BÜYÜKLERE
SAYGI KÜÇÜKLERE SEVGİ
ZARARLI
ALIŞKANLIKLARDAN KAÇINMAK
DİNLERİN EVRENSEL ÖĞÜTLERİ
DİNLERİN EVRENSEL ÖĞÜTLERİ
İnsanların bir arada huzurlu yaşayabilmeleri için bazı kurallara uyma zorunluluğu vardır. Semavî dinlerin hepsinde bazı ortak öğütler vardır ki, bunlar evrensel özelliği sahiptir. Bunlar her yerde, her zaman ve her toplumda geçerlidirler. Bu kurallar; doğruluk, temizlik, iyilik, yardım severlik, saygı, sevgi, hayvanlara iyi davranmak, çevreyi korumak... gibi hususlar toplumun iyi ve güzel kabul ettiği doğrulardır. Yine aynı şekilde; adam öldürmek, hırsızlık, yalancılık... gibi hususlar da hiçbir toplumun kabul etmediği yanlış davranışlardır.
İlâhî dinlerin temel gayesi, insanların dünyada mutluluğunu Ahirette de kurtuluşunu sağlamaktır. Mutluluğun sağlanması için fert ve toplumlar arası huzur ve barışın oluşması lazımdır. Dikkat edildiğinde, İslâm Dininin diğer bir anlamı da, "sulh ve barış"tır.
Doğruluk: İnsanın bütün iş ve hareketlerinde, insanlarla olan ilişkilerinde, dinin emirlerine aklın ve ilmin kurallarına uymasıdır. Kendi hakları kadar diğer insanları haklarını da görüp gözetmesi demektir. Doğruluk dinimizin emrettiği ve Müslümanlarda bulunması gereken güzel huylardan biridir. Hatta güzel huyların başında gelir. Bunun için kıldığımız namazların her rekâtında, fatihada geçen "Bizi dosdoğru yola ilet" diye dua ederiz. Yüce Allâh Kutsal kitabımız Kuran'da doğruluğu emrederek şöyle buyurur:
* Emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Seninle beraber tövbe edenler de. Aşırı gitmeyin...[1]
* Ey iman edenler! Allâh'tan korkun ve doğrularla beraber olun.[2]
Sevgili Resûlümüz de Müslümanlara daima doğruluğu tavsiye etmiştir. Bir gün resûlümüz Muhammed as.’a :
- Ey Allâh'ın Resulü! Bana İslâm'a dair bir söz söyle ki, o hususta sizden başka birine sorma ihtiyacım olmasın, diyen bir Müslüman’a peygamberimiz:
- İman ettim, de ve dosdoğru ol![3] Diğer bir hadiste ise:
- Doğruluk iyiliğe, iyilik de Cennete götürür.[4]
Temizlik: Kirli, hatalı ve kusurlu olmayan demektir. Dinimiz temizliğe çok önem vermiştir. Bazı ibadetlerin yerine getirilebilmesi için önce temizlik yapılması gerekir. Namaz kılınan yerin, elbisenin ve bedenin temizliğini emretmiştir. Temizliği genel hatlarıyla şöyle sıralayabiliriz:
1- İnançta temizlik: Yüce Allâh'a hiçbir şeyi ortak tutmadan, birlemektir. Resûller aracılığıyla gönderdiği temel esasları olduğu gibi kabullenmektir. Dinin aslına ilave olamayacağı gibi, onu eksiltmek de olamaz. Allâh'tan geldiği gibi kabul etmek inançta temizliğin ifadesidir.
2- Ahlakta temizlik: Güzel kalpli, dürüst, güvenilir olmak, başkaları hakkında iyi niyet taşımaktır. Aynı zamanda insanları sevmek ve onlara iyi davranmaktır. Kişinin kimseyi kıskanmadan, kendisi kadar başkalarının da mutluluğunu istemesi gerekir. İnsanların haklarına saygı göstermeli ve onları aldatmamalıdır. Herkes bu kurallara dikkat ederse; toplumda huzur, mutluluk ve hoşgörü ortamı oluşur.
