendilerine uzak bir yerden gözükünce kaynayışını ve
uğuldayişını duyacaklardır. 25/Furkân: 12
6- O halde, içinde ebedi kalacağınız Cehennem'in kapılarından
girin. Mütekebbirlerin (kibirlenenlerin) yeri ne kötüdü. 16/Nahl: 29
7- Kızgın ateşe atılır, kaynar su akıtan pınardan içirilir...
88/Ğaşiye: 4
8- Siz zekkum ağacından yiyeceksiniz. Karınlarınızı hep ondan
dolduracaksınız. Üstüne de o kaynar sudan içeceksiniz. Susamış develerin
suya saldırışı gibi içeceksiniz. 56/Vâkıa: 52-55
9- O Cehennem'in dibinde yetişen bir ağaçtır. Tomurcukları
şeytanların başları gibidir. 37/Sâffât: 64-65
10- İşte kaynar su ve irin tatsınlar. 38/Sâd: 57
11- Onlar için Cehennem'de döşek. Üzerlerine de örtüler vardır...
7/A'râf: 41
12- O gün Cehenneme, doldu mu? Deriz. O da: Daha var mı? Der.
50/Kâf: 30
Cehennemlikler:
1- ...Bekçiler onlara dediler ki: İçinizden size Rabb’inizin âyetlerini
okuyan ve bu güne kavuşaçağınızı ihtar eden resûller (elçiler) gelmedi mi?
Onlar da: Evet geldi, dediler... 39/Zümer: 71
2- Onlara âyetlerimiz beyyinât (apaçık) olarak okunduğu
zaman, küfredenlerin yüzlerinden münkerlerini anlarsın. Nerdeyse, kendilerine
âyetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De ki: Size bundan daha şerlisini haber
vereyim mi? Ateş'dir. Allâh küfredenlere vadetti! Ne kötü bir dönüştür!.. 22/Hacc: 72
3- ...Rabb’inin: And olsun. Cehennem'i insanlar ve cinlerle
toptan mutlaka dolduracağım, sözü tamamlandı (yerini buldu). 11/Hûd: 119
4- Ateş ehliyle, Cennet ehli bir olur mu?...
59/Haşr: 20
5- And olsun! Sen ve sana tabi olanların hepsini Cehenneme
doluracağım. 38/Sâd: 85
6- Hayır! Kim seyyie (kötülük) işlerse, yaptığı hatalar kendisini
kuşatırsa, o ateşin arkadaşlarıdır... 2/Bakara: 81
7- Zulmedenlere meyletmeyin. Aksi halde ataş dokunur...11/
Hûd: 113
8- Mütekebbirler için Cehennem'de bir yer mi yok? 39/Zümer: 60
9- Mücrimler Cehennem azâbında ebedi kalacaklardır.. 43/Zuhruf: 74
10- O'na: Allâh’dan ittikâ et (Allâh’ın belittiği helal-haram
sınırlarını koru), denildiğinde (işlediği) günah sebebiyle izzet-şerefliliği
tutar. Ona Cehennem yeter... 2/Bakara: 2O6
11- Münâfıklar Ateş'in derki’l esfel (en alt tabakası)’dandır... 4/Nisâ: 145
12- Ateş içinde birbirleri ile çekişirlerken...
40/Mü'min//âfir: 47
13- Allâh’ın düşmanları Ateş'e sürülmek üzere toplandıkları
gün, hepsi bir araya getirilirler... 41/Fussilet: 1
Cehennem azâbı:
1- ...Onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar Cennet’e giremezler...
7/A'râf: 40
2- Mücrim’ler (suçlular) simalarından tanınırlar.
Perçemlerinden ve ayaklarından tutulurlar. 55/Rahmân: 41
3- (Allâh:) Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriye beraber
ateşe girin, der. Her ümmet girdikçe kendi bacısı (yoldaşı)’na la'net eder.
Hepsi orada birbiri ardınca yakalanınca; sonrakiler (aldatılanlar) öncekiler
(aldatanlar) için: Ey Rabb’imiz! İşte bunlar bizi dalâlete (sapıklığa)
düşürdüler. Onlara ateşten daha fazla bir azâb ver, diyecekler. (Allâh) buyurur:
(Aslında yeterince) herkese kat kat (azab verilmiştir). Lakin siz bilmezsiniz.
7/A'râf: 38
4- De ki Cehennem ateşi daha sıcaktır... 9/Tevbe: 81
5- Siz ve Allâh’dan başka ibâdet (kulluk) ettikleriniz
Cehennem odunudur... 21/Enbiyâ: 98
6- Rabb’ine and olsun! Mutlaka onları da, Şeytânları da
Mahşer'de toplayacağız. Sonra onları dizüstü çökmüş vaziyette Cehennem'in etrafında
hazır bulunduracağız. 19/Meryem: 68
7- Onun yedi kapısı vardır... 15/Hicr: 44
8- Elleri boyunlarına bağlı olarak dar bir yerden atıldıkları
zaman... 25/Furkân: 13
9- Onlara sabah akşam ateş arzolunur... 40/Mü'min//âfir: 46
10- Onların gömlekleri katrandandır. Yüzlerini de ateş bürümüştür.
14/İbrâhîm: 50
11- ...Derileri piştikçe, azâbı iyice tatsınlar diye,
derilerini değiştirip yenileyeceğiz... 4/Nisâ: 56
12- Yüzükoyun Cehennem'de toplanacaklar var ya... 25/Furkân:
34
13- Küfredenler, bölükler şeklinde Cehennem'e sürülür...
39/Zümer: 71
14- ...Mücrîm’leri (günahkârları) da susuz olarak Cehenneme
sürdüğümüz gün. 19/Meryem: 86
15- ...Küfredenler için ateşten bir elbise biçilmiştir...
22/Hacc: 19
16- ...Bu ateşte ebedi kalan ve barsaklarını parçaparça
edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu hiç? 47/Muhammed: 15
17- Onu yudumlayacak ama yutamayacaktır. Her taraftan ona
ölüm geldiği halde ölemeyecektir... 14/İbrâhîm: 17
18- Burada karınlarındaki ve derileri eritilir. Demir
topuzlar da onlar içindir. 22/Hacc: 20-21
19- Orada (kendileri) inim inim inleyecekler ve onlar orada
bir şey de işitmeyeceklerdir. 21/Enbiyâ: 100
Cilbâb: Kadınların evden
dışarı çıktıklarında üzerlerine giydikleri örtü. Kur'ân-ı Kerîm'de 1 yerde
cilbâb’ın çoğulu celâbîb olarak geçmektedir.
1- Ey Nebî! Eşlerine, benât (kızlar)’ına ve mü'minlerin kadınlarına,
de ki: (Dışarı çıktıklarında) cilbâb’larını (dışarda giyilen örtülerini)
üzerlerine salsınlar. Onların tanınması ve eza edilmemesi için ednâ (uygun)
olan budur. Allâh Ğafûr Rahîm’dir. 33/Ahzâb: 59
Cennet: Ahirette mü'minlerin
mükâfatlandırılacağı yerdir. Bahçe anlamına da gelmekte dir. Kur’ân-ı
Kerîm’de Cennet'e çeşitli isimler verilmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu kelime
135 civarında zikredilmektedir.
Genel anlam:
1- Ey Adem, dedik. Bu (İblis) senin
ve eşinin düşmandır. Sakın sizi Cennet'ten çıkarmasın... 20/Tâhâ: 117
2- Yoksa siz, sizden önce gelip geçmiş kavimlerin başlarına
gelenler size de gelmeden Cennet'e gireceğinizi mi sandınız? 2/Bakara: 214
3- Rabb’inin mağfiretine ve muttakiler için hazırlanmış olan
gökler ve yer kadar genişliği olan Cennet'e koşun. 3/Aliimrân: 133
4- Gökten bereketli bir su indirdik. Onunla Cennetler ve
biçilecek taneler bitirdik... 50/Kâf: 9
Cennet'e
girecekler:
1- İmân edip salih işler yapanları, altında İrmaklar akan ve
içinde ebedi kalacakları Cennet köşklerine yerleştireceğiz..
29/Ankebût: 58
2- Allâh, kullarını Selâm Yurdu'na (Cennet) çağırır...
10/Yûnus: 25
3- Cennet muttakilere yaklaştırılır. 26/Şuarâ: 90
4- Rabb’lerine karşı gelmekten ittikâ edenler (sakınanlar),
bölük bölük Cennet'e sevk edilirler. Oraya varırlar. Kapıları açılır.
Bekçileri onlara selâm size tertemiz geldiniz. Ebedi kalmak üzere buraya
girin, derler. 39/Zümer: 73
5- Adn Cennet'leri. Oraya babalarından, eşlerinden ve
çocuklarından salih olanlarla beraber girecekler... 13/R'ad: 23
Cennet'in
durumu:
1- Rabb’inizden olan mağfirete koşun! Gökle yerin genişliği
gibi olan Cennet'e koşun... 51/Hadîd: 21
2- ...Adn Cennet'lerindeki güzel meskenlere koyar...
61/Saff:12
3- Naim Cennet'lerindedirler. 56/Vâkıa: 12
4- ...Onlara Cennet'ül Me'vâ'da ikramlı konaklama var.
32/Secde: 19
5- ...Onlara Cennetü’l Firdevs’de ikramlı konaklama var.
18/Kehf: 104
Cennet'in
nimetleri:
1- ...Selâm üzerinize olsun. Yaptıklarınıza karşılık olarak
Cennet'e giriniz. 16/Nahl: 32
2- O gün Cennet'liklerin kalacakları yer çok iyi,
dinlenecekleri yer çok güzeldir. 25/Furkân: 24
3- Muttakilere va'dolunan Cennet'in durumu içinde bozulmayan
sudan İrmaklar, tadı değişmeyen sütten İrmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan
İrmaklar, süzme baldan İrmaklar vardır. Orada meyvaların her çeşidi onlarındır...
47/Muhammed: 15
4- Orada bir pınar var, Selsebil denilir. 76/İnsân: 18
5- Orada bir kaseden içirilir.
Karışımında zencebil vardır. 76/İnsân:17
6- Mühürlü halis bir içecekten içirilir. 83/Mudaffifin: 25
7- Onun sonu misktir...
83/Mudaffifin: 26
8- Karışımı tesnimdendir. 83/Mudaffifin: 27
9- Allâh’a yakın olanların içecekleri bir kaynaktır o.
83/Mudaffifin: 28
10- Çağlayan sular. 56/Vâkıa: 31
11- Biz sana Kevseri verdik. 108/Kevser: 1
12- Etraflarında ölümsüz Vildanlar dolaşır. Main'den doldurulmuş
testiler, ibrikler ve kadehlerle. 56/Vâkıa: 19- 20
13- Orada onlara meyvalar var. Onlar içindir, ne isterlerse.
36/Yâsîn: 57
14- Dikensiz kirazlar. 56/Vâkıa: 28
15- Dizi dizi muzlar. 56/Vâkıa: 29
16- İştahlandıkları kuş etleri. 56/Vâkıa: 21
17- Böylece, biz onları iri gözlü Huri'lerle evlendiririz.
44/Duhân: 54
18- Kurtuluş muttakileredir. Bahçeler ve üzüm bağları.
Tomurcuklu yaşıt kızlar. 78/Nebe: 31- 32- 33
19- ...Onlar Adn Cennet'lerinde tahtlar üzerinde kurulur.
Orada altın bileziklerle bezenecekler. Yeşil Sündüs ve İstebrak'tan elbise
giyerler... 18/Kehf: 31
20- Biz onların kalblerindeki kini söktük. Onlar köİkler üzerinde
karşı karşıya olan kardeşlerdir. 15/Hicr: 4
Cihad: Gayret etmek, bütün gücünü
kullanmak, Allâh yolunda malını harcamak, bizzat insanın kendisi tevhide
inanıp yayılması ve müdafası konusunda takadı miktarınca çalışması... anlamlarına
gelir. Çeşitli kullanılış biçimleriyle bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de 40
civarında zikredilmektedir.
Genel durum:
1- Ey îmân edenler! Allâh’dan ittika edin (verdiği emir-yasakların
hudutlarını yaşayarak koruyun). Ona yaklaşmaya vesile (yol) arayın. O'nun
yolunda cihâd edin ki, iflah olasınız. 5/Mâide: 35
2- Ey Nebî! Kâfirlere ve münâfıklara karşı cihâd et, onlara
karşı sert davran. 9/Tevbe: 73
3- Yoksa Allâh içinizden cihâd edenleri belli etmeden, sabredenleri
belirlemeden (ortaya çıkarmadan) Cennet'e gireceğinizi mi sandınız?
3/Aliimrân: 142
4- Deki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz,
eşleriniz, hİsım-akrabanız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz
ticaret, hoşlandığınız meskenler... Allâh’tan, Resûl’ünden ve Allâh yolundan
cihad etmekten daha sevgili ise; artık Allâh emrini getirinceye kadar
bekleyin. Allâh fasıklar topluluğunu hidâyete erdirmez. 9/Tevbe: 24
5- Kim cihâd ederse şüphesiz kendi nefsi için cihâd etmiştir.
28/Kasas: 6
6- Allâh (yolun)’da hakiki cihad’la cihâd edin. O (Allâh)
sizi seçti. Dîn (hususun)’da size bir harec (zorluk)’dan
yüklemedi. Babanız İbrahîm’in milleti de (böyleydi). O (Allâh) size müslimîn
ismini vermiştir... 22/Hacc: 78
Anladıklarımız:
1- Cihâd Allâh’a yaklaşmak için bir vesile araçtır.
2- Cihâd kâfirlere ve munafıklara karşı yapılır.
