Aile içindeki ilişkiler sevgi, saygı ve
yardımlaşmaya dayanır
Aile sorunları karşılıklı anlayışla çözülür
Ailede bireylerin birbirine karşı görevleri
Aile: Soy ve
evlilikle bir araya gelmiş, ana-baba ve çocuklardan meydana gelen bir
topluluktur. Bu topluluğu meydana getiren bireyler; anne, baba, oğul, kız, torun,
dede, nine... gibi. Bazen de; amca, teyze, hala, dayı... gibi çok yakın
akrabalardan oluşmaktadır. Bu küçük topluluklar bir araya gelerek mahalleyi
oluşturur. Mahallelerin bir araya gelmesiyle; köy, ilçe ve illeri oluşturduğu
görülür. Bundan dolayı; toplumun huzur ve saadeti için sağlam aile yapısı
önemlidir. Sünnet, düğün vb. olaylar aile fertlerini topluca sevindiren
değerlerdir.
Yeryüzünde yaşayan
canlıların pek çoğu aile hayatıyla varlıklarını devam ettirmektedirler.
İnsanların meydana getirdikleri “aile hayatı” diğer varlıkların aile
yaşantılarından daha düzenli ve gelişmiş durumdadır. İnsanların içinde
bulunduğu inanç, ahlâk, hukuk, eğitim ve öğretim, siyaset, örf ve adet,
ekonomi, kültür, iklim şartları, bölgesel farklılıklar... gibi etkenler aile
hayatının yapılanmasını büyük ölçüde etkilemektedir.
İster toplum olsun,
isterse birey olsun; yine ilk şekillenme ailede başlamaktadır. Arzulanan bir
toplum yapısı için, sağlıklı aile ortamı şarttır. Onun için; mevcut ailelerin
güzelliklerini geliştirmeye, noksanlığını tamamlamaya, hoş olmayan yönlerinin
de giderilmesine yardımcı olunmalıdır.
Eski Türk
edebiyatının konularına (örneğin; Dede Korkut hikâyelerine) dikkat edildiğinde,
aile bireyleri arasında vefakârlık ve fedakârlığın konu edinildiği ve aile temelinin
sağlıklı olması gerektiği üzerinde durulduğu görülür.
İslâm öncesi
Türklerde aile bağları çok kuvvetliydi. Müslüman olduktan sonra, bu bağların
daha mükemmel duruma geldiğini görmekteyiz. Zamanımızda ise; her türlü
olumsuzluklara rağmen, aile yapımız canlılığını korumaktadır. Ancak, günün
hızla değişen şartlarına daha güzel uyum sağlayabilmesi için; evlilik öncesi
bilinçlenme ve eğitime ağırlık verilmelidir.
Anne ve baba, aile
içinde en büyük sorumluluğu taşır. Onların birbirlerine karşı güzel tutum
sergilemesi ve çocuklarını güzel terbiye ile yetiştirmeleri gerekir.
Genellikle anne ve babalar, çocuklarının başarıları ve iyi durumlarını
ödüllendirirler. Bazı kusur ve hatalarını da, usulüne uygun şekilde
düzeltirler.
Ailelerin bireyleri
arasında en büyük bağ, sevgi ve muhabbettir. Aralarında sevgi ve saygı
olmayan bir ailede huzur bulmak imkânsızdır.
Çocukların, anne ve
babalarına karşı yükümlülükleri vardır. Dünyada çocuklara Allah`tan sonra en
fazla yardımcı olan, onlara bakan, büyüten, terbiye eden, seven... ana
babadır. Bun-dan dolayı çocuklar, anne
ve babalarına ne kadar saygılı olsalar yine azdır.
Çocuklar
aile içinde sevgi kaynağıdır.
Ailede, büyükler
küçüklere karşı sevgi ve muhabbetle hareket etmelidir. Küçükler de saygıda kusur
etmemeli. Her şeye itiraz kişiler aile içinde bile pek sevilmezler.
Yüce dinimiz İslâm'a
göre, insanların birbirine karşı iyi dilek ve temennilerde bulunması çok
güzeldir. Kişilerin birbirlerine karşı yapmış oldukları iyi dilek ve
temennilerini dile getiren sözlere genel olarak "dua" ismi verilir.
Anlam bakımından geniş alanları kapsayan "selâmlaşma" konusunda
yeterince ayet ve hadisler mevcuttur. Selamlaşan kişiler birbirlerine şu
temennilerde bulunurlar: Yüce Allah`ın huzurunda bol olan sağlık, sıhhat,
afiyet, dirlik, düzenlik, esenlik, birlik beraberlik, rahmet, bereket... ve her
türlü güzellikler sizin üzerinize olsun. Bir Müslüman için selâm vermesi en
uygun olan kişiler kendi aile bireyleridir. Sevgili peygamberimiz Muhammed
(aleyhi's selâm) küçük yaşlarda olan Enes'e şu öğütte bulunmuştur:
- Yavrucuğum!.. Evine
girdiğin zaman selâm ver ki, selâmın hem sana ve hem de aile halkına bereket
getirsin.[1]
Aile ve toplumumuzda,
çocuklar büyüklerle karşılaştıklarında saygılarını selâmlamakla sunarlar. Yine
aynı şekilde, büyükler küçüklerle karşılaştıklarında sevgilerini selâmlamakla
açığa vururlar.
