VATAN VE MİLLET

 

Vatan ve Millet Kavramlarını Öğreniyoruz

Biz Vatanımızı ve Milletimizi Çok Severiz

Bu Vatanda Hepimiz Bir Milletiz

Manevi Değerlerimizi Koruyup Saygı Gösteririz

Bayrağımız ve İstiklâl Marşımıza saygı duyarız

Gazilerimize Saygı Gösterir, şehitlerimizi Rahmetle Anarız

Askerlik Yapmak Vatan Borcudur

 

Vatan ve Millet Kavramlarını Öğreniyoruz

Özgür toplumların mutlaka üzerinde yaşadıkları vatanları vardır. Vatansız, özgür bir millet düşünülemez. Tarihin her devrinde insanlar, kendi vatanlarını düşmanlardan korumuşlardır. Yeri gelince, vatan uğrunda hayatlarını da ver­miş­lerdir.

Vatan sevgisi, aynı vatan üzerinde yaşayan insanları bir ülkü et­ra­fında toplayan manevî değerle­rin en önemlilerindendir.

Vatan: Bir toplumun üzerinde yaşadığı topraklara vatan, ülke veya yurt adı verilir. Aynı vatan üzerinde yaşayan fertlere de vatandaş denir.

Vatanın sınırları; toplumun üzerinde yaşadığı kara parçası ile belli bir mesafeye kadar denizlerin iç kısımları­dır. Bu sahil kenarına kara suları denir. Ayrıca, vatanın kara ve deniz kısımlarının belli bir yüksekliğe kadar olan bölü­müdür. Bu kısma hava sahası adı veri­lir.

Vatanımız olan Türkiye; kara, deniz ve gölleriyle dünyanın ender ülkelerinden biridir. Senede dört mevsimin yaşandığı ülkemiz, görünüm güzelliklerinin yanında kültürel eserleriyle çok zengindir. Tarihte, pek çok toplumlara kucak açan Anadolu’muz, çeşitli medeniyetleri bağrında beslemiştir. Ülkemizin her tarafı tarihî eserlerle doludur.

Millet: Aynı vatan üzerinde yaşayan; aralarında dil, tarih, kültür, inanç, duygu ve ülkü birliği bulunan insanların meydana getirdiği topluluktur. Buna, “ulus” da denir.

Türk milleti tarihin derinliklerinden gelen bir toplumdur. Özgürlüğü, vatanı, inancı ve kültürüyle her zaman bütünleşmiştir. Bu değerlerin olmadığı yerde tutsaklık vardır. Türk toplumu, saldırganlara karşı millî değerlerini sürekli korumuş hatta canını bile vermiştir. Özgürlüğün ifadesi olan İstiklâl Marşımızın,

"Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?

Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!

Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Huda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ." bölümü milletimizin benliğinde yerleşen vatan sevgisi ve uğrunda meydana gelen şehitliği çok güzel dile getirmektedir.

Biz Vatanımızı ve Milletimizi Çok Severiz

Bağımsız uluslar vatanını ve milletini çok severler. Bu sevgi millî varlığın sürekliliğini sağlar.

Vatanımızı seviyoruz. Çünkü vatansız bir milletin onurlu şekilde yaşa­ması mümkün değildir. Üzerinde yaşadığımız ülkenin her kö­şesi bizim için önemlidir. Vatanımızın dağı, taşı, denizi, nehri, ovası, ormanı, tarlası, bahçesi, ili, ilçesi, mahallesi, köyü... her tarafı birbirini ta­mamlar. Bu bütünlük yaşamamız için birbirinden gü­zel nimetleri bize sağlar.

Vatanımızın güzelliklerini korumak hepimizin görevidir. Çeşitli erezyon, çölleşme, yangın, deprem, sel... gibi olaylara karşı tedbir almalıyız. Bu olaylara neden olacak yanlışlıklardan uzak durmalıyız. Doğaya zarar veren olumsuzluklara karşı mücadele eden kişi, kurum ve kuruluşlarla beraber hareket etmeliyiz.

Özgür bir millet için, vatanın bölünmez bü­tünlü­ğü çok önemlidir. Yoksa rahat bir hayat ortadan kalkar. Fert ve toplumun birbirine karşı güveni sarsılır. Geleceğe yönelik yatırımları durur. Ülkede gargaşa meydana gelir.

