KÖTÜ DAVRANIŞLAR

 

Yalan Söylemek ve Hile Yapmak

Gıybet ve İftira

Hırsızlık

Kıskançlık

Alay Etmek

Büyüklenmek (Kibir)

Kötü zanda Bulunmak

Başkalarının Özel Hayatını Araştırmak

Anne, Baba ve Büyüklere Saygısızlık

 

  

Yalan Söylemek ve Hile Yapmak

Bazı davranışlar iyi olarak ifade edilir. Bunlar sevgi, saygı, hoşgörü, cömertlik, doğruluk, yardımlaşmak, sözünde durmak... gibi insanı olgunlaştıran davranışlardır. İnsanın değerini düşüren kötü davranışlar da; yalan, hile, dedi-kodu, iftira, hırsızlık, kibir, kıskançlık, cimrilik, saygısızlık, alay etmek, kötü zanda bulunmak... gibi yanlışlıklardır.

Kim zerre kadar iyilik işlerse onun karışlığını görür. Kim de zerre kadar kötülük işlerse onun karışlığını görür.[1]

Yalan, kandırmak için uydurulan sözdür. Olan bir şeyi yok, olmayanı da varmış gibi gös­ter­mek iyi değildir.

Toplumda, yalancı insanlar sevilmez. Yalancı; gerçeği gizler, sadece kendi çıkarını düşünür. Gereksiz yere çevredekilerin ilgisini çekmeye çalışır. Konuşurken kendisini över, başkalarını karalar, yalancı şahitlik yapar... İnsanlar birbirine düşer. Kavga, sataşma, tartışma, iftira ve hakaretler ortaya çıkar. Toplumda güven ortamı azalır. Bireyler birbirine kuşku ile bakar. Bu kötü davranışı Allah, "...Yalan sözden kaçının."[2] şeklinde yasaklanmıştır.

Güvenilir insan; doğrudan yanadır. Duygusal davranmayarak zengin, fakir, dost, düşman, yabancı, akraba farkı gözetmez. Tanıklık yaptığında sevgi, saygı duyduğu insanlardan taraf olmaz. Annesi, babası veya akrabası haksız olsa bile doğruyu söyler. Allah, "Ey iman edenler, adaleti tam yerine getirerek Allah için şahitlik edenlerden olun. Kendinizin ana babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa..."[3] buyurmaktadır.

İnsanlar arasında yalancılıkla tanınan kimsenin sözüne güvenilmez. Doğru söylese bile, sözüne değer verilmez. "Yalancının evi yanmış kimse inanmamış." durumuna düşer. Atalarımızın, "Yalancının mumu yatsıya kadar yanar." sözü, yalanın mutlaka or­taya çıkacağını açıklamaktadır.

Yalancılık, pek çok kötülüklerin başlangıcıdır. Bu gerçeği Sevgili Resûlümüz,  "Yalan kötülüğe iletir. Kötülük de ateşe götürür.[4] şeklinde ifade buyurmuştur.

Hayatın normal akışında yalan söylemek iyi değildir. Ancak bazı durumlar var ki; yalan söylenme­sinde pek sakınca yoktur.  Bu üç konu şöyledir:

1- Zulme uğrayan birinin malını, canını ve namusunu kurtarmak,

2- Birbirine dargın karı-kocanın veya iki kişinin arasını düzeltmek,[5]

3- Savaş esnasında düşmanı yanıltmak için yalan söylenebilir.[6]

Hile: Bir kişinin, karışsındakini aldatmak için yaptığı sahtekâr­lığa denir. Hile hayatın her alanında yapılabilmektedir.

Genellikle hile­nin yapıldığı yerler: Kolay veya ucuza mal olması için gerçek mal­zeme yerine, daha ucuz malze­melerin kullanıldığı her türlü iş alanları; savaş, te­rör, ticaret, sanat... gibi. İhalelerle yapılan satış veya kiralama işleri... vb. yerler.

Hile; insanların arasını açmak, kurulu düzeni bozmak için başvurulan kötü işlerden biridir. Başka bir deyişle, insanlar arasında fesat çıkarmaktır. Zaman za­man “fesat karıştı”, “fesat çıkardı”  benzeri sözler, yapılan hile­leri ifade eder.