Konuyla ilgili ayet mealleri:
• Biz insana ana-babasına iyi davranmasını
tavsiye etmişiz...[2]
• Rabb`imiz! Hesap görülecek günde, beni,
ana-babamı ve müminleri mağfiret et.[3]
Aile içinde; ana,
baba, kız ve erkek çocuğu... gibi bütün fertlerin bazı sorumlulukları vardır.
Bu sorumluluklar herkesin yapı, beceri, yaşına... göre farklıdır. Bu görev ve
sorumluluklar karşılıklı anlayış içinde yürür. Bazen kendiliğinden, bazen da
hesapta olmayan bir takım sebeplerden dolayı aksamalar olabilir. Bu
aksamalar; karşılıklı anlayış ile çözülür. Bu durumda kırıcı ve kaba
davranmaktan kaçınmak gerekir. şurası çok iyi bilinmelidir ki: Hırsla kalkan,
zararla oturur.
Uyumlu ve mutlu bir
ailenin fazla problemleri olmaz. Sorunlar geçicidir.
insanlar aile
içerisinde her zaman huzur ve mutluluğa muhtaçtır. Ailede huzurun
sağlanması ve devam etmesi için şu
hususlara dikkat etmek gerekir.
1- Mutluluklar
beraber yaşanmalı, fertler birbirini sevmeli.
2- Problemler beraber
çözülmeli,
3- Görevlerde ve
sorumluklarda yardımlaşılmalı,
4- Kusurlar
abartılmamalı, güzellikle düzeltilmeli,
5- Güzellikler ön
plana alınmalı, fertler birbirine güvenmelidir.
Aile içinde yapılması
gereken işler vardır. Bunlardan bazılar:
1- Aile geçiminin
sağlanması,
2- Ailenin içinde
oturduğu evin düzene sokulması,
3- Çocukların bakımı,
4- Yemeklerin pişirilmesi
ve bulaşıkların yıkanması,
5- Çamaşırların
temizliği ve bakımı,
6- Evin günlük
temizliği,
7- Günlük
alış-verişlerin yapılması... gibi.
Bu işlerin bir kısmını
baba, bir kısmını anne, bir kısmını evin kızı, bir kısmını evin oğlu
yapmaktadır. Yerine göre yardımlaşma kendiliğinden oluşur. Bazen de zaruri
olur. Bu yardımlaşma zoraki olmaktan ziyade hoşgörü ve memnuniyetle
yapılmalıdır.
Anne ve baba;
çocuklarını ellerindeki imkânlar dahilinde en iyi şekilde yetiştirmelidir.
Sağlık, eğitim, meslek... gibi konular oldukça önemlidir. Dinî, ahlakî, millî
ve manevî değerlerin ihmal edilmesi, gelecek yıllarda telafisi mümkün olmayan
büyük yıkıntılara sebep olabilir. Onun için, aile içindeki görevler sağıklı
şekilde yerine getirilmelidir.
Aile, toplumsal
hayatın temeli durumundadır. Toplu yaşayan insanların ilk şekillendiği yer
ailedir. Fertlerin sorumlu olarak yetişmesi, çok önemlidir. Çünkü aile içindeki
sorumluluk, bireylerin içinde yaşadıkları hayatı yansıttığı gibi geleceğini de
belirlemektedir.
Sorumluluk duygusu
bizi pek çok gerçeklerle karşı karşıya getirir. Örneğin: Merhamet, adalet,
sabır, yardımlaşmak, sözünde durmak, güven, sevgi, saygı... gibi.
Sorumluluk duygusunun
bulunmadığı yerlerde de şu olumsuzluklar meydana gelmektedir: Zulüm, anarşi,
kargaşa, fırsatçılık, öfke, çekememezlik, iftira, hainlik, sözünde durmazlık,
yalancılık, hırsızlık... gibi.
Sınırları hak ve
hukuka dayalı olan bütün sorumluluklar yerine getirilmelidir. Bu sorumluluğun
yeri fert, aile veya toplumun başka kesimleri de olabilir. Yoksa insanların
birlikte yaşamaları zorlaşır.
Sorumsuzluk,
kontrolsüz ateşe benzer. Etrafını yakar ve yıkar. Bu tehlikeli kötü duygudan
kendimizi, ailemizi, toplumumuzu ve insanlığı korumamız gerekir.
Yüce Allah Kuran`da
şöyle buyuruyor:
- Ey İman edenler!..
Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun...[4]
Bir insanın kendisini
ateşten koruması; yüce Allah`ın emirlerini yerine getirmesi ve yasaklarından
uzaklaşmasıyla mümkün olur. Aile fertlerini ateşten korumak ise; onların İslamî
ahlâk ile terbiye edilmesi ve yüce Allah`ın gönderdiği dini kurallarının hayata
geçirilmesiyle mümkündür.
Rahat ve huzurlu
ailelerde herkes sorumluluğunu iyi bilir ve gereğini yerine getirir.