 Milletimizi çok seviyoruz. Bu ülkenin güzelliklerinin teme­linde tüm milletin emeği ve kahramanlığı yatmaktadır. Toplum olarak; sevinçli iyi günleri birlikte yaşarız. Kederli ve sıkıntılı günle­rin acısını birlikte duyarız. Her türlü fitne fesatların getirdiği sıkıntıların cezasını yine birlikte çe­keriz. Yüce Allâh, toplumda yanlışlıkları yapanları sevmez. Aynı zamanda kötülüklere ses çıkarma­yan­ları, “Fitneden korunun. O sa­dece siz­den zul­me­denlere özel olarak gelip isa­bet etmez...”[1] şeklinde uyarmaktadır. Batan gemide sadece zarar verenler etkilenmez. Oradaki herkes zarar görür. Milletimizin kader birliği herkesi ilgilendirmektedir. Onun için; mutlu günlerde bir­likte sevinen ve kederli günlerde birbirinin yardımına koşan milletimizi çok severiz.

Atalarımız, hiçbir zaman desare­ti ka­bul etmemiştir. Her zaman özgür yaşamış ve kendi benliğini aşağılayan bir zil­lete de düşmemiştir. Bazen savaş, deprem, sel, yangın, kıt­lık... gibi felâketlerle de karşı karşıya kalmıştır. Bu sıkıntılı günleri birbirlerinin yar­dımına koşarak kolaylıkla geride bı­rakmıştır.

Birinci Dünya Savaşı sonrası ülke ve ulusumuz, pek çok tehlikelerle karşı karşıya kaldı. Hatta milletimizin esir edilmesi; vatanımızın parçalanıp düşmanlar tarafın­dan pay­laşılması noktasına gelindi. Türk toplumu alışık olmadığı bu zillete baş kaldırarak, kurtuluş hareket­ini başlattı. Kurtuluş hareketi vatanın her köşe­sinde, milletimizin bütün fertlerinde aynı heyecanla başladı. Çığ gibi büyüdü. Her türlü olumsuzluk­lara rağmen kısa zamanda memleketimiz işgalden, milletimiz esaretten kurtuldu.

Biz, bütün insanları severiz. Hak ve hukuklarına saygılıyız. Onlara gelen bir zarardan dolayı üzülürüz. Ancak, varlığımızın devamı için kendi toplumumuzun değerlerini korumak zorundayız. Millî birlik, bütünlük ve ulusal çıkarlara ters düşecek hiçbir şeyi kabul etmeyiz.

Bu Vatanda Hepimiz Bir Milletiz

Üzerinde yaşadığımız bu vatan hepimizindir. Türk milleti, tarihin en belirgin milletlerin­dendir. Nasıl ki kendi öz varlığını devam ettir­mişse; üzerinde yaşadığı va­tanı da aynı şekilde korumuştur. Bundan sonra da korumaya devam edecektir.

Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan herkes, Türk vatandaşıdır. Acılı ve mutlu günlerde aynı heyecanı yaşayan bu mille­tin; doğulusu, batı­lısı, kuzeylisi, güneylisi hepsi bir vücudun parçaları gibidir. Birinin diğe­rinden ayrıcalığı veya noksan bir yönü yoktur. Kanunlar kanışsında aynı hak ve yükümlülüklere sahiptirler.

Bu güzel vatanda yaşayan herkes; dini, mezhebi, yöresi ve ırkı ne olursa olsun milletimizin bir parçasıdır. Savaş, deprem, sel, yangın, kıtlık... gibi afetlerde milletimiz birbirinin yardımına koşar. Meydana gelen zararlar imkânlar dâhilinde giderilmeye çalışılır. Dinî ve millî bayramlarda, özel gün ve gecelerde milletimiz hep birlikte aynı mutluluğu yaşar.

Türk toplumunun birlik ve beraberliği, diğer uluslar karşısında saygınlığını artırır. Türk milleti bağımsızdır. Hiçbir devletin ve ulusun tesiri altında değildir. Evrensel insan haklarına uygun olan kendi değerleri doğrultusunda hareket eder. Geleneğimizde parçalanmak, ayrılmak, dağılmak ve dışlamak yoktur. Aksine birlikte yaşama ve dayanışma vardır.