Kur’ân-ı Kerîm'de “Allah fesatçıları sevmez.” ibaresi defalarca zikredilmek­te­dir. Fesatçıların durumunu şu ayeti kerime ne güzel ifade etmektedir:

“Onlara yeryüzünü fesada vermeyin”, denildiği zaman:

- “Biz ara bulucularız”, derler.

- Dikkat edin! Doğrusu bunlar ortalığı fesada verenlerdir. Fakat farkında da değillerdir”.[7]

Görülüyor ki yalan ve hile, hem birey açısından, hem de toplum açısından kötüdür. Çünkü yalan ve hile sonucu;  toplumunda güven, bireylerde onur yok olur.

Gıybet ve İftira

Gıybet (dedikodu); bir kişinin arkasından hoılanmayacağı şekilde ko­nuşmaktır. Dedikodu genellikle bilgi, görgü ve kültür eksikliği olan kişiler arasında olur. İntikam, gösteriş, övünme, büyüklenme, kıskanma ve hoş vakit geçirmek için başkalarının kusurları ortaya serilir. Onlarla alay edilir. İnsanların ayıp ve kusurlarıyla uğraşan bu kişileri Allah, "Ey iman edenler! ...birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın. Biriniz, diğerinizi arkasından çekiştirmesin..."[8] diye uyarmaktadır.

Kusursuz insan olmaz. Medenî insanlar, kendi kusurlarını azaltmaya veya tümüyle ortadan kaldırmaya çalışırlar. Ancak cahil kişiler, başkalarının noksanlarıyla uğraşırlar. Kendi kusurlarını düzeltmeye fırsat bulamazlar.

İftira (karalama); başkasına, asılsız veya yakışık­sız bir sıfatı yüklemedir. İftira içinde yalan ve düşmanlık gizlidir. İftira eden­ler; cahil, bencil, saygısız, mer­hametsiz, adâletsiz... kişi­lerdir. Bunlar taassup ve yobazlık içinde hayatla­rını tü­ketir giderler.

İftira çok kötü bir davranıştır. İnsanların onurunu kırar, itibarını düşürür. Atılan iftiranın asılsız olduğu ortaya çıksa bile, izi kalır. Bu asılsız yakıştırma, topluda cahil kişilerin ağzında döner dolaşır. Bu ağır suçu işleyerlere Allah, “Her iftiracı günahkâr kimseye yazıklar olsun!”[9] buyurmaktadır.

Bir gün Sevgili Resûlümüz arkadaşlarına sordu:

- Gıybet nedir, bilir misiniz? Oradakiler:

- Allah ve Elçisi daha iyi bilir, dediler. Sevgili Resûlümüz:

- Kardeşini (kendisi orada yok iken) hoılanmadığı bir şekilde dile getir­mendir, bu­yurdu. Oradakiler:

- Peki söylediğim şey kardeşimde varsa? diye sorduklarında, Sevgili Resûlümüz:

- Dediğin husus kardeşinde varsa, işte o zaman gıybet olur. Eğer yoksa o zaman iftira olur, buyurdu.[10]

Hırsızlık

Hırsızlık; koruma altında olan bir malın sahibinin haberi olmadan alınmasıdır. Hırsızlık bütün toplumlarda hoş karışlan­mayan kötü bir dav­ra­nıştır. Aynı zamanda suç sayıldığı için hırsızlık yapanlar cezalandırılırlar. Dinimizce de hırsızlık yapan kişi şiddetle ceza­landırılır.[11]

Bireyleri iyi yetişmiş medenî toplumlarda hırsızlık pek olmaz. El emeğine ve alın terine saygı gösterilir. Kimse kimsenin malında gözü olmaz. Mülkiyet hakkına saygı gösterilir. Sevgili Resûlümüz insanların mal, can ve namus emniyeti üzerinde çok dururdu. Ömrünün son yıllarında büyük bir topluluğa önemli veda konuşma yaptı. Konuşmanın bir bölümünde:

- Ey müminler! ...Kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz etmek helâl değildir. Ancak gönül hoıluğuyla verilen başkadır...[12] buyurmuştur.

Hırsızlık aynı za­manda ahlâkî yönden de kabul edilme­yen, kötü bir iştir. Hırsızlık, toplumun dirlik ve düzenini bozar. Hırsızlığın ol­duğu yerde huzur ve güven diye bir şey kalmaz. Mal emniyeti kal­kar. Fertlerin çoğu birbirine karış kuşkulu hale gelir. Zayıf ve kimsesizler ezi­lir. Acıma ve merhamet azalır. Pek çok masum insanlar zan altında kalır.