3- Cennet'in yolu cihad'ta geçer.
4- Mü'mini Allâh’tan, Resûl’ünden ve cihâd etmekten alıkoyan
sevdikleri hususlar esasında onu fasıklığa götürebilir.
5- Cihâd eden kendi menfaatı nefsini kurtarmak içindir.
Cihâd
edenler:
1- Mü'min olan kimseler; Allâh’a ve Resûl’üne îmân eden, ondan
asla şüpheye düşmeyen, Allâh yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir.
49/Hucurât: 15
2- ...Allâh yolunda cihâd edenler, hiçbir lâim’in levm’inden
(kınayıcının kınamasından) korkmazlar. Bu (haslet) ise; Allâh’ın fadlı’dır,
dilediğine verir... 5/Mâide: 54
3- Kâfirlere itâat etme! Bu Kur'ân’la onlara karşı büyük bir
cihadla cihâd et! 25/Furkân: 52
4- And olsun. İçinizde mücahidlerle sabredenleri
belirleyinceye kadar ve haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi imtihan edeceğiz.
47/Muhammed: 31
5- (O) îmân edenler(den), hicret edip Allâh yolunda cihâd
edenler(e gelince;) onlar Allâh’ın rahmetini umanlardır. Allâh, Ğafûr
Rahîm’dir. 2/Bakara: 218
Cinn: insanların gözleriyle
görülemeyen, yaptıklarından sorumlu yaratıklardır. Bu kelimeyle alakalı
kullanılış şekilleri Kur'ân-ı Kerîm’de 30'dan fazla geçmekteder.
Genel
anlamda:
1- Orada, bakışlarını yalnız eşlerine çevirmiş (dilberler)
vardır. Daha önce insan ve cinler de dokunmamıştır. 55/Rahmân: 56
2- Onlara daha önce insan da, cin de dokunmamıştır.
55/Rahmân: 74
3- De ki: Cinlerden bir topluluğun (Kur'ân’ı) dinlediği bana
vahyolundu. Şöyle demişlerdi: Doğrusu biz, şahane güzel bir Kur'ân dinledik.
72/Cinn: 1
4- Süleymân'ın cinlerden, insanlardan ve kuİlardan müteşekkil
olan ordusu toplandı... 27/Neml: 17
5- Kur'ân’ı dinleyecek cinlerden bir takımını sana
yöneltmiştik. Onlar Kur'ân’ı dinlemeğe hazır olunca (birbirlerine): Susun,
dediler. Kur'ân’ın okunması bitince, herbiri birer nezîr (uyarıcı)’ler kavimlerine
döndüler. 46/Ahkâf: 29
Cinlerin
yaratılişı:
1- Cinleri ve insanları ancak Bana ibâdet (kulluk) etsinler
diye yarattım. 51/Zâriyât: 56
2- (O Allâh), cinleri de yalın ateşten yarattı. 55/Rahmân: 15
3- Meleklere: Adem'e secde edin,
demiştik. İblis'ten başka hepsi secde etmişti. O, cinlerdendi... 18/Kehf: 50
Cinlerin sorumluluğu:
1- Allâh hepsini bir araya topladığı gün: Yâ ma’şera’l cinni
(Ey cin topluluğu)! insanların (bazısıyla) çok
uğraştınız (yoldan çıkardınız), der... 6/En'âm: 128
2- Yâ ma’şera’l cinni ve’l ins (Ey cin ve insan topluluğu)!
Size âyetlerimi anlatan, bugünle karşılaşmanızdan sizi inzar eden (uyaran)
resûller gelmedi mi? (diye sorulur)... 6/En'âm: 130
3- ...Rabbinin: And olsun ki, Cehennem'i hep insan ve cin ile
mutlaka dolduracağım, sözü yerine gelmiştir. 11/Hûd: 119
4- O gün, insan ve cin zenb’i (günahı hakkında) sorgulanmaya
(gerek kalmaya)’cak. 55/Rahmân: 39
Cehennemlik
cinler:
1- And olsun ki: Cehennem için birçok cin ve insan yarattık.
Onların kalbleri vardır ama fıkh etmezler (anlamazlar). Gözleri vardır ama
basiret göstermezler (görmezler). Kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar
hayvanlar gibi hatta daha dalâlet (sapıklık)’tedirler. İşte bunlar gafillerdir.
7/A'râf: 179
2- ...Ben'den şu söz gerçekleşecektir: Cehennem'i tamamen
cin ve insanların bir kısmıyla mutlaka dolduracağım. 32/Secde: 13
3- (Allâh:) Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriye beraber
ateşe girin, der. Her ümmet girdikçe kendi bacısı (yoldaşı)’na la'net eder.
Hepsi orada birbiri ardınca yakalanınca; sonrakiler (aldatılanlar) öncekiler
(aldatanlar) için: Ey Rabb’imiz! İşte bunlar bizi dalâlete (sapıklığa)
düşürdüler. Onlara ateşten daha fazla bir azâb ver, diyecekler. (Allâh) buyurur:
(Aslında yeterince) herkese kat kat (azab verilmiştir). Lakin siz bilmezsiniz.
7/A'râf: 38
Cinlerin
bazı özellikleri:
1- De ki: And olsun ki; insan ve cinler, birbirine yardımcı
olarak bu Kur'ân’ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelseler,
yine de benzerini ortaya koyamazlar. 17/İsrâ: 88
2- Cinlerden bir ifrit: Sen yerinden kalmadan önce sana onu
getiririm... dedi. 27/Neml: 39
3- (Süleymân'ın) ölümüne hükmettiğimiz zaman, ancak değneğini
yiyen kurt onun ölümünü cinlere gösterdi. O, (ölü olarak yere) düşünce,
(ölümü) ortaya çıktı. Şayet cinler görülmeyeni bilmiş olsalardı; mühîn (alçak
düşüren) bir azâb içinde kalmazlardı (çalışmazlardı). 34/Sebe: 14
4- Kâfir olanlar (Cehennem'de): Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan,
bizi dalâlete (sapıklığa) düşürenleri göster. Onları ayaklarımızın altına alalım
da esfel’lerden (en altta kalanlardan) olsunlar, derler. 41/Fussilet: 29
5- (Vesveseci) Cinlerden ve insanlardan (...insanların Rabbi
olan Allâh’a sığınırım de). 114/Nâs: 6
6- Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin bucaklarını
aşıp geçmeye gücünüz yetiyorsa geçin! Ancak sultan (bir kudret) ile geçebilirsiniz!
55/Rahmân: 33
7- Böylece Biz, her nebîye insan ve cin Şeytânlarını düşman
yaptık. Birbirlerini aldatmak için yaldızlı sözler vahyederlerdi
(fısıldarlardı). 6/En'âm: 112
Kâfirler
cinleri nasıl düşünür:
1- Gerçekten, bir takım insanlar, cinlerin bir takımına
sığınırlardı da onların azgınlıklarını artırırlardı. 72/Cinn: 6
2- O (Allâh’la) cinler arasında da bir soy bağı icadettiler.
And olsun ki, cinler de, kendilerinin (hesap yerinde) hazır bulundurulacaklarını
bilirler. 37/Sâffât: 158
3- (Melekler): Sen yücesin. Bizim velîmiz onlar değil,
Sensin. Hayır; onlar (bize değil) cinlere ibâdet ediyorlardı. Çoğu onlara îmân
ediyorlardı, derler. 34/Sebe: 41
4- (Müşrikler), cinleri Allâh’a şirk koştular. O (Allâh)
onları yaratmıştır... 6/En'âm: 100
Dalâlet: Sapmak, sapıtmak, kaybolmak,
uzaklaşmak, dalâlete düşmek, doğru yolu bulamamak, boşa gitmek, gidermek...
anlamına gelmektedir. Bu kelimeyle alakalı kullanılmış
biçimleri, Kur’ân-ı Kerîm’de 185'den fazla zikredilmektedir.
Genel anlam:
1- Allâh, îmân edenleri dünya hayatında da âhirette de sabit
(değişmeyen) bir sözle (sağlam yolda) sabit kılar (yürütür). Allâh zâlimleri
de (zulümleri nedeniyle) dalâlete (sapıklığa) düşürür. Allâh dilediğini
yapar. 14/İbrâhîm 27
2- Ey imân edenler! Allâh’a, Resûl’üne, Resûl’üne indirdiği
Kitâb’a ve daha önce indirdiği Kitâb'a îmân edin. Kim Allâh’ı, meleklerini,
kitâblarını, resûllerini ve âhiret gününü küfrederse (umursamayıp
görmemezlikten gelirse) uzak bir dalâlet(in) dalâletine (sapıklık çukuruna)
düşmüştür. 4/Nisâ: 136
3- Kim ilimsizlikle insanları dalâlete düşürmek (saptırmak)
için Allâh’a karşı iftira edenlerden daha zâlimdir... 6/En'âm: 144
4- De ki: Eğer dalâlete düşersem (saparsam), kendi aleyhime dalâlete
(sapıklığa) düşmüş (olurum). 34/Sebe: 50
5- Doğrusu Rabb’in, kendi yolundan dalâlete düşeni (sapanı)
en iyi bilendir. 68/Kalem: 7
6- Ey îmân edenler! Siz kendinize bakın. Siz hidâyette olunca
dalalete düşen (sapan) kimse size zarar veremez. 5/Mâide: 105
7- Denizde size bir zarar (sıkıntı) oduğunda O (Allâh)’dan başka duâ ettikleriniz (yalvardıklarınız) dalâlete
düşer (Yok olur, kaybolur). 17/İsrâ: 67
8- Rabb’im dalâlete (yanılgıya) düşmez. Unutmaz da. 20/Tâhâ:
52
9- Dünya hayatında onların (bütün) çalışmaları dalâlete
(boşa) düşmüştür. Onlar kendilerinin iyi iş yaptıklarını sanıyorlar.
18/Kehf: 104
10- ...Ama bugün (âhirette) zâlimlere gelince mubîn (apaçık)
bir dalâlet (sapıklık) içindedirler. 19/Meryem: 38
Dalâlet (sapıklık) nedir?
1- Kim îmânıküfür ile değiştirirse, tesviyeli (dümdüz)
yoldan dalalete (sapıklığa) düşmüştür. 2/Bakara: 108
2- Ey imân edenler! Allâh’a, Resûl’üne, Resûl’üne indirdiği
Kitâb’a ve daha önce indirdiği Kitâb'a îmân edin. Kim Allâh’ı, meleklerini,
kitâblarını, resûllerini ve âhiret gününü küfrederse (umursamayıp
görmemezlikten gelirse) uzak bir dalâlet(in) dalâletine (sapıklık çukuruna)
düşmüştür. 4/Nisâ: 136
3- Allâh, kendisine şirk (ortak) koşulmasını asla mağfiret
etmez (bağışlamaz). Ondan başkalarını (günahları) dilediği kimse için mağfiret
eder. Kim Allâh’a şirk (ortak) koşarsa, uzak bir dalâlete (sapıklığa)
düşmüştür. 4/Nisâ: 116
4- Allâh ve Resûl’ü bir işe hüküm verdiği zaman, mü'min kadın
ve erkeğe o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allâh ve
Resûl’üne karşı asi olursa, mubîn (apaçık) bir dalâlete (sapıklığa) düşmüştür.
33/Ahzâb: 36
5- Bak hele. Sana nasıl benzetmeler yaptılar. Dalâlete
(sapıklığa) düştüler. Daha da başka bir yol bulamazlar. 25/Furkân: 9
6- Allâh’dan başka kendilerine kurbiyet (yakınlık) sağlamak
için edindikleri ilâhlar kendilerine yardım etseydi ya? Ama (ilâhları) onlardan
dalâlete düştüler (kaybolup uzaklaştılar). Bu, onların ifk (uydurma) ve iftiralarından
başka bir şey değildir. 46/Ahkâf: 28
7- İnsanlardan öyleleri var ki, ilimsiz olarak Allâh yolundan
dalâlete (sapıklığa) düşürmek için lehve’l hadis’i (boş lafı) satın alırlar.
Onunla alay ederler. Onlara (rüsvay edici) mühin bir azâb vardır. 31/Lokmân: 6
Allâh
kimleri dalâlete düşürür:
1- Hevâsını kendisine ilâh edineni gördün mü? Allâh, onu bir
bilgi üzere dalâlete düşürmüştür (şaşırtmıştır). Kulağını ve kalbini mühürlemiştir.
Gözünü de perdelemiştir. Onu Allâh’tan başka kim hidâyete eriştirebilir?
Tezekkür etmez misiniz? 45/Câsiye: 23
2- ...Allâh verdiği misallerle fasıkları dalâlete (sapıklığa)
düşürür. 2/Bakara: 27
3- Allâh bir kavmi hidâyete erdirdikten sonra, ittikâ
(sakınacakları) konularını kendilerine açıklayıncaya kadar onları dalâlete
(sapıklığa) düşürecek değildir. 9/Tevbe: 115
4- ...De ki: Allâh dilediğini dalalete (sapıklığa) düşürür.
Kendisine yöneleni de hidayete erdirir. 13/Ra'd: 27
5- Allâh kuluna kâfi değil mi? Seni O'ndan başkasıyla
(putlarla) korkutuyorlar. Allâh kimi dalâlete (sapıklığa) düşürürse artık
onu hidâyete erdirici biri yoktur. 39/Zümer: 36
6- Allâh kimi hidâyete (doğru yola) iletmek isterse onun göğsünü
İslâm'a açar. Kimi de dalâlete (sapıklığa) düşürmek isterse onun göğsünü
daraltarak sıkar. Sanki göğe çıkarıyormuş gibi meşakkatlendirir. Allâh
böylesi inanmayanların üzerine rics (murdarlık) getirir. 6/En'âm: 125
7- Sen, onların çoğunun söz dinleyeceğini yahut
akıllanacağını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha da
dalâlettedirler (sapıklıktalard). 25/Furkân: 44
8- Onlar, hidâyete karşılık dalâleti (sapıklığı) satın
aldılar. Onların bu ticareti kazanmadı. Hidayette de değillerdir. 2/Bakara:
16
Anladıklarımız:
1- Hevâsına ilâh edineni, Allâh dalâlete düşürür (saptırır).