Türk toplumunda, eşitlik vardır. Bir kısım insanların diğerleri üzerinde baskı kurması ve onları rahatsız etmesi düşünülemez. Özgür toplumlarda hâkimiyet kişi veya bir zümreye ait olamaz. Türk toplumunda da, hâkimiyet kayıtsız ve şartsız milletindir.

Türk milletinin hayat seviyesi, düşünce ufku, kültürü, ekonomisi... ne kadar yükselirse mutluluğumuz da o oranda artar. Eğer ülkemizin imarı güzelleşir, sosyal tesis ve alanları çoğalar, sağlık sorunları çözülür, iş alanları açılır, çevre gelişmesi gerçekleşir, ormanlıkları çoğalırsa... fert ve toplumumuzun yaşama bilinci kuvvetlenir. Güven içinde rahat ve huzurlu yaşar. Demek ki; toplumumuzdaki güzellikler ve ülkemizdeki gelişmeler milletimizin tüm fertlerini etkilemektedir. Üzerinde yaşadığımız bu vatan hepimizindir. Parçası olduğumuz bu milletin rahat ve huzuru bizim mutluluğumuzdur.

Manevi Değerlerimizi Koruyup Saygı Gösteririz

Her milletin birlik ve beraberliğini sağlayan bazı değerleri vardır. Bu değer­le­rin en önemlileri şunlardır:

Bayrağımız ve İstiklâl Marşımıza saygı duyarız

Bayrak, milletlerin özgürlüğünü ifade eden bir semboldür. Her milletin kendi­sine özgü bir bayrağı vardır. Türkler, çok eski zamanlar­dan beri bayrak kullanı­yordu.

Bayra­ğımız: Al zemin üzerine beyaz ay yıldızdan oluşmaktadır. Boyutları 29 Mayıs 1936 tarihinde 2994 sayılı kanunla belirlenmiştir. Tatil, bayram ve önemli günlerde bayrağımız göndere çe­kilmektedir. Bayrağımız, göndere çeki­lir­ken ve indirilirken ayakta “hazır ol” vaziyetinde saygı du­ruşuna geçeriz.

İstiklâl Marşı: Ulusumuzun özgürlüğünü dile getirmektedir. İstiklâl Marşımız milletimizin bağım­sızlığını, kahramanlı­ğını, cesaretini, azmini, geçmişini, gelece­ğini... hasılı her türlü özellik­lerini kısa öz şekilde dile getirmek­tedir.

İstiklâl Marşımız, “hazır ol” vaziyetinde ayakta söylenir ve dinlenir. İstiklâl Marşımızı, milli şairi­miz Mehmet Akif Ersoy yazmıştır. Zeki Üngör tarafından da bestelenmiştir.

Bayrağımız ve İstiklâl Marşımıza saygı aynı zamanda vatanın bütünlü­ğüne, milletimizin bağımsızlığına da saygıyı ifade etmektedir.

Kısaca Bayrağımızı, İstiklâl Marşımızı, vatanımızı ve milletimizi çok severiz. Saygıda da kusur etmeyiz.

Gazilerimize Saygı Gösterir, şehitlerimizi Rahmetle Anarız

Gazi ve şehit kelimeleri dinî terimlerdir. Bu terimlerin manaları, Müslüman milletimizin özelliklerini çok açık şekilde ifade ettiğinden dolayı sü­rekli kullanıl­mak­tadır.

Gazi: Allâh yolunda İslâm düşmanlarıyla savaşan müminlere verilen isimdir. Gâzîlere mücâhit de denilmektedir. Vatan ve milleti­mizin zor günle­rinde, canla­rını esirgemeden savaş­lara katılarak örnek kahramanlıklar sergile­yen bütün gâzî­leri­mizi severiz. Onlara İükran bor­cumuz vardır.

Şehit: Allâh yolunda İslâm düşmanlarıyla savaşarak hayatını ve­ren mü­min­lere denir. Bunlar dini, vatanı, namusu... için canlarını ve­ren fedakâr Müslüman­lardır.