Hırsızlık, bütün din ve toplumlarda yasaklanan kötü bir davranıştır.

Kıskançlık

Kıskançlık (haset); başkalarında bulunan güzel bir özelliği, bir eş­yayı kıskanıp yok olmasını istemektir. Kıskançlık bilgisizlik, kin, kibir ve düşmanlık ile karışık olumsuz bir duygudur. Hoşgörüden de uzaktır.

Bir kimse arkadaş, komşu veya çevresindeki insanların güzelliklerinden rahatsız oluyorsa, mutlu olamaz. Çekememezlik duygusu kendisini için için ra­hatsız eder. Allah Kur’ân-ı Kerîm'de kötü ve kıskanç insanları anlatırken; "...Size bir iyilik ulaşsa, bu onları sıkıntıya düşürür. Başınıza bir musibet gelse, ona sevinirler..."[13] buyurmaktadır.

Kıskançlık zararlı davranıştır. İnsanlarda güzel duygu ve davranışları yok eder. Toplumda ve arkadaş çevresinde  dışla­nmalarına neden olur. Bu durumu Sevgili Resûlümüz; "Ateşin odunu yediği gibi haset de iyilikleri yer bitirir."[14] sözüyle ifade etmiştir. Başka bir hadiste de, "Bir kişinin kalbinde iman ile hased bir arada bulunmaz."[15] buyurarak gerçek bir müminin kıskançlıkla ilgisinin olmadığını belirtmiştir.

Kıskançlığın giderilmesi ancak bilinçlenmeyle olur. Karışsındakilerin kültürlü, bilgili, becerili, başarılı, çalışkan, güzel, güçlü... olma yönlerini kabullenmek gerekir. Sevgili Resûlümüz; "...Birbirinizi kıskanmayın."[16] sözüyle birey ve toplumlara zararlı olan bu duygudan arınmamızı istemiştir.

Çevremizdeki insanların sahip oldukları nimetlerin yok olmasını istemeden, bizde de olmasını istemek kıskançlık sayılmaz. Örneğin sınıfta başarılı bir öğrenci gibi olmayı herkes ister. Onun başarısı çevresindekileri imrendirir. İmrenmek, insanları daha iyiyi yakalamak için çalışmaya sevk eder. Gıpta (imrenmek); başkalarında olan bir güzelliğin kendisinde de ol­ma­sını istemektir. Dinimizce sakıncası yoktur. Hatta böyle bir istek, insanı ça­lışmaya yönlendirir.

Alay Etmek

Dinimizde insan değerli bir varlıktır. Onu küçümsemek, onuruyla oynamak, alay konusu etmek hoş karışlanmaz. Allah, Kur’ân-ı Kerîm'de "insanı en güzel biçimde yarattık."[17] buyurmaktadır. İnsanın yaratılışı; akıl, anlayış, eğitim ve öğretim ile olgunlaşmanın doruğuna ulaşmaya uygundur. Herkesin kendisine özgü kişiliği, onuru, ruhsal ve bedensel yapısı vardır. Bu yapıyı küçümsemek yerine, olduğu kadarıyla kabul etmek daha güzeldir.

Kişileri küçümseme, kusurlarıyla eğlenme anlamına gelen alay etmek, doğru bir davranış biçimi değildir. İnsanlar çeşitli söz, ima ve işaretlerle bazen doğrudan bazen dolaylı sataşmalarla aşağılanır. Yahut eğlence konusu yapılır. Her ne şekilde olursa olsun Allah; "Ey müminler!.. Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki onlar, kendilerinden daha iyidirler..."[18] uyarısını yapmaktadır.

Alaycı insanlardan uzak durulmalıdır. Bunların dostlukları ve düşmanlıkları birbirine karışıktır. Ne zaman ne yapacakları belli değildir. İlk görünüşte; alay edenler, bazı kişilere takılarak oradakileri neşelendirirler. Ama gülünç duruma düşürdükleri kişilerin benliğinde derin yaralar açıldığının farkında değiller.

Çevremizde bedensel özürlü kişiler olabilir. Onların bazı sıkıntılarına katkıda bulunmak çok yanlıştır. Ahlâkı güzel olan kişiler onlara yardımcı olurlar. Toplum içinde onların itibarlarının sarsılmasını istemezler.