Dinimizdeki ibadetler, ahlâkın güzelleşmesini de sağlamaktadır. İbadetler, insanı kötülüklerden alıkor. Ahlakını da güzelleştirir.[5] Eğer o ibadet, insanı kötülülüklerden alıkoymuyorsa; bu ibadet maksada uygun şekilde yapılmamış demektir.
3- Vücutta temizlik: Dinimiz, biz insanların sağlığına gerekli önem vermektedir. Sağlığın korunması için vücut temizliği gerekir. Vücudun temiz tutulması insanı birçok hastalıklardan korur. İhtiyaç halinde banyo yapılmalı, tırnaklar kesilmeli ve elbiseler yıkanmalıdır. Yemekten önce ve sonra ellerin yıkanması ve dişlerin fırçalanması sağlığımız için çok önemlidir. Günlük ibadetlerimiz için aldığımız abdestin bir faydası da; ayaklarımızın kokmaması ve ağzımızın temiz kalmasını sağlar. Sevgili Resûlümüz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır:
* Beş husus yaratılış gereği yerine getirilir: Sünnet olmak, etek tıraşı olmak, bıyıkları kısaltmak, tırnak kesmek ve koltuk altını tıraş etmektir.[6]
Peygamberimizin hanımı Aişe diyor ki: Resülullah as. bana misvağını yıkamam için verirdi. (Teberrük için, yıkamazdan) önce kendim kullanırdım, sonra yıkayıp ona verirdim.[7] Sevgili Resulümüz dişlerini o kadar temiz tutmayı seviyordu ki hayatının son günlerinde bile dişlerini misvaklıyordu.[8]
4- Aile ve okulda temizlik: Hayatımızın büyük bir bölümü evimizde geçer. Evimizin düzenli, tertipli ve temiz olması gerekir. Etrafı kirli ve düzensiz bir evde; hem insanın ruhu daralır, hem de çeşitli hastalıklara yakalanması kolay olur.
Özellikle; bize ayrılan odaların eşyalarını dikkatli kullanmamız lazım. Özel eşyalarımızdan pijama, çorap, havlu, diş fırçası... gibi günlük olarak kullandığımız eşyaları temiz tutmalıyız. Ailemizde almış olduğumuz temizlik alışkanlıklarını okula da yansıtmalıyız. Yediğimiz yiyeceklerin artıklarını, kullandığımız kağıtları çöp kutusuna atmalıyız. Hatta, başkaları tarafından yerlere atılan kağıt parçaları ve kırık dökükleri iyi örnek olsun diye alıp çöp kutusuna atarsak daha da güzel olur. Bu güzel alışkanlıklarımızı aynı şekilde okul bahçesinde, sokakta, parkta ve gittiğimiz piknik alanlarında da yerine getirmeliyiz.
İçinde yaşadığımız sokak, cadde, park, mahalle, okul... toplumun ortak malıdır. Buraların temiz tutulması hem kendimiz ve hem de gelecek nesiller için çok önemlidir. Bütün bu yerleri tıpkı evimiz gibi temiz tutmalı ve güzel kullanmalıyız.
İyilik: Yüce Allâh'ın rızasını kazanmaya sebep olacak her güzel iş iyiliktir. Müslüman iyi olan, iyilik yapan, başkalarının iyiliğini isteyen kişidir. İyilik yapmanın çeşitli yolları vardır. Müslüman eli, dili ve malı ile yapabildiği kadar iyilik yapmalıdır. Hiçbir iyilik boşa gitmez. Yüce Allâh mutlaka onların karşılığını verir. Bunun tersi olan kötülükle, Müslümanlık bağdaşmaz. Bunlardan uzak durmalıyız. Yüce Allâh Kuranı kerimde şöyle buyurur:
* ...İyilik olarak ne yaparsanız Allâh onu çok iyi bilir.[9]
* Kim güzel iş yaparsa, faydası kendisi içindir. Kim de kötü iş yaparsa, kendi aleyhinedir.[10]
Allah’ın Elçisi as. minberde, sadakadan ve
dilenmeye tevessül etmemekten bahsettiği sırada:
- Üstteki el, alttaki elden hayırlıdır!.. [11] Buyurdu.[12]
Sevgi: İnsanı bir şeye veya kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılığa yönelten duygudur. Saygı ise; üstünlüğü, yaşlılığı veya yararlılığından dolayı ölçülü hareketlerle birlikte duyulan sevgidir.