Bütün şehitleri­mizi rahmetle anarız.  Sevgili Resûlümüz bir ha­dislerinde buyuruyor ki:

“Allah yolunda yaralanan kimse, Kıyamet Gününde yarasından kanlar aktığı halde gele­cektir. Rengi kan rengidir; fakat kokusu misk kokusu gibidir.”[2]

Yüce Allâh bu örnek insanları Kur’ân-ı Kerîm şöyle övmek­tedir:

“Allah yolunda katledilenlere (vurulanlara, rast gele) ölüler, de­meyin. Aksine onlar diri­dirler. Fakat siz bunun bilincinde değil­siniz.”[3]

“Allah müminlerden mallarını ve canla­rını, Cennet karşı­lı­ğında satın almıştır...”[4]

Askerlik Yapmak Vatan Borcudur

Egemen her ülkenin, her mille­tin bağımsızlığı ve vatanın korun­ması ile gö­revli bir ordusu vardır.

Ülke sınırları, dışarıdan gelecek her türlü saldırılara karşı sürekli korunmalıdır. Yine dış tehlikelere karşı zamanında karşı koyacak hazır bir kuvvete ihtiyaç vardır. İşte ülkemizde, sınırların korunması ve dış tehlikelere anında karşı koyacak kuvvet Türk Ordusudur. Askerliğin tanımını yapacak olursak: Millî savunma mak­sa­dıyla, maaşlı veya çağı gelen­lerin silah altına alınmasıyla oluşan silahlı kuvvete denir.

Vatan ve milletin dış düş­man­lara karşı can, mal, şeref ve namu­sunun ko­runması için as­kerliğe ge­rekli önem verilmekte­dir. Bu vatan üzerinde yaşayan ve 20 yaşına ge­len her erkek genç, mutlaka askerlik görevini yerine getirir. Çünkü vatandaşlık görevlerinden biri de askerlik yapmaktır. Askerlik, va­tan borcu olduğu için gençle­rimiz as­kere sevinçle, davul zurna eşli­ğinde git­mektedir.

 Barışı sağlamak, saldırganları caydırmak, bilinen ve bilinmeyen düşmanlardan korunmak için Yüce Allâh, "Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın."[5] buyurmaktadır. Sevgili sevgili resulümüze "Kuvvet nedir?" diye sorulduğunda:

— İyi bilin ki, kuvvet atmaktır.[6] Cevabını vermiştir. Önemini vurgulamak için de, üç defa yinelemiştir. Dinimizde düşmanlara karşı üstün bir kuvvete sahip olmak düşmanları ezmek, sömürmek veya yok etmek için değildir. Tam aksine barışı, güveni, adaleti sağlamak ve saldırganlığı caydırmak içindir. Allâh, Müslümanları "...Sakın aşırı gitmeyin. Allâh aşırı gidenleri sevmez."[7] şeklinde uyarmaktadır.

Askerlik yapmak; gelenek ve ahlâkî değerlerimiz açısından vatan borcu, kanunlarımıza göre bir görevdir.

5- “Yurtta Barış Dünyada Barış” Temel ilkemizdir

Savaş iyi bir şey değildir. Mecbur olmadıkça savaş, in­sanlık için zarardan başka bir şey getirmez. Çünkü insanlığın binbir emekle meydana ge­tirdiği kültür­, medeniyet, imar ve diğer değerler savaş sonucu yok olur. İnsanlar kitleler halinde imha edilir. Geriye kalan insanlar da sakat, yetim, dul, ök­süz, kimsesiz, hasta... duruma düşer.

Türk milleti açısından şu ilke çok önemlidir: “Yurtta barış dünyada barış”.

Yurtta ve dün­yada barış olursa şu hususlar gerçekleşir:

1- Her toplum, kendi vatanında rahat ve huzur içinde yaşar.

2- Dünya milletleri ve devletleri arasında köklü bir barış sağla­nırsa bütün insanlık, barışın güzellikle­rinden faydalanır. Mutlu ve tasa­sız bir hayat yaşar.

3- Tüm dünya insanları, birbirleri arasında kaynaşma ve yardım­laşma or­ta­mında kendi­sini bulur.

 

 

Hazırlayan

Şadi KUL  

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi

Öğretmeni

 

 



[1] 8/Enfâl: 25

[2] Buhari, Müslim

[3] 2/Bakara: 154

[4] 9/Tevbe: 111

[5] 9/Enfal: 60.

[6] Müslim, İmâret, 167; Ebû Dâvud, Cihad, 23; Tirmizi, Tefsîr, 8; İbni Mâce, Cihad, 19; Darimî, Cihad, 14; Ahmed bin Hanbel, Müsned, 4/157.

[7] 2/Bakara: 190