  Toplumda ahlâkı düşük bazı insanlar vardır ki onlar, karışsındaki insanlara kötü la­kap ve hafife alıcı sözler söyler. Bilgisiz bu insanlar, Allah’ın "...Birbirinizi kötü la­kab­larla ça­ğır­mayın..."[19] ayetine aykırı hareket etmektedirler.

Büyüklenmek (Kibir)

Toplumdaki insanlar sahip oldukları güç, mal, bilgi, kültür, sanat, makam, sağlık, güzellik, görüş ve tutumları üzerine yapılanırlar. Bir kısım insanlar çevresine karış görgü kurallarına uygun davranış sergiler. Bir kısmı sessiz ve kendi halindedir. Bazısı da kendilerini diğer insanlardan üstün ve ayrıcalıklı zannederler.  İçinde doğruyu gizleyerek, kendisini başkala­rından üs­tün görmeğe veya etrafa öyle görüntü vermeğe kibir denilmektedir.

Kibirli insanlar, diğer insanlarda bulunan güzelliklerden pek hoşlanmazlar. Fakat, kendilerinde bulunan bazı özellikleri çok şey zannederler.  Konuşmalarında kendisini övme ve başkalarını küçümseme görülür. İnsanların sevmediği bu kişileri Allah da sevmez. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm'de, "...Şüphesiz ki; Allâh, kendini beğeneni ve sürekli övünenleri Allah sev­mez."[20] buyurulmaktadır.

Kur’ân-ı Kerîm'de kibir üze­rinde çok durulmaktadır. Bu kötü davranıştan şiddetle de kaçınılması vurgu­lanmaktadır. Allah, "Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen, (ağırlığınla) ne yeri yarabilirsin ne de yüksekliğinle dağlara ulaşabilirsin."[21]

Kibir sadece Yüce Allah'a layıktır. Çünkü o, en büyüktür. Biz onu ne ka­dar büyüklesek yine de azdır. Onun gücü, kuvveti, ilmi her şeyi kuşatmıştır.

Kibir huyların en çirkini ve en tehlikelisidir. Çünkü insanları küfre götürür. Toplumsal birlik ve beraberliği bozar. Fertler arasında kin ve nefretin oluşma­sına sebep olur. Onun için kibirli insanların dostu pek olmaz.

Günlük hayatımızda temiz giyinmek, güzel konuşmak, tertipli ve düzenli olmak çok güzeldir. Bu yaşantının büyüklenmekle hiçbir ilgisi yoktur. Adamın biri Sevgili resulümüze, güzel giyinmeyi ve gözükmeyi sevdiğini söyler. Sonra bunun kibir olup olmadığını sorar. Sevgili Resûlümüz:

- Hayır, bu kibir değildir. Allah güzeldir, güzeli sever. Kibir, gerçeği küçük görmek ve başı gözü ile insanlarla alay etmektir.[22] buyurmuştur.

Kibir mümine yakışmaz. Mümin, izzetli ve va­karlı­dır. İzzet ve vakar insanı Yüce Allah'a yaklaştırır. Kibir ise insanı şeytanlaştırır.

Kötü zanda Bulunmak

Herhangi bir konuda, doğru bilgi olmadan olumlu veya olumsuz düşünmeğe zanda bulunmak denir. Zan, kesin değildir. Olabilir de, olmaya bilir de. Diğer bir ifadeyle; doğruluğu da yanlışlığı da kesin olarak bilinemeyen düşüncelerdir.

İnsanların bilinmeyen yönleri hak­kında, iyi düşünülmelidir. Dinimize göre her şeyde esas olan iyilik, güzellik ve temizlik­tir. İhtimalli değerlendirme­ler, iyi zan üzerine ve sınırlı bir şekilde yapılmalıdır. Ancak, her zaman iyi ni­yetli ol­mak, tedbiri elden bırakmak anlamına da gelmez.

İnsanların bilinmeyen yönleri hakkında kötü zanda bulunmak, yanlıştır. Gereksiz olarak insanları kuşku altına iterek suçlamaya hakkımız yoktur. Dinimize göre kötü zanda bulunmak günahtır. Kur’ân-ı Kerîm'de, “Ey iman edenler! Zandan çokça sakının. Çünkü, zannın bazısı günah­tır...”[23] buyurulmaktadır.