En büyük saygı: Evrenin yaratıcısı Allâh'a mahsustur. Daha sonra, O'nun vahyini bize binbir zahmetle ulaştıran Resûlleredir. Sırasıyla ana-baba, bize bir şeyler öğreten öğretmen, ilim adamları, yaşça büyük olan kimselere de saygı gösterilmelidir.
Bir gün sevgili resûlümüz Muhammed as.’ın arkadaşları etrafında oturmuşlardı. Resûlümüz Muhammed as.’ın sohbetini dinliyorlardı. Bu sırada dışardan gelen bir ihtiyar topluluğa yaklaştı. Peygamberimizi görmek ve onunla konuşmak istiyordu. Oradakiler ihtiyara yer açarken biraz ağır davrandılar. Müslümanların bu hareketi sevgili resûlümüz Muhammed as.’ın dikkatini çekti. Bu gevşekliği beğenmeyerek şöyle buyurdu:
— Küçüğümüze şefkat, büyüğümüze saygı göstermeyen bizden değildir.[13]
Bu hadiste anlaşıldığı gibi, büyüklere saygı gösterilmesi dinimizin bir emridir. Her insan mutlaka çocukluk, gençlik, yaşlılık çağını geçirir. Bu günün büyükleri, dünün gençleri ve çocuklarıydı. Bunun için, şimdinin küçükleri; yaşlandıklarında, sayılmak istiyorlarsa kendileri de saygılı olmalıdırlar.
Sevgili Resûlümüz Muhammed as. bu durumu şöyle ifade ediyor:
- Bir genç; bir ihtiyara yaşından dolayı saygı gösterirse, o kişi yaşlandığı zaman ona hizmet edeceği kimseleri yüce Allâh yaratır.[14]
Büyüklerimize karşı saygıyı söz ve davranışlarımızla göstermeliyiz. Onların düşüncelerine de saygılı olunmalıdır. Tanıdığımız büyüklerimizle yolda, pazarda, otobüste karşılaştığımızda onların halini ve hatırını sormalıyız. Onların unutulmadıklarını hatırlatmamız çok güzel bir harekettir. Ayrıca bize, bir ihtiyaçları olduğunda hemen yardımlarına koşmalıyız.
Büyüklere saygı gösterildiği kadar küçüklere de sevgi gösterilmelidir. Şefkat; acıyarak ve esirgeyerek sevmektir.
Allah'ın Resulü Muhammed as.; yolda karşılaştığı çocuklara selam verirdi, şaka yapardı, kucağına alır öperdi. Hatta çocuklar üzerine çiş bile yaparlardı. Bazen da onlara yiyecek şeyler verirdi. Kimi zaman da devesine bindirirdi. Çocuklu anneler ihtiyaçlarından dolayı Allâh’ın elçisinin evine geldiklerinde; namaz kılıyor bile olsa namazını hızlıca kılar ihtiyaçlarını giderirdi. Onları asla bekletmezdi. Hem de Müslüman, kâfir ayırımı yapmazdı.
Bu dünyanın üzerinde yaşayan pek çok canlılar vardır. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler... gibi. Bu canlıların her birinin de, yine kendi aralarında farklı farklı birbirinden güzel türleri vardır. Bu güzel yaratıkların etrafındaki varlıklara sayısız faydaları vardır.