Sevgili peygamberimizin hanımı Aişe anlatıyor:
Günün birinde, yanıma bir kadın geldi. Beraberinde de iki küçük kızı vardı. Aç
oldukları için benden bir şeyler istedi. Yanımda hiçbir şey yoktu, sadece bir
tek hurma vardı. Ben de, o bir hurmayı açlıktan bitkin olan kadına verdim.
Kadın, hurmayı aldı ikiye böldü, yarısını bir kızına diğer yarısını da öteki
kızına verdi. Sonra kalkıp gitti. Daha sonra Nebi (aleyhi's selâm) geldi.
Hadiseyi kendisine anlattığımda şöyle buyurdu:
- Kim, bu kızlar
yüzünden sıkıntıya düşerse; onlara iyilik etsinler. (Yarın âhirette) o kızlar
kişi için ateşten koruyan perde olur, buyurdu.[5]
Yine bir gün Nebi
(aleyhi's selâm) şöyle buyurdu:
- Kişinin ebeveynine
sövmesi en büyük günahlardandır. Orada bulunanlar:
- Yâ Resulellâh! Adam
ana-babasına nasıl söver? Resulullâh buyurdu:
- Bir adam, başka bir
adamın babasına söver. O da, aynı şekilde (sövenin) anasına ve babasına söver.
(Böylece ilk söven kendi ana-babasına sövmüş olur.)[6]
Ant olsun, biz Lokmân'a
hikmet[7] verdik:
- Allah`a şükret[8]!.. Kim şükrederse, kendisi için şükreder. Kim de
küfrederse[9]; Allah zengindir, övülmeye de en layık olandır. [10]
Lokman oğluna öğüt vererek
demişti ki:
- Yavrum, Allah`a şirk koşma[11]. Çünkü şirk, çok büyük bir zulümdür[12]
- Yavrum, hardal tanesi
ağırlığınca bir şey de olsa; bir kayanın içinde veya göklerde yahut yer(in
derinliklerin)de olsa; Allah onu yine getirir. Allah çok lütfeden ve haberdar
olandır. [13]
- Yavrum, namaz kıl!..
İyiliği emret kötülükten de sakındır. Başına gelen (olumsuzluklara) da sabret[14]. Çünkü bunlar, (olması gereken) kesin işlerdendir.
31/Lokman:17
- insanlara yüzünü bükme[15]!.. Yeryüzünde de böbürlenerek çalımlı çalımlı yürüme.
Çünkü Allah, kendini beğenen ve çok övünenleri[16] sevmez.[17]
- Yürüyüşünde tutumlu ol[18]!.. Sesini de kıs[19]. Gerçekten, seslerin en çirkini eşeklerin[20] sesidir.[21]
[1] Tirmizi 2698
[2] 29/Ankebût: 8
[3] 14/İbrâhîm: 41
[4] 66/Tahrim: 6
[5] Buhari zekat 10/4, edeb 18/2, Müslim birr 147, Tirmizi 1916
[6] Buhâri, Edeb 4; Müslim, İmân
146, (90); Tirmizi, Birr 4, (1903); Ebu Dâvud, Edeb 129, (5141).
[7] Hikmet: Sağlam akıl ve doğru bilgi birikimi neticesinde isabetli söz söyleme yeteneği.
[8] Şükür: Yüce Allah'ın verdiği nimetleri görerek takdir edip Allah'ı lisan ve kalp ile anmak.
[9] Küfür: Yüce Allah'ın verdiği nimetleri gördüğü halde umursamamak, nankörlük etmek.
[10] 31/Lokman: 12
[11] Allah'a şirk koşmak: Yüce Allah'ın üstün özelliklerini yaratılmış varlıklara layık görmek. Başka bir ifadeyle: Yaratılmış varlıkları Allah'ın seviyesine çıkarmak.
[12] 31/Lokman: 13
[13] 31/Lokman: 16
[14] Sabır: Hedeflenen amaca ulaşmak için karşılaşılan güçlüklere iradeli şekilde tam direnmek. Burada zikredilen "İyiliği emret kötülükten de sakındır." eylemleri kolay bir şey olmadığından dolayı, sağlıklı bir sabır'a ihtiyaç vardır.
[15] "İnsanlara yüzünü bükme": Kibirlenme. insanları küçümseyerek yüz çevirme.
[16] "Kendini beğenen ve çok övünen" kimseler, içinde bulundukları konumlarını yeterli ve ulaşılması mümkün olmayan bir seviyede zannederler. Böylesi kişiler; hiçbir zaman kendilerini yenileyemezler. Değişen şartlar karşısında gülünç duruma düşerler.
[17] 31/Lokman: 18
[18] Yürüyüşünde tutumlu olmak: Gurur, kibir ve gösterişten uzak mütevazi bir şekilde yürümek.
[19] "Sesini de kıs": Etraftaki insanları rahatsız edecek tonda konuşma!
[20] Eşeğin anırması, kendisine melodi gibi gelebilir. Ama onun çirkin sesi, etraftaki kişilerin sinirlerini tahrip eder.
[21] 31/Lokman: 19