2- Kur’ân-ı Kerîm’deki misalleri okuyan mü'minin îmânı,
sapığın sapıklığı artar.
3- Allâh kendi dîninin ulaşmadığı insanları saptırmaz.
4- Allâh kendisine yöneleni hidayete erdirir. Sapıklardan da
dilediğini saptırır.
5- Putlarla, insanları ve Resûlleri korkutmaya çalışan
sapıktır.
6- Kendisine yönelen insanları, Allâh doğru yola iletmek
isterse göğsünü İslâm'a ısındırır. Sapıkların ise göğsünü daraltır.
7- İnsanların çoğuna göre hareket edilmez.
8- İnsanların çoğu insanları sapıttırır.
9- Sapıttıran insanlar hayvan gibidir.
10- Hatta daha da sapıktırlar.
Dalâlet’ciler:
1- Ey Rabb’imiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da
onlar bizi dalâlete (sapıklığa) düşürdüler, derler. 33/Ahzâb: 67
2- Bizi, ancak o mücrimler (günahkârlar) dalâlete (sapıklığa)
düşürdüler. 26/Şuarâ: 99
3- Rabb’im! O esnam (put heykelleri) insanlardan çoğunu
dalâlete (sapıklığa) düşürdüler... 14/İbrâhîm: 36
4- Kâfir olanların ve Allâh yolundan engel olanların
amellerini Allâh dalâlete (sapıklığa, bolluğa) düşürmüştür. 47/Muhammed: 1
5- Firavn; kavmini dalâlete (sapıklığa) düşürdü, hidâyete sevketmedi.
20/Tâhâ: 79
6- (Şeytân), onları mutlaka dalalete (sapıklığa) düşüreceğim.
Onları boş kuruntulara boğacağım (âhireti önemsemeyip boş şeylerin arkasına
koşturarak hayatını mahvedeceğim). Mutlaka emredeceğim... 4/Nisâ: 119
7- ...Allâh’ın yolundan dalâlete (sapıklığa) düşürmek için
O'na endâd (eşler) koşar... 39/Zümer: 8
8- Eğer yeryüzündekilerin çoğuna itâat edecek olursan, seni
Allâh’ın yolundan dalâlete (sapıklığa) düşürürler... 6/En'âm: 116
9- And olsun ki: Cehennem için birçok cin ve insan yarattık.
Onların kalbleri vardır ama fıkh etmezler (anlamazlar). Gözleri vardır ama
basiret göstermezler (görmezler). Kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar
hayvanlar gibi hatta daha dalâlet (sapıklık)’tedirler. İşte bunlar gafillerdir.
7/A'râf: 179
1O- Allâh’ı bırakıp da Kıyâmet Günü’ne kadar kendisine cevap
veremeyecek şeylere duâ edenden (yalvarandan) daha dalâlete (sapıklığa)
düşen kim olabilir? Onlarsa, bunların dualarından (yalvarmalarından) habersizdirler.
46/Ahkâf: 5
11- Allâh der ki: şu kullarımı siz mi dalâlete düşürdünüz
(saptırdınız)? Yoksa kendileri mi yoldan dalâlete (sapıklığa) düştüler?
25/Furkân: 17
Anladıklarımız:
1- İdareci ve toplumun ileri gelenleri sapık ve saptırıcı
olabilir.
2- Günahkarlar, toplumu ve ferdleri
saptırırlar.
3- Put ve putçuluk insanları saptırır.
4- Kâfir ve Allâh yoluna engel olanların amelini Allâh redetmiştir.
5- Kâfir yönetici toplumunu saptırır. Hidayete iletmezler.
6- Şeytân insanısaptırır. Sapıklar boş işlere koşar. Şeytâni
kişilerin emrini yerine getirirler.
7- İlâhlaştırılmışlar insanları Allâh yolundan saptırırlar.
8- İnsanların çoğuna uyulacak olursa, saptırırlar.
9- Allâh’ın yolunda gitmeyenler hayvan gibidir. Daha da
sapıktırlar.
1O-Allâh’dan başkasına yalvarıp-çağıranlar, en sapıklardır.
11- İnsanları saptıranlar Kıyâmette hesaba çekilecektir.
Dalâletin
(sapıklığın) sonu:
1- (Allâh:) Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriye beraber
ateşe girin, der. Her ümmet girdikçe kendi bacısı (yoldaşı)’na la'net eder.
Hepsi orada birbiri ardınca yakalanınca; sonrakiler (aldatılanlar) öncekiler
(aldatanlar) için: Ey Rabb’imiz! İşte bunlar bizi dalâlete (sapıklığa)
düşürdüler. Onlara ateşten daha fazla bir azâb ver, diyecekler. (Allâh) buyurur:
(Aslında yeterince) herkese kat kat (azab verilmiştir). Lakin siz bilmezsiniz.
7/A'râf: 38
2- Hakk duâ ancak O (Allâh)’adır. O'nun dışında duâ ettikleri
(yalvardıkları) kendilerine bir şeyle cevap veremezler. Onlar ancak ağızlarına
ulaşsın diye suya doğru iki avucunu açan gibidir. O (adamın), ona (suya)
ulaşacağı da mümkün değildir. Kâfirlerin duasına (yalvarmasına) gelince, dalâletten
(sapıklıktan) başka bir şey değildir (Kâfirlerin duası, maksatlarına
ulaşmamıştır). 13/Ra'd: 14
Din: ınanç yolu, tutulan
yol, hayat nizamı, ilâhi kanunlar bütünü, hesab günü... anlamlarına
gelmektedir. Bu kelimeyle alakalı kullanılış şekilleri Kur'ân-ı Kerim'de
90'dan fazla geçmekteder.
Genel
anlamda:
1- Dîn Günü'nün Mâlik'idir. 1/Fatiha: 4
2- (Allâ Şeytân’a buyurdu:) Tâ, Dîn Günü'ne kadar la'net
sanadır. 15/Hicr: 35
3- (Allâh, Şeytân'a:) Dîn Günü'ne kadar lanetim senin üzerinedir,
dedi. 38/Sâd: 78
4- Dîn Günü oraya (Cehennem'e) girerler. 82/ınfitar: 15
5- Allâh ve Resûl’ünün haram kıldığını haram saymayan ve
Hakk Dîni dîn edinmeyenlerle savaşın... 9/Tevbe: 29
6- De ki: Dini Allâh’a halis kılarak O'na ibâdet (kulluk)
yapmakla emrolundum. 39/Zümer: 11
7- Dini yalnız Allâh’a halis kılarak O'na çağır. Kâfirler
istemese de. 40/Mü'min//âfir: 14
8- Biz sana Kitâb’ı hakk ile indirdik. Öyle ise dîni Allâh
için halis kılarak O'na ibâdet et (kul ol). 39/Zümer: 2
9- O, Hayy'dır. O'ndan başka ilâh yoktur. Dîni yalnız O'na
halis kılarak çağırın. Hamd, âlemlerin Rabb’i Allâh’adır. 40/Mü'min//âfir: 65
Allâh
katındaki dîn:
1- Din, Allâh indindeki (huzurundaki) İslâm'dır. Ancak, Kitâb
verilenler, kendilerine ilim geldikten, aralarındaki bağilik (taşkınlık,
ihtiras) yüzünden ihtilâfa (ayrılığa) düştüler. Allâh’ın âyetlerini kim
küfrederse (tanımaz, görmemezlikte gelirse, bilsin ki;) Allâh, hesabı çok
seri’ olandır. 3/Aliimrân: 19
2- Göklerde ve yerde olan O'nundur. Dîn de daima O'nadır. Allâh’tan başkasından mı ittikâ ediyorsunuz?
16/Nahl: 52
3- O (Allâh), Resûl’ünü hüdâ (hidâyet) ve hakk dînle tüm dînlerin
üzerine çıkarmak için gönderdi. Müşrikler ikrâh etseler (hoşlanmasalar) bile.
9/Tevbe: 33
4- Allâh’ın dîninden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve
yerde olanlar, tav’an (isteyerek) ve kerhen (istemeyerek) O (Allâh)’a teslim
olmuştur. O'na döneceklerdir. 3/Aliimrân: 83
5- Onlarla savaşın ki, fitne kalmasın. Dîn yalnız Allâh’ın olsun.
Eğer vazgeçerlerse zâlimlerden başkasına düşmanlık yoktur. 2/Bakara: 193
6- Hanîf (tertemiz-berrak) şekilde vech’ini (yüzünü) dîne
(hilkat usûlüne) ikâme et (çevir)! Zira Allâh’ın fıtratı (yaratış özü budur),
insanları o (yaratıliş özüne)’na göre fıtratlandırmıştır (yaratmışdır).
Allâh’ın yarattığı (bu tabii hal) değiştirilemez. İşte Kayyim (dosdoğru) olan
dîn (hilkat usûlü) budur. Fakat insanların çoğu bilmezler. 30/Rûm: 30
İnsanların
dîni:
1- Kim (Allâh huzurundaki) İslâm'dan başka bir dîn ararsa, ondan
kabul edilmeyecektir. O ahirette de kaybedenlerdendir. 3/Aliimrân: 85
2- Gemiye bindikleri zaman, dîni yalnız Allâh’a has kılarak
O'na duâ edeler (yalvarırlar)... 29/Ankebût: 65
3- De ki: Allâh’a dîninizi mi öğretiyorsunuz? Oysa Allâh
göklerde ve yerde olanları da bilir. Allâh her şeyi bilendir. 49/Hucurât: 16
4- Allâh, dîn uğrunda sizinle mukâtele etmeyen (savaşmayan),
sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere birr (gerçek iyilik) yapmanızı ve
onlara karşı adil davaranmanızı yasaklamaz. Doğrusu Allâh adil olanları
sever. 60/Mümtehine: 8
5- Dinde ikrah (zorlama) yoktur. Artık rüşd (olgunluk)
ğayy'dan (‘iğva edilmiş’ düzeni bozulmuşdan) iyice tebeyyün (açıklanmıştır)
edilmiştir. Kim Tâğût'a küfrederse (tanımazsa), Allâh’a da îmân ederse artık o
kopmak bilmeyen urvetü’l vüska’ya (sağlam bir kulpa) sarılmıştır. Allâh
Semî'dir Alîm'dir. 2/Bakara: 256
Mü'minlerin
dîni:
1- Meyte (leş), dem (kan), lahme’l hınzîr (domuz eti),
Allâh’tan başkasına boğazlanan, boğulmuş, vurulup öldürülmüş, yukarıdan
yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş, canavarların yediği hayvanlar, -ölmeden
yetişip kestìkleriniz müstesna- nusub (dikili taşlar) üzerine boğazlanmış
hayvanlar ve ezlâm (fal oklarıy)la kısmet aramanız size haram kılındı.
Bunlar fısk'tır. Bugün, küfredenler sizi dininizden (mahrum etmekten) umutlarını
kesmişlerdir. Onlardan huşu ’ etmeyin (korkmayın). Benden huşu ’ edin.
Bugün, size dininizi ikmal ettim. Size olan nimetimi tamamladım. Dîn
olarak sizin için İslâm’ı razı oldum (beğendim)... 5/Mâide: 3
2- Zâniye (zina eden kadın) ve zânî (zina eden erkek)’in her
birine yüz’er celde (değnek) vurun. Eğer, Allâh’a ve Ahiret Günü’ne îmân
ediyorsanız; ikisine Allâh’ın dîni konusunda size re’fe (acıma) tutmasın.
Mü'minlerden bir tâife de ikisinin azâbına (cezalandırılmasına) şahid olsun.
24/Nûr: 2
3- Yüzünü hanîf olan dîne ikâme et (çevir)! Sakın ha!
Müşriklerden olma. 10/Yûnus: 105
Din kardeşi:
1- (Müşrikler) eğer tevbe eder, salâtı ikâme eder (namaz
kılar) ve zekât verirlerse, sizin dîn kardeşiniz olurlar... 9/Tevbe: 11
2- Onları (evlatlıkları), babalarına nisbet edin, bu Allâh
katında daha adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar dîn kardeşi
ve mevlanızdır (dostlarınızdır)... 33/Ahzâb: 5
3- ...Fakat dîn uğrunda yardım isterlerse, aranızda anlaşma
olmayan kavimden başkasına karşı onlara yardım etmeniz gerekir. Allâh işlediklerinizi
görür. 8/Enfâl: 72
Kâfirlerin
dîni:
1- ...Çünkü hükümdarın dînine (kanunlarına) göre, (Yûsuf) kardeşini
alıkoyamazdı, meğer ki Allâh dileye... 12/Yûsuf: 76
2- Firavun: Beni bırakın da Mûsâ'nıöldüreyim, o, Rabb’ine duâ
etsin (yalvaradursun). Onun, sizin dîninizi değiştireceğinden veya yeryüzünde
fesad çıkaracağından korkuyorum, dedi. 40/Mü'min//âfir: 26
3- Sizin dîniniz size, benim dînim banadır. 109/Kâfirun: 6
4- Yoksa, onların kendilerine Allâh’ın izin vermediği dînden
şeriat olarak koyan ortakları mı var?... 42/Şûrâ: 21
Kâfirlerin tavırları:
1- Ey îmân edenler! Sizden önce kitâb verilenlerden,
dîninizi alaya ve eğlenceye alanları ve kâfirleri evliyâ (dostlar)
edinmeyin. İnanıyorsanız Allâh’tan ittikâ edin. 5/Mâide: 57
2- ...Fitne, katl’den (öldürmekten) ekber’dir... Güçleri
yetse, dîninizden döndürünceye kadar sizinle savaşa devam ederler.