İnsanlar, hayvanların bazılarından oldukça fazla faydalanmaktadır. Örneğin: Davar ve sığırın etinden, sütünden, derisinden, gübresinden.... At, eşek, katır gibi hayvanların gücünden... Deve, öküz gibi hayvanların etinden, derisinden, gücünden... Kedi ve köpeklerin kendine has özelliklerinden ve sadakatlerinden... Kaz, ördek, tavuk, hindi gibi kuş türü hayvanların etinden, yumurtasından, tüyünden... İnsanlar, daha nice nice hayvanlardan çeşitli şekillerde faydalanmaktadır.
Biz insanlar, hayvanlardan faydalanmayı nasıl biliyorsak; onların kıymetini de aynı şekilde bilmeliyiz.
İnsanlık onuruna sahip olanlar, nimetlerin sahibine teşekkür eder. Teşekkür yerine, zulümle kötü muamele etmek nankörlüktür. Nankörlük kötü bir haslettir. Onların üreyip çoğalmasına ve sağlıklı yaşamasına yardımcı olmalıyız.
Bize zararı olmayan ama faydası olsun olmasın darda kalmış hayvanlara yardım etmeliyiz. Sevgili Resûlümüz Muhammed as.’a buyuruyor ki: :
- Bir adam yolda, yürürken susadı ve susuzluğu arttı. Derken bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan soluyup toprağı yemekte olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine: Bu köpek de benim gibi susamış, dedi. Tekrar kuyuya inip, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeği suladı. Allâh onun bu davranışından memnun kaldı ve günahlarını affetti.
Oradakilerden bazıları:
- Ey Allâh'ın Resülü! Yani bize hayvanlara yaptığımız iyilikler için de sevap mı var? Deyince:
- Evet! Her "yaş ciğer" (canlı) için bir ücret vardır, buyurdu.[15]
Zevk almak için hayvanlar dövüştürülmez. Resûlümüz Muhammed as.’ın amcası Abbas’ın oğlu Abdullah diyor ki:
- Nebi as., hayvanları dövüştürmeyi yasakladı.
Sürekli hayvanların
Gereksiz yere hayvanların sırtında inmeyenlere bir ikazı da şöyleydi:
— Hayvanlarınızın sırtını minberler yerine koymayın. Şurası muhakkak ki tek başınıza güçlükle gidebileceğiniz bir yere sizi götürmeleri için Allâh onları sizlere hizmet etsin diye yarattı. Yeryüzünü de yaşayasınız diye var etti. Öyleyse ihtiyaçlarınızı duran hayvanının sırtında değil, yerde görün.[16]
İnsanlara faydalanma, hayvanlara da faydalandırma özelliği veren Yüce Yaratıcı’ya şükretmeliyiz. Bunlardan ibretler almalıyız.
Kur'ân`da konuyla alakalı iki ayet meali:
* Evcilleşmiş hayvanlarda sizin için ibret vardır; onlardan çıkan sütten size içiririz; onlarda daha birçok menfaatiniz vardır. Onlardan yersiniz.[17]
* Yerde yürüyen hayvanlar ve kanatlarıyla uçan kuşlar da ancak sizin gibi birer topluluklardır. Kitâb'da biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra onlar da Rabb`leri huzurunda toplanacaklardır.[18]
Çevre temizliği, ruh ve beden sağlığımız için çok önemlidir. Çöplük ve pislik olan yerler mikrop ve hastalık saçar. Medeni insanlar çevreyi kirleterek kendi sağlığını tehlikeye atmazlar.
Çevrenin temizliği için katkıda bulunmalıyız. Çevreyi kirletenleri uyarmalıyız. Evimizi, okulumuzu, hastanemizi, sokağımızı, parkımızı... kısaca bütün çevremizi temiz tutmalıyız.
Dinimizin bizden istediği özelliklerden biri de tabiata karşı sevgi ile yaklaşmamızdır.