Kötü zan zararlı olduğu gibi duyulan her haberi doğru gibi konuşmak da yanlıştır. Duyulan haberin pek çoğu doğru olma­yabilir. O zaman insanla­rın iz­zet, şeref, namus, haysiyet ve onuru tehlikeye girer. Toplumda güvensizlik ve iftira yaygın­laşır. Allah bize, "...Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz. Sonra yaptığınıza pişman olursunuz."[24] uyarısını yapmaktadır.

Günlük hayatta çok karışlaşırız: Arkadaşlarımızdan biri;

- Dün beni yolda gördün de, görmemezlikten geldin. Senin bu hareketine çok üzüldüm, der. Biz, her ne kadar görmediğimizi söylesek de, o yine İsrar etmeğe çalışır. Olayı değerlendirecek olursak: Arkadaşımızın dediği doğrudur. Dediği yerde dün geçtim. Karışlaşmış olabilirim. Ancak, kendisini görmedim. Gördüğümü söylüyor. İşte burada yanılıyor. Çünkü, hiç farkında değilim. Hakkımda kötü zanda bulunuyor. Görseydim yanında durur ve halini hatırını sorardım.

Görülüyor ki; kötü zanda bulunmak, insanı güç duruma düşürmektedir. Karşımızdakileri de haksız yere üzmektedir.

Başkalarının Özel Hayatını Araştırmak

İnsanlar, yaşamlarının bir kısmını toplum içinde ve onunla beraber yaşarlar. Hayatlarının diğer bölümünü ise, aile ortamında geçirirler. Hatta ailedeki bireyin, diğer bireylerden bağımsız kendine bir özel hayatı da vardır.

Özel hayat, bireysel etkinliklerin hakim olduğu yaşantıdır. Bu yaşantı; bireysel olabildiği gibi aile hayatı kapsamında da olabilir. Bu yaşantı başkalarına zarar vermedikçe, toplumsal denetimi gerektirmez.

İnsanların özel hayatını araştırmak, dinimizce hoş bir davranış değildır. Allah, “Ey imân edenler! ...birbirinizin gizli yön­lerini araştır­mayın...”[25] buyurmaktadır. Allah, kişilerin kendisine özgü özel yaşantılarının araştırılmasını önlediği gibi aile hayatını da koruma altına almıştır. Başka bir ayette, "Ey inananlar!.. Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi fark ettirip ev halkına selâm vermedikçe içeri girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır..."[26] diye görgü kurallarını bize hatırlatmaktadır. Dinimiz, özel hayatla yakından ilgili olduğu için evlerin içini saygın duruma getirmiştir. Başkasının evine gittiğimizde, kapının zilini çalmalıyız. Eğer içeriden bize cevap verilmezse, Sevgili Resûlümüz bize şu uyarıyı yapmaktadır; "Biriniz üç defa izin isteyip de kendisine izin verilmezse geri dönsün."[27] Fazla İsrar edilmemelidir. Belki evdeki ortam başkalarının görmesine uygun değildir.

Her in­sa­nın kendisine ait bazı kusurları olabilir. Bu kusurları araştırıp ortaya çı­kar­mak yanlıştır. Toplumda özel kusurlar öne çıka­rılınca, hatasız ve itibarlı kimse kal­maz. Herkes kusurlu duruma düşer. Sevgili Resûlümüz bir hadisinde; “ ...insanların gizli yönlerini araştırmayın. Şunu iyi bilin ki: Kim kardeşinin gizli kusurunu araştırırsa, Allah da onun kusurunu araş­tırır. Allah kimin özel ku­su­runu ve ayıbını araştırırsa, o şahsı evinin içinde bile olsa rezil eder.”[28] buyurmuştur.

Başkalarının özel durumlarını merak ederek öğrenmeye çalışmak yanlıştır. Örneğin; başkalarının ikili konuşmaları veya telefonları bizi ilgilendirmemelidir. Bu konuşmaların üzerine gittiğimizde, mümkün oldukça uzak durmak en iyi davranıştır. Eğer, merak eder de "Biraz evvel ne konuşuyordunuz?" gibi gereksiz sorular sorduğumuzda çoğunlukla kendimizi gülünç duruma getiririz.