İçinizden kim dîninden dönüp kâfir olarak ölürse, bunların amelleri dünya ve
ahirette boşa gitmiştir. İşte onlar ateş halkıdır. Onlar orada temelli
kalacaklardır. 2/Bakara: 217
3- Allâh, ancak sizinle dîn uğrunda makâtele eden, sizi
yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanıza yardım edenleri veli (dost)
edinmenizi yasaklar. Kim onları veli (dost) edinirse, işte onlar zâlimdir.
60/Mümtehine: 9
4- Eğer andlaşmalarından sonra, yeminlerini bozarlar,
dîninize dil uzatırlarsa, küfrün önderleriyle savaşın. Çünkü onların yeminleri
sayılmaz, belki vazgeçerler. 9/Tevbe: 12
Duâ: Yalvarmak, istemek,
çağırmak, bir şeyi arzetmek... anlamına gelmektedir. Kullanılış biçimlerine
göre farklı manalara gelen bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de 210 civarında zikredilmektedir.
Neye duâ
ediyorlar:
1- Allâh ile beraber başka bir ilâha (sıkıntılarından dolayı)
duâ etme (yalvarma). Yoksa azâb edileceklerden olursun. 26/Şuarâ: 213
2- Allâh’tan başka duâ ettiğiniz (yalvardıklarınız da),
sizin gibi ibâd (kullar)dır. Eğer (yaptıklarınızda)
sadık iseniz, onları çağırın da (gelip) size cevap versinler. 7/A'râf: 194
3- İlyas (as) kavmine: Allâh’dan ittikâ etmez misiniz
(sakınmaz mısınız)? Ba'l (put)’e mi duâ ediyorsunuz?...
37/Sâffât: 124- 125
4- Onlar (müşrikler) O'nu (Allâh’ı) bırakıp inas’a (dişilere,
tanrıçalara) duâ ediyorlar (yalvarıyorlar). (Aslında) inatçı şeytandan başkasına
duâ etmiyorlar (yalvarmıyorlar). 4/Nisâ: 117
5- Allâh’tan başka duâ ettiğiniz (yalvardıklarınız da),
sizin gibi ibâd (kullar)dır. Eğer (yaptıklarınızda) sadık
iseniz, onları çağırın da (gelip) size cevap versinler. 7/A'râf: 194
6- Deki : Eğer duanız olmasaydı
Rabbim size değer verirmiydi? Durup dururken tekzîb ettiniz (yalanladınız). O
halde size (bir azâb) lazım oluyor (gerekiyor). 25/Furkân: 77
7- De ki: Allâh’dan başkasına mı duâ edelim (yalvaralım)?
Onlar, bize ne fayda ve ne de zarar verirler. Allâh, bizi hidâyete eriştirdikten
sonra gerisin geriye mi dönelim? Şeytânların yeryüzünde hevâlandırıp çöllere
(düşürdükleri) kimseler gibi... De ki: Allâh’ın hidâyeti, (asıl) hidâyetin ta
kendisidir. 6/En'âm: 71
8- De ki: İster Allâh (diye) duâ edin, ister Rahmân (diye) duâ
edin. Hangisiyle duâ ederseniz (edin), en güzel isimler O'nundur. Salât’ında
(namazında) sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut.
17/İsrâ: 110
9- Allâh’a davet edenden, sâlih amel işleyen ve “Hiç şüphesiz
ben müslimîn’denim” diyenden kimin sözü daha güzeldir? 41/Fussilet: 33
10- Resûl’ü, kendi aranızda birbirinizi çağırdığınız gibi
çağırmayın (davet etmeyin)... 24/Nûr: 63
Anlayabidiğimiz:
1- Allâh’tan başka bir ilâha yalvarmak haramdır, küfürdür.
2- Bunu yapanlar azâbı hak etmişlerdir.
3- Allâh’dan başkasına insanlar yalvarıp-çağırmaktadır.
4- Çağırdıkları arasında Allâh’ın kullar da mevcuttur.
5- Yalvaran ve yalvarılan esasında hepsi Allâh’ın kuludur.
8- İnsanlar arasında Allâh’dan sakınmayanlar mevcuttur.
9- Bunlar Ba'l gibi heykellere yalvarıp çağırırlar.
10- Allâh’tan sakınananlar Allâh’a yalvarır, sakınmayanlar
edindikleri putlara yalvarır.
Niçin duâ
ediyorlar?
1- De ki: Allâh’tan başka duâ ettiğiniz şeylere
(yalvardıklarınıza) ibâdet (kulluk) etmem bana yasaklandı. (Yine) de ki:
Sizin hevâlarınıza tabi olmayacağım. Yoksa dalâlete düşerim (sapıtırım) ve
hidâyette olanlardan olamam. 6/En'âm: 56
2- Allâh’ı bırakıp da kendilerine duâ ettikleriniz hiç bir
şey yaratamazlar, onların kendileri yaratılmıştır. 16/Nahl: 20
3- O (Allâh)’ı bırakıp da duâ ettikleri şeyler, şefaat etmeye
malik değillerdir... 43/Zuhruf: 86
4- De ki: O (Allâh)’ı bırakıp da (ilah olarak) ileri
sürdüklerinize duâ edin (yalvarın). Onlar sıkıntılarınızı ne
uzaklaştırabilirler, ne de değiştirebilirler. 17/İsrâ: 56
5- Onların duâ ettikleri (yalvardıkları heykel putlarını),
kendilerini Rablerine daha fazla yaklaştırıcı vesîle (yakın olma) için yaparlar...
17/İsrâ: 57
Anlayabidiğimiz:
1- İnsanlardan bazıları Allâh’dan başkalarına kul oluyor.
2- Kul oldukları şeylere duâ ederler.
3- Bu kötü hareketleri yapanlar sapıtmıştır.
4- İmân edenlere bu kötü işler ve tavİrlar yasaktır.
5- Yalvarıp-çağırdıkları şeyler bir şey yaratmaya kadir değiller.
6- Onların kendileri yaratılmıştır.
7- Hiç bir şeye kadir değiller, şefaat da edemezler
8- Yalvarıp-çağırıyorlar ki, ya sıkıntları gitsin, ya da
değiştirilsin.
9- Onlar hiçbir sıkıntını kaldırmaya da değiştirmeye de
güçleri yetmez.
Yalvardıkları
şeylerin durumu:
1- Hakk duâ ancak O (Allâh)’adır. O'nun dışında duâ ettikleri
(yalvardıkları) kendilerine bir şeyle cevap veremezler. Onlar ancak ağızlarına
ulaşsın diye suya doğru iki avucunu açan gibidir. O (adamın), ona (suya)
ulaşacağı da mümkün değildir. Kâfirlerin duasına (yalvarmasına) gelince, dalâletten
(sapıklıktan) başka bir şey değildir (Kâfirlerin duası, maksatlarına
ulaşmamıştır). 13/Ra'd: 14
2- Allâh’ı bırakıp da sana fayda yada zarar vermeyecek şeylere
duâ etme (yalvarma)!.. 10/Yûnus: 106
3- Ey insanlar! Size bir misâl verildi. Onu dinleyin.
Allâh’dan başkasına duâ ettikleriniz (yalvardıklarınız), bir araya gelseler
bir sineği bile yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, onu da geri
alamazlar. İsteyen de zayıf, kendinden istenen de! 22/Hacc: 73
4- Allâh adaletle hükmeder. O'nu bırakıp, duâ ettikleriniz
(yalvardıklarınız) ise; hiç bir şeye hükmedemezler... 40/Mü'min/Gâfir: 20
5- Duâ ettiğinizde sizi onlar işitiyorlar mı? 26/Şuarâ: 72
Anladıklarımız:
1- Hak duâ Allâh’a aittir.
2- O'nun dışındakilere yalvarıp-çağırmak yasaktır.
Çağıranlara cevap vermezler de.
3- Allâh’dan başkasına yalvarıp-çağrılmaz.
4- Allâh’dan başkasına yalvarp-çağırdıkları, ne fayda, ne
de zarar verir.
5- Allâh tüm insanları uyarıyor.
6- Allâh’dan başkasına yalvarıp-çağrılanların tümü bir araya
gelse basit gözüken sineği dahi yaratamazlar.
7- Onlardan sinek bir şey alsa, onu bile sinekten geri almaya
gücüleri yetmez.
8- Allâh her şeye hükmeder. Hükmettiği her şey adalet üzeredir.
9- Allâh’ttan başka duâ edilenler hiç bir şeye hükmedemez.
Onlar adına uydurulanlar adaletten yoksundur. Sapıklıktan başka bir şey değildir.
Bazı
âyetler:
1- ...İşte onlar ateşe davet ederler (çağırırlar), Allâh ise
izniyle Cennet'e ve mağfirete çağırır ve insanlar tezekkür etsinler diye
âyetlerini açıklar. 2/Bakara: 221
2- Sizden, hayıra çağıran, marufu (iyiliği) emreden ve münkeri
(kötülüğü) meneden bir ümmet olsun. İşte onlar, iflah olanlardır.
3/Aliimrân: 104
3- Onların, Allâh’tan başka duâ ettikleri (yalvardıkları)
şeylere sövmeyin. Sonra onlar da bilmeyerek Allâh’a söverler... 6/En'âm:
108
4- Allâh’a karşı yalan yere iftira eden veya âyetlerini yalan
sayandan daha zâlim kimdir? Kitâb'daki nasibleri kendilerine erişecek olanlar
onlardır. Elçilerimiz canlarını almak üzere geldiklerinde onlara şöyle derler:
Allâh’tan başka duâ ettikleriniz (yalvardıklarınız) nerede? (Cevap olarak)
derler ki: (Hepsi de) bizden dalâlete düştüler (bizi bırakıp kaçtılar).
Böylece, kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahidlik ederler.
7/A'râf: 37
5- O'nu bırakıp da duâ ettiklereniz, kendilerine yardım
edemezler ki, size de yardım etsinler. 7/A'râf: 197
6- Dikkat edin! Göklerde ve yerde kim (ve ne) varsa hepsi
Allâh’ındır. Allâh’ı bırakıp duâ ettikleri ortaklar nedir? Onlar sadece zanna
uyarlar. Onlar ancak yalancıdırlar. 10/Yûnus: 66
7- Biz, onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine
zulmettiler. Rabb’inin buyruğu gelince, Allâh’ı bırakıp duâ ettikleri (yalvardıkları)
ilâhlar kendilerine bir fayda vermez. Kayıplarını ziyadeleştirmekten başka
bir şeye yaramadı. 11/Hûd: 101
8- Rabbinin yoluna, Hikmet'le, mevizetü’l hasene’yle (güzel
öğütle) çağır. Onlarla en güzel şekilde mücadele et!..
16/Nahl: 125
9- İnsan hayrı istediği gibi, şerri de ister. İnsan çok
acelecidir. 17/İsrâ: 11
10- (Bu) böyledir. Hakk yalnız O, Allâh’tır. O'nu (Allâh’ı)
bırakıp duâ ettikleri o şey, batılın kendisidir. Doğrusu Allâh yücedir
büyüktür. 22/Hacc: 62
11- Onları, ateşe çağıran önderler kıldık. Kıyâmet Günü de yardım
edilmezler. 28/Kasas: 41
12- De ki: Allâh’ı bırakıp da duâ ettiğiniz ortaklarınıza
(putlarınıza) hiç baktınız mı? Bana gösteriniz: Onlar yerde neyi yarattılar?.. 35/Fâtır: 40
13- Firavn dedi ki: Beni bırakın da Mûsâ'nıöldüreyim. O,
Rabbine duâ etsin. Onun, sizin dîninizi değiştireceğinden veya yeryüzünde
fesad çıkaracağından korkuyorum. 40//âfir /Mü'min: 26
14- (Firavn devrinde mü'min olan bir şahıs): Ey kavmim! Bana
(bu halimize) ne oluyor? Ben sizi necata (kurtuluşa) davet ediyorum
(çağırıyorum). Siz beni ateşe çağırıyorsunuz. 40//afir/Mü'min: 41
Ebsar: Görme, anlayiş, gözler anlamına gelen bu kelimenin
çeşitli kullanılış şekilleri oldukça fazladır. Ancak biz burada, sadece 36 civarında
zikredilen ebsarla ilgili olan misallerle yetineceğiz.
1- Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin
için ibret vardır. Biri Allâh yolunda mukâtele (savaş) edenlerdir. Diğeri,
kâfirlerdir ki, bunlar karşı tarafı gözleriyle kendilerinin iki misli
görürler. Allâh dilediğini nasr (yardım)İyla te’yid eder (destekler). Bunda
basiret sahibleri için ibret vardır. 3/Aliimrân: 13
2- Gözler O'nu görmez, O bütün gözleri görür. O Latîf
Habîr’dir. 6/En'âm: 103
3- Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı? Orada olanları akledecek kalbleri,
işitecek kulakları olsun. Ama yalnız ebsar (gözler) kör olmaz, fakat göğüslerde
olan kalbler de körleşir. 22/Hacc: 46
4- Allâh geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirir. Doğrusu,
ulu’l ebsar (görebilenler) için bunda ibretler vardır. 24/Nûr: 44
5- Güçlü ve basiretli (anlayişlı) olan kullarımız İbrâhîm,
İshâk ve Ya'kûb'u da an. 38/Sâd: 45
6- De ki: O sizi varetti, yine size sem’ (kulaklar), ebsar
(gözler) ve efide (kalbler) verdi. Ne az şükrediyorsunuz! 67/Mülk: 23
7- Allâh onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir,
ebsar (gözler)inde de perde vardır ve büyük azâb onlar içindir. 2/Bakara: 7
8- Onların efide’sini (kalblerini), ebsarını (gözlerini), ona
ilk defa inanmadıkları gibisine tekallub ettiririz (çeviririz); onları
tuğyanları (taşkınlıkları) içinde bırakırız. (Başıboş serseriyane) bocalayıp
dolaşırlar. 6/En'âm: 110
9- Sonunda oraya varınca, kulakları, ebsar (gözleri) ve
derileri, yaptıkları hakkında onların aleyhinde şahidlik ederler.
41/Fussilet: 20
10- Mûsâ da: And olsun ki, bunları göklerin ve yerin
Rabb’inin basiret belgeleri olarak indirdiğini biliyorsun. Ey Firavn!
Doğrusu senin mahvolacağını sanıyorum, demişti. 17/İsrâ: 102
11- Muttakiler, Şeytânlar taifesinden birine maruz kalınca,
Allâh’ı tezekkür ederler (anarlar) ve hemen basiretli olurlar (gerçeği göürler).
7/A'râf: 201
Fahşâ: Yüz kızartıcı günah
olan fuhuş, edebsizlik, zina... gibi anlamlara
gelmektedir. Bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de 24 civarında zikredilmektedir.
1- Hiç şüphesiz; Allâh adaleti, ihsânıve itâi zi’l kurbâ
(yakınlara bakmayı) emreder. Fahşâyı, münkeri ve bağy’ı (azgınlığı) nehyeder.
Tezekkür edersiniz diye size va’zediyor (öğüt veriyor). 16/Nahl: 90
2- Ey îmân edenler! Şeytânın hutuvât (adımlar)’ına tabi
olmayın. Kim Şeytân’ın adımlarına tabi olursa; o, fahşânıve münkeri emreder.
24/Nûr: 21
3- Kitâb'tan sana vahyolunanıoku. Salâtı ikâme et (namaz kıl);
muhakkak ki salât (namaz) fahşâ (hayasızlık)’dan ve
münker (fenalık)’tan alıkor. Zikrullâh (Allâh’ı anma) en büyük şeydir! Allâh
yaptıklarınızı bilir. 29/Ankebût: 45
4- Şeytân fakirlikle tehdit eder. Size fahşâ
(fuhuş)’nıemreder... 2/Bakara: 268
5- De ki: Rabb’im; fevâhiş (fuhuİlardan)’dan
zahir (açık) olanıve batın (gizli) olanı, ism (günah)’i, haksız yere olan
bağıyy (saldırı), hakkında hiçbir sultan (delil) indirmediği bir nesneyi
Allâh’a şirk (ortak) koşmanıve Allâh hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi
haram kılmıştır. 7/A'râf: 33
6- Kadınlarınızdan fâhişe (fuhûİ) yapanlara dört şahid
getirin... 4/Nisâ: 15
7- Zina’ya yaklaşmayın. Gerçekten o, fâhişe (hayasızlık)’tır. (Aynızamanda da) kötü bir yoldur. 17/İsrâ:
32
8- De ki: Gelin size Rabb’inizin haram kıldığı şeyleri
söyleyeyim: O'na hiçbir şeyi şirk (ortak) koşmayın. Ana-babaya iyilik yapın.
Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin sizin ve onların rızkını veren
Biziz. Gizli ve açık fahişe’lere (kötülüklere) yaklaşmayın.
Allâh’ın haram kıldığı canıhaksız yere katletmeyin. Allâh bunları size akledesiniz
diye buyurmaktadır. 6/En'âm: 151
9- Şûrâsı bir gerçektir ki: O (Şeytân), size sû’ (kötülük)’ü,
fahşâ (fuhı)’u ve Allâh katında bilmediğiniz şeyleri emreder. 2/Bakara: 169
10- Onlar bir fâhişe(lik) yaptıklarında; babalarımızı da
bunu (fâhişeliği) yaparken böyle bulduk. Aslında bize Allâh da bunu yapmanı
emretmiştir, derler. (Onlara) deki: Allâh fahşâ’yı emretmez... 7/A'râf: 28
11- Lûd’u da (hatırla). Kavmine demişti ki: Sizden önceki
hiçbir âlem’lerin yapmadığını, (o) malum fâhişe(liği göz göre göre) siz yapıyorsunuz
ha? Siz kadınların ötesinden erkeklere şehvetle gidiyorsunuz. (Gerçeğe
karşı) bilakis siz, müsrifler (haddi aşan cahiller) kavmisiniz 7/A'râf: 80-81
12- Onlar bir fâhişe(lik) yaptıklarında, ya da (dokunma veya
bakmakla) nefislerine zulmettiklerinde Allâh’ı hatırlarlar. Zunûb
(günahlar)’ı için istiğfar ederler. 3/Aliimrân: 135
13- Mü'minler arasında (o) malum fahşâ’nın (fuhşun) şuyuunu
(yayılmasını) sevenler vardır. İşte onlara, dünya ve âhirette elîm bir azâb
vardır. Allâh bilir, siz ise bilmezsiniz. 24/Nûr: 19
14- Onlar kebâir (büyük) ism’den ictinâb ederler (çekinirler)
fevâhiş (fâhişelikler)’den de, gazablandıklarında (öfkelendiklerinde) mağfiret
ederler. 42/Şûrâ: 37
15- Onlar kebâir (büyük) ism’den ve fevâhiş
(fâhişelikler)’den ictinâb ederler (çekinirler) ancak lememe (bazı kusurlar) hariç.
Hiç şüphesiz senin Rabb’inin mağfiret (sınırı) geniştir... 53/Necm: 32
Fesad: Doğru işleyen bir işi
bozmak, batılın yayılmasına çalışmak, dengeyi bozmak... anlamlarına gelmektedir.
Kur’ân-ı Kerîm’de 50 'den fazla çeşitli şekillerde kulllanılmaktadır.
Genel
olarak:
1- ...Yer yüzünde fesâdcılığı arzulama.
Allâh fesâdcıları sevmez. 28/Kasas:77
2- O (münâfık)’lara yer yüzünde fesâd
çıkarmayın denildiğinde, biz islahatcılarız, derler. 2/Bakara:11
3- ..Onlar yer yüzünde fesâda koşarlar.
Allâh fesâdcıları sevmez. 5/Mâide:44
4- Eğer hakk, onların hevâlarına uysaydı; gökler ve yer ile
bunlarda bulunanlar fesâda uğrardı... 23/Mü'minûn:71
5- Siz ha!.. İş başına geldiğinizde,
yer yüzünde fesâd çıkaracaksınız? Akrabalık bağlarını
da keseceksiniz? 47/Muhammed: 22
6- Allâh’a ve Resûl’üne karşı savaşanların ve yer yüzünde fesada koşanların cezası; ancak ya acımadan
öldürülmeleri ya asılmaları, ya da el ve ayaklarının çaprazlama esilmesi yahut
da bulundukları yerden sürülmesidir... 5/Mâide: 33
7- Firavn'un kavminden kodamanlar dedi ki: Mûsâ'nıve kavmini
kendi hallerine mi bırakıyorsun? Onlar yer yüzünde
fesat çıkarsınlar diye. (Ayrıca) seni ve ilâhlarını bıraksınlar diye
(Bunları böyle mi bırakacaksın). 7/A'râf: 127
8- ...Eğer Allâh, insanlardan bazısını diğer bazılarıyla
defetmeseydi yeryüzü fesâda uğrardı... 2/Bakara: 251
9- Eğer ikisinde (yerde ve gökte) Allâh’tan başka ilâhlar olsaydı,
ikisi de fesâda uğrardı... 21/Enbiyâ: 21
Anladıklarımız:
1- Fesadcılık arzulanamaz.
2- Allâh fesâdcıları sevmez.
3- Fesadcılar, kendilerini İslahatcı olarak kabul ederler.
4- Bazı insanlar, sürekli fesâda koşarlar.
5- Fesad hakim olsaydı, gökler ve
yeryüzünün düzeni bozulurdu.
6- Fesadcılar işbaşına gelmeye çalışırlar.
7- Fesadcılar işbaşında insanların akrabalık bağlarını
keserler.
8- Fesadcılar Allâh’a ve Resûlüne karşı savaşırlar.
9- Firavn gibilerine göre, Resûller ve mü'minler
fesâdcıdırlar.
10- Firavn gibilerine göre, zâlim kırallar ve ilâhları terk
edilemez.
11- Allâh bazı fesâdcılarla diğer fesâdcıları defetmektedir.
12- Allâh’dan başka ilâhlar edinildiğinde fesad kendisini
gösterir.
Fısk: Meşru zeminlerin
dışına çıkmak, istenilmeyen şeyin yapılması, kötü huylu... gibi anlamlara gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de 50'den fazla
çeşitli anlam ve şekillerde kullanılır.
Genel
anlamda:
1- And olsun! Sana indirdiğimiz apaçık âyetlerdir. O'nu fâsıklardan
başkası küfretmez. 2/Bakara: 99
2- ...Allâh’ı unuttular. O da, onları unuttu. Münâfıklar
fâsıkların kendileridir. 9/Tevbe: 67
3- ...Onlar (hakktan) kayınca, Allâh da onların kalblerini
kaydırdı. Allâh fâsıklar kavmini hidâyete erdirmez. 61/Saff: 5
4- ...Allâh îmânısize sevdirdi. Onu da kalblerinize süsledi.
Küfrü, fıskı ve isyânıda kerih (çirkin) göstermiştir. Raşid (olgun) olanlar
bunlardır. 49/Hucurât: 7
Fasık ve
özellikleri:
1- Meyte (leş), dem (kan), lahme’l hınzîr (domuz eti),
Allâh’tan başkasına boğazlanan, boğulmuş, vurulup öldürülmüş, yukarıdan
yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş, canavarların yediği hayvanlar,
-ölmeden yetişip kestìkleriniz müstesna- nusub (dikili taşlar) üzerine
boğazlanmış hayvanlar ve ezlâm (fal oklarıy)la kısmet aramanız size haram kılındı.
Bunlar fısk'tır. Bugün, küfredenler sizi dininizden (mahrum etme) umutlarını
kesmişlerdir. Onlardan korkmayın. Benden ittikâ edin. Bugün, size dininizi
ikmal ettim. Size olan nimetimi tamamladım. Dîn olarak sizin için de İslâm’ı
beğendim... 5/Mâide: 3
2- Üzerine Allâh’ın ismi zikredilmemiş (anılmamış)
olanlardan yemeyin. O bir fısk'tır... 6/En'âm: 121
3- Ey îmân edenler! Eğer fâsık size bir haber getirirse, onu
araştırın... 49/Hucurât: 6
4- ...Kim Allâh’ìn indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar
fâsıkların kendisidir. 5/Mâide: 47
5- Firavn, kendi kavmini istihfâf’a (hafife) aldı. Onlar da
ona itâat ettiler. Çünkü onlar fâsıklar kavim idiler. 43/Zuhruf: 54
6- ...Onu (Lut'u), habâis (pis işleri) yapan memleketten
kurtardık. Gerçekten kötülüğe sahip fâsık bir kavimdiler. 21/Enbiyâ: 74
7- ...Yazana ve şahit olana zarar verilemez. Eğer bu
yapılırsa, o sizin için bir fâsıklıktır... Bakara : 282
8- ...Kendi kendinizi lemzetmeyin (ayıplayarak çağırmayın).
Birbirinizi (aşağılayan) kötü lakablarla lemzetmeyin (ayıblayarak çağırmayın).
İmândan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir!..
49/Hucurât: 11
Fasıkların cezası :
1- ...Siz onlardan razı olsanız bile, Allâh fâsıklar kavminde razı
olmaz. 9/Tevbe: 96
2- Fasık olanların yeri ateştir... 32/Secde: 20
3- Ayetlerimizi tekzîb edenlere (yalanlayanlara) gelince,
onlara azâb dokunacaktır. Yaptıkları fâsıklık sebebiyle. 6/En'âm: 49
Fıtrat: Özde bulunan teferruat
(ayrıntılar), kendinden önceki neslinin özünü muhafaza edip ve aynızamanda
kendinden sonra gelen yeni nesle aynıözellikleri aktarma vasıfları, yarılma,
parçalanma... gibi anlamlara gelen bu kelime farklı
biçimleriyle Kur’ân-ı Kerîm’de 20 civarında zikredilmektedir.
İlgili
misaller
1- Ben, vech’imi (yüzümü) hanîf (tertemiz-barrak) şekilde
yeryüzünü ve gökleri fıtratlandiran (yaratan)’a tevcih ettim (yönelttim).
6/En'âm: 79
2- Hanîf (tertemiz-berrak) şekilde vech’in (yüzünü) dîne
(hilkat usulüne) ikâme et (çevir)! Zira Allâh’ın fıtratı (yaratış özü budur),
insanları o (yaratıliş özüne)’na göre fıtratlandırmıştır (yaratmışdır).
Allâh’ın yarattığı (bu tabii hal) değiştirilemez. İşte Kayyim olan (dosdoğru)
dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmezler. 30/Rûm: 30
3- ...Deki: Sizi ilk defa fıtratlandıran (teferruatlı
özellikleri verip yaratan, yeni bir yaratılişla tekrar aynışekilde
diriltecektir). 17/İsrâ: 51
4- (Hûd:) Ey kavmim! (Tebliğe karşılık olarak) sizden bir
ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak beni fıtratlandırana aittir...