Çevre ve dünyanın korunması tüm insanlığın görevidir. Bu dünya bizimdir. Yani insanların ortak malıdır. Ekolojik dengenin korunması da insanlara düşer. Herkes kendi çevresinde gücünün yettiği kadarı ile korumaya mecburdur. Doğanın kirlenmesini önlemek için çeşitli örgütler kurulmuştur. Zaman zaman bu örgütler büyük fedakârlıklar sergilemektedirler. Çevreyi, denizleri, akarsuları kirlenmekten kurtarmak için çalışıyorlar. Bu güzel faaliyetlere gücümüzün yettiği kadar katkıda bulunmamız bize hiçbir şey kaybettirmez. Ancak, etrafımızdaki varlıklara karşı sevgi kazandırır.
Bugün akarsulara ve denizlere atılan fabrika atıkları, insan sağlığını tehdit ettikleri gibi orada yaşayan hayvanları da öldürmektedir. Yine fabrikaların bacalarından çıkan zehirli atıklar çeşitli ağaçların kurumasına ve kuşların ölümüne sebep olmaktadır. İnsanların da çeşitli hastalıklara tutulması için zemin hazırlamaktadır. Hal bu ki, fabrika atıklarının zararsız hale getirilmesi için her çeşit önlemlerin alınması mutlaka lazımdır.
Diğer taraftan bilinçsiz avlanma sonucu, çeşitli hayvan türlerinin yok olup gittiğini görüyoruz. Dağlarımızın süsü olan keklikler ve geyikler, ormanlarımızın içinde yaşayan rengârenk kuşların bir çok cinsleri tamamen yok olmuş, bazısı da korunmaya alınacak kadar azalmıştır. Yurdumuzun etrafı denizlerle kaplıdır. Akarsularımız, barajlarımız, göletlerimiz oldukça fazladır. Ama buna rağmen, su ürünlerimiz ve balıklarımız sofralarımızdaki yerini alamamıştır. Karşı karşıya olduğumuz imkânların değerlendirilememesi mutlaka sorgulanmalıdır.
Ya bilinçsiz olarak kesilen ormanlarımız! Hal bu ki onlar insanların can damarıdır. Onların canlılara sayısız faydaları vardır. Bu faydalardan bazıları şunlardır:
a) Ormanlar yağmurların düzenli yağmasına sebep olur.
b)
Yağan yağmurlar toprağın verimini artırır. Bir kısmı yeraltında depolanarak zamanla
yeryüzüne çıkar; insanlar, hayvanlar ve bitkiler bu kaynaklardan faydalanırlar.
c) Canlıların sağlığı için havayı temizler.
d) Arazi aşınmalarını (erozyon) önler.
e) Toprak kaymalarını önler.
f) Kağıt, mobilya, kereste, sanayisinde kullanılır.
g) Yakacak olarak kullanıldığı gibi her türlü inşaat alanında kullanılır…
Görülüyor ki doğayı sevmek ve korumak bizim kendi faydamız içindir. Bunu kirletir ve doğal dengeyi bozarsak yine bundan biz zararlı çıkarız. Yani insanlar zarar eder. Mesela bugün insanların kendi eliyle zayıflattığı ozon tabakası bizim sağlığımızı tehdit ediyor.
İşte daha sağlıklı bir dünya istiyorsak bütün bunlara dikkat etmeli ve doğal dengenin korunması için gayret etmeliyiz.
Kendisine ve başkalarına zararlı olan hareketlerden kaçınmak gerekir. İnsanın görevi başkalarına ve kendi ailesine faydalı olmaktır. Bunu yerine getirmek içinde kötü alışkanlıklardan uzak olması gerekir.
Kötü alışkanlıklardan uzak duran kimseler, toplum tarafından sevildikleri gibi, Allâh tarafından da sevilirler. Kötü alışkanlıklardan kaçınan kimseler için, Yüce Allâh mükâfat olarak cennet vaat eder.
Mesela zararlı alışkanlıkları olan, uyuşturucu kullanan, yalan söyleyen, yolsuzluk yapan, başkalarını çekiştiren kimseleri insanlar da sevmez, Allan da sevmez. Bunlara yüce Allâh ceza olarak cehennemi vaat eder.