Anne, Baba ve Büyüklere Saygısızlık

İnsanı yoktan var eden Allah'tır. Daha sonra senelerce yediren, içiren, giydiren, koruyan, yetiştiren anne babasıdır. Ana babanın çocuğuna yaptığı iyiliğin maddî ve manevî olarak karışlanması mümkün değildir. Bundan dolayı, dinimizde ana babaya saygının yeri çok büyüktür. Kur’ân-ı Kerîm'de, insanın Allah'a kul olması ve ona şükretmesi gereği vurgulandıktan sonra "Ana babaya iyi davranılması"[29] bildirilmiştir. Ayrıca "Ana babaya isyân"[30] büyük günahlardandır. Sevgili Resûlümüzin arkadaşlarından biri anlatıyor:

- Hangi amel Allah'a daha sevimlidir? diye sordum. Allah’ın elçisi:

- Vaktinde kılınan namazdır, dedi.

- Sonra hangisidir? dedim.

- Ana babaya iyilik etmektir, dedi...[31]

Ana babalarımıza karış iyi davranmalıyız. Onların isteklerini yerine getirmeliyiz. Kendilerine ve söylediklerine değer vermeliyiz. Onları incitecek davranışlardan kaçınmalıyız. Ailemizin daha iyi yaşantısı için gece-gündüz çalışan bu fedakâr insanların dualarını almaya çalışmalıyız. Yine abla, ağabey, dede, büyük anne, amca, dayı, teyze... gibi büyüklerimize saygıdan kusur etmemeliyiz.

Yolda, pazarda, otobüste, okulda ve her yerde büyüklerimize saygılı olmalıyız. Onlara gücümüzün yettiğince yardımcı olmalıyız. Çevremizdekilere karış yardımcı, saygılı ve görgülü olmamız bizi küçültmez. Aksine değerimizin artmasına neden olur.

 

 



[1] 99/Zilzâl, 7-8. ayet.

[2] 22/Hacc suresi, 30. ayet.

[3] 4/Nisa: 135

[4] Buharî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103; Malik- Muvatta', Kelâm, 16.

[5] Müslim, Birr, 27.

[6] Buhari, Cihad, 157; Müslim, Cihad, 18; Ebu Dâvud, Cihad, 63; Tirmizi, Cihad, 5; İbni Mace, Cihad, 38; Ahmed b. Hanbel, I, 81

[7] 2/Bakara: 11-12

[8] 49/Hucurât suresi, 12. ayet.

[9] 45/Câsiye: 7

[10] Müslim, Birr, 70; Ebu Davûd, no. 4874, Tirmizi, no. 1934.

[11] 5/Maide: 38

[12] Tirmizî, 3087 no'lu hadis; Ebu Davûd, 3334 no'lu hadis; İbni Mâce, 1851, 3055 no'lu hadisler.

[13] 3/Aliimran: 120

[14] Ebê Dâvûd, Edeb, 44; İbni Mâce, Zühd, 33

[15] Nesâî, Cihâd, 8

[16] Buhari, Edeb, 57; Müslim, Birr, 34; Ebê Dâvûd, Edeb, 47; Tirmizî, Birr, 24; İbni Mâce, Dua , 5; Muvatta', Güzel Ahlâk, 15; Ahmed bin Hanbel, I, 3;

[17] 95/Tîn suresi 4. ayet.

[18] 49/Hucurât: 11. ayet

[19] 49/Hucurât: 11. ayet.

[20] 4/Nisâ: 36

[21] 17/isra: 37

[22] Müslim, İman, 47; Ahmed bin Hanbel, IV, 133-134

[23] 49/Hucurat: 12

[24] 49/Hucurât: 6

[25] 49/Hucurat: 12

[26] 24/Nûr suresi, 27. ayet

[27] Buhari, İsti'zân, 13; Müslim, Âdâb, 32; Ebu Dâvûd, Edeb, 127; Tirmizî, İsti'zân, 3; İbni Mâce, Edeb, 17, Dârimî, İsti'zân, 1; Ahmed bin Hanbel, III, 6.

[28] Tirmizi, Birr, 83

[29] 17/İsrâ suresi, 23. ayet; 31/Lokmân suresi, 14. ayet; 6/Enam suresi, 151. ayet

[30] Buhari, Edeb, 1; Müslim, İmân, 143

[31] Buhari, Edeb, 1; Müslim, Musâfirûn, 216; Tirmizi, Kur'ân, 11; Nesai, Mevâkît, 51; Dârimî, Salât, 24; Ahmed bin Hanbel, IV, 176.