11/Hûd: 51
5- (İbrâhîm,) hayır sizin Rabb’iniz; göklerin ve yerin
Rabb’idir. O, onları (gökleri ve yeri) fıtratlandırdı (yarattı)... 21/Enbiyâ:
56
6- Nerdeyse gökler o (iftira)’dan
dolayı taftîrlenecek (çatlayıp parçalanacak), yer inıikâklanacak (şakka
şakka yarılacak), dağlar da çöküp (yere, secdeye) kapanacaktır. 19/Meryem: 90
7- Nerdeyse üzerlerinde bulunan gökler, taftîrlenecek
(çatlayıp parçalanacak)... 42/Şûrâ: 5
8- Gökler, infitârlanınca (çatlayıp parçalandığı zaman).
82/ınfitâr: 1
9- De ki: Allâh’tan ğayrı bir velî mi edineyim? (O Allâh,)
göklerin ve yerin fâtır (fıtratlandıran)’ıdır... 14/İbrâhîm: 10
10- Hamd Allâh’adır. (O Allâh,) göklerin ve yerin fâtır
(fıtratlandıran)’ıdır. Melekleri de resûller (elçiler) kılmıştır.35/Fâtır: 1
11- De ki: Ey Allâh’ım!.. Göklerin ve
yerin fâtır (fıtratlandıran)’ı. /ayb’ı bilen, görüleni de (bilen Sensin)...
39/Zümer: 46
12- (O Allâh,) göklerin ve yerin fâtır (fıtratlandıran)’ıdır.
Size kendinizde (hemcinsinizde) zevceler kıldı. Hayvanlardan da zevceler
(kıldı). (Bununla) sizi üretip türetir. (İşin aslına gelince:) onun benzer
bir şey yoktur... 42/Şûrâ: 11
13- O gökleri tabaka (kat kat) yarattı. Rahmân’ın hİlkatında
(yaratmasında) tefâvut (birbirine aykırı düzensizlik) göremezsin. Basar’ını
(gözünü) geri çevir de bak hele, futûr’dan (fıtratından bir aykırılık yani
yarık-yırtıktan bir eser) görecek misin? 66/Mülk: 3
14- (O gün,) gökler munfatır (asıl fıtratından aykırı halde
yarık-yırtık)’lanır. (Allâh’ın) va’di mef’ûl olur (yerine gelir). 73/Müzemmil:
18
Fitne: Hayır-şer'le imtihan,
yakmak, ateşe atmak, eziyet etmek, denemek, hayrette bırakmak, fitne çıkarmak...
anlamlarına gelmektedir. Ku'an'da 60'dan fazla kullanılmıştır.
Genel
olarak:
1- Ey insanoğulları! Şeytân, ayıp yerlerini kendilerine göstermek
için elbiselerini soyarak ebeveyninizi (ananızı-babanızı) Cennet’ten çıkardığı
gibi sizi de, sakın ha fitneye düşürmesin. Sizin onları görmediğiniz
yerlerden o ve taraftarları sizi görürler. Biz Şeytânları, inanmayanlara
evliyâ (dostlar) kılarız. 7/A'râf: 27
2- Fitneden ittika edin. O sadece sizden zulmederlere hususi
olarak isabet etmez. Allâh’ın azâbının şiddetli olduğunu bilin. 8/Enfâl: 25
3- Aralarında Allâh’ın indirdiği ile hükmet ve onların
hevâlarına tabi olma. Allâh’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni
fitneye düşürmeleri konusunda dikkat et. 5/Mâide: 49
4- Müşrikler, sana vahyettiğimizden başka bir şeyi yalan yere
iftira etmen için seni, nerdeyse, sana vahyettiğimizden fitneye düşürecekler.
Seni de velî (dost) edineceklerdi. 17/İsrâ: 73
5- Onları yakaladığınız yerde öldürün. Sizi sürdükleri
yerden siz de onları sürün. Fitne çıkarmak katletmekten daha şiddetlidir...
2/Bakara: 191
6- İnsanlardan kimileri vardır ki; Allâh’a inandık, der. Fakat
Allâh uğrunda fitneye uğradıklarında Allâh’ın azâbı gibi tutar...
29/Ankebût: 10
7- ... Sizin bazınızı bazınıza fitne kıldık. Sabredebilecek
misiniz?... 25/Furkân: 20
8- İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize duâ eder (yalvarır).
Sonra kendisine tarafımızdan bir nimet verdiğimiz vakit: Bu bana ancak bilgimden
dolayı verilmiştir, der. Hayır, o bir fitnedir. Fakat çokları bilmezler.
39/Zümer: 49
9- Biliniz ki! Malınız ve çocuklarınız birer fitnedir.
8/Enfâl: 28
Fitne
konuları:
1- Şeytâna uymak,
2- Allâh’ın indirdiği hukukun dışında bir çözüm aramak,
3- Allâh’ın indirdiği vahyin; indirilmediğini,
yahut konuyla alakası olmayan bir hususun var olduğunu söylemekle Allâh’a
iftira etmek,
4- Haksız yere insanları başka memleketlere sürmek,
5- Bazı nimetler,
6- Mal ve çocuklar,
7- Allâh yolunda devam edenlerin uğradığı sıkıntı ve eziyet
fitnedir.
8- Allâh’ın indirdiği hukukun tümü veya bir kısmına, gevşek
davranmak fitne konularıdır.
Fucur: imân bakımından,
kişiyi tehlikeli durume düşüren hal ve hareketlerde bulunma. Küfür ve münâfıklık
gereği mü'minlere zulümde bulunma... gibi anlamlara
gelen bu kelime topluluğu Kur’ân-ı Kerîm’de 7 civarında zikredilmektedir.
1- Sen onları (öldürmez de) bırakırsın, kullarını dalâlete
(sapıklığa) düşürürler. (Bir de onlar) fâcir ve keffâr (olacak kimseleri) doğrurlar.
71/Nûh: 27
2- O (âhirette bunala)’nlar kefere (kâfir) ve fecere (kötülük
yapanlar)’dır. 8/Abese: 42
3- Hayır, hayır, füccâr (kötülerin)’ın kitabı Siccîn’dedir.
83/Mutaffifîn: 7
4- ...Muttakileri, fuccâr (fucuratı yapanlar) gibi mi kabul
edeceğiz? (Asla). 38/Sâd: 28
5- Şüphesiz fuccâr da (kötülük yapanlar) tabi ki,
Cehîm’dedir. 82/ınfitar: 14
6- Ona (nefis’e) fucur (kötülük)’unu ve takvâsını ilham edene
de. 91/Şems: 8
Furkân: İyi-kötü,
hakk-bâtıl...’ı birbirinden ayıran yetenek, Getirdiği hükümlerle hakla batılı
birbirinden ayıran Kur’ân, hüccet, delil... anlamlarına gelmektedir. Kur’ân-ı
Kerîm’de 7 yerde zikredilmektedir.
1- Ramazan ayı, ki onda Kur'ân, insanlara
hidâyet edici olarak indirildi. Hidayet ve Furkân (bakımın)’dan beyyinât (açık
deliller)’tır. Sizden bu anıidrak eden, onda savm (oruç) tutsun... 2/Bakara:
185
2- Şanıçok yüce olan (O Allâh), âlemlere nezîr (uyarıcı) olsun
diye kendi kulu (Muhammed as)’a Furkân’ı (getirdiği hükümlerle hakla batılı
birbirinden ayıran Kur'ân’ı) indirdi. 25/Furkân: 1
3- Mûsâ’ya Kitâb, Furkân verdik ki, siz hidâyetlenesiniz
(hidâyete eresiniz). 2/Bakara: 53
4- Eğer Allâh’a ve Furkân Günü’ne (hak-batılın ayrıldığı güne)
ve iki toplumun birbiriyle karşılaştığı güne îmân etmişseniz... 8/Enfâl: 41
5- Ey îmân edenler! Eğer siz Allâh’dan ittikâ ederseniz; size
furkân (iyi-kötü, hakk-bâtıl...’ı birbirinden ayıran yeteneği) kılar (verir).
Sizde bulunan seyyiâtınızı(n bazısını ) tekfîr (örter) eder. Ve sizi mağfiret
eder. Ve Allâh azîm (büyük) fadl(et) sahibidir. 8/Enfâl: 29
6- And olsun!.. Mûsâ ve Hârûn’a
Furkân verdik. Muttakiler için zikrâ (öğüt) ve diyâ (ışık) olsun diye.
21/Enbiyâ: 48
Ğayb: Hazırda olmayan,
gizli, bilinemeyen hususlardır. Terimleştirilince; beş duyu organlarıyla
algılanamayan bazı hususlardır: Allâh, melek, ahîret, hesâb, mîzân, Cennet,
Cehennem... gibi. Resûl ve nebîlerin verdikleri bu
tür haberlere akıl sahibi kişiler düşünerek îmân ederler. Çeşitli kullanılış
şekilleriyle bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de 60’a yakın zikredilmektedir.
Bazı misal:
1- Onlar, gayb’e (beş duyu organlarıyla
algılanamayan bazı hususlardır: Allâh, melek, ahîret, hesâb, mîzân, Cennet,
Cehennem... gibi. Resûl ve nebîlerin verdikleri bu tür
haberleri akıl sahibi kişiler düşünerek) îmân ederler.
Salâtı (namazı) ikâme ederler. Kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden de infâk
ederler. 2/Bakara: 3
2- (Azaba müstehak olan kâfirlere) de ki: Size Allâh’ın
hazineleri yanımdadır (elimdedir), demiyorum. /aybı da bilmiyorum. Size, ben
meleğim de demiyorum. Ben, ancak bana vahyolunana ittiba ediyorum (uyuyorum).
De ki: (Gerçeği) görenle a’mâ (kör) birbirine müsavi (denk) mi? (Hiç) tefekkür
etmeyecek misiniz? 6/En'âm: 50
3- Göklerin ve yerin gaybı Allâh’a aittir. Bütün işler O'na
döndürülür. Öyleyse O'na ibâdet (kulluk) et, O'na tevekkül et (güven). Rabbin,
yaptıklarınızdan ğâfil (habersiz) değildir. 11/Hûd: 123
4- İşte bu; sana vahyettiğimiz (Yusûf’un kıssası), ğayb enbâİ
(haberleri)ndan’dır. (O zaman) sen onların yanında da değildin... 12/Yûsuf: 102
5- (Allâh) buyurdu: Ey Adem! Onlara
(meleklere), onların (nesnelerin) isimleri hakkında bilgi ver. Adem onlara (meleklere), onların (nesnelerin) isimleri
hakkında bilgi verirince; Allâh: Ben size demedim mi ki; Ben gökler ve yerin
ğaybını biliyorum. Sizin açıkladığınızı da gizlediklerinizi de bilirim.
2/Bakara: 33
6- (O) gün, Allâh resûlleri toplar şöyle buyurur: (insanlar
tarafında risalet ve nübüvvet konusunda) size ne cevap verildi? Onlar
(resûller): (şu anda sana verecek) bir bildiğimiz yoktur (her şey bitmiştir).
Hiç şüphesiz Sen, ğaybleri (görülmeyenleri) en iyi bilensin, derler. 5/Mâide:
109
7- Ğaybın anahtarları O'nun (Allâh’ın) yanındadır
(katındadır). O’ndan (Allâh’dan) başkası onu (ğaybı) bilemez. Karada ve denizde
olanıbilir. (O Allâh’ın) bilmesi dışında bir yaprak bile düşemez. Yerin
karanlıklarında olan tane de, yaş-kuru da (her şey) Mubîn olan Kitâb'tadır.
6/En'âm: 59
8- O (Allâh), gökleri ve yeri hakk’la yaratandır. O gün (bir
şeye): Ol, dediğinde; o (nesne) de hemen oluruverir. O’nun (Allâh’ın) sözü
hakktır (gerçektir). Sûr’a üfleneceği gün mülk (hükümranlık) O'nundur. (O
Allâh,) ğaybı (görülmeyeni) ve şahid olunanı(görüleni) bilendir. O (Allâh, her
şeye) Hakîm'dir (yine her şeyden) Habîr’dir (haberdârdır). 6/En'âm: 73
9- De ki: Ben kendime bir fayda ve zarar vermeğe malik
değilim, Allâh’ın dilemesi müstesnadır. /ayb’ı (görülmeyeni) bilseydim,
mutlaka hayır’dan (olan işlerimi) çoğaltırdım. (O zaman da) bana sû’
(kötülük) dokunmazdı. Ben sadece, inanan bir kavim için nezîr (uyarıcı) ve
beşîr (müjdeleyen)im. 7/A'râf: 188
Ğurûr: Övünerek aldatma, övünmekle
aldanma, kandırma, kuru vaad, yanılmak... anlamlarına gelmektedir. Çeşitli
şekillerde kullanılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de bu kelime 27 civarında
zikredilmektedir.
Genel
anlamda:
1- Ey insan! Kerîm olan Rabbine karşı seni ğururlandıran
(aldatan) nedir? 82/ınfitar: 6
2- Böylece (Şeytân) onların (Adem'le
Havva'nın) ğurûr ile (yanılmasıyla) delâlet etti (yol gösterdi, yanılttı)...