İslam dini kişinin temel hak ve hürriyetlerinden olan;
1- Dini,
2- Canı,
3- Malı,
4- Namusu,
5- Neslini korumayı hedef haline getirmiştir.
Sevgili resûlümüz Muhammed as.’ın yüce Allâh’a sığındığı konulardan biri de zulümdür. Şöyle buyurmuştur:
-
Allâh’ım!.. Başkasına zulmetmekten ve zulme uğramaktan sana sığınırım.[19]
Başka bir duası da şöyledir:
- Allâh’ım!.. Uyuşmazlıklardan, nifak (gizli ve karanlık işler)den ve kötü ahlâktan sana sığınırım.[20]
Öldürmek çok yanlış bir davranıştır. Dünyadaki bütün canlılar içindir ama onlar ihtiyacı oldukça onlardan faydalanması gerekir. Yani boş yere hiçbir canlıyı öldüremez insan. Çünkü o canlıların yaratıcısı Allâh'tır. Allâh’ın yarattığını sen haksız yere öldüremezsin. Bu diğer hayvanlar ve canlılar için böyle iken, insanın kendi cinsinden olan insanı öldürmesi vahşettir. Bunu kesinlikle Allâh yasaklar.
Dinimizde; katil kişi haksız yere öldürmüşse onu affetmek ancak ölü sahipleri için geçerlidir. Başkasının affetme yetkisi olmadığı gibi Allâh da affetmez. İnsanı yaratan Allâh’tır, o canı alacak da ancak O’dur..
Bütün dinlerde, haksız yere adam öldürmek yasaklanmıştır. Çünkü bütün insanların yaşama hakkı vardır. İslâm Dininin genel hedeflerinden biri de: “Kişinin can emniyetini sağlamaktır.”
Yüce Allâh konu ile ilgili Kuranı Kerim'de şöyle buyurur:
* Bir mümin bir mümini öldürme hakkı yoktur. Haklı bir sebep olmadıkça Allâh'ın haram kıldığı canı katletmeyin.[21]
" Kim haksız yere bir kimseyi öldürürse; sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de hayat verirse sanki bütün insanlara hayat vermiş olur." [22]
Yukarıdaki ayetlerden de anlaşıldığı gibi, bir Müslüman haksız yere kimseyi öldüremez. Eğer öldürürse bunun hesabı kıyamet günü mutlaka sorulacaktır.
Sevgili resûlümüz Muhammed as.’dan iki hadis:
* Kim bir mümini kasıtlı olarak öldürürse Onun cezası Cehennemdir.[23] Onun tövbesi de yoktur.[24]
Resûlümüz Muhammed as.’ın hadisleri de gösteriyor ki; en büyük günahlardan biri de adam öldürmektir. Onun cezası da ona göre büyüktür. Öyle ise bir sebep olmadıkça hiçbir canlı öldürülmez. Yine sevgili Resûlümüz Veda Haccı esnasında evresel bir konuşma yapmıştır. Konuşmanın bir kısmında da bu konular üzerinde durulmuştur:
- Ey insanlar! Şüphesiz bu ay, bu kutsal bölge (Mekke) ve bu gününüz nasıl korunma altındaysa kanlarınız, mallarınız ve namuslarınız da Rabb'inizin huzuruna çıkıncaya kadar her türlü tecavüzden korunmuştur.[25]
Tevrat’ın Çıkış ve Tesniye bölümlerinde yer alan “on emir”in maddelerinden biri:
“Katletmiyeceksin.”[26] şeklindeki emirdir. Dindar Yahudilerce çok önemli olduğu unutulmamalıdır.
Markos incilinde nakledildiğine göre, genç bir adam İsa as.’a Ebedî hayat için faydalı olacak işleri sorduğunda şu cevabı almıştır:
“- Katletmiyeceksin, zina etmiyeceksin, çalmıyacaksın, yalan şehadet etmiyeceksin, gadretmiyeceksin, babana ve anana hürmet et.”[27]
Hırsızlık: Bize ait olmayan başka kimselere ait olan kişilerin malını çalmaya hırsızlık denir. Hırsızlık dinimizin haram kıldığı kötü huylardan biridir. Dünya ve ahirette ağır cezası vardır. Çünkü başkasının alın teriyle kazandığı malı, hiçbir emek sarf etmeden alıp götürmek çok çirkin bir iştir. Yüce Allâh Kuranı kerimde şöyle buyuruyor:
* Ey iman edenler! Mallarınızı kendi aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak, karşılıklı rızaya dayanan ticaret hali müstesnadır...[28]
Böyle bir hata yapıldığında hemen zarar gören kişinin hakkı ödenmelidir. Bundan dolayı da yüce Allâh’a tevbe edilmelidir. Yanlışını düzeltip tevbe edenler hakkında yüce Allâh şöyle buyuruyor:
* Kim yaptığı hırsızlık zulmünden tövbe eder ve halini düzeltirse muhakkak ki; Allâh onun tövbesini kabul eder. Çünkü Allâh çok bağışlayıcı, yegane hüküm verici ve hikmet sahibidir.[29]
Canı namusu gibi Müslümanın malı da mukaddestir. Hırsızlık mala tecavüzdür. Gerçek bir Müslüman başkasının malını çalarak tecavüz etmez. Nasıl ki insan, kendi malının çalınmasını istemiyorsa, başkasının da malını çalamaz. Resûlümüz Muhammed as. bu konuda:
* Hırsız, kâmil bir mümin olduğu halde, hırsızlık yapamaz.[30] buyurarak hırsızlığın ne kadar kötü bir özellik olduğunu vurgulamaktadır.
Tevrat’ın Çıkış ve Tesniye bölümlerinde yer alan “on emir”in maddelerinden biri:
“Çalmıyacaksın.”[31] şeklindeki emir dindar Yahudilerce çok önemlidir.
8.3.Yalancı Şahitlik Yapmak
Şahitlik; insanlar arasında adaletin gerçekleşmesi için görülen olayın olduğu gibi anlatılmasıdır. Vicdanının sesine kulak veren onurlu her insan, daima doğruyu söyler. Doğruyu söylerken kimseden çekinmez. Ancak, yalancı kimseler çıkarlarına nasıl gelirse öyle konuşurlar. Dün doğru olarak konuştuğu şeyi başka gün değişik şekilde konuşur. Her zaman çıkarı ön plandadır. Bütün toplumlarda böylesi insanlara güven duyulmaz.
Özü, sözü, hareketi birbirine uyan kişiler yalan söylemezler. Böylesi insanların tanıklığına başvurulduğunda doğruyu ifade ederler. Taraf tutmazlar. Hatta ana, baba, kardeş, bacı, amca, dayı... gibi akrabaların aleyhine bile olsa doğruyu söylerler. Doğru olmak veya doğrudan yana olmak bunlar için bir zevktir.
Her hangi bir sebepten dolayı yalancı şahitlikte bulunmak, telafisi mümkün olmayan insan hakları ihlaline ve zulme sebep olur. Bu ise; dünyada zilleti, âhirette alçaltıcı bir azabı beraberinde getirir.
Kurân`da konuyla alakalı birkaç ayet meali:
* Ey iman edenler! Kendiniz, ana-babanız, akrabanızın aleyhine de olsa Allâh için şahitler olarak, adaleti ayakta tununuz. (Hakkında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar fakir olsunlar, Allâh onlara sizden daha yakındır. Hislerinize kapılıp adaletten sapmayın. Şahitliği eğer büker (doğru şahitlik etmez), yahut şahitlikten kaçınırsanız; (biliniz ki) Allâh yaptıklarınızdan haberdardır.[32]
* ...Şahitliği gizlemeyin. Onu kim gizlerse şüphesiz kalbi âsim (günahkâr) olur. Allâh işlediklerinizi bilir.[33]
* Yalan söyleyerek Allâh`a iftira edenden daha zâlim kim vardır? İşte bunlar Rabblerine arz edilecekler, şahitler de: Rablerine yalan söyleyenler bunlardır, derler. Dikkat edin: Allâh`ın laneti zâlimlerin üzerinedir. Bunlar Allâh`ın yolundan alıkorlar ve o yolda eğrilik ararlar. (İşte) onlar âhireti inkâr edenlerdir.[34]
Tevrat’ın Çıkış ve Tesniye bölümlerinde yer alan “on emir”in maddelerinden biri:
“Ve komşuna karşı yalan şahadet etmiyeceksin.”[35] şeklindeki emir dindar Yahudilerce çok önemlidir.