7/A'râf: 22
3- Münâfıklar ve kalblerinde marad (hastalık) bulunanlar
bunları (Müslümanları) dînleri gururlandırdı (aldattı), diyorlardı. Oysa, kim Allâh’a tevekül eder (güvenirse) bilmelidir ki
Allâh Aziz'dir Hakîm'dir. 8/Enfâl: 49
4- Ey insanlar! Rabb’inizden ittikâ edin (Rabb’inizin ortaya
koyduğu emir-yasakların hudutlarını yaşayarak koruyun). Ne babanın evladı,
ne evladın babası için bir şey ödüyemiyeceği günden korkun. Bilin ki:
Allâh’ın va’di (verdiği söz) hakk’tır (gerçektir). Sakın dünya hayatı sizi
ğarurlandırmasın (aldatmasın). /arûr (olan Şeytân) Allâh’la (affına güvendirerek)
sizi ğarurlandırmasın (aldatmasın). 31/Lokmân: 33
5- ...Dünya hayatı, gururlanma (aldatma) metaından başka bir
şey değildir. 3/Aliimrân: 185
6- Biliniz ki: Dünya hayatı; laib (oyun), lehv (eğlence),
zînet (süslenme), aranızda tefâhur (iftihar etme) ile mal ve evlâdı tekâsur
(çoğaltmaktan) ibarettir. Sanki bir yağmur gibidir. (Meydana getirdiği) nebat
küffâr’ın (çifçinin) hoşuna gider... Dünya hayatı, gururlanma (aldatma)
metaından başka bir şey değildir. 57/Hadîd: 20
7- (Ey İblis:)Onlardan gücünün yettiği kimseleri davetinle
şaşırt. Suvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ. Mallarına, çocuklarına
ortak ol. Onlara vaadlerde bulun. Şeytân onlara gururlanmak (aldatmak)’tan
başka bir şey vaadmez. 17/İsrâ: 64
Aldatıcılar:
1- Küfredenlerin diyar diyar dolaşması sakın seni
gururlandırmasın (aldatmasın). 3/Aliimrân: 196
2- (Yahudileri) iftira ettikleri şeyler, dînleri hakkında
kendilerini gururlandırmış (yanıltmıştır). 3/Aliimrân: 24
3- Böylece biz, her nebîye insan ve cin Şeytânlarını düşman
kıldık. Aldatmak için birbirlerine cazip sözler fısıldarlar. 6/En'âm: 112
4- De ki: Allâh’ı bırakıp da çağırdığınız ortaklarınızı
gördünüz mü? Gösterin bana! Yoksa onların Allâh’la ortaklığı göklerde midir?
Yoksa Biz onlara kitâb verdik de ondaki beyyineye mi dayanırlar? Hayır.
Zalimler, birbirlerine gururlanmaktan (aldatmaktan) başka bir şey vaad etmiyorlar.
35/Fâtır: 40
5- Onlara vadeder, onları ümitlendirir, ancak Şeytânın söz
vermesi gururlandırmaktan (aldatmaktan) başka bir şey değildir. 4/Nisâ: 120
6- ...Dünya hayatı onları gururlandırdı (aldattı) da kâfir
olduklarına, kendi aleyhlerinde şahidlik ettiler. 6/En'âm: 130
7- ...Kuruntular sizi gururlandırdı (aldattı). /arûr (olan
Şeytân) Allâh('ın afvına güvendirmek)le sizi gururlandırdı (kandırdı).
Nihâyet Allâh’ın emri gelip çattı. 57/Hadîd: 14
8- Ey insanlar! Allâh’ın verdiği söz gerçektir. Sakın ha!
Dünya hayatı sizi gururlanmasın (aldatmasın). /arûr (olan Şeytân) Allâh('ın affına
güvendirmek)le sizi gururlandırmasın (kandırmasın). 35/Fâtır: 5
Aldanmanın
sonucu:
1- Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri bırak. Dünya hayatı
onları gururlandırmıştır (aldatmıştır)... 6/En'âm: 70
2- Münâfıklar ve kalblerinde marad (hastalık) olanlar:
Allâh ve Resûl'ü bize gururdan (aldatmadan) başka bir vaadde bulunmadı, diyorlardı.
33/Ahzâb: 12
3- ...Kâfirler sadece gururlanma (aldanma) içindedirler.
67/Mülk: 20
4- Küfredenlerden başkası, Allâh’ın âyetleri üzerinde
tartişmaya girişmez. Küfredenlerin tekallübü (diyar diyar üstünmüşcesine
dolaşması) sakın seni gururlandırmasın (yanıltmasın). 40//âfir/Mü'min: 4
Hacc: Bu kelimenin
türetilmiş şekilleri çeşitli anlamlara gelmektedir. Biz burada hacc etmek
için Mescîdu'l Haram’a doğru yola koyulmakla ilgili âyetlere bakacağız. Bu
kelimenin haccla ilgili olanları Kur’ân-ı Kerîm’de 12 civarında zikredilmektedir.
Genel
olarak:
1- Şüphesiz Safa ile Merve şeâirillâh (Allâh’ın
nişanelerindendir). Kim Beyti (Kâbe'yi) hacceder veya umre yaparsa, bu
ikisini de tavaf etmesinde bir beis yoktur... 2/Bakara: 158
2- Sana hilal halindeki ayları sorarlar. De ki: Onlar,
insanların ve hac vakitlerinin ölçüsüdür... 2/Bakara: 189
3- Başladığınız hac ve umreyi Allâh için tamamlayın.
Alıkonursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, yerine
ulaşıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya
başından rahatsız bulunan varsa fidye olarak ya savm (oruç) tutması, ya sadaka
vermesi ya da kurban kesmesi gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar
umreden faydalanabilen kimseye kolayına gelen bir kurban kesmek, bulamayana,
hac esnasında üç gün ve döndüğünüzde yedi gün, ki o
tam on gündür savm (oruç) tutmak gerekir. Bu, ailesi Mescîdu'l Harâm'da
oturmayan kimseler içindir. Allâh’tan ittikâ edin ve Allâh’ın ikâbının
(cezasının) şedîd (şiddetli) olacağını bilin. 2/Bakara: 196
4- Hac bilinen aylardadır. O aylarda hacca girişen kimse
bilmelidir ki, hacda refs (mukarenet), sövüşmek, döğüşmek yoktur. Ne hayır yaparsanız
Allâh onu bilir. Kendinize (âhiret için) azık edinin, şüphe yok ki azığın en
hayırlısı takvâ’dır. Ey ulu’l elbâb (akıl sahibleri)! Benden ittikâ edin.
2/Bakara: 197
5- Hac manâsik’nizi (temel kaidelerini) bitirdiğinizde,
babalarınızı zikrettiğiniz (andığınız) gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir
zikirle (anişla) Allâh’ı zikredin (anın). ‘Rabb’imiz! Bize dünyada ver’, diyen
insanlar vardır, öylesine, âhirette bir pay yoktur. 2/Bakara: 200
6- Orada âyâtün beyyinâtun (apaçık deliller) vardır,
İbrâhîm'in makamı vardır; kim oraya girerse, güvenlik içinde olur; oraya yol
bulabilen insana Allâh için Beyt’i (Kâbe'yi) haccetmesi gereklidir...
3/Aliimran: 97
7- Haccu'l Ekber gününde Allâh ve Resûlünden insanlara bildiridir:
Allâh ve Resûlü müşriklerden beridir... 9/Tevbe: 3
8- Hacca gelenlere su vermeyi, Mescîdu'l Haramı onarmayı;
Allâh’a ve ahiret gününe inanıp Allâh yolunda cihâd eden (kişiy)le bir mi
tuttunuz? Allâh katında müsâvî (eşit olmazlar); Allâh zulmeden kavmi hidâyete
erdirmez. 9/Tevbe: 19
9- (İbrâhîm) insanları hacca çağır; yürüyerek veya binekler üstünde
her uzak bölgeden sana gelsinler. 22/Hacc: 27
Hamr: İçki, sarhoşluk
veren içecek... gibi anlamlara gelmektedir. Kur’ân-ı
Kerîm’de bu kelime 6 yerde zikredilmektedir.
şarâb: İçilen şey, içki... gibi anlamlara gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu kelime
11 yerde zikredilmektedir.
Sekr: Farklı kullanılış
şekilleriyle; sarhoşluk, baygınlık veren madde anlamına gelen bu kelime
Kur’ân-ı Kerîm’de 7 yerde zikredilmektedir.
İçkinin
tedricen kaldırılması:
1- Hurma ve üzüm meyvelerinden seker (sarhoşluk veren içki)
edinirsiniz, hasen rızk (güzel rızıklar) da (edinirsiniz). Şübhesiz bunda
akleden bir kavim için âyet (ibret) vardır. 16/Nahl: 67
2- Sana hamr (içki) ve meysir (kumar)’ı sorarlar. De ki:
İkisinde hem büyük ism (günah) ve hem insanlara bazı faydalar vardır. İsm
(günahları) faydasından daha büyüktür... 2/Bakara: 219
3- Ey îmân edenler!.. Siz sükârâ
(sarhoş) iken, Salât’a (namaza) yaklaşmayın. Tâ ki, ne dediğinizi bilinceye
kadar... 4/Nisâ: 43
4- Ey imân edenler! Hamr (şarap), meysir (kumar), ensâb
(dikili taşlar), ezlâm (fal ve şans okları) Şeytân amelinden bir rics
(pislik)‘tir... Şeytân hamr’da (içkide), meysir’de
(kumarda) aranıza düşmanlık ve buğuz (kin) sokmak, sizi de zikrullâh (Allâh’ı
anmak)’tan ve salât’tan (namazdan) alıkoymak ister... 5/Mâide: 90-91
Farklı
durumları:
1- ...Onların (arıların) karınlarında muhtelif renklerde bir
şarab (bal) çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Bunda tezekkür eden kavim
için bir âyet vardır. 16/Nahl: 69
2- Muttakilere söz verilen Cennet şöyledir: Orada temiz su İrmakları,
tadı bozulmayan süt İrmakları, içenlere zevk veren hamr İrmakları, süzme bal
İrmakları vardır. Onlara orada her türlü ürün ve Rabb’lerinden mağfiret vardır.
Bunların durumu, ateşte temelli kalacak ve bağırsaklarını parça parça edecek
kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu? 47/Muhammed: 15
3- Muttakilere va'dolunan Cennet'in durumu içinde bozulmayan
sudan İrmaklar, tadı değişmeyen sütten İrmaklar, içenlere lezzet veren şarâb’dan
İrmaklar, süzme baldan İrmaklar vardır. Orada meyvaların her çeşidi onlarındır...
47/Muhammed: 15
4- (Zelzele Saat’i olan Kıyâmet Günü’nün dehşetinde)...
İnsanları sükârâ (sarhoş) görürsün. Ama aslında onlar sükârâ (sarhoş) değillerdir.
Velâkin Allâh’ın azâbı şedîd (şiddetli)’dir. 22/Hacc: 2
Haşır: Toplanma, bir araya getirilme... gibi
anlamlara gelmektedir. Kullanılış biçimlerine göre farklı manalara gelen bu
kelime Kur’ân-ı Kerîm’de 35 civarında zikredilmektedir.
Genel
anlamda:
1- O gün, yer yarılır. Onlar (kabirlerinde) süratle
(ayrılırlar). İşte bu, Haşır'dır. Bize göre (çok) kolaydır.
50/Kâf: 44
2- Mesîh de, mukarreb melekler de Allâh’a ibâdet etmekten (kul
olmaktan) asla çekinmezler. Kim O'na kulluktan çekinir ve büyüklük taslarsa,
(bilsin ki) O, hepsini huzuruna yakında haşredecekdir (toplayacaktır).
4/Nisâ: 172
3- ...Huzuruna haşrolacağınız Allâh’dan ittikâ edin. 5/Mâide:
96
4- Yerde yürüyen hayvanlar ve kanatlarıyla uçan kuİlar da ancak
sizin gibi birer ümmetlerdir (topluluklardır). Kitâb'da Biz hiçbir şeyi
eksik bırakmadık. Sonra onlar Rabb’lerine haşrolacaklardır (toplanacaklardır).
6/En'âm: 38
5- Onları haşredeceği (toplayacağı Kıyâmet) Günü, sanki
gündüz, birbirleriyle sadece tanişacakları bir saat kadar kalmış gibidirler...
10/Yûnus: 45
6- Vahşi hayvanlar haşrolunduğu (bir araya toplandığı)
zaman... 81/Tekvir: 5
7- ...Biz onları Kıyâmet Günü yüzükoyun, körler, dilsizler
ve sağırlar olarak haşrederiz. Varacakları yer Cehennem'dir...
17/İsrâ: 97
İnsanların
ve cinlerin haşrı:
1- O gün dağları yürütürüz. Yeri dümdüz görürsün. Hiç birini
bırakmaksızın diriltip haşrederiz (bir araya toplarız). 18/Kehf: 47
2- (Allâh, o) gün tümünü haşreder (toplar): Ey cin topluluğu! insanlarla çok uğraştınız... 6/En'âm: 128
3- And olsun ki: Ölseniz de, katledilseniz de Allâh
(huzurunda) haşrolunacaksınız. 3/Aliimrân: 158
Mü'minlerin
haşrı:
1- O gün muttakileri Rahmân'ın (huzurunda) heyetler halinde
haşrederiz. 19/Meryem: 85
2- Ey imân edenler! Aranızda gizli konuştuğunuz zaman ism’i
(günahı), udvân’ı (düşmanlığı) ve Resûl’e masiye’yi (isyanı) fısıldamayın.