Matta incilinde nakledildiğine göre, genç bir adam İsa as.’a Ebedî hayat için faydalı olacak işleri sorduğunda şu cevabı almıştır:
“- Katletmiyeceksin, zina etmiyeceksin, babana ve anana hürmet edeceksin ve komşunu kendin gibi seveceksin.”[36]
[1] 11/Hud: 112
[2] 9/Tevbe 119
[3] Müsned Ahmed bin Hanbel 14869, 14870, 18614,
Müslim 55, 4884
[4] Buhari 4719, Müslim 4719, Süneni Barimi 2771,
Müsned Ahmed bin Hanbel 3652
[5] 25/Ankebut: 45
[6] Buhârî, Libâs 63, 64, İsti'zân 51; Müslim,
tahâret 39, (257); Muvatta, Sıfatu'n Nebiyy 3, (2, 921); Tirmizî, Edeb 14,
(2757), Ebü Dâvud Tereccül 16, (4198); Nesâî, Tahâret 10,11, (1,14,15).
[7] Ebu Davud, Taharet 28, (52).
[8] Buhârî, Megazî 83, Vudû 45, Ezân 39, 46, 47,
51, 67, 68, 70, Hibe 14, Humus 4, Enbiya 19, Tıbb 21, İ'tisâm 5; Müslim, Salât.
90, (418); Tirmizî, Cenâiz 8, (978, 979); Nesâî, Cenâiz 6, (4, 6, 7).
[9] 2/Bakara: 215
[10] 45/Casiye: 15
[11] Buhari, Zekât 18; MüsIim, Zekât 94. (103 3 );
Muvatta, Sadaka 8, (2, 998) ; Ebu Dâvud, Zekât 28, (1648); Nesâi, Zekât 52, (5,
61).
[12] Üstteki, infak eden; alttaki de dilenen
demektir.
[13] Tirmizi, Birr 15, (1920)
[14] Tirmizi, Birr 75, (2023).
[15] Buhâri, Şirb 9, Vudü 33, Mezâlim 23, Edeb 27;
Müslim, Selâm 153, (2244); Muvatta, Sıfatu'n Nebi 23, (2, 929-930); Ebü Dâvud,
Cihâd 47, (2550).
[16] Ebü Dâvud, Cihâd 61, (2567).
[17] 23/Mü'minûn: 21
[18] 6/En'âm: 38
[19] Ebu Davud 1320
[20] Ebu Davud 1322
[21] 17/‹sra: 33
[22] 5/Maide 32
[23] Sahihi Buhari 4224, 4393, Ebi Davud 3728,
Süneni Tirmizi 2955
[24] Süneni Ebi Davud 3726
[25] Buhari 1663, Müsned Ahmed bin Hanbel 16101,
19447, 19745, 19774, 22391, Müsned Abdullah bin Mübarek 240
[26] Tevrat Çıkış: 20/13, Tesniye: 5/17
[27] Markos: 10/19
[28] 4/Nisa: 29
[29] 5/Maide 39
[30] Tecrid 12: 41
[31] Tevrat Çıkış: 20/13, Tesniye: 5/17
[32] 4/Nisa: 135
[33] 2/Bakara: 283
[34] 11/Hûd: 18-19
[35] Tevrat Çıkış: 20/13, Tesniye: 5/17
[36] Matta: 19/18-19