Birr (iyilik) ve takvâ üzere konuşu n. Huzurunda haşrolunacağınız Allâh’dan
ittikâ ediniz. 58/Mücâdele: 9
3- Rabb’lerinin (huzurunda) haşrolunacaklarından
korkanları uyar. O (Allâh)'dan başka bir velî (dost)
ve şefaatcı yoktur. Umulur ki ittikâ (kendilerine belirtilen helal-haram
sınırlarını korurlar) ederler. 6/En'âm: 51
Kâfirlerin
haşrı:
1- Rabb’ine and olsun ki Biz onları ve şeytanları mutlaka
haşredeceğiz. Sonra onları Cehennem’in etrafında diz çöktürerek hazır bulunduracağız.
19/Meryem: 68
2- Allâh’ın düşmanları o gün Ateş'e (Cehennem'e) sürülmek üzere
(hepsi) haşrolunurlar. 41/Fussilet: 19
3- Küfredenlere de ki: Mağlûb olacaksınız. Cehennem'e
haşrolunup sürüleceksiniz. (Orası) ne kötü yataktır. 3/Aliimrân: 12
4- Bir gün hepsini haşrederiz. Sonra şirk koşanlara deriz ki:
O iddia ettiğiniz ortaklarınız nerede? 6/En'âm: 22
5- O gün onların tümünü haşrederiz. Sonra şirk koşanlara
deriz: Siz ve şirk (ortak) koştuğunuz (nesneler) yerlerinize (bulunduğunuz mekanınızda durun.) Artık (ilahlarıyla) onların aralarını
açmış oluruz. Ortak koştukları nesneler: Siz sadece bize ibâdet etmiyordunuz,
diyecekler. 10/Yûnus: 28
6- O gün (Allâh) onları ve Allâh’ı bırakıp da ibâdet
ettikleri (kul oldukları) şeyleri haşreder de şöyle der: Bu kullarımı siz mi
dalâlete düşürdünüz (saptırdınız)? Yoksa kendileri mi yolu sapıttılar.
25/Furkân: 17
7- İnsanlar (Mahşerde) haşredilince, ibâdet ettikleri (kul
oldukları ilâhları) onlara düşman olurlar. Onların kendilerine ibâdet
ettiklerini (kul olduklarını) küfrederler (kabullenmezler). 46/Ahkâf: 6
8- O gün Sur’a üflenir. İşte o zaman, mücrimleri (gözleri
korkudan) göğermiş olarak haşrederiz (toplarız). 20/Tâhâ: 102
Haşyet: Korkmak anlamına
gelen bu kelime çeşitli kullanılış biçimleriyle Kur’ân-ı Kerîm’de 48 civarında
zikredilmektedir.
1- ...insanlardan korkmayın, Ben’den korkun... 5/Mâide: 44
2- ...insanlardan korkuyorsun. Allâh korkmağa ehakk (daha layık)’tır...
33/Ahzâb: 37
3- ...Onlardan korkmayın, Ben’den korkun... 2/Bakara:150,
5/Mâide: 3
4- ...Onlardan korkuyor musunuz? Allâh, kendisinden korkmanıza
ehakk (daha layık)’tır. Eğer mü’minlerseniz. 9/Tevbe: 13
5- ...Taşların bir kısmı da, Allâh korkusundan (yukardan)
aşağı iner (düşer)... 2/Bakara: 74
6- Onlar (enbiyâ), Allâh’ın risâletini tebliğ ederler. Ondan
da korkarlar ve Allâh’dan başkasından da korkmazlar. Hisâb (görme) bakımından
Allâh kâfidir. 33/Ahzâb: 39
7- Sen ancak, Zikr (Kur’ân)’e ittiba eden,
ve ğıyeben (görmeden) Rahmân’dan korkan kimseyi inzâr edersin (uyarırsın)...
36/Yâsîn: 11
8- Allâh’ın mescîdlerini sadece, Allâh’a ve âhiret gününe inanan,
salât’ı ikâme eden (namaz kılan), zekât veren ve ancak Allâh’tan korkan kimseler
imâr eder. İşte onlar muhtedîn (doğru yolda bulunanlardan) olabilirler.
9/Tevbe: 18
9- Kendilerine ellerinizi (savaştan) çekin salâtı ikâme edin
(namazı kılın) ve zekâtı verin denilen kimseleri görmedin mi? Üzerlerine
mukâtele (savaş) yazılınca (farz olunca) içlerinden bir fırka, insanlardan
Allâh’tan korkar gibi yahut daha eşedd (şiddetli) bir korku ile korkmaya başladılar...
4/Nisâ: 77
10- Bir takım insanlar onlara (Müslümanlara): (Size düşman
olan) insanlar, size karşı toplandılar. Onlardan korkun, dediler. Bu (gibi
sözler), onların (mü'minlerin) îmânını ziyadeleştirdi ve: Allâh bize yeter. O
ne güzel Vekîl'dir (tevekkül edilendir), dediler. 3/Aliimrân: 173
11- Şurası gerçektir ki: Allâh’dan kendi kullarından ulemâ (alimler) korkar... 35/Fâtır: 28
Havf: Korkmak anlamına
gelen bu kelime çeşitli kullanılış biçimleriyle Kur’ân-ı Kerîm’de 124 civarında
zikredilmektedir.
Ahiret
azâbından korkmak:
1- De ki: Ben, eğer Rabb’ime isyân edersem Azîm Gün’ün
azâbından korkarım. 6/En’âm: 15
2- ...Şüphesiz ben, eğer Rabb’ime isyân edersem Azîm Gün’ün
azâbından korkarım. 10/Yunus: 15
3- ...Eğer yüz çevirirseniz, aleyhinize olacak Kebîr Gün’ün
azâbından korkarım. 11/Hûd: 3
4- ...Çünkü ben, aleyhinize olacak Muhîd (ihata eden) Gün’ün
azâbından korkarım. 11/Hûd: 84
5- Allâh’dan başkasına ibâdet (kulluk) etmeyin. Çünkü ben,
aleyhinize olacak Elîm Gün’ün azâbından korkarım. 11/Hûd: 26
6- İşte bunda, Ahiret azâbından korkan kimse için bir âyet
(ibret) vardır. 11/Hûd: 103
7- ...O halde vaîd (tehdid)’imde korkanları, Kur'ân’la
tezkîr et (öğüt ver). 50/Kâf: 45
8- Onlar Allâh’ın emrettiği şeylerden ulaştırılması gerekenleri
ulaştırırlar. Rabb’lerinden huşu duyarlar (korkarlar). Kötü hisâbdan da korkarlar.
13/Ra’d: 21
9- ...Onlar, kulûb (kalbler)’in ve gözlerin tekallub ettiği
(allak-bullak) olacağı günden korkarlar. 24/Nûr: 37
10- Onların üzerinden ateşten bir zulel (gölge, ateş tabakası)
vardır, altlarından da bir zulul vardır. İşte Allâh, kendi kullarını bununla
korkutuyor. Ey kullarım!.. O halde, benden ittikâ
edin. 39/Zümer: 16
Allâh’dan
korkmak:
1- Rabb’inin makamından (suçlu olarak gelmekten) korkan kimse
ve nefsini hevâdan nehyeden kimse(nin durumu), elbette o barınak olan
Cennet’tir. 79/Nâziât: 40-41
2- Ra’d (gök gürültüsü) Onu (Allâh’ı), hamdıyla tesbih eder.
Melekler de O (Allâh)’ın korkusundan (tesbih eder)... 13/Ra’d: 13
3- Şeytân kendi evliyâ (dostlar)’ını korkutur. Eğer îmân
etmişseniz; onlardan korkmayın. Ben'den korkun. 3/Aliimrân: 175
4- Allâh, kendine ibâdet (kulluk) edene kâfi değil mi? Seni
O'ndan başka şeylerle korkutuyorlar... 39/Zümer: 36
5- Onun âyetlerinden (biri de;) size korku ve ümit (veren)
berk (şimşek)’i göstermesidir. 30/Rûm: 24
6- Sizin şirk koştuğunuz şeylerden nasıl korkarmışım? 6/En’âm:
81
Diğer
korkular:
1- (Mûsâ) dedi ki: Rabb’im!.. Ben
onlardan bir nefsi (kişiyi) katlettiydim. Beni katlmelerinden korkuyorum.
28/Kasas: 33
2- ...Allâh yolunda cihâd edenler, hiçbir lâim’in levm’inden
(kınayıcının kınamasından) korkmazlar. Bu (haslet) ise; Allâh’ın fadlı’dır,
dilediğine verir... 5/Mâide: 54
3- ...Ben, O (Allâh)’a şirk koştuğunuz şeylerden
korkmuyorum. Ancak Rabb’imin bir şey dileyeceği müstesnadır... 6/En’âm: 80
4- Hayır onlar, aksine Ahidet’ten korkmuyorlar. 74/Müddesir:
53
Kur'ân-ı Kerim'de dünya 115, hayat ise 71 civarında zikredilmektedir.
Genellikle beraber zikredilir. Ancak dünya hayatı hakkında bahseden âyetler
oldukça fazladır. Konuyu fazla ayrıntılı hale getirmeyeceğiz.
Genel anlam:
1- İnsanlardan öyleleri var ki: Ey Rabb’imiz! Bize dünyada
ver, derler. Böyle isteyenlerin ahirette hiç nasibi yoktur. 2/Bakara: 200
2- Onlardan bir kısmı da: Ey Rabb’imiz! Bize dünyada bir hasene
(iyilik), âhirette de bir hasene (iyilik) ver. Bizi ateş azâbından koru,
derler. 2/Bakara: 201
3- ...Yoksa siz Kitâb’ın bir kısmına inanıp, bir kısmınıda
küfrediyorsunuz (tanımıyorsunuz)? Sizden öyle davrananların cezası, dünya
hayatında hızyun (rüsvaylıktır). 2/Bakara: 85
4- Allâh, îmân edenleri dünya hayatında ve âhirette sabit
(sağlam) bir sözle sapasağlam tutar... 14/İbrâhîm: 27
Dünya hayatı:
1- Dünya hayatının durumu, gökten indirdiğimiz bir su gibidir...
10/Yûnus: 24
2- ...De ki: Dünya metaş (menfaatı) azdır (önemsizdir).
Muttakiler için Ahiret ise, daha hayırlıdır. Size hurma çekirdeğinin ince ipi
kadar zulmedilmez. 4/Nisâ: 77
3- Kadınlardan, oğullardan, yığın yığın biriktirilmiş altın
ve gümüşten, salma atlardan, sağmal hayvanlardan ve ekinlerden gelen
zevklere düşkünlük ve muhabbet insanlar için süslü gösterildi. Bunlar dünya
hayatının metaşdır. 3/Aliimrân: 14
4- Biliniz ki: Dünya hayatı; laib (oyun), lehv (eğlence),
zînet (süslenme), aranızda tefâhur (iftihar etme) ile mal ve evlâdı tekâsur
(çoğaltmaktan) ibarettir. Sanki bir yağmur gibidir. (Meydana getirdiği) nebat
küffâr’ın (çifçinin) hoşuna gider... Dünya hayatı, gururlanma (aldatma)
metaından başka bir şey değildir. 57/Hadîd: 20
5- Mal (servet ve oğullar dünya hayatının
süsüdür... 18/Kehf: 46
6- Dünya hayatının mettaş ile (geçici zevkiyle)
metalandırdığımız (yaşattığımız) gibi... 28/Kasas: 61
Dünya hayatına
aldananlar:
1- Küfredenlere, dünya hayatı süslendi. Bu yüzden onlar, îmân
edenlerden bazısı ile alay ederler. Halbu ki, ittikâ edenler Kıyâmet Günü’nde
onlardan üstün durumundadır. Allâh, dilediğine hesabsız rızık verir.
2/Bakara: 212
2- Kim dünya hayatını ve onun zinetini isterse, onların
amellerinin karşılığını orada tam olarak veriririz... 11/Hûd: 15
3- Dünya hayatını âhirete tercih edenler, Allâh yolundan
alıkoyanlar, onun eğriliğini isteyenler var ya, işte onlar uzak bir dalâlet (sapıklık)
içindedirler. 14/İbrâhîm: 3
4- De ki: Siz, sırf aranızdaki dünya hayatına muhabbet uğruna
Allâh’ı bırakıp bir takım evsan (putlar) edindiniz. 29/Ankebût: 25
5- Onlar dünya hayatının zahirini (gözüken yüzünü) görürler,
onlar âhiret hususunda tam gâfildirler. 30/Rûm: 7
6- Dediler ki: Hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz.
Yaşarız. Bizi ancak zaman helak eder. Bu hususta onların hiçbir bilgisi de
yoktur. Onlar sadece zannediyorlar. 45/Câsiye: 24
7- Onlar, âhirete karşılık dünya hayatını satın alanlardır.
2/Bakara: 86
Dünya
hayatına aldanmayanlar:
1- Dünya hayatını âhirete karşılık satanlar, Allâh yolunda
mukâtele etsinler (savaşsınlar)... 4/Nisâ: 74
2- İttika edenlere: Rabb’iniz ne indirdi? denildiğinde:
Hayır indirdi, derler. Bu dünyada güzel davrananlara, hasene (güzel mükafat) vardır. Dâru’l âhire (Ahiret Yurdu) ise, daha
hayırlıdır. Dâru’l muttakîn (Muttakiler Yurdu)ise, ne kadar da güzeldir.
16/Nahl: 30
3- Allâh’ın sana verdiğinden Dâru’l âhire (Ahiret Yurdu)’nu
iste (gözet). Ama dünyada da nasibini unutma. Allâh’ın sana ihsan ettiği gibi
sen de ihsanda bulun. Yeryüzünde fesâdı isteme. Allâh müfsidleri sevmez.
28/Kasas: 77
4- Dünya hayatı bir oyun ve eğlencedir. Eğer îmân eder ve ittika ederseniz